1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) sistematiğinde 7. madde, "Borç İlişkisinin Kaynakları" başlıklı birinci kısmın, "Sözleşmeden Doğan Borç İlişkileri" alt başlığı içinde, öneri (icap) kurumunun düzenlendiği alanda yer alır. Hukuk sistemimizde borç ilişkilerinin asli kaynağı olan sözleşmeler, kural olarak tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarıyla kurulur. Bir sözleşmenin kurulabilmesi için sürecin daima bir öneri ile başlaması yasal bir zorunluluktur. Ancak TBK m. 7, klasik öneri kurallarına getirilmiş katı ve korumacı bir istisnayı içerir. Bu hüküm, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nda açıkça yer almayan, ancak doktrin ve yargı kararlarıyla kısmen uygulanan bir ilkenin, 6098 sayılı yeni Kanun ile mehaz İsviçre Borçlar Kanunu (OR) Art. 7'den esinlenilerek pozitif bir norm hâline getirilmiş şeklidir.
Maddenin düzenleme amacı, modern piyasa ekonomisinde giderek yaygınlaşan agresif pazarlama stratejilerinin ve dayatmacı satış taktiklerinin önüne geçmektir. İrade özerkliği ilkesi, yalnızca kişilerin istedikleri sözleşmeyi yapma özgürlüğünü değil; aynı zamanda istemedikleri bir sözleşmenin tarafı olmama özgürlüğünü de güvence altına alır. Satıcıların, tüketicilere veya diğer işletmelere hiçbir talep olmaksızın mal göndererek onları bir oldubittiyle karşı karşıya bırakması, hukuk düzeni tarafından korunamaz. Kanun koyucu, kişileri "istemediği bir malı iade etme zahmetinden" ve "iade etmediği takdirde borç altına girme korkusundan" kurtarmak amacıyla bu kesin kuralı koymuştur.
Tarihsel olarak 6098 sayılı TBK 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe girmiştir; m. 7 yeni Kanun'un getirdiği özgün düzenlemelerden biridir. Doktrinde Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler eserinde bu maddenin sözleşme hukukunun güven teorisinin kötü niyetli satıcılar tarafından istismar edilmesini engelleyen bir emniyet hükmü işlevi gördüğünü vurgular.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. "Ismarlanmamış Şey" Kavramı
Hükümde geçen "ısmarlanmamış şey", muhatabın herhangi bir ön talebi, siparişi, daveti veya sözleşme görüşmesi olmaksızın kendi hâkimiyet alanına (evine, işyerine veya posta kutusuna) gönderilen her türlü taşınır malı ifade eder. Ismarlama unsurunun yokluğu, taraflar arasında o mala ilişkin daha önceden kurulmuş bir rızai bağın bulunmaması anlamına gelir.
Kanun, bu nitelikteki bir malın gönderilmesini "öneri sayılmaz" şeklinde kategorize etmiştir. Öneri, karşı tarafın kabulüyle sözleşmeyi kurma iradesini taşıyan, tek taraflı, ulaşması gerekli ve bağlayıcı bir irade beyanıdır. TBK m. 7, gönderenin iç dünyasındaki bağlanma iradesi ne kadar yoğun olursa olsun, ısmarlanmayan bir malın fiziken gönderilmesi eylemini hukuki anlamda bir öneri olmaktan çıkarmış ve hukuken etkisiz bir fiili duruma indirgemiştir. Ortada hukuken geçerli bir öneri bulunmadığı için, muhatabın bu mala karşı sergileyeceği hiçbir pasif tutum sözleşmenin kurulmasını sağlayan bir kabul beyanına dönüşemez.
2.2. Geri Gönderme ve Saklama Yükümlülüğünün Yokluğu
Maddenin ikinci cümlesi olan "Bu şeyi alan kişi, onu geri göndermek veya saklamakla yükümlü değildir" ifadesi, muhatabın hukuki statüsünü kesin hatlarla çizer. Muhatap, kendisine gönderilen mal üzerinde bir vedia (saklama) sözleşmesinin tarafı konumuna düşmez. Kendisine gönderilen malı kargoya verip iade etme külfeti, iade masraflarını karşılama yükümlülüğü veya malın hasar görmesini engellemek için özen gösterme borcu yoktur. Kanun, malı gönderen kişinin kendi yarattığı bu riskli duruma katlanması gerektiğini emretmektedir.
2.3. Dürüstlük Kuralının Sınırlandırıcı Etkisi
Bu kuralın mutlak şekilde uygulanmasının TMK m. 2 (dürüstlük kuralı) ile sınırlandığı istisnai durumlar mevcuttur. Eğer mal, satıcının agresif pazarlama kastıyla değil de bariz bir kargo veya adres hatası sonucunda muhatabın eline geçmişse, muhatabın bu malı derhal tahrip etmesi veya tüketmesi dürüstlük kuralına aykırı düşebilir. Açık bir hatanın varlığı hâlinde, muhatabın en azından göndereni durumdan haberdar etmesi, TMK m. 2 kapsamında asgari bir özen yükümlülüğü olarak kabul edilebilir. Zira TBK m. 7'nin amacı kötü niyetli satıcıyı caydırmaktır; basit beşeri hatalardan haksız zenginleşme sağlanmasına olanak vermek değildir.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 7 hükmü, Kanun'un bir önceki maddesi olan TBK m. 6 (örtülü kabul) ile doğrudan zıtlık ve denge ilişkisi içindedir. TBK m. 6, öneren açık bir kabul beklemek zorunda değilse, önerinin uygun sürede reddedilmemesi hâlinde sözleşmenin kurulmuş sayılacağını öngörür. Kötü niyetli bir gönderen, ısmarlanmayan malı yollayıp faturasına "itiraz edilmezse kabul edilmiş sayılır" şerhi düşerek TBK m. 6'nın susma kuralından yararlanmak isteyebilir. TBK m. 7, bu senaryonun karşı dengesidir: ortada TBK m. 1-5 kapsamında geçerli bir öneri olmadığı için, m. 6'daki "susmanın kabule dönüşmesi" mekanizması tetiklenemez.
Tüketici hukuku bağlamında bu hüküm, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ile paralel bir koruma ekseni oluşturur. TKHK'nın istenmeyen mal/hizmet dayatmalarına karşı koruyan düzenlemeleri, TBK m. 7'nin özel hukuktaki yansımalarıdır. Tüketici hukuku, zayıf tarafı koruma ilkesi gereği, tüketiciye sipariş etmediği bir mal gönderilmesi durumunda tüketiciden herhangi bir hak talep edilemeyeceğini ve tüketicinin susmasının hiçbir surette rıza anlamına gelmeyeceğini emredici normlarla güvence altına almıştır.
Buna karşılık, kuralın tacirler arası ilişkilerdeki görünümü TTK m. 21 (ticari teamül ve fatura) ile etkileşim hâlindedir. Aralarında sürekli bir iş ilişkisi veya cari hesap bulunan tacirler arasında, sipariş olmaksızın mal gönderilmesi ticari teamül hâline gelmiş olabilir. Bu durumda, malı alan tacirin 8 gün içinde faturaya veya malın içeriğine itiraz etmemesi, TTK m. 21/2 uyarınca içeriği kabul ettiği anlamına gelir. Tacirler arası bu tür organik ticari bağlarda, TBK m. 7'nin mutlak koruması yerini ticari hayatın hızına ve basiretli iş adamı gibi davranma yükümlülüğüne bırakır.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Bu maddeye doğrudan ilişkin scraper'dan veya açık erişim kaynaklarından sağlanan bir Yargıtay kararı bulunmamaktadır. İleride güncellenecektir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo):
Türkiye çapında faaliyet gösteren bir yayınevi, daha önce hiçbir hukuki veya ticari ilişkisi bulunmayan akademisyen A'nın üniversitedeki odasına lüks ciltli bir ansiklopedi seti gönderir. Paketin içinden çıkan notta "Bu eseri 15 gün incelemeniz için size gönderdik. 15 gün içinde geri göndermezseniz 5.000 TL bedelle satın almış sayılırsınız" yazmaktadır. A paketi açar, kitapları kütüphanesine yerleştirir ve yayınevine cevap vermez. Bir ay sonra yayınevi A aleyhine 5.000 TL için icra takibi başlatır.
Hukuki analiz: A ile yayınevi arasında önceden kurulmuş bir sözleşme veya sipariş yoktur. Gönderilen mal TBK m. 7 anlamında açıkça "ısmarlanmamış bir şey"dir. Kanun gereği bu gönderim bir hukuki öneri teşkil etmez. Öneri bulunmadığı için A'nın 15 gün boyunca susması TBK m. 6 anlamında bir örtülü kabul olarak değerlendirilemez. Üstelik kanun A'ya bu malı iade etme veya saklama yükümlülüğü de yüklememiştir. A'nın kitapları kullanması fiili bir eylem olup, sözleşmenin kurulmasına yetmez. Yayınevi kendi yarattığı riske katlanmak zorundadır; başlattığı icra takibi haksızdır.
Olay 2 (kurmaca senaryo):
Toptan gıda satan X Limited Şirketi, 5 yıldır düzenli olarak her ay peynir tedarik ettiği Y Şarküterisi'ne, sipariş edilmemiş olmasına rağmen o ayki teslimatla birlikte 10 koli organik zeytinyağı da gönderir. İrsaliyeli faturada zeytinyağlarının bedeli de eklenmiştir. Y Şarküterisi malları teslim alır, zeytinyağlarını vitrine dizer ve satar. Ay sonu ödemesinde sadece peynirlerin parasını öder ve "Zeytinyağlarını ısmarlamadım, TBK m. 7 uyarınca borcum yok" der.
Hukuki analiz: Taraflar tacirdir ve aralarında süregelen organik bir ticari ilişki vardır. Tacirler arası işlemlerde TTK m. 21 ve ticari teamüller dikkate alınmalıdır. Sürekli iş ilişkisi bağlamında gönderilen bu yeni ürünler, TBK m. 7'nin koruma alanından çok TTK m. 21'deki fatura ve itiraz rejimine tabidir. Üstelik Y Şarküterisi zeytinyağlarını vitrine koyup satarak mülkiyet hakkını kullanmış ve malları paraya çevirmiştir. Bu eylem, sözleşmenin kurulmasına yönelik zımni bir irade açıklaması (facta concludentia) niteliğindedir. TBK m. 7, tacirin haksız zenginleşmesini koruyan bir kalkan olamaz; Y, zeytinyağlarının bedelini ödemekle yükümlüdür.
6. Pratik Uygulama Notları
İspat yükü: TMK m. 6 ve HMK m. 190 uyarınca, kural olarak herkes iddiasını ispatla yükümlüdür. Bir kimseye mal gönderip karşılığında bedel talep eden satıcı, alacağının doğduğunu — yani taraflar arasında geçerli bir sözleşmenin kurulduğunu ve malın ısmarlandığını — ispat etmek zorundadır. Gönderilen malın ısmarlanmadığını ispat etme külfeti alıcıya yüklenemez.
En güvenli tutum: hareketsizlik: Uygulamada sıklıkla karşılaşılan hatalardan biri, kendisine ısmarlanmayan mal gönderilen kişilerin paniğe kapılarak satıcıya ihtarname çekmesi veya malı kendi cebinden kargo ödeyerek iade etmeye çalışmasıdır. Muhatabın tamamen hareketsiz kalması en güvenli yoldur; iade veya satıcıyla pazarlık, karşı tarafça sözleşme görüşmesinin başladığına dair delil olarak ileri sürülme riski taşır.
Bankacılık ve telekomünikasyon uygulaması: Tüketicinin rızası dışında tanımlanan ek paketler veya otomatik yenilenen limit aşım kotaları da bu madde kapsamında değerlendirilebilir. Hizmet sağlayıcının abonenin talebi olmadan hizmetin içeriğini genişletip faturaya yansıtması TBK m. 7 ve ilgili tüketici mevzuatı uyarınca geçersizdir. Hizmetin fiziken kullanılmış olması bedel talebine hak kazandırmaz.
Tacirler için ek dikkat: TTK m. 21 fatura itiraz süresi (8 gün) tacirler arası ilişkilerde yaşamsal öneme sahiptir. Süresinde itiraz edilmemesi, içeriğin kabul edildiğine ilişkin karine doğurur.
Yaygın uygulama hataları: (i) Hareketsiz kalmak yerine pazarlığa girip kabul karinesi yaratma; (ii) ticari sürekli ilişkilerde TTK m. 21'in göz ardı edilmesi; (iii) tüketici işlemlerinde m. 7'nin koruyucu etkisinden haberdar olmama; (iv) hatalı gönderim hâllerinde TMK m. 2'nin etik denetiminin yok sayılması.
7. Eleştirel Değerlendirme
TBK m. 7, modern tüketiciyi koruma perspektifinden bakıldığında yerinde ve gerekli bir düzenlemedir. Klasik borçlar hukuku dogmatiğinin irade beyanı ve susmanın niteliği üzerine kurduğu karmaşık teorik tartışmaları tek bir cümleyle kesmiş ve zayıf konumdaki alıcıyı sömürücü uygulamalara karşı mutlak bir korumayla donatmıştır.
Doktrinde kuralın sınırları ve ticari hayata etkileri tartışılmaktadır. Özellikle tacirler arası işlemlerde kuralın katı uygulanması, ticari hayatın hızı ve sürekli iş ilişkileri pratikleri ile çatışabilir. Hâkimlerin bu maddeyi uygularken tarafların sıfatına (tüketici mi tacir mi olduklarına), aralarındaki geçmiş ticari ilişkinin yoğunluğuna ve somut olayın özelliklerine dikkat etmesi gerekir; kuralın körü körüne uygulanması piyasa dengelerini bozucu etki yaratabilir.
Modern e-ticaret ve dijital hizmetler bağlamında kuralın eksikliği de eleştirilmektedir. Günümüzde malın fiziken gönderilmesi azalırken, dijital içeriğin erişime açılması yaygınlaşmıştır. Bir yazılım firmasının kullanıcının hesabına talep olmaksızın "premium" özellikleri tanımlaması ve bir ay sonra kredi kartından bedel çekmeye çalışması eyleminin, TBK m. 7'deki "şeyin gönderilmesi" kavramına dahil olup olmadığı kanun metninden açıkça anlaşılamamaktadır. Doktrinde, m. 7'deki "şey" kavramının geniş yorumlanarak ısmarlanmayan dijital hizmetleri ve gayrimaddi edimleri de kapsaması gerektiği görüşü ağırlık kazanmaktadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Necip Kocayusufpaşaoğlu / Hüseyin Hatemi / Rona Serozan / Abdülkadir Arpacı, Borçlar Hukuku Genel Bölüm; Selahattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Borçlar Hukuku Genel Hükümleri; Ahmet M. Kılıçoğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: TBK m. 7'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi; ileride eklenecektir.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı TBK'nın madde gerekçesi; 6098 sayılı TBK'nın 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe girmesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (Schweizerisches Obligationenrecht — OR/CO) Art. 7.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren ve değişmeyen 7. madde metnine dayanır. Madde, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nda açıkça yer almayan ve yeni Kanun ile getirilen bir düzenlemedir.
Görüş: Tartışmalı noktalarda, dürüstlük kuralının (TMK m. 2) ve ticari teamüllerin (TTK m. 21) TBK m. 7 kuralını sınırladığı yönündeki hâkim doktriner görüş benimsenmiştir. Tüketici-tacir ayrımında zayıf taraf koruması esastır.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) sistematiğinde 7. madde, "Borç İlişkisinin Kaynakları" başlıklı birinci kısmın, "Sözleşmeden Doğan Borç İlişkileri" alt başlığı içinde, öneri (icap) kurumunun düzenlendiği alanda yer alır. Hukuk sistemimizde borç ilişkilerinin asli kaynağı olan sözleşmeler, kural olarak tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarıyla kurulur. Bir sözleşmenin kurulabilmesi için sürecin daima bir öneri ile başlaması yasal bir zorunluluktur. Ancak TBK m. 7, klasik öneri kurallarına getirilmiş katı ve korumacı bir istisnayı içerir. Bu hüküm, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nda açıkça yer almayan, ancak doktrin ve yargı kararlarıyla kısmen uygulanan bir ilkenin, 6098 sayılı yeni Kanun ile mehaz İsviçre Borçlar Kanunu (OR) Art. 7'den esinlenilerek pozitif bir norm hâline getirilmiş şeklidir.
Maddenin düzenleme amacı, modern piyasa ekonomisinde giderek yaygınlaşan agresif pazarlama stratejilerinin ve dayatmacı satış taktiklerinin önüne geçmektir. İrade özerkliği ilkesi, yalnızca kişilerin istedikleri sözleşmeyi yapma özgürlüğünü değil; aynı zamanda istemedikleri bir sözleşmenin tarafı olmama özgürlüğünü de güvence altına alır. Satıcıların, tüketicilere veya diğer işletmelere hiçbir talep olmaksızın mal göndererek onları bir oldubittiyle karşı karşıya bırakması, hukuk düzeni tarafından korunamaz. Kanun koyucu, kişileri "istemediği bir malı iade etme zahmetinden" ve "iade etmediği takdirde borç altına girme korkusundan" kurtarmak amacıyla bu kesin kuralı koymuştur.
Tarihsel olarak 6098 sayılı TBK 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe girmiştir; m. 7 yeni Kanun'un getirdiği özgün düzenlemelerden biridir. Doktrinde Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler eserinde bu maddenin sözleşme hukukunun güven teorisinin kötü niyetli satıcılar tarafından istismar edilmesini engelleyen bir emniyet hükmü işlevi gördüğünü vurgular.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. "Ismarlanmamış Şey" Kavramı
Hükümde geçen "ısmarlanmamış şey", muhatabın herhangi bir ön talebi, siparişi, daveti veya sözleşme görüşmesi olmaksızın kendi hâkimiyet alanına (evine, işyerine veya posta kutusuna) gönderilen her türlü taşınır malı ifade eder. Ismarlama unsurunun yokluğu, taraflar arasında o mala ilişkin daha önceden kurulmuş bir rızai bağın bulunmaması anlamına gelir.
Kanun, bu nitelikteki bir malın gönderilmesini "öneri sayılmaz" şeklinde kategorize etmiştir. Öneri, karşı tarafın kabulüyle sözleşmeyi kurma iradesini taşıyan, tek taraflı, ulaşması gerekli ve bağlayıcı bir irade beyanıdır. TBK m. 7, gönderenin iç dünyasındaki bağlanma iradesi ne kadar yoğun olursa olsun, ısmarlanmayan bir malın fiziken gönderilmesi eylemini hukuki anlamda bir öneri olmaktan çıkarmış ve hukuken etkisiz bir fiili duruma indirgemiştir. Ortada hukuken geçerli bir öneri bulunmadığı için, muhatabın bu mala karşı sergileyeceği hiçbir pasif tutum sözleşmenin kurulmasını sağlayan bir kabul beyanına dönüşemez.
2.2. Geri Gönderme ve Saklama Yükümlülüğünün Yokluğu
Maddenin ikinci cümlesi olan "Bu şeyi alan kişi, onu geri göndermek veya saklamakla yükümlü değildir" ifadesi, muhatabın hukuki statüsünü kesin hatlarla çizer. Muhatap, kendisine gönderilen mal üzerinde bir vedia (saklama) sözleşmesinin tarafı konumuna düşmez. Kendisine gönderilen malı kargoya verip iade etme külfeti, iade masraflarını karşılama yükümlülüğü veya malın hasar görmesini engellemek için özen gösterme borcu yoktur. Kanun, malı gönderen kişinin kendi yarattığı bu riskli duruma katlanması gerektiğini emretmektedir.
2.3. Dürüstlük Kuralının Sınırlandırıcı Etkisi
Bu kuralın mutlak şekilde uygulanmasının TMK m. 2 (dürüstlük kuralı) ile sınırlandığı istisnai durumlar mevcuttur. Eğer mal, satıcının agresif pazarlama kastıyla değil de bariz bir kargo veya adres hatası sonucunda muhatabın eline geçmişse, muhatabın bu malı derhal tahrip etmesi veya tüketmesi dürüstlük kuralına aykırı düşebilir. Açık bir hatanın varlığı hâlinde, muhatabın en azından göndereni durumdan haberdar etmesi, TMK m. 2 kapsamında asgari bir özen yükümlülüğü olarak kabul edilebilir. Zira TBK m. 7'nin amacı kötü niyetli satıcıyı caydırmaktır; basit beşeri hatalardan haksız zenginleşme sağlanmasına olanak vermek değildir.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 7 hükmü, Kanun'un bir önceki maddesi olan TBK m. 6 (örtülü kabul) ile doğrudan zıtlık ve denge ilişkisi içindedir. TBK m. 6, öneren açık bir kabul beklemek zorunda değilse, önerinin uygun sürede reddedilmemesi hâlinde sözleşmenin kurulmuş sayılacağını öngörür. Kötü niyetli bir gönderen, ısmarlanmayan malı yollayıp faturasına "itiraz edilmezse kabul edilmiş sayılır" şerhi düşerek TBK m. 6'nın susma kuralından yararlanmak isteyebilir. TBK m. 7, bu senaryonun karşı dengesidir: ortada TBK m. 1-5 kapsamında geçerli bir öneri olmadığı için, m. 6'daki "susmanın kabule dönüşmesi" mekanizması tetiklenemez.
Tüketici hukuku bağlamında bu hüküm, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ile paralel bir koruma ekseni oluşturur. TKHK'nın istenmeyen mal/hizmet dayatmalarına karşı koruyan düzenlemeleri, TBK m. 7'nin özel hukuktaki yansımalarıdır. Tüketici hukuku, zayıf tarafı koruma ilkesi gereği, tüketiciye sipariş etmediği bir mal gönderilmesi durumunda tüketiciden herhangi bir hak talep edilemeyeceğini ve tüketicinin susmasının hiçbir surette rıza anlamına gelmeyeceğini emredici normlarla güvence altına almıştır.
Buna karşılık, kuralın tacirler arası ilişkilerdeki görünümü TTK m. 21 (ticari teamül ve fatura) ile etkileşim hâlindedir. Aralarında sürekli bir iş ilişkisi veya cari hesap bulunan tacirler arasında, sipariş olmaksızın mal gönderilmesi ticari teamül hâline gelmiş olabilir. Bu durumda, malı alan tacirin 8 gün içinde faturaya veya malın içeriğine itiraz etmemesi, TTK m. 21/2 uyarınca içeriği kabul ettiği anlamına gelir. Tacirler arası bu tür organik ticari bağlarda, TBK m. 7'nin mutlak koruması yerini ticari hayatın hızına ve basiretli iş adamı gibi davranma yükümlülüğüne bırakır.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Bu maddeye doğrudan ilişkin scraper'dan veya açık erişim kaynaklarından sağlanan bir Yargıtay kararı bulunmamaktadır. İleride güncellenecektir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo):
Türkiye çapında faaliyet gösteren bir yayınevi, daha önce hiçbir hukuki veya ticari ilişkisi bulunmayan akademisyen A'nın üniversitedeki odasına lüks ciltli bir ansiklopedi seti gönderir. Paketin içinden çıkan notta "Bu eseri 15 gün incelemeniz için size gönderdik. 15 gün içinde geri göndermezseniz 5.000 TL bedelle satın almış sayılırsınız" yazmaktadır. A paketi açar, kitapları kütüphanesine yerleştirir ve yayınevine cevap vermez. Bir ay sonra yayınevi A aleyhine 5.000 TL için icra takibi başlatır.
Hukuki analiz: A ile yayınevi arasında önceden kurulmuş bir sözleşme veya sipariş yoktur. Gönderilen mal TBK m. 7 anlamında açıkça "ısmarlanmamış bir şey"dir. Kanun gereği bu gönderim bir hukuki öneri teşkil etmez. Öneri bulunmadığı için A'nın 15 gün boyunca susması TBK m. 6 anlamında bir örtülü kabul olarak değerlendirilemez. Üstelik kanun A'ya bu malı iade etme veya saklama yükümlülüğü de yüklememiştir. A'nın kitapları kullanması fiili bir eylem olup, sözleşmenin kurulmasına yetmez. Yayınevi kendi yarattığı riske katlanmak zorundadır; başlattığı icra takibi haksızdır.
Olay 2 (kurmaca senaryo):
Toptan gıda satan X Limited Şirketi, 5 yıldır düzenli olarak her ay peynir tedarik ettiği Y Şarküterisi'ne, sipariş edilmemiş olmasına rağmen o ayki teslimatla birlikte 10 koli organik zeytinyağı da gönderir. İrsaliyeli faturada zeytinyağlarının bedeli de eklenmiştir. Y Şarküterisi malları teslim alır, zeytinyağlarını vitrine dizer ve satar. Ay sonu ödemesinde sadece peynirlerin parasını öder ve "Zeytinyağlarını ısmarlamadım, TBK m. 7 uyarınca borcum yok" der.
Hukuki analiz: Taraflar tacirdir ve aralarında süregelen organik bir ticari ilişki vardır. Tacirler arası işlemlerde TTK m. 21 ve ticari teamüller dikkate alınmalıdır. Sürekli iş ilişkisi bağlamında gönderilen bu yeni ürünler, TBK m. 7'nin koruma alanından çok TTK m. 21'deki fatura ve itiraz rejimine tabidir. Üstelik Y Şarküterisi zeytinyağlarını vitrine koyup satarak mülkiyet hakkını kullanmış ve malları paraya çevirmiştir. Bu eylem, sözleşmenin kurulmasına yönelik zımni bir irade açıklaması (facta concludentia) niteliğindedir. TBK m. 7, tacirin haksız zenginleşmesini koruyan bir kalkan olamaz; Y, zeytinyağlarının bedelini ödemekle yükümlüdür.
6. Pratik Uygulama Notları
İspat yükü: TMK m. 6 ve HMK m. 190 uyarınca, kural olarak herkes iddiasını ispatla yükümlüdür. Bir kimseye mal gönderip karşılığında bedel talep eden satıcı, alacağının doğduğunu — yani taraflar arasında geçerli bir sözleşmenin kurulduğunu ve malın ısmarlandığını — ispat etmek zorundadır. Gönderilen malın ısmarlanmadığını ispat etme külfeti alıcıya yüklenemez.
En güvenli tutum: hareketsizlik: Uygulamada sıklıkla karşılaşılan hatalardan biri, kendisine ısmarlanmayan mal gönderilen kişilerin paniğe kapılarak satıcıya ihtarname çekmesi veya malı kendi cebinden kargo ödeyerek iade etmeye çalışmasıdır. Muhatabın tamamen hareketsiz kalması en güvenli yoldur; iade veya satıcıyla pazarlık, karşı tarafça sözleşme görüşmesinin başladığına dair delil olarak ileri sürülme riski taşır.
Bankacılık ve telekomünikasyon uygulaması: Tüketicinin rızası dışında tanımlanan ek paketler veya otomatik yenilenen limit aşım kotaları da bu madde kapsamