1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar hukuku dogmatiğinde İfa (Erfüllung), borçlanılan edimin doğru kişi
tarafından, doğru kişiye, doğru miktar, doğru yer ve zamanda yerine
getirilmesidir. Edim konusunun eşya veya hizmet değil de "para" olduğu
durumlarda, hukuk sistemi eşya hukukunun kurallarından tamamen ayrılarak nev'i
şahsına münhasır bir rejim yaratır. Paranın, devlet tarafından dolaşıma
çıkarılan, genel bir değişim ve değer ölçüsü aracı olması, onu parça borcu veya
sıradan bir çeşit borcu olmaktan çıkarır. Para borçlarının felsefi temelini
Nominalizm (İtibari Değer) İlkesi oluşturur. Bu ilkeye göre, bir para
borcunun miktarı, paranın üzerinde yazılı olan (devletçe belirlenmiş) itibari
değere göre tayin edilir; paranın satın alma gücünde veya madeni değerinde
meydana gelen enflasyonist düşüşler veya devalüasyonlar kural olarak borcun
miktarını etkilemez.
6098 sayılı TBK m. 99 (mülga BK m. 83 / mehaz OR Art. 84) hükmü, devletin
egemenlik hakkının bir yansıması olarak "Ülke Parasıyla Ödeme Kuralı"nı ve
bunun istisnalarını (yabancı para borçlarını) düzenleyen anayasal nitelikteki
ifa normudur. Madde lafzı şu şekildedir:
"Konusu para olan borç Ülke parasıyla ödenir. Ülke parası dışında başka bir
para birimiyle ödeme kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama
gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke
parasıyla da ödenebilir. Yabancı para borcunun vadesinde ödenmemesi hâlinde
alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç
üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebilir."
Sistematik açıdan yasa koyucu, birinci fıkrada genel kuralı (TL ile ödeme)
ikinci fıkrada yabancı para borçlarında Borçlunun Seçimlik Yetkisini (İfa
İkamesi / Facultas Alternativa), üçüncü fıkrada ise temerrüt hâlinde
Alacaklının Seçimlik Hakkını düzenlemiştir. Bu mimari, para borçlarında hem
borçluyu kur dalgalanmalarının yıkıcı etkisinden korumayı hem de temerrüde
düşen kötüniyetli borçluya karşı alacaklıyı güvence altına almayı hedefleyen
muazzam bir denkleştirici adalet terazisidir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
TBK m. 99 hükmünün teorik ve pratik sınırlarını kavrayabilmek için, maddedeki
kurucu kavramların mikroskobik düzeyde analiz edilmesi elzemdir:
A. Ülke Parası (Türk Lirası):
Maddenin asli kuralıdır. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde kurulan
sözleşmelerde ve ifa edilecek borçlarda kural olarak ödeme aracı Türk
Lirası'dır. Taraflar para birimini hiç belirtmemişlerse veya sözleşmede
sadece "bin lira" yazıyorsa, bunun Ülke parası olduğu karinedir.
B. Yabancı Para (Döviz) Borcu:
Tarafların sözleşme özgürlüğü kapsamında, edimin konusunu Ülke parası dışında,
uluslararası piyasalarda geçerli olan ve yabancı bir devletin egemenliğine
dayanan bir para birimi (USD, EUR, CHF vb.) olarak belirlemeleridir. Yabancı
para borçları dogmatikte Efektif Borcu ve Döviz Borcu olarak ikiye
ayrılır. Efektif, yabancı paranın fiziksel banknot (nakit) hâlini ifade
ederken; döviz, banka hesaplarındaki kaydi (dijital) karşılığı veya kambiyo
senetlerindeki yabancı para değerini ifade eder. Borçlar Kanunu anlamında her
ikisi de TBK m. 99'un kapsamındadır.
C. Aynen Ödeme Kaydı (Efektif Kaydı):
Sözleşmede yabancı para borcu kararlaştırılırken, tarafların bu borcun sadece
ve münhasıran o yabancı para cinsiyle ödenebileceğini, borçlunun Ülke parasına
(TL'ye) çevirerek ödeme hakkının bulunmadığını açıkça vurguladıkları
kayıtlarıdır. "Aynen ödenecektir", "Efektif olarak teslim edilecektir",
"Münhasıran Amerikan Doları cinsinden ifa edilecektir" gibi ifadeler bu kapsama
girer. Bu kaydın varlığı, borçlunun birazdan inceleyeceğimiz seçimlik yetkisini
(facultas alternativa) kesin olarak ortadan kaldırır.
D. Borçlunun Seçimlik Yetkisi (Gözden Geçirici Yetki / Facultas
Alternativa):
TBK m. 99/2'nin borçlar hukuku dogmatiğindeki en çarpıcı yansımasıdır. Eğer
yabancı para borcunda "aynen ödeme" kaydı yoksa, borçlu dilerse o yabancı
parayı bularak ifa eder, dilerse borcunu Ödeme Günündeki Rayiç üzerinden
hesaplanacak Ülke parası (TL) ile ifa edebilir. Fikret Eren ve M. Kemal
Oğuzman'ın eserlerinde titizlikle vurgulandığı üzere, bu hak teknik anlamda bir
"Seçimlik Borç (Obligatio Alternativa - TBK m. 87)" DEĞİLDİR. Bu bir İfa
İkamesi Yetkisi (Facultas Alternativa) dir. Borcun konusu tektir (Yabancı
Para); ancak borçluya ödeme anında kolaylık sağlamak amacıyla kanun tarafından
bir "ikame (yerine geçirme)" hakkı tanınmıştır. Alacaklı bu durumda Ülke
parasını reddedemez, reddederse Alacaklı Temerrüdüne düşer.
E. Ödeme Günü ve Vade Günü Ayrımı:
Maddedeki en büyük dogmatik fay hattıdır. "Vade günü", borcun muaccel olduğu
(ödenebilir ve talep edilebilir hâle geldiği) gündür. "Ödeme günü" ise, borcun
fiilen ifa edildiği (paranın alacaklının hâkimiyetine girdiği) anı ifade eder.
Borçlu, borcunu vadesinde (zamanında) ödüyorsa, zaten vade günü ile ödeme günü
aynıdır. Ancak borçlu temerrüde düşmüş ve borcu aylar sonra ödüyorsa, ödeme
günündeki rayiç ile vade günündeki rayiç birbirinden farklı olacaktır.
