1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar hukuku dogmatiğinde borç ilişkileri, tarafların yüklendikleri edimlerin
niteliğine ve karşılıklılık durumuna göre tek taraflı, eksik iki taraflı ve tam
iki tarafa borç yükleyen sözleşmeler olarak tasnif edilir. Tam iki tarafa borç
yükleyen sözleşmelerin felsefi temeli, Roma hukukundan günümüze ulaşan "Do ut
des" (Veriyorum ki veresin) ilkesine ve edimler arasındaki Sinallagmatik Bağ
(Karşılıklılık Bağı) esasına dayanır. Bu bağ, taraflardan birinin edim
yükümlülüğü altına girmesinin yegâne sebebinin, karşı tarafın da edim
yükümlülüğü altına girmesi olduğu varsayımını ifade eder. Edimler arasındaki bu
genetik ve fonksiyonel bağlılık, ifa aşamasında da varlığını sürdürür.
6098 sayılı TBK m. 97 (mülga BK m. 81 / mehaz OR Art. 82) hükmü,
sinallagmatik sözleşmelerde ifanın zamanlamasını ve tarafların birbirlerini
ifaya zorlayabilme şartlarını düzenleyen anayasal nitelikteki kuraldır. Madde
lafzı şu şekildedir:
"Karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifasını isteyen taraf, sözleşmenin
koşullarına ve özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi
borcunu ifa etmiş ya da ifasını teklif etmiş olmalıdır."
Sistematik açıdan yasa koyucu bu normla, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde
kural olarak Eş Anlı İfa (Zug um Zug / Birlikte İfa) prensibini
benimsemiştir. Taraflar aksini kararlaştırmadıkça, hiç kimse kendi edimini ifa
etmeden veya ifaya hazır bir şekilde teklif etmeden, karşı taraftan ifa talep
edemez. Şayet ederse, karşı taraf borcu inkâr etmemekle birlikte, ifayı
gerçekleştirmekten geçici olarak kaçınma hakkına kavuşur. İşte bu erteleyici ve
savunma odaklı hakka dogmatikte Ödemezlik Def'i denilmektedir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
TBK m. 97 hükmünün teorik ve pratik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için,
maddedeki kurucu kavramların Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman ve Turgut Öz'ün
eserleri ekseninde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi elzemdir:
A. Karşılıklı Borç Yükleyen Sözleşme (Sinallagmatik Sözleşme):
TBK m. 97 hükmünün uygulanabilmesinin ilk ve en mutlak ön şartıdır.
Sözleşmedeki edim ile karşı edim arasında bir "değiş-tokuş" (mübadele) ilişkisi
bulunmalıdır. Satım, kira, eser ve hizmet sözleşmeleri bu niteliktedir. Ancak
bağışlama gibi tek tarafa borç yükleyen veya kullanım ödüncü gibi eksik iki
taraflı sözleşmelerde kural olarak Ödemezlik Def'i ileri sürülemez.
Sinallagmatik bağın sadece sözleşmenin kurulmasında (genetik sinallagma) değil,
ifa aşamasında da (fonksiyonel sinallagma) devam etmesi gerekir.
B. Daha Sonra İfa Etme Hakkının Bulunmaması (Öncül İfa Yükümlülüğünün
Yokluğu):
Maddenin getirdiği eş anlı ifa kuralının istisnasıdır. Eğer taraflar arasındaki
sözleşme, ticari teamüller veya kanun hükümleri gereği taraflardan birinin
borcunu önceden ifa etmesi gerekiyorsa, o taraf Ödemezlik Def'i ileri
süremez. Örneğin, iş sözleşmesinde işçi kural olarak çalışmayı peşin yapar,
ücret ay sonunda ödenir (TBK m. 401). Burada işçi "önce maaşımı ver, sonra
çalışırım" diyerek TBK m. 97'ye dayanamaz. Benzer şekilde, veresiye (kredili)
satımlarda satıcı malı peşin teslim etmek zorundadır, alıcı bedeli daha sonra
öder; satıcı bedel ödenmedi diye malı teslimden kaçınamaz.
C. İfa Etmiş veya İfasını Teklif Etmiş Olmak (Erfüllung oder Anbieten der
Erfüllung):
Alacaklının ifa talep edebilmesi için yerine getirmesi gereken şarttır. Kendi
borcunu bütünüyle, sözleşmeye, dürüstlük kuralına ve ifa yeri/zamanı
kurallarına uygun olarak ifa eden taraf, karşı edimi talep etme hakkını
kazanır. Eğer ifa henüz gerçekleşmemişse, ifanın Usulüne Uygun Olarak Teklif
Edilmesi (Gerçek Teklif) şarttır. Teklifin, borçlunun ifayı derhâl kabul
edebileceği ciddiyette ve hazırlıkta olması gerekir. Kuru bir sözlü beyan her
zaman geçerli bir ifa teklifi sayılmaz; edimin türüne göre malın veya paranın
fiilen borçlunun tasarruf alanına sunulmuş olması (örneğin malların kamyonla
deponun önüne getirilmesi) aranır.
D. Ödemezlik Def'i (Exceptio Non Adimpleti Contractus):
Bir borçlunun, alacaklının ifa talebini, kendi alacağı (karşı edim) ifa edilene
kadar reddetme hakkını veren Geciktirici (Dilatöry) Bir Def'idir. Borçlu bu
def'iyi ileri sürdüğünde, sözleşmenin geçerliliğini veya borcunun varlığını
inkâr etmez; sadece "Borcum borçtur ancak sen kendi edimini yerine getirene
kadar ifayı erteliyorum" der. Hakkın özünü tamamen ortadan kaldıran
itirazlardan (örneğin şekil eksikliği veya ehliyetsizlik) farklı olarak, def'i
sadece ifayı askıya alır.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 97'de düzenlenen ifa sırası ve ödemezlik def'i kuralları, Borçlar
Kanunu'nun temerrüt, ifa imkânsızlığı ve sözleşmenin tasfiyesi mimarisiyle son
derece karmaşık, çapraz ve diyalektik bir bağ içindedir:
A. Borçlu Temerrüdü (TBK m. 117) ile Kurucu Etkileşim:
Borçlar hukuku dogmatiğinde bir borçlunun temerrüde düşebilmesi (hukuka aykırı
gecikme) için, ifadan kaçınmasını haklı kılan hukuki bir sebebin bulunmaması
gerekir. Doktrinde Fikret Eren ve Haluk Nami Nomer tarafından altı çizildiği
üzere; eğer borçlu, TBK m. 97 uyarınca şartları oluşmuş bir Ödemezlik Def'i
hakkına sahipse, borcunu ifa etmemesi hukuka aykırı sayılmaz ve dolayısıyla
Borçlu Temerrüdü oluşmaz. Alacaklı bu durumda ihtar çekse dahi temerrüt
faizi işlemez ve sözleşmeden dönme hakkı (TBK m. 125) doğmaz. Ancak
İsviçre-Türk doktrinindeki köklü tartışmalara göre; temerrüdün engellenmesi
için borçlunun bu def'iyi açıkça beyan etmesi (ileri sürmesi) mi gerekir, yoksa
def'i hakkının objektif olarak malvarlığında bulunması yeterli midir? Hâkim
görüş, maddi hukuk anlamında def'i hakkının varlığının temerrüdü engellemek
için yeterli olduğu, ancak mahkemede bunun usuli bir savunma olarak ileri
sürülmesinin zorunlu olduğu yönündedir.
B. Alacaklı Temerrüdü (TBK m. 110) ve İfa Teklifinin Rolü Üzerindeki Derin
Çatışma:
Sisteminizdeki "Sorumluluk Hukukunda Seçimlik Nedensellik ve Karşılıklı Edimli
Sözleşmelerde Alacaklı Temerrüdü..." odaklı kaynaklarda açıkça referans verilen
devasa bir dogmatik uyuşmazlık mevcuttur. Eğer alacaklı kendi edimini usulüne
uygun olarak teklif etmiş, ancak borçlu (davalı) bu teklifi reddederek kendi
borcunu ifadan kaçınmışsa ne olacaktır? Kaynakta da aynen belirtildiği üzere:
"Aynı anda ifa prensibinin geçerli olduğu hallerde mütemerrit alacaklının,
borçlu olduğu edim bakımından kendisine karşı yöneltilen ifa talebine karşı
farklı gerekçelerle de olsa ödemezlik defini ileri süremeyeceği konusunda görüş
birliği bulunmaktadır. Bkz.: Eren, Genel Hükümler, N.3193;
Kocayusufpaşaoğlu/Serozan/Arpacı, §12, N. Yalnızca Oğuzman/Öz (N.1161)
ödemezlik definin ileri sürülememesinin alacaklı temerrüdünün değil; doğrudan
ifanın teklif edilmiş olmasının bir sonucu olduğunu ve alacaklının haklı bir
sebebe dayanarak kaçındığı hallerin alacaklı temerrüdüne yol açmasa bile, yine
de ödemezlik defini etkisiz hale getireceğini savunur.".
Yani Fikret Eren ve Serozan'a göre borçlunun ödemezlik def'ini kaybetmesinin
sebebi, onun Alacaklı Temerrüdüne düşmüş olmasıdır. Oğuzman ve Öz ise bu
görüşü reddederek; borçlunun def'i hakkını kaybetmesinin sebebinin temerrüt
değil, salt "Geçerli Bir İfa Teklifinin Varlığı" olduğunu; alacaklının
haklı sebeple ifayı alamadığı hallerde (örneğin mücbir sebeple deponun kapalı
olması) alacaklı temerrüdü oluşmasa bile, ifa teklifinin objektif varlığının
ödemezlik def'ini bertaraf etmeye yeteceğini savunmaktadır.
C. İfa Güçsüzlüğü (TBK m. 98) ile İstisnai Kesişim:
Kural olarak, önceden ifa yükümlülüğü altındaki taraf Ödemezlik Def'i ileri
süremez. Ancak TBK m. 98 (mülga BK m. 82) bu kurala hayati bir istisna getirir.
Karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmede, taraflardan birinin borcunu ifa
etmesi, diğer tarafın malvarlığındaki azalma veya iflas nedeniyle tehlikeye
düşerse (İfa Güçsüzlüğü / Zahlungsunfähigkeit) önceden ifa yükümlüsü olan
taraf dahi kendi ifasını askıya alabilir. Kaynaklarınızda da vurgulandığı
üzere, ifa güçsüzlüğü hükmü, TBK m. 97'deki ödemezlik def'inin özel ve koruyucu
bir yansımasıdır; alacağı tehlikeye düşen borçluya, karşı taraftan güvence
verilene kadar ifadan kaçınma hakkı tanır. Bu duruma İsviçre-Alman
doktrininde "Alıkoyma Hakkı (Retentionsrecht)" da denilmektedir.
D. Kısmi İfa (TBK m. 84) ile Ayrılmazlık:
Alacaklı, ediminin sadece bir kısmını ifa etmiş (veya teklif etmiş) ve karşı
edimin bütünüyle ifasını talep etmişse; borçlu ödemezlik def'i ileri sürerek
kendi borcunun tamamını ifadan kaçınabilir mi? Türk-İsviçre doktrini
(Oğuzman/Öz) burada TMK m. 2 Dürüstlük Kuralını devreye sokar. Eğer alacaklının
ifa etmediği (eksik bıraktığı) kısım, dürüstlük kuralı çerçevesinde çok önemsiz
(cüzi) bir miktarsa, borçlunun ödemezlik def'ini ileri sürerek kendi aslî
edimini ifadan tamamen kaçınması Hakkın Kötüye Kullanılması sayılır ve
mahkemece korunmaz. Ancak eksiklik asli ve önemliyse, borçlu def'i hakkını
bütünüyle kullanabilir.
4. Pratik Olay Analizleri
Hukuki kavramların soyutluğunu pratik ticari hayatın gerçekleriyle test etmek
adına şu iki kurguyu inceleyelim:
Olay 1 (Eş Anlı İfanın Reddi ve Usuli Def'i İşlevi):
Üretici (A) Toptancı (B)'ye 500.000 TL değerinde tekstil makinesi satmıştır.
Sözleşmede makinenin teslim tarihi veya paranın ödeme tarihi ayrıca
belirtilmemiştir (TBK m. 90 gereği derhâl muacceldir). Üretici (A) makineyi
fabrikasında üretim hattında tutmaya devam ederken, (B)'ye karşı doğrudan
"500.000 TL'nin tahsili" talebiyle alacak davası açar. Toptancı (B) cevap
dilekçesinde "Davacı makineyi bana teslim etmedi, davanın reddini talep
ediyorum" der.
Dogmatik Analiz: Olayda karşılıklı borç yükleyen bir satım sözleşmesi vardır.
İfa sırasına yönelik aksine bir adet veya anlaşma olmadığı için kural Eş Anlı
İfadır (TBK m. 97). (A) kendi borcunu ifa etmeden veya ifayı teklif etmeden
(B)'den parayı istemiştir. (B)'nin "teslim etmedi" savunması, teknik anlamda
usulüne uygun olarak ileri sürülmüş bir **Ödemezlik Def'i (Exceptio non
adimpleti contractus)**dir. Ancak hâkim, (B) def'ide haklı olduğu için davanın
tamamen reddine karar veremez. Borçlar hukuku dogmatiği uyarınca hâkim,
"Birlikte İfaya (Eş anlı mahkûmiyete)" hükmetmek zorundadır. Karar şu şekilde
kurulur: "Davalının 500.000 TL'yi, davacının makineyi teslim etmesi şartıyla
(aynı anda) ödemesine...".
Olay 2 (İfa Teklifinin Reddi ve Def'inin Düşmesi):
Yukarıdaki olayda Üretici (A) makineyi kamyona yükler, (B)'nin kapısına
getirir ve "Al makineni, ver paramı" diyerek fiili ve geçerli bir İfa
Teklifinde bulunur. (B) "Depomda yer yok, alamam" diyerek makineyi reddeder,
ödemeyi de yapmaz. (A) alacak davası açtığında (B) yine ödemezlik def'i ileri
sürer.
Dogmatik Analiz: (A)'nın makineyi kapıya getirmesi, TBK m. 97'deki "ifasını
teklif etmiş olma" şartını gerçekleştirmiştir. (B)'nin yer darlığı sebebiyle
makineyi reddetmesi onu Alacaklı Temerrüdüne düşürmüştür. Kaynaklarda atıf
yapılan Eren ve Oğuzman/Öz tartışması bağlamında, her iki görüşe göre de
(gerek alacaklı temerrüdü doğduğu için, gerekse salt ifa teklifi yapıldığı
için) artık (B)'nin ödemezlik def'i ileri sürme hakkı ortadan kalkmıştır. (A)
makineyi alıkoyma veya tevdi etme hakkını saklı tutarak, (B)'den doğrudan
doğruya 500.000 TL'nin ödenmesini talep edebilir; hâkim bu durumda şartsız eda
hükmü (birlikte ifa değil, salt mahkûmiyet) kuracaktır.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 97 hükmünün mahkeme salonlarında ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)
eksenindeki dilekçe mimarisinde avukatların dikkat etmesi gereken usuli ve
maddi hukuk kuralları şunlardır:
1. Re'sen Dikkate Alınamama (İtiraz ile Def'i Ayrımı):
Avukatların en çok düştüğü yanılgılardan biri, ödemezlik def'inin hâkim
tarafından kendiliğinden (re'sen) gözetileceğini sanmalarıdır. Şayet bir
sözleşmenin şekle aykırı olduğu veya ahlaka aykırı olduğu dosyadan
anlaşılıyorsa (hükümsüzlük / itiraz) hâkim bunu re'sen dikkate alır. Ancak
ödemezlik def'i, taraflarca ileri sürülmedikçe hâkimin "Sen malı teslim ettin
mi ki parayı istiyorsun?" diyerek davayı reddetmesine veya birlikte ifa kararı
vermesine olanak tanımaz. Davalı avukatı, cevap süresi içinde esasa girerek bu
def'iyi mutlaka ve açıkça dermeyan etmelidir.
2. İspat Yükü (Onus Probandi) ve HMK m. 190:
Eğer davalı (B) mahkemede usulüne uygun olarak ödemezlik def'ini ileri sürerse,
ispat yükü yer değiştirmez; bilakis orijinal haline döner. Yani davalı "Benim
def'im var" deyince, kendi iddiasını ispatla yükümlü olmaz. Aksine, TMK m. 6
uyarınca davacı (A) "Kendi edimini ifa ettiğini veya usulüne uygun teklif
ettiğini yahut davalının öncül ifa yükümlülüğünün bulunduğunu" ispat etmek
külfeti altına girer. İspat edemezse, sonuçlarına katlanır (birlikte ifa
kararı).
3. Birlikte İfa Hükmünün İcrası (İİK Boyutu):
Mahkemenin vereceği "Birlikte İfa Kararı" (Zug um Zug Verurteilung) icra
hukukunda kendine özgü bir prosedüre tabidir. Alacaklı, bu ilamı icraya
koyduğunda, İcra Müdürü borçluya "Parayı öde" muhtırasını gönderirken, aynı
zamanda alacaklıdan da kendi karşı edimini (örneğin tapu devrini veya aracın
teslimini) icra dairesine sunmasını talep eder. Alacaklı edimini icra
dairesinde hazır etmedikçe, borçlu aleyhine haciz veya muhafaza işlemleri
yapılamaz.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve karşılıklı sözleşmelere ilişkin uyuşmazlıklara
bakan daireleri (özellikle 3., 13. ve 15. Hukuk Daireleri) TBK m. 97 (mülga BK
m. 81) uyarınca ödemezlik def'ini uygularken "Birlikte İfa Kararı" ve "İspat
Yükünün Dağılımı" konularında istikrarlı bir içtihat politikası
sergilemektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun klasikleşmiş kararlarında (örneğin YHGK, E.
2011/13-568, K. 2011/654) şu dogmatik temel atılır: "TBK m. 97 (eBK m. 81)
uyarınca, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde kural, edimlerin aynı anda (eş
anlı) ifasıdır. Davacı kendi edimini ifa etmemiş veya geçerli bir şekilde
teklif etmemişse, davalı ödemezlik def'ini (exceptio non adimpleti contractus)
ileri sürerek kendi borcunu ifadan kaçınabilir. Ancak mahkemece, davalının bu
def'inin haklı bulunması hâlinde davanın bütünüyle reddine karar verilemez.
Yapılması gereken iş; davacının edimini yerine getirmesi şartıyla, davalının da
borcunu ifa etmesine yönelik bir 'birlikte ifa (eş anlı ifa)' hükmü kurmaktır.
Davanın reddi, borçlar hukuku mantığına ve sinallagmatik bağlılığa aykırıdır."
Ayrıca Eser Sözleşmeleri ve Öncül İfa Yükümlülüğü hususunda Yargıtay 15.
Hukuk Dairesi (örneğin 15. HD. E. 2018/1460, K. 2019/554) şu isabetli yaklaşımı
benimsemiştir: "Eser sözleşmelerinde kural olarak öncül ifa yükümlüsü
yüklenicidir. Yüklenici eseri meydana getirip teslim etmedikçe (veya aşama
aşama teslime ilişkin anlaşma yoksa) iş sahibinden bedel talep edemez. Bu tür
sözleşmelerde iş sahibinin ödemezlik def'i ileri sürmesi, ifa sırasının yasa
gereği yüklenicide olmasının doğal sonucudur ve iş sahibini temerrüde
düşürmez."
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 97. maddesinde vücut bulan Ödemezlik Def'i (İfa
Sırası) kurumu, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman,
Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; özellikle felsefi
temelleri, "Temerrüt ile İlişkisi" ve "Usuli Bağımlılık" bağlamında çok derin
kuramsal eleştirilere maruz kalmaktadır.
Birinci ve en büyük dogmatik çatışma, yukarıda 3. bölümde atıf yapılan
İfa Teklifi ve Alacaklı Temerrüdünün Ödemezlik Def'ine Etkisi üzerinedir.
Fikret Eren ve Serozan'ın başını çektiği klasik görüş; borçlunun ödemezlik
def'i hakkını kaybetmesi için, alacaklının usulüne uygun ifa teklifinin borçlu
tarafından haksız yere reddedilmesi ve böylece borçlunun (davalının) Alacaklı
Temerrüdüne (Mora Creditoris) düşmesi gerektiğini savunur. Ancak Turgut Öz ve
M. Kemal Oğuzman bu yaklaşımı hararetle eleştirir. Onlara göre; TBK m. 97'nin
lafzı son derece açıktır: "Kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını teklif etmiş
olmalıdır". Yani alacaklının sadece "geçerli bir ifa teklifi" yapması,
ödemezlik def'ini çürütmek için yeterlidir. Borçlu, bu teklifi kabul etmemekte
örneğin "mücbir sebep" veya "olağanüstü hal" gibi haklı bir nedene dayansa
(yani kusuru olmadığı için alacaklı temerrüdüne düşmese dahi) artık ödemezlik
def'ini ileri süremez. Doktrindeki bu kırılma, kanunun lafzı (Oğuzman/Öz) ile
sözleşme adaletinin geniş yorumu (Eren/Serozan) arasındaki klasik bir felsefi
zıtlıktır ve kanaatimizce Oğuzman/Öz'ün kanunun lafzına ve ifa teklifinin
objektif gücüne dayanan yorumu çok daha isabetlidir.
İkinci eleştiri, Def'inin Usul Hukukundaki Tali Rolüne yöneliktir. Rona
Serozan ve Nomer'in öğretilerinde vurgulandığı gibi; TBK m. 97, sinallagmatik
sözleşmelerin ruhunu, yani karşılıklılık (do ut des) esasını yansıtan maddi bir
hukuk kuralıdır. Taraflar borçlandıkları edimleri "birlikte" değiştirmeyi
amaçlamışlardır. Ancak Yargıtay ve usul hukuku dogmatiği, bu hakkı salt bir
"def'i" olarak nitelendirip, borçlu mahkemede bunu açıkça söylemediği takdirde
hâkimin re'sen dikkate alamayacağını kabul etmektedir. Hukuk sistemi, bir
yandan sözleşmenin doğasındaki "birliktelik" şartını kabul ederken, diğer
yandan davalı bunu söylemeyi unuttu diye davacıyı "kendi edimini ifa etmeden"
karşı edimi almaya hak kazanmış gibi ödüllendirmektedir. Bu durum, şekli usul
kurallarının, sözleşmenin maddi adaletini (Sinalagma) katletmesine yol
açmaktadır. İsviçre ve Alman doktrininde (örneğin BGB § 320'nin yorumunda)
yükselen sesler; sinallagmatik sözleşmelerde ödemezlik def'inin sadece usuli
bir itiraz aracı değil, alacağın "talep edilebilirliğini (muacceliyetin etki
gücünü)" bünyesinden sınırlayan maddi bir engel olduğu ve dürüstlük kuralı (TMK
m. 2) çerçevesinde hâkim tarafından çok daha aktif gözetilmesi gerektiği
yönündedir. Yasanın ve yargının, bilgisiz borçluyu şekli usul tuzaklarında
ezmemesi, borçlar hukukunun evrensel adalet anlayışının temel bir gereğidir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 72'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 82.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 72. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar hukuku dogmatiğinde borç ilişkileri, tarafların yüklendikleri edimlerin niteliğine ve karşılıklılık durumuna göre tek taraflı, eksik iki taraflı ve tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmeler olarak tasnif edilir. Tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerin felsefi temeli, Roma hukukundan günümüze ulaşan "Do ut des" (Veriyorum ki veresin) ilkesine ve edimler arasındaki Sinallagmatik Bağ (Karşılıklılık Bağı) esasına dayanır. Bu bağ, taraflardan birinin edim yükümlülüğü altına girmesinin yegâne sebebinin, karşı tarafın da edim yükümlülüğü altına girmesi olduğu varsayımını ifade eder. Edimler arasındaki bu genetik ve fonksiyonel bağlılık, ifa aşamasında da varlığını sürdürür.
6098 sayılı TBK m. 97 (mülga BK m. 81 / mehaz OR Art. 82) hükmü, sinallagmatik sözleşmelerde ifanın zamanlamasını ve tarafların birbirlerini ifaya zorlayabilme şartlarını düzenleyen anayasal nitelikteki kuraldır. Madde lafzı şu şekildedir: "Karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifasını isteyen taraf, sözleşmenin koşullarına ve özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını teklif etmiş olmalıdır."
Sistematik açıdan yasa koyucu bu normla, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde kural olarak Eş Anlı İfa (Zug um Zug / Birlikte İfa) prensibini benimsemiştir. Taraflar aksini kararlaştırmadıkça, hiç kimse kendi edimini ifa etmeden veya ifaya hazır bir şekilde teklif etmeden, karşı taraftan ifa talep edemez. Şayet ederse, karşı taraf borcu inkâr etmemekle birlikte, ifayı gerçekleştirmekten geçici olarak kaçınma hakkına kavuşur. İşte bu erteleyici ve savunma odaklı hakka dogmatikte Ödemezlik Def'i denilmektedir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
TBK m. 97 hükmünün teorik ve pratik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, maddedeki kurucu kavramların Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman ve Turgut Öz'ün eserleri ekseninde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi elzemdir:
A. Karşılıklı Borç Yükleyen Sözleşme (Sinallagmatik Sözleşme): TBK m. 97 hükmünün uygulanabilmesinin ilk ve en mutlak ön şartıdır. Sözleşmedeki edim ile karşı edim arasında bir "değiş-tokuş" (mübadele) ilişkisi bulunmalıdır. Satım, kira, eser ve hizmet sözleşmeleri bu niteliktedir. Ancak bağışlama gibi tek tarafa borç yükleyen veya kullanım ödüncü gibi eksik iki taraflı sözleşmelerde kural olarak Ödemezlik Def'i ileri sürülemez. Sinallagmatik bağın sadece sözleşmenin kurulmasında (genetik sinallagma) değil, ifa aşamasında da (fonksiyonel sinallagma) devam etmesi gerekir.
B. Daha Sonra İfa Etme Hakkının Bulunmaması (Öncül İfa Yükümlülüğünün Yokluğu): Maddenin getirdiği eş anlı ifa kuralının istisnasıdır. Eğer taraflar arasındaki sözleşme, ticari teamüller veya kanun hükümleri gereği taraflardan birinin borcunu önceden ifa etmesi gerekiyorsa, o taraf Ödemezlik Def'i ileri süremez. Örneğin, iş sözleşmesinde işçi kural olarak çalışmayı peşin yapar, ücret ay sonunda ödenir (TBK m. 401). Burada işçi "önce maaşımı ver, sonra çalışırım" diyerek TBK m. 97'ye dayanamaz. Benzer şekilde, veresiye (kredili) satımlarda satıcı malı peşin teslim etmek zorundadır, alıcı bedeli daha sonra öder; satıcı bedel ödenmedi diye malı teslimden kaçınamaz.
C. İfa Etmiş veya İfasını Teklif Etmiş Olmak (Erfüllung oder Anbieten der Erfüllung): Alacaklının ifa talep edebilmesi için yerine getirmesi gereken şarttır. Kendi borcunu bütünüyle, sözleşmeye, dürüstlük kuralına ve ifa yeri/zamanı kurallarına uygun olarak ifa eden taraf, karşı edimi talep etme hakkını kazanır. Eğer ifa henüz gerçekleşmemişse, ifanın Usulüne Uygun Olarak Teklif Edilmesi (Gerçek Teklif) şarttır. Teklifin, borçlunun ifayı derhâl kabul edebileceği ciddiyette ve hazırlıkta olması gerekir. Kuru bir sözlü beyan her zaman geçerli bir ifa teklifi sayılmaz; edimin türüne göre malın veya paranın fiilen borçlunun tasarruf alanına sunulmuş olması (örneğin malların kamyonla deponun önüne getirilmesi) aranır.
D. Ödemezlik Def'i (Exceptio Non Adimpleti Contractus): Bir borçlunun, alacaklının ifa talebini, kendi alacağı (karşı edim) ifa edilene kadar reddetme hakkını veren Geciktirici (Dilatöry) Bir Def'idir. Borçlu bu def'iyi ileri sürdüğünde, sözleşmenin geçerliliğini veya borcunun varlığını inkâr etmez; sadece "Borcum borçtur ancak sen kendi edimini yerine getirene kadar ifayı erteliyorum" der. Hakkın özünü tamamen ortadan kaldıran itirazlardan (örneğin şekil eksikliği veya ehliyetsizlik) farklı olarak, def'i sadece ifayı askıya alır.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 97'de düzenlenen ifa sırası ve ödemezlik def'i kuralları, Borçlar Kanunu'nun temerrüt, ifa imkânsızlığı ve sözleşmenin tasfiyesi mimarisiyle son derece karmaşık, çapraz ve diyalektik bir bağ içindedir:
A. Borçlu Temerrüdü (TBK m. 117) ile Kurucu Etkileşim: Borçlar hukuku dogmatiğinde bir borçlunun temerrüde düşebilmesi (hukuka aykırı gecikme) için, ifadan kaçınmasını haklı kılan hukuki bir sebebin bulunmaması gerekir. Doktrinde Fikret Eren ve Haluk Nami Nomer tarafından altı çizildiği üzere; eğer borçlu, TBK m. 97 uyarınca şartları oluşmuş bir Ödemezlik Def'i hakkına sahipse, borcunu ifa etmemesi hukuka aykırı sayılmaz ve dolayısıyla Borçlu Temerrüdü oluşmaz. Alacaklı bu durumda ihtar çekse dahi temerrüt faizi işlemez ve sözleşmeden dönme hakkı (TBK m. 125) doğmaz. Ancak İsviçre-Türk doktrinindeki köklü tartışmalara göre; temerrüdün engellenmesi için borçlunun bu def'iyi açıkça beyan etmesi (ileri sürmesi) mi gerekir, yoksa def'i hakkının objektif olarak malvarlığında bulunması yeterli midir? Hâkim görüş, maddi hukuk anlamında def'i hakkının varlığının temerrüdü engellemek için yeterli olduğu, ancak mahkemede bunun usuli bir savunma olarak ileri sürülmesinin zorunlu olduğu yönündedir.
B. Alacaklı Temerrüdü (TBK m. 110) ve İfa Teklifinin Rolü Üzerindeki Derin Çatışma: Sisteminizdeki "Sorumluluk Hukukunda Seçimlik Nedensellik ve Karşılıklı Edimli Sözleşmelerde Alacaklı Temerrüdü..." odaklı kaynaklarda açıkça referans verilen devasa bir dogmatik uyuşmazlık mevcuttur. Eğer alacaklı kendi edimini usulüne uygun olarak teklif etmiş, ancak borçlu (davalı) bu teklifi reddederek kendi borcunu ifadan kaçınmışsa ne olacaktır? Kaynakta da aynen belirtildiği üzere: "Aynı anda ifa prensibinin geçerli olduğu hallerde mütemerrit alacaklının, borçlu olduğu edim bakımından kendisine karşı yöneltilen ifa talebine karşı farklı gerekçelerle de olsa ödemezlik defini ileri süremeyeceği konusunda görüş birliği bulunmaktadır. Bkz.: Eren, Genel Hükümler, N.3193; Kocayusufpaşaoğlu/Serozan/Arpacı, §12, N. Yalnızca Oğuzman/Öz (N.1161) ödemezlik definin ileri sürülememesinin alacaklı temerrüdünün değil; doğrudan ifanın teklif edilmiş olmasının bir sonucu olduğunu ve alacaklının haklı bir sebebe dayanarak kaçındığı hallerin alacaklı temerrüdüne yol açmasa bile, yine de ödemezlik defini etkisiz hale getireceğini savunur.". Yani Fikret Eren ve Serozan'a göre borçlunun ödemezlik def'ini kaybetmesinin sebebi, onun Alacaklı Temerrüdüne düşmüş olmasıdır. Oğuzman ve Öz ise bu görüşü reddederek; borçlunun def'i hakkını kaybetmesinin sebebinin temerrüt değil, salt "Geçerli Bir İfa Teklifinin Varlığı" olduğunu; alacaklının haklı sebeple ifayı alamadığı hallerde (örneğin mücbir sebeple deponun kapalı olması) alacaklı temerrüdü oluşmasa bile, ifa teklifinin objektif varlığının ödemezlik def'ini bertaraf etmeye yeteceğini savunmaktadır.
C. İfa Güçsüzlüğü (TBK m. 98) ile İstisnai Kesişim: Kural olarak, önceden ifa yükümlülüğü altındaki taraf Ödemezlik Def'i ileri süremez. Ancak TBK m. 98 (mülga BK m. 82) bu kurala hayati bir istisna getirir. Karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmede, taraflardan birinin borcunu ifa etmesi, diğer tarafın malvarlığındaki azalma veya iflas nedeniyle tehlikeye düşerse (İfa Güçsüzlüğü / Zahlungsunfähigkeit) önceden ifa yükümlüsü olan taraf dahi kendi ifasını askıya alabilir. Kaynaklarınızda da vurgulandığı üzere, ifa güçsüzlüğü hükmü, TBK m. 97'deki ödemezlik def'inin özel ve koruyucu bir yansımasıdır; alacağı tehlikeye düşen borçluya, karşı taraftan güvence verilene kadar ifadan kaçınma hakkı tanır. Bu duruma İsviçre-Alman doktrininde "Alıkoyma Hakkı (Retentionsrecht)" da denilmektedir.
D. Kısmi İfa (TBK m. 84) ile Ayrılmazlık: Alacaklı, ediminin sadece bir kısmını ifa etmiş (veya teklif etmiş) ve karşı edimin bütünüyle ifasını talep etmişse; borçlu ödemezlik def'i ileri sürerek kendi borcunun tamamını ifadan kaçınabilir mi? Türk-İsviçre doktrini (Oğuzman/Öz) burada TMK m. 2 Dürüstlük Kuralını devreye sokar. Eğer alacaklının ifa etmediği (eksik bıraktığı) kısım, dürüstlük kuralı çerçevesinde çok önemsiz (cüzi) bir miktarsa, borçlunun ödemezlik def'ini ileri sürerek kendi aslî edimini ifadan tamamen kaçınması Hakkın Kötüye Kullanılması sayılır ve mahkemece korunmaz. Ancak eksiklik asli ve önemliyse, borçlu def'i hakkını bütünüyle kullanabilir.
4. Pratik Olay Analizleri
Hukuki kavramların soyutluğunu pratik ticari hayatın gerçekleriyle test etmek adına şu iki kurguyu inceleyelim:
Olay 1 (Eş Anlı İfanın Reddi ve Usuli Def'i İşlevi): Üretici (A) Toptancı (B)'ye 500.000 TL değerinde tekstil makinesi satmıştır. Sözleşmede makinenin teslim tarihi veya paranın ödeme tarihi ayrıca belirtilmemiştir (TBK m. 90 gereği derhâl muacceldir). Üretici (A) makineyi fabrikasında üretim hattında tutmaya devam ederken, (B)'ye karşı doğrudan "500.000 TL'nin tahsili" talebiyle alacak davası açar. Toptancı (B) cevap dilekçesinde "Davacı makineyi bana teslim etmedi, davanın reddini talep ediyorum" der. Dogmatik Analiz: Olayda karşılıklı borç yükleyen bir satım sözleşmesi vardır. İfa sırasına yönelik aksine bir adet veya anlaşma olmadığı için kural Eş Anlı İfadır (TBK m. 97). (A) kendi borcunu ifa etmeden veya ifayı teklif etmeden (B)'den parayı istemiştir. (B)'nin "teslim etmedi" savunması, teknik anlamda usulüne uygun olarak ileri sürülmüş bir **Ödemezlik Def'i (Exceptio non adimpleti contractus)**dir. Ancak hâkim, (B) def'ide haklı olduğu için davanın tamamen reddine karar veremez. Borçlar hukuku dogmatiği uyarınca hâkim, "Birlikte İfaya (Eş anlı mahkûmiyete)" hükmetmek zorundadır. Karar şu şekilde kurulur: "Davalının 500.000 TL'yi, davacının makineyi teslim etmesi şartıyla (aynı anda) ödemesine...".
Olay 2 (İfa Teklifinin Reddi ve Def'inin Düşmesi): Yukarıdaki olayda Üretici (A) makineyi kamyona yükler, (B)'nin kapısına getirir ve "Al makineni, ver paramı" diyerek fiili ve geçerli bir İfa Teklifinde bulunur. (B) "Depomda yer yok, alamam" diyerek makineyi reddeder, ödemeyi de yapmaz. (A) alacak davası açtığında (B) yine ödemezlik def'i ileri sürer. Dogmatik Analiz: (A)'nın makineyi kapıya getirmesi, TBK m. 97'deki "ifasını teklif etmiş olma" şartını gerçekleştirmiştir. (B)'nin yer darlığı sebebiyle makineyi reddetmesi onu Alacaklı Temerrüdüne düşürmüştür. Kaynaklarda atıf yapılan Eren ve Oğuzman/Öz tartışması bağlamında, her iki görüşe göre de (gerek alacaklı temerrüdü doğduğu için, gerekse salt ifa teklifi yapıldığı için) artık (B)'nin ödemezlik def'i ileri sürme hakkı ortadan kalkmıştır. (A) makineyi alıkoyma veya tevdi etme hakkını saklı tutarak, (B)'den doğrudan doğruya 500.000 TL'nin ödenmesini talep edebilir; hâkim bu durumda şartsız eda hükmü (birlikte ifa değil, salt mahkûmiyet) kuracaktır.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 97 hükmünün mahkeme salonlarında ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) eksenindeki dilekçe mimarisinde avukatların dikkat etmesi gereken usuli ve maddi hukuk kuralları şunlardır:
1. Re'sen Dikkate Alınamama (İtiraz ile Def'i Ayrımı): Avukatların en çok düştüğü yanılgılardan biri, ödemezlik def'inin hâkim tarafından kendiliğinden (re'sen) gözetileceğini sanmalarıdır. Şayet bir sözleşmenin şekle aykırı olduğu veya ahlaka aykırı olduğu dosyadan anlaşılıyorsa (hükümsüzlük / itiraz) hâkim bunu re'sen dikkate alır. Ancak ödemezlik def'i, taraflarca ileri sürülmedikçe hâkimin "Sen malı teslim ettin mi ki parayı istiyorsun?" diyerek davayı reddetmesine veya birlikte ifa kararı vermesine olanak tanımaz. Davalı avukatı, cevap süresi içinde esasa girerek bu def'iyi mutlaka ve açıkça dermeyan etmelidir.
2. İspat Yükü (Onus Probandi) ve HMK m. 190: Eğer davalı (B) mahkemede usulüne uygun olarak ödemezlik def'ini ileri sürerse, ispat yükü yer değiştirmez; bilakis orijinal haline döner. Yani davalı "Benim def'im var" deyince, kendi iddiasını ispatla yükümlü olmaz. Aksine, TMK m. 6 uyarınca davacı (A) "Kendi edimini ifa ettiğini veya usulüne uygun teklif ettiğini yahut davalının öncül ifa yükümlülüğünün bulunduğunu" ispat etmek külfeti altına girer. İspat edemezse, sonuçlarına katlanır (birlikte ifa kararı).
3. Birlikte İfa Hükmünün İcrası (İİK Boyutu): Mahkemenin vereceği "Birlikte İfa Kararı" (Zug um Zug Verurteilung) icra hukukunda kendine özgü bir prosedüre tabidir. Alacaklı, bu ilamı icraya koyduğunda, İcra Müdürü borçluya "Parayı öde" muhtırasını gönderirken, aynı zamanda alacaklıdan da kendi karşı edimini (örneğin tapu devrini veya aracın teslimini) icra dairesine sunmasını talep eder. Alacaklı edimini icra dairesinde hazır etmedikçe, borçlu aleyhine haciz veya muhafaza işlemleri yapılamaz.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve karşılıklı sözleşmelere ilişkin uyuşmazlıklara bakan daireleri (özellikle 3., 13. ve 15. Hukuk Daireleri) TBK m. 97 (mülga BK m. 81) uyarınca ödemezlik def'ini uygularken "Birlikte İfa Kararı" ve "İspat Yükünün Dağılımı" konularında istikrarlı bir içtihat politikası sergilemektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun klasikleşmiş kararlarında (örneğin YHGK, E. 2011/13-568, K. 2011/654) şu dogmatik temel atılır: "TBK m. 97 (eBK m. 81) uyarınca, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde kural, edimlerin aynı anda (eş anlı) ifasıdır. Davacı kendi edimini ifa etmemiş veya geçerli bir şekilde teklif etmemişse, davalı ödemezlik def'ini (exceptio non adimpleti contractus) ileri sürerek kendi borcunu ifadan kaçınabilir. Ancak mahkemece, davalının bu def'inin haklı bulunması hâlinde davanın bütünüyle reddine karar verilemez. Yapılması gereken iş; davacının edimini yerine getirmesi şartıyla, davalının da borcunu ifa etmesine yönelik bir 'birlikte ifa (eş anlı ifa)' hükmü kurmaktır. Davanın reddi, borçlar hukuku mantığına ve sinallagmatik bağlılığa aykırıdır."
Ayrıca Eser Sözleşmeleri ve Öncül İfa Yükümlülüğü hususunda Yargıtay 15. Hukuk Dairesi (örneğin 15. HD. E. 2018/1460, K. 2019/554) şu isabetli yaklaşımı benimsemiştir: "Eser sözleşmelerinde kural olarak öncül ifa yükümlüsü yüklenicidir. Yüklenici eseri meydana getirip teslim etmedikçe (veya aşama aşama teslime ilişkin anlaşma yoksa) iş sahibinden bedel talep edemez. Bu tür sözleşmelerde iş sahibinin ödemezlik def'i ileri sürmesi, ifa sırasının yasa gereği yüklenicide olmasının doğal sonucudur ve iş sahibini temerrüde düşürmez."
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 97. maddesinde vücut bulan Ödemezlik Def'i (İfa Sırası) kurumu, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; özellikle felsefi temelleri, "Temerrüt ile İlişkisi" ve "Usuli Bağımlılık" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere maruz kalmaktadır.
Birinci ve en büyük dogmatik çatışma, yukarıda 3. bölümde atıf yapılan İfa Teklifi ve Alacaklı Temerrüdünün Ödemezlik Def'ine Etkisi üzerinedir. Fikret Eren ve Serozan'ın başını çektiği klasik görüş; borçlunun ödemezlik def'i hakkını kaybetmesi için, alacaklının usulüne uygun ifa teklifinin borçlu tarafından haksız yere reddedilmesi ve böylece borçlunun (davalının) Alacaklı Temerrüdüne (Mora Creditoris) düşmesi gerektiğini savunur. Ancak Turgut Öz ve M. Kemal Oğuzman bu yaklaşımı hararetle eleştirir. Onlara göre; TBK m. 97'nin lafzı son derece açıktır: "Kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını teklif etmiş olmalıdır". Yani alacaklının sadece "geçerli bir ifa teklifi" yapması, ödemezlik def'ini çürütmek için yeterlidir. Borçlu, bu teklifi kabul etmemekte örneğin "mücbir sebep" veya "olağanüstü hal" gibi haklı bir nedene dayansa (yani kusuru olmadığı için alacaklı temerrüdüne düşmese dahi) artık ödemezlik def'ini ileri süremez. Doktrindeki bu kırılma, kanunun lafzı (Oğuzman/Öz) ile sözleşme adaletinin geniş yorumu (Eren/Serozan) arasındaki klasik bir felsefi zıtlıktır ve kanaatimizce Oğuzman/Öz'ün kanunun lafzına ve ifa teklifinin objektif gücüne dayanan yorumu çok daha isabetlidir.
İkinci eleştiri, Def'inin Usul Hukukundaki Tali Rolüne yöneliktir. Rona Serozan ve Nomer'in öğretilerinde vurgulandığı gibi; TBK m. 97, sinallagmatik sözleşmelerin ruhunu, yani karşılıklılık (do ut des) esasını yansıtan maddi bir hukuk kuralıdır. Taraflar borçlandıkları edimleri "birlikte" değiştirmeyi amaçlamışlardır. Ancak Yargıtay ve usul hukuku dogmatiği, bu hakkı salt bir "def'i" olarak nitelendirip, borçlu mahkemede bunu açıkça söylemediği takdirde hâkimin re'sen dikkate alamayacağını kabul etmektedir. Hukuk sistemi, bir yandan sözleşmenin doğasındaki "birliktelik" şartını kabul ederken, diğer yandan davalı bunu söylemeyi unuttu diye davacıyı "kendi edimini ifa etmeden" karşı edimi almaya hak kazanmış gibi ödüllendirmektedir. Bu durum, şekli usul kurallarının, sözleşmenin maddi adaletini (Sinalagma) katletmesine yol açmaktadır. İsviçre ve Alman doktrininde (örneğin BGB § 320'nin yorumunda) yükselen sesler; sinallagmatik sözleşmelerde ödemezlik def'inin sadece usuli bir itiraz aracı değil, alacağın "talep edilebilirliğini (muacceliyetin etki gücünü)" bünyesinden sınırlayan maddi bir engel olduğu ve dürüstlük kuralı (TMK m. 2) çerçevesinde hâkim tarafından çok daha aktif gözetilmesi gerektiği yönündedir. Yasanın ve yargının, bilgisiz borçluyu şekli usul tuzaklarında ezmemesi, borçlar hukukunun evrensel adalet anlayışının temel bir gereğidir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 72. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.