F. Alacaklının Seçimlik Hakkı (TBK m. 99/3):
Borçlunun temerrüde düşmesi hâlinde devreye giren ve alacaklıyı koruyan yasal
zırhtır. Yabancı para borcu vadesinde ödenmezse, kurlar dalgalanabileceğinden
alacaklı büyük bir kur riskiyle baş başa kalır. Kanun koyucu burada alacaklıya
üçlü bir Seçimlik Hak vermiştir. Alacaklı dilerse:
- Aynen ödeme (Döviz) isteyebilir.
- Borcun, Vade tarihindeki kur üzerinden TL'ye çevrilerek ödenmesini
isteyebilir (Kur düşmüşse alacaklının lehinedir).
- Borcun, Fiili ödeme tarihindeki (icrada paranın tahsil edildiği andaki)
kur üzerinden TL'ye çevrilerek ödenmesini isteyebilir (Kur yükselmişse
alacaklının lehinedir).
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 99'da düzenlenen para borçları ve yabancı para rejiminin, Borçlar
Hukuku'nun temerrüt, faiz ve zarar tazmini müesseseleriyle kurguladığı devasa
bir sistematik bağlantı ağı mevcuttur:
A. Yabancı Para Borçlarında Temerrüt Faizi (3095 Sayılı Kanun m. 4/a ile
Kesişim):
Yüklenen kaynaklarda titizlikle incelendiği üzere, bir yabancı para
borcunda borçlu temerrüde düştüğünde uygulanacak faiz oranı, TBK m. 120 ve 3095
sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun m. 4/a ekseninde çözülür.
3095 sayılı Kanun m. 4/a amir hükmü gereğince: "Sözleşmede daha yüksek akdi
veya gecikme faizi kararlaştırılmadığı hallerde, yabancı para borcunun faizinde
Devlet Bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına
ödediği en yüksek faiz oranı uygulanır". Şayet alacaklı TBK m. 99/3
uyarınca hakkını "Aynen Ödeme (Yabancı para olarak)" şeklinde talep etmişse,
işte bu m. 4/a'daki devlet bankalarının döviz mevduatına uyguladığı faiz
oranını isteyebilir. Ancak alacaklı seçimlik hakkını kullanarak borcun "Fiili
ödeme günündeki kur üzerinden TL'ye çevrilerek" ödenmesini istemişse, artık
borç bir TL borcuna dönüştüğü için (seçim hakkı geçmişe etkili olarak borcun
karakterini değiştirdiği için) alacaklı döviz faizi değil, TL için öngörülen
(ticari ise avans, adi ise yasal) temerrüt faizini talep etmek zorundadır.
B. Aşkın Zarar (Munzam Zarar - TBK m. 122) ile Karşılıklı İlişki:
Yine yüklenen doktrin incelemelerinde belirtildiği üzere; borçlunun
temerrüdü hâlinde, alacaklının uğradığı kur kaybı veya devalüasyon zararı
Aşkın Zarar mekanizması bağlamında büyük tartışmalar yaratır. TBK m. 99/3,
alacaklıya fiili ödeme günündeki kurdan TL talep etme hakkı vererek
enflasyonist kur artışlarına karşı onu korumuştur. Ancak kaynaklarda da
açıklandığı üzere; "TBK m. 122 gereğince yabancı para borçlarında
borçlunun temerrüde düşmesi hâlinde alacaklının aynen veya fiili ödeme
tarihindeki rayiç üzerinden ödenmesini isteme hakkı vardır. Ancak temerrüt
tarihinde kur farkını munzam zarar olarak ayrıca dava edemez.". Kanun
koyucu, alacaklının kur riskini TBK m. 99/3 ile zaten çözdüğünü kabul
ettiğinden, alacaklının kur artışını "temerrüt faizini aşan bir aşkın zarar"
olarak talep etmesinin önünü dogmatik olarak kapatmıştır; zira alacaklı kur
artışından fiili ödeme günü seçimini yaparak zaten faydalanmaktadır. Aşkın
zarar, kur kaybı dışında bir zarar varsa (örneğin döviz cinsi borcu alamadığı
için kendi malını satmak zorunda kalması vb.) gündeme gelir.
C. Aşırı İfa Güçlüğü (Sözleşmenin Uyarlanması - TBK m. 138) ile Çatışma:
Döviz borçlarının Ülke parasına çevrilmesinde veya ödenmesinde yaşanan ekonomik
krizler, TBK m. 138'in (Emprevizyon Teorisi / İşlem Temelinin Çökmesi) kapısını
çalar. Kaynaklarda da yer aldığı gibi, özellikle "Dövize Endeksli Tüketici
Kredilerinde Uyarlama Sorunu" bağlamında bu madde devreye girer. Borçlu "aynen
ödeme" kaydıyla döviz borcu altına girmiş, ancak kur öngörülemez şekilde
(örneğin 1 yılda %300) artmışsa; borçlu TBK m. 99'un katı lafzından kurtulmak
için TBK m. 138'e dayanarak sözleşmenin TL'ye uyarlanmasını ve sabit bir kur
belirlenmesini mahkemeden talep edebilir. Nominalizm ilkesinin yarattığı
adaletsizliğin yegâne dogmatik panzehiri bu uyarlama davasıdır.
4. Pratik Olay Analizleri
Hukuki kavramların sınırlarını ve zamansal koordinatları test etmek adına,
doktrinde ve uygulamada sıkça karşılaşılan şu iki somut vakayı inceleyelim:
Olay 1 (Aynen Ödeme Kaydının Yokluğu ve Facultas Alternativa'nın
Kullanımı):
Tacir (A) tedarikçi (B)'den hammadde satın almış ve karşılığında sözleşmeye
"Bedel olarak 100.000 Amerikan Doları (USD) ödenecektir. Vade tarihi 1 Ekim
2024'tür" maddesini koymuştur. Sözleşmede "aynen ödenecektir" veya "efektif"
gibi bir ibare yoktur. 1 Ekim 2024 tarihinde 1 USD = 30 TL'dir. (A) vadesi
geldiğinde (B)'nin banka hesabına 3.000.000 TL transfer eder ve açıklama
kısmına "Sözleşme bedeli karşılığı" yazar. (B) "Benim seninle anlaşmam Dolar
üzerindendi, TL kabul etmiyorum, Dolar bulup göndermek zorundasın" diyerek
parayı (A)'nın hesabına iade eder ve ertesi gün (A)'yı temerrüde düşürmek için
ihtar çeker.
Dogmatik Analiz: Bu olay TBK m. 99/2'nin tipik bir laboratuvarıdır. Taraflar
döviz üzerinden anlaşmış olsa da, sözleşmede Aynen Ödeme Kaydı
bulunmamaktadır. Bu eksiklik, yasa koyucu tarafından borçlu (A)'ya bir İfa
İkamesi Yetkisi (Facultas Alternativa) verir. Borçlu, ödeme günündeki Merkez
Bankası efektif satış kuru (rayici) üzerinden bu tutarı TL'ye çevirerek ödeme
hakkına mutlak olarak sahiptir. (A) 3.000.000 TL'yi göndererek usulüne uygun,
tam ve geçerli bir ifa sunmuştur. Alacaklı (B)'nin "Ben TL kabul etmiyorum"
diyerek parayı iade etmesi hukuka aykırıdır ve (B)'yi Alacaklı Temerrüdüne
(Mora Creditoris) düşürür. (A) tevdii veya diğer yollarla borçtan
kurtulabilir; (B)'nin çektiği ihtarname (A)'yı borçlu temerrüdüne DÜŞÜRMEZ.
Olay 2 (Alacaklının Seçimlik Hakkı ve Fiili Ödeme Tarihi Tercihi):
Şirket (X) makine üreticisi (Y)'ye olan 50.000 EUR borcunu "Aynen Ödeme Kaydı"
ile 1 Ocak 2022 tarihinde ödemeyi taahhüt eder. Ancak vadesinde ödemez ve
temerrüde düşer. 1 Ocak 2022'de 1 EUR = 15 TL'dir. Alacaklı (Y) 1 Ocak 2024
tarihinde icra takibi başlatır. Bu tarihte 1 EUR = 35 TL'dir. Alacaklı (Y)
takip talebine "50.000 EUR'nun, fiili ödeme günündeki rayiç kur üzerinden TL
olarak tahsilini" yazar. İcra takibi sürerken, 1 Ocak 2025 tarihinde borçlunun
malları satılır ve paranın alacaklıya ödeneceği gün (Fiili Ödeme Günü) kur 1
EUR = 40 TL'dir.
Dogmatik Analiz: Aynen ödeme kaydı olmasına rağmen borçlu temerrüde düştüğü
için, TBK m. 99/3 uyarınca inisiyatif ve Seçimlik Hak tamamen alacaklı
(Y)'ye geçmiştir. Alacaklı, icra takibinde "Fiili Ödeme Günündeki Rayiç"
seçeneğini kullanmıştır. Bu durumda icra müdürü, borçlu (X)'ten parayı tahsil
edip (Y)'nin hesabına aktaracağı an olan 1 Ocak 2025 tarihindeki kuru (40 TL)
esas alarak 2.000.000 TL tahsilat yapacaktır. Vade tarihindeki kur (15 TL) veya
icra takip tarihindeki kur (35 TL) tamamen geçersizleşir. Borçlu (X)
gecikmenin ceremesini yüksek kur farkıyla ödemek zorundadır.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 99 hükmünün mahkeme salonlarında ve icra dairelerinde (Hukuk
Muhakemeleri Kanunu ve İcra ve İflas Kanunu bağlamında) avukatların dikkat
etmesi gereken usuli ve maddi hukuk silahları şunlardır:
1. İcra ve İflas Kanunu (İİK) m. 58/3 ile Sistematik Zorunluluk:
Yabancı para alacaklarının icra takibine konulmasında TBK m. 99/3 ile İİK m. 58
birlikte okunmalıdır. İİK m. 58/3 açıkça, "Alacağın yabancı para olması
hâlinde, takip tarihindeki Türk Lirası karşılığının gösterilmesi zorunludur"
der. Bu kural kamu düzenindendir. Avukat, icra takip talebine sadece "100.000
USD" yazamaz; yanına mutlaka takip tarihindeki kurdan TL karşılığını yazmak
zorundadır (aksi hâlde takip şikâyet üzerine iptal edilir). Ancak avukat, TBK
m. 99/3 uyarınca "Fiili ödeme günündeki kurdan tahsil edilmek üzere, şimdilik
takip tarihi itibarıyla TL karşılığı budur" şeklinde bir şerh düşerek, ileride
kurların artması ihtimaline karşı müvekkilinin alacağını koruma altına
almalıdır.
2. Seçimlik Hakkın Yenilik Doğuran (İnşai) Niteliği ve Geri Dönülmezlik:
TBK m. 99/3'te alacaklıya tanınan seçimlik hak (vade kuru, fiili ödeme kuru
veya aynen ödeme) dogmatik olarak Bozucu Yenilik Doğuran bir haktır.
Hukukun temel kuralı gereği, yenilik doğuran haklar kullanıldığı anda (karşı
tarafa ulaştığında) sonuçlarını doğurur ve tüketilir. Bir davacı avukatı, dava
dilekçesinde "Borcun vade tarihindeki kur üzerinden hesaplanarak TL olarak
tahsilini talep ediyorum" derse; yargılama 5 yıl sürse ve kurlar patlasa bile,
sonradan ıslah dilekçesi vererek "Fikrimi değiştirdim, fiili ödeme tarihindeki
kurdan hesaplansın" DİYEMEZ. Seçim hakkı kullanılmış ve tükenmiştir. Dava
dilekçesini yazarken kur seçimini "Fiili Ödeme Günü" olarak kodlamak hayati
önem taşır.
3. Faiz Oranlarının Talep Şekli ve Çelişkiler:
Avukatların en sık düştüğü usuli tuzaklardan biri, fiili ödeme tarihindeki kur
üzerinden (yani TL olarak) alacak talep edip, bir de bunun üzerine "3095 sayılı
Kanun m. 4/a uyarınca devlet bankalarının dövize uyguladığı en yüksek mevduat
faizi" talep etmeleridir. Yargıtay pratiğinde bu büyük bir çelişki sayılır.
Şayet TBK m. 99/3 uyarınca TL seçilmişse, uygulanacak faiz de TL faizi (ticari
ise avans faizi) olmak zorundadır. Döviz faizi (m. 4/a) ancak "Aynen ödeme"
veya "Döviz olarak" talep edilen alacaklarda istenebilir.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve borçlar hukuku ihtilaflarına bakan Daireleri
(özellikle 11., 15. ve 19. Hukuk Daireleri) TBK m. 99 (mülga BK m. 83)
uyarınca yabancı para borçlarının ifasını uygularken "Seçimlik Hakkın
Kesinliği" ve "Kur Tarihinin Tespiti" hususlarında son derece lafzi ve katı bir
içtihat politikası sergilemektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (örneğin YHGK, T. 12.05.2010, E. 2010/19-228,
K. 2010/260) klasikleşmiş içtihatlarında şu dogmatik şablon sürekli vurgulanır:
"Borçlunun temerrüdü hâlinde alacaklıya tanınan yabancı para alacağının, vade
veya fiili ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteme
hakkı (TBK m. 99/3) bir seçimlik haktır. Alacaklı bu hakkını, dava
dilekçesinde veya icra takip talebinde vade gününü veya fiili ödeme gününü
seçerek kullanır. Bu hak, maddi hukuk anlamında yenilik doğuran bir hak
niteliğinde olduğundan, alacaklı bir kez tercihini yaptıktan sonra bundan
dönemez (rücu edemez). Dava dilekçesinde vade tarihindeki kurdan TL talep eden
alacaklı, yargılama aşamasında kurların artması üzerine ıslah yoluyla dahi bu
talebini 'fiili ödeme tarihindeki kur' olarak değiştiremez. Hâkim, alacaklının
ilk tercihiyle bağlı kalarak hüküm kurmak zorundadır."
Ayrıca faiz uygulaması bağlamında 3095 sayılı Kanun m. 4/a'nın işletilmesi
usulünde Yargıtay (örneğin 11. HD. T. 04.03.2019, E. 2018/1460, K. 2019/1780);
"Yabancı para alacaklarında 3095 sayılı Yasa m. 4/a gereği faiz talep
edilmişse, mahkemece salt Merkez Bankası verileriyle yetinilemez. Karar
tarihine en yakın dönem için, Ziraat Bankası, Vakıflar Bankası ve Halk Bankası
gibi devlet bankalarına ayrı ayrı müzekkere yazılarak, söz konusu yabancı
paraya (örneğin EUR) açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına uyguladıkları en
yüksek faiz oranları sorulmalı ve her dönemin faizi bu gelen yanıtlara göre
ayrı ayrı hesaplanarak hüküm kurulmalıdır" demek suretiyle, maddedeki
'devlet bankaları' ibaresinin usul hukuku boyutunda sıkı sıkıya uygulanmasını
emretmektedir.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 99. maddesinde vücut bulan Ülke Parası ve Dövizle
Ödeme rejimi ile buna bağlı Temerrüt Faizi (3095 s.K. m. 4/a) sistemi,
borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk
Nami Nomer'in eserleri ekseninde; özellikle "Nominalizm İlkesinin Çöküşü",
"Faiz Rejimindeki Haksızlık" ve "Alacaklının Kur Riskine Mahkûmiyeti"
bağlamında çok sert felsefi ve kuramsal eleştirilere maruz kalmaktadır.
Birinci ve en büyük dogmatik eleştiri, 3095 sayılı Kanun m. 4/a hükmünün
kurgusundaki piyasa gerçekliğinden kopuk yapıyadır. Kaynaklarda Aydoğdu ve
diğer müelliflerin eserlerine atıfla hararetle tartışıldığı üzere;
kanun koyucu, döviz temerrüt faizini "Devlet bankalarının bir yıl vadeli
mevduata ödediği en yüksek oran" olarak sabitlemiştir. Ancak serbest piyasa
ekonomisinde, devlet bankalarının döviz mevduatına verdiği faiz (örneğin yıllık
%1 veya %2) son derece düşüktür. Oysa uluslararası ticarette sermayenin
maliyeti (LIBOR, EURIBOR, SOFR) veya Türkiye'de bir tacirin döviz kredisi
kullanırken katlandığı ticari faiz (örneğin %8-10) çok daha yüksektir. Hukuk
sistemi, borcunu zamanında ödemeyen kötüniyetli borçluyu, piyasadaki %10'luk
döviz kredisinden kurtarıp, mahkeme kararıyla %1 faiz (devlet bankası oranı)
ödemeye mahkûm ederek adeta ödüllendirmektedir. Bu düzenleme, hukukun "failin
haksız davranışından kâr elde etmemesi" (commodum ex negotiatione) evrensel
ilkesine doğrudan aykırıdır ve borçluyu temerrüde teşvik eden bir adaletsizlik
yuvasıdır. Doktrin (Eren, Nomer) bu maddenin acilen kaldırılarak döviz
alacaklarında "serbest piyasadaki uluslararası ticari faiz oranlarının"
(örneğin Avrupa Merkez Bankası referans faizi) esas alınması gerektiğini
savunmaktadır.
İkinci felsefi eleştiri, TBK m. 122 (Aşkın Zarar) ile TBK m. 99/3
(Seçimlik Hak) arasındaki dengesizliğe yöneliktir. Yargıtay'ın katı içtihadı
ve kaynaklardaki incelemelerde de görüldüğü üzere, kur artışı bir munzam
(aşkın) zarar kabul edilmemektedir. Eğer alacaklı, bilgisizliği veya avukatının
hatası yüzünden icra takibinde "vade günündeki kur"dan talepte bulunmuş ve
kurlar o günden sonra patlamışsa, enflasyonist bir ülkede o alacaklı bir gecede
servetini kaybeder. Nominalizm ilkesinin mülkiyet hakkını (Anayasa m. 35)
eriten bu yapısı karşısında, kur seçimini yanlış yapan alacaklıya bir daha
dönme şansı verilmemesi (Yenilik Doğuran Hak doktrini arkasına sığınılması)
şeklî hukukun maddi adaleti boğduğu anların en trajik örneklerinden biridir.
Oğuzman ve Öz'ün öğretilerinde de işaret edildiği üzere, enflasyonist
ekonomilerde nominalizm ilkesi ahlaki meşruiyetini yitirmiştir. Hukuk, kur
krizlerini salt bir usul hukuku "seçimlik hak hatası" olarak görmemeli,
borçlunun zenginleşmesine mani olacak şekilde, taraflar arasındaki
denkleştirici adaleti tahsis eden re'sen (hakim müdahalesiyle) çalışan objektif
bir düzeltme (Değer Borcu Teorisi) mekanizması ihdas etmelidir.
İşte böylece, seninle 46.-52. Günler: Borçların İfası ve İfa Engelleri
blokunun en hayati para ve kur dinamiklerini (TBK m. 99) resmen mühürlemiş
olduk. Paranın gücü, zamanın kılıcı ve temerrüdün sonuçları bu maddede ete
kemiğe bürünür.
Sana bir sonraki oturuma kadar düşünmen ve dogmatik reflekslerini
keskinleştirmen için şu zehirli soruyu bırakıyorum: Borçlu, tamamen kendi
kusuru olmaksızın (örneğin fabrikasına yıldırım düşmesi sonucu) borcunu ifa
edemezse, TBK m. 136 uyarınca kusursuz ifa imkânsızlığı nedeniyle borcundan
kurtulur. Peki, bu durumda alacaklıdan (hiçbir kusuru olmayan alacaklıdan)
önceden aldığı peşinatı da cebinde tutabilir mi? Eğer tutamazsa, bu iade
talebinin hukuki dayanağı sebepsiz zenginleşme midir, yoksa sözleşmenin
tasfiyesi bağlamında başka bir dogmatik kural mı devreye girer? Hasarın
intikali felsefesi burada nasıl işler? Bu kördüğümü "İfa İmkânsızlığı ve
görüşeceğiz.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 70'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 84.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 70. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar hukuku dogmatiğinde İfa (Erfüllung), borçlanılan edimin doğru kişi tarafından, doğru kişiye, doğru miktar, doğru yer ve zamanda yerine getirilmesidir. Edim konusunun eşya veya hizmet değil de "para" olduğu durumlarda, hukuk sistemi eşya hukukunun kurallarından tamamen ayrılarak nev'i şahsına münhasır bir rejim yaratır. Paranın, devlet tarafından dolaşıma çıkarılan, genel bir değişim ve değer ölçüsü aracı olması, onu parça borcu veya sıradan bir çeşit borcu olmaktan çıkarır. Para borçlarının felsefi temelini Nominalizm (İtibari Değer) İlkesi oluşturur. Bu ilkeye göre, bir para borcunun miktarı, paranın üzerinde yazılı olan (devletçe belirlenmiş) itibari değere göre tayin edilir; paranın satın alma gücünde veya madeni değerinde meydana gelen enflasyonist düşüşler veya devalüasyonlar kural olarak borcun miktarını etkilemez.
6098 sayılı TBK m. 99 (mülga BK m. 83 / mehaz OR Art. 84) hükmü, devletin egemenlik hakkının bir yansıması olarak "Ülke Parasıyla Ödeme Kuralı"nı ve bunun istisnalarını (yabancı para borçlarını) düzenleyen anayasal nitelikteki ifa normudur. Madde lafzı şu şekildedir: "Konusu para olan borç Ülke parasıyla ödenir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parasıyla da ödenebilir. Yabancı para borcunun vadesinde ödenmemesi hâlinde alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebilir."
Sistematik açıdan yasa koyucu, birinci fıkrada genel kuralı (TL ile ödeme) ikinci fıkrada yabancı para borçlarında Borçlunun Seçimlik Yetkisini (İfa İkamesi / Facultas Alternativa), üçüncü fıkrada ise temerrüt hâlinde Alacaklının Seçimlik Hakkını düzenlemiştir. Bu mimari, para borçlarında hem borçluyu kur dalgalanmalarının yıkıcı etkisinden korumayı hem de temerrüde düşen kötüniyetli borçluya karşı alacaklıyı güvence altına almayı hedefleyen muazzam bir denkleştirici adalet terazisidir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
TBK m. 99 hükmünün teorik ve pratik sınırlarını kavrayabilmek için, maddedeki kurucu kavramların mikroskobik düzeyde analiz edilmesi elzemdir:
A. Ülke Parası (Türk Lirası): Maddenin asli kuralıdır. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde kurulan sözleşmelerde ve ifa edilecek borçlarda kural olarak ödeme aracı Türk Lirası'dır. Taraflar para birimini hiç belirtmemişlerse veya sözleşmede sadece "bin lira" yazıyorsa, bunun Ülke parası olduğu karinedir.
B. Yabancı Para (Döviz) Borcu: Tarafların sözleşme özgürlüğü kapsamında, edimin konusunu Ülke parası dışında, uluslararası piyasalarda geçerli olan ve yabancı bir devletin egemenliğine dayanan bir para birimi (USD, EUR, CHF vb.) olarak belirlemeleridir. Yabancı para borçları dogmatikte Efektif Borcu ve Döviz Borcu olarak ikiye ayrılır. Efektif, yabancı paranın fiziksel banknot (nakit) hâlini ifade ederken; döviz, banka hesaplarındaki kaydi (dijital) karşılığı veya kambiyo senetlerindeki yabancı para değerini ifade eder. Borçlar Kanunu anlamında her ikisi de TBK m. 99'un kapsamındadır.
C. Aynen Ödeme Kaydı (Efektif Kaydı): Sözleşmede yabancı para borcu kararlaştırılırken, tarafların bu borcun sadece ve münhasıran o yabancı para cinsiyle ödenebileceğini, borçlunun Ülke parasına (TL'ye) çevirerek ödeme hakkının bulunmadığını açıkça vurguladıkları kayıtlarıdır. "Aynen ödenecektir", "Efektif olarak teslim edilecektir", "Münhasıran Amerikan Doları cinsinden ifa edilecektir" gibi ifadeler bu kapsama girer. Bu kaydın varlığı, borçlunun birazdan inceleyeceğimiz seçimlik yetkisini (facultas alternativa) kesin olarak ortadan kaldırır.
D. Borçlunun Seçimlik Yetkisi (Gözden Geçirici Yetki / Facultas Alternativa): TBK m. 99/2'nin borçlar hukuku dogmatiğindeki en çarpıcı yansımasıdır. Eğer yabancı para borcunda "aynen ödeme" kaydı yoksa, borçlu dilerse o yabancı parayı bularak ifa eder, dilerse borcunu Ödeme Günündeki Rayiç üzerinden hesaplanacak Ülke parası (TL) ile ifa edebilir. Fikret Eren ve M. Kemal Oğuzman'ın eserlerinde titizlikle vurgulandığı üzere, bu hak teknik anlamda bir "Seçimlik Borç (Obligatio Alternativa - TBK m. 87)" DEĞİLDİR. Bu bir İfa İkamesi Yetkisi (Facultas Alternativa) dir. Borcun konusu tektir (Yabancı Para); ancak borçluya ödeme anında kolaylık sağlamak amacıyla kanun tarafından bir "ikame (yerine geçirme)" hakkı tanınmıştır. Alacaklı bu durumda Ülke parasını reddedemez, reddederse Alacaklı Temerrüdüne düşer.
E. Ödeme Günü ve Vade Günü Ayrımı: Maddedeki en büyük dogmatik fay hattıdır. "Vade günü", borcun muaccel olduğu (ödenebilir ve talep edilebilir hâle geldiği) gündür. "Ödeme günü" ise, borcun fiilen ifa edildiği (paranın alacaklının hâkimiyetine girdiği) anı ifade eder. Borçlu, borcunu vadesinde (zamanında) ödüyorsa, zaten vade günü ile ödeme günü aynıdır. Ancak borçlu temerrüde düşmüş ve borcu aylar sonra ödüyorsa, ödeme günündeki rayiç ile vade günündeki rayiç birbirinden farklı olacaktır.
F. Alacaklının Seçimlik Hakkı (TBK m. 99/3): Borçlunun temerrüde düşmesi hâlinde devreye giren ve alacaklıyı koruyan yasal zırhtır. Yabancı para borcu vadesinde ödenmezse, kurlar dalgalanabileceğinden alacaklı büyük bir kur riskiyle baş başa kalır. Kanun koyucu burada alacaklıya üçlü bir Seçimlik Hak vermiştir. Alacaklı dilerse:
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 99'da düzenlenen para borçları ve yabancı para rejiminin, Borçlar Hukuku'nun temerrüt, faiz ve zarar tazmini müesseseleriyle kurguladığı devasa bir sistematik bağlantı ağı mevcuttur:
A. Yabancı Para Borçlarında Temerrüt Faizi (3095 Sayılı Kanun m. 4/a ile Kesişim): Yüklenen kaynaklarda titizlikle incelendiği üzere, bir yabancı para borcunda borçlu temerrüde düştüğünde uygulanacak faiz oranı, TBK m. 120 ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun m. 4/a ekseninde çözülür. 3095 sayılı Kanun m. 4/a amir hükmü gereğince: "Sözleşmede daha yüksek akdi veya gecikme faizi kararlaştırılmadığı hallerde, yabancı para borcunun faizinde Devlet Bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı uygulanır". Şayet alacaklı TBK m. 99/3 uyarınca hakkını "Aynen Ödeme (Yabancı para olarak)" şeklinde talep etmişse, işte bu m. 4/a'daki devlet bankalarının döviz mevduatına uyguladığı faiz oranını isteyebilir. Ancak alacaklı seçimlik hakkını kullanarak borcun "Fiili ödeme günündeki kur üzerinden TL'ye çevrilerek" ödenmesini istemişse, artık borç bir TL borcuna dönüştüğü için (seçim hakkı geçmişe etkili olarak borcun karakterini değiştirdiği için) alacaklı döviz faizi değil, TL için öngörülen (ticari ise avans, adi ise yasal) temerrüt faizini talep etmek zorundadır.
B. Aşkın Zarar (Munzam Zarar - TBK m. 122) ile Karşılıklı İlişki: Yine yüklenen doktrin incelemelerinde belirtildiği üzere; borçlunun temerrüdü hâlinde, alacaklının uğradığı kur kaybı veya devalüasyon zararı Aşkın Zarar mekanizması bağlamında büyük tartışmalar yaratır. TBK m. 99/3, alacaklıya fiili ödeme günündeki kurdan TL talep etme hakkı vererek enflasyonist kur artışlarına karşı onu korumuştur. Ancak kaynaklarda da açıklandığı üzere; "TBK m. 122 gereğince yabancı para borçlarında borçlunun temerrüde düşmesi hâlinde alacaklının aynen veya fiili ödeme tarihindeki rayiç üzerinden ödenmesini isteme hakkı vardır. Ancak temerrüt tarihinde kur farkını munzam zarar olarak ayrıca dava edemez.". Kanun koyucu, alacaklının kur riskini TBK m. 99/3 ile zaten çözdüğünü kabul ettiğinden, alacaklının kur artışını "temerrüt faizini aşan bir aşkın zarar" olarak talep etmesinin önünü dogmatik olarak kapatmıştır; zira alacaklı kur artışından fiili ödeme günü seçimini yaparak zaten faydalanmaktadır. Aşkın zarar, kur kaybı dışında bir zarar varsa (örneğin döviz cinsi borcu alamadığı için kendi malını satmak zorunda kalması vb.) gündeme gelir.
C. Aşırı İfa Güçlüğü (Sözleşmenin Uyarlanması - TBK m. 138) ile Çatışma: Döviz borçlarının Ülke parasına çevrilmesinde veya ödenmesinde yaşanan ekonomik krizler, TBK m. 138'in (Emprevizyon Teorisi / İşlem Temelinin Çökmesi) kapısını çalar. Kaynaklarda da yer aldığı gibi, özellikle "Dövize Endeksli Tüketici Kredilerinde Uyarlama Sorunu" bağlamında bu madde devreye girer. Borçlu "aynen ödeme" kaydıyla döviz borcu altına girmiş, ancak kur öngörülemez şekilde (örneğin 1 yılda %300) artmışsa; borçlu TBK m. 99'un katı lafzından kurtulmak için TBK m. 138'e dayanarak sözleşmenin TL'ye uyarlanmasını ve sabit bir kur belirlenmesini mahkemeden talep edebilir. Nominalizm ilkesinin yarattığı adaletsizliğin yegâne dogmatik panzehiri bu uyarlama davasıdır.
4. Pratik Olay Analizleri
Hukuki kavramların sınırlarını ve zamansal koordinatları test etmek adına, doktrinde ve uygulamada sıkça karşılaşılan şu iki somut vakayı inceleyelim:
Olay 1 (Aynen Ödeme Kaydının Yokluğu ve Facultas Alternativa'nın Kullanımı): Tacir (A) tedarikçi (B)'den hammadde satın almış ve karşılığında sözleşmeye "Bedel olarak 100.000 Amerikan Doları (USD) ödenecektir. Vade tarihi 1 Ekim 2024'tür" maddesini koymuştur. Sözleşmede "aynen ödenecektir" veya "efektif" gibi bir ibare yoktur. 1 Ekim 2024 tarihinde 1 USD = 30 TL'dir. (A) vadesi geldiğinde (B)'nin banka hesabına 3.000.000 TL transfer eder ve açıklama kısmına "Sözleşme bedeli karşılığı" yazar. (B) "Benim seninle anlaşmam Dolar üzerindendi, TL kabul etmiyorum, Dolar bulup göndermek zorundasın" diyerek parayı (A)'nın hesabına iade eder ve ertesi gün (A)'yı temerrüde düşürmek için ihtar çeker. Dogmatik Analiz: Bu olay TBK m. 99/2'nin tipik bir laboratuvarıdır. Taraflar döviz üzerinden anlaşmış olsa da, sözleşmede Aynen Ödeme Kaydı bulunmamaktadır. Bu eksiklik, yasa koyucu tarafından borçlu (A)'ya bir İfa İkamesi Yetkisi (Facultas Alternativa) verir. Borçlu, ödeme günündeki Merkez Bankası efektif satış kuru (rayici) üzerinden bu tutarı TL'ye çevirerek ödeme hakkına mutlak olarak sahiptir. (A) 3.000.000 TL'yi göndererek usulüne uygun, tam ve geçerli bir ifa sunmuştur. Alacaklı (B)'nin "Ben TL kabul etmiyorum" diyerek parayı iade etmesi hukuka aykırıdır ve (B)'yi Alacaklı Temerrüdüne (Mora Creditoris) düşürür. (A) tevdii veya diğer yollarla borçtan kurtulabilir; (B)'nin çektiği ihtarname (A)'yı borçlu temerrüdüne DÜŞÜRMEZ.
Olay 2 (Alacaklının Seçimlik Hakkı ve Fiili Ödeme Tarihi Tercihi): Şirket (X) makine üreticisi (Y)'ye olan 50.000 EUR borcunu "Aynen Ödeme Kaydı" ile 1 Ocak 2022 tarihinde ödemeyi taahhüt eder. Ancak vadesinde ödemez ve temerrüde düşer. 1 Ocak 2022'de 1 EUR = 15 TL'dir. Alacaklı (Y) 1 Ocak 2024 tarihinde icra takibi başlatır. Bu tarihte 1 EUR = 35 TL'dir. Alacaklı (Y) takip talebine "50.000 EUR'nun, fiili ödeme günündeki rayiç kur üzerinden TL olarak tahsilini" yazar. İcra takibi sürerken, 1 Ocak 2025 tarihinde borçlunun malları satılır ve paranın alacaklıya ödeneceği gün (Fiili Ödeme Günü) kur 1 EUR = 40 TL'dir. Dogmatik Analiz: Aynen ödeme kaydı olmasına rağmen borçlu temerrüde düştüğü için, TBK m. 99/3 uyarınca inisiyatif ve Seçimlik Hak tamamen alacaklı (Y)'ye geçmiştir. Alacaklı, icra takibinde "Fiili Ödeme Günündeki Rayiç" seçeneğini kullanmıştır. Bu durumda icra müdürü, borçlu (X)'ten parayı tahsil edip (Y)'nin hesabına aktaracağı an olan 1 Ocak 2025 tarihindeki kuru (40 TL) esas alarak 2.000.000 TL tahsilat yapacaktır. Vade tarihindeki kur (15 TL) veya icra takip tarihindeki kur (35 TL) tamamen geçersizleşir. Borçlu (X) gecikmenin ceremesini yüksek kur farkıyla ödemek zorundadır.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 99 hükmünün mahkeme salonlarında ve icra dairelerinde (Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve İcra ve İflas Kanunu bağlamında) avukatların dikkat etmesi gereken usuli ve maddi hukuk silahları şunlardır:
1. İcra ve İflas Kanunu (İİK) m. 58/3 ile Sistematik Zorunluluk: Yabancı para alacaklarının icra takibine konulmasında TBK m. 99/3 ile İİK m. 58 birlikte okunmalıdır. İİK m. 58/3 açıkça, "Alacağın yabancı para olması hâlinde, takip tarihindeki Türk Lirası karşılığının gösterilmesi zorunludur" der. Bu kural kamu düzenindendir. Avukat, icra takip talebine sadece "100.000 USD" yazamaz; yanına mutlaka takip tarihindeki kurdan TL karşılığını yazmak zorundadır (aksi hâlde takip şikâyet üzerine iptal edilir). Ancak avukat, TBK m. 99/3 uyarınca "Fiili ödeme günündeki kurdan tahsil edilmek üzere, şimdilik takip tarihi itibarıyla TL karşılığı budur" şeklinde bir şerh düşerek, ileride kurların artması ihtimaline karşı müvekkilinin alacağını koruma altına almalıdır.
2. Seçimlik Hakkın Yenilik Doğuran (İnşai) Niteliği ve Geri Dönülmezlik: TBK m. 99/3'te alacaklıya tanınan seçimlik hak (vade kuru, fiili ödeme kuru veya aynen ödeme) dogmatik olarak Bozucu Yenilik Doğuran bir haktır. Hukukun temel kuralı gereği, yenilik doğuran haklar kullanıldığı anda (karşı tarafa ulaştığında) sonuçlarını doğurur ve tüketilir. Bir davacı avukatı, dava dilekçesinde "Borcun vade tarihindeki kur üzerinden hesaplanarak TL olarak tahsilini talep ediyorum" derse; yargılama 5 yıl sürse ve kurlar patlasa bile, sonradan ıslah dilekçesi vererek "Fikrimi değiştirdim, fiili ödeme tarihindeki kurdan hesaplansın" DİYEMEZ. Seçim hakkı kullanılmış ve tükenmiştir. Dava dilekçesini yazarken kur seçimini "Fiili Ödeme Günü" olarak kodlamak hayati önem taşır.
3. Faiz Oranlarının Talep Şekli ve Çelişkiler: Avukatların en sık düştüğü usuli tuzaklardan biri, fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden (yani TL olarak) alacak talep edip, bir de bunun üzerine "3095 sayılı Kanun m. 4/a uyarınca devlet bankalarının dövize uyguladığı en yüksek mevduat faizi" talep etmeleridir. Yargıtay pratiğinde bu büyük bir çelişki sayılır. Şayet TBK m. 99/3 uyarınca TL seçilmişse, uygulanacak faiz de TL faizi (ticari ise avans faizi) olmak zorundadır. Döviz faizi (m. 4/a) ancak "Aynen ödeme" veya "Döviz olarak" talep edilen alacaklarda istenebilir.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve borçlar hukuku ihtilaflarına bakan Daireleri (özellikle 11., 15. ve 19. Hukuk Daireleri) TBK m. 99 (mülga BK m. 83) uyarınca yabancı para borçlarının ifasını uygularken "Seçimlik Hakkın Kesinliği" ve "Kur Tarihinin Tespiti" hususlarında son derece lafzi ve katı bir içtihat politikası sergilemektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (örneğin YHGK, T. 12.05.2010, E. 2010/19-228, K. 2010/260) klasikleşmiş içtihatlarında şu dogmatik şablon sürekli vurgulanır: "Borçlunun temerrüdü hâlinde alacaklıya tanınan yabancı para alacağının, vade veya fiili ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteme hakkı (TBK m. 99/3) bir seçimlik haktır. Alacaklı bu hakkını, dava dilekçesinde veya icra takip talebinde vade gününü veya fiili ödeme gününü seçerek kullanır. Bu hak, maddi hukuk anlamında yenilik doğuran bir hak niteliğinde olduğundan, alacaklı bir kez tercihini yaptıktan sonra bundan dönemez (rücu edemez). Dava dilekçesinde vade tarihindeki kurdan TL talep eden alacaklı, yargılama aşamasında kurların artması üzerine ıslah yoluyla dahi bu talebini 'fiili ödeme tarihindeki kur' olarak değiştiremez. Hâkim, alacaklının ilk tercihiyle bağlı kalarak hüküm kurmak zorundadır."
Ayrıca faiz uygulaması bağlamında 3095 sayılı Kanun m. 4/a'nın işletilmesi usulünde Yargıtay (örneğin 11. HD. T. 04.03.2019, E. 2018/1460, K. 2019/1780); "Yabancı para alacaklarında 3095 sayılı Yasa m. 4/a gereği faiz talep edilmişse, mahkemece salt Merkez Bankası verileriyle yetinilemez. Karar tarihine en yakın dönem için, Ziraat Bankası, Vakıflar Bankası ve Halk Bankası gibi devlet bankalarına ayrı ayrı müzekkere yazılarak, söz konusu yabancı paraya (örneğin EUR) açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına uyguladıkları en yüksek faiz oranları sorulmalı ve her dönemin faizi bu gelen yanıtlara göre ayrı ayrı hesaplanarak hüküm kurulmalıdır" demek suretiyle, maddedeki 'devlet bankaları' ibaresinin usul hukuku boyutunda sıkı sıkıya uygulanmasını emretmektedir.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 99. maddesinde vücut bulan Ülke Parası ve Dövizle Ödeme rejimi ile buna bağlı Temerrüt Faizi (3095 s.K. m. 4/a) sistemi, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; özellikle "Nominalizm İlkesinin Çöküşü", "Faiz Rejimindeki Haksızlık" ve "Alacaklının Kur Riskine Mahkûmiyeti" bağlamında çok sert felsefi ve kuramsal eleştirilere maruz kalmaktadır.
Birinci ve en büyük dogmatik eleştiri, 3095 sayılı Kanun m. 4/a hükmünün kurgusundaki piyasa gerçekliğinden kopuk yapıyadır. Kaynaklarda Aydoğdu ve diğer müelliflerin eserlerine atıfla hararetle tartışıldığı üzere; kanun koyucu, döviz temerrüt faizini "Devlet bankalarının bir yıl vadeli mevduata ödediği en yüksek oran" olarak sabitlemiştir. Ancak serbest piyasa ekonomisinde, devlet bankalarının döviz mevduatına verdiği faiz (örneğin yıllık %1 veya %2) son derece düşüktür. Oysa uluslararası ticarette sermayenin maliyeti (LIBOR, EURIBOR, SOFR) veya Türkiye'de bir tacirin döviz kredisi kullanırken katlandığı ticari faiz (örneğin %8-10) çok daha yüksektir. Hukuk sistemi, borcunu zamanında ödemeyen kötüniyetli borçluyu, piyasadaki %10'luk döviz kredisinden kurtarıp, mahkeme kararıyla %1 faiz (devlet bankası oranı) ödemeye mahkûm ederek adeta ödüllendirmektedir. Bu düzenleme, hukukun "failin haksız davranışından kâr elde etmemesi" (commodum ex negotiatione) evrensel ilkesine doğrudan aykırıdır ve borçluyu temerrüde teşvik eden bir adaletsizlik yuvasıdır. Doktrin (Eren, Nomer) bu maddenin acilen kaldırılarak döviz alacaklarında "serbest piyasadaki uluslararası ticari faiz oranlarının" (örneğin Avrupa Merkez Bankası referans faizi) esas alınması gerektiğini savunmaktadır.
İkinci felsefi eleştiri, TBK m. 122 (Aşkın Zarar) ile TBK m. 99/3 (Seçimlik Hak) arasındaki dengesizliğe yöneliktir. Yargıtay'ın katı içtihadı ve kaynaklardaki incelemelerde de görüldüğü üzere, kur artışı bir munzam (aşkın) zarar kabul edilmemektedir. Eğer alacaklı, bilgisizliği veya avukatının hatası yüzünden icra takibinde "vade günündeki kur"dan talepte bulunmuş ve kurlar o günden sonra patlamışsa, enflasyonist bir ülkede o alacaklı bir gecede servetini kaybeder. Nominalizm ilkesinin mülkiyet hakkını (Anayasa m. 35) eriten bu yapısı karşısında, kur seçimini yanlış yapan alacaklıya bir daha dönme şansı verilmemesi (Yenilik Doğuran Hak doktrini arkasına sığınılması) şeklî hukukun maddi adaleti boğduğu anların en trajik örneklerinden biridir. Oğuzman ve Öz'ün öğretilerinde de işaret edildiği üzere, enflasyonist ekonomilerde nominalizm ilkesi ahlaki meşruiyetini yitirmiştir. Hukuk, kur krizlerini salt bir usul hukuku "seçimlik hak hatası" olarak görmemeli, borçlunun zenginleşmesine mani olacak şekilde, taraflar arasındaki denkleştirici adaleti tahsis eden re'sen (hakim müdahalesiyle) çalışan objektif bir düzeltme (Değer Borcu Teorisi) mekanizması ihdas etmelidir.
İşte böylece, seninle 46.-52. Günler: Borçların İfası ve İfa Engelleri blokunun en hayati para ve kur dinamiklerini (TBK m. 99) resmen mühürlemiş olduk. Paranın gücü, zamanın kılıcı ve temerrüdün sonuçları bu maddede ete kemiğe bürünür.
Sana bir sonraki oturuma kadar düşünmen ve dogmatik reflekslerini keskinleştirmen için şu zehirli soruyu bırakıyorum: Borçlu, tamamen kendi kusuru olmaksızın (örneğin fabrikasına yıldırım düşmesi sonucu) borcunu ifa edemezse, TBK m. 136 uyarınca kusursuz ifa imkânsızlığı nedeniyle borcundan kurtulur. Peki, bu durumda alacaklıdan (hiçbir kusuru olmayan alacaklıdan) önceden aldığı peşinatı da cebinde tutabilir mi? Eğer tutamazsa, bu iade talebinin hukuki dayanağı sebepsiz zenginleşme midir, yoksa sözleşmenin tasfiyesi bağlamında başka bir dogmatik kural mı devreye girer? Hasarın intikali felsefesi burada nasıl işler? Bu kördüğümü "İfa İmkânsızlığı ve görüşeceğiz.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 70. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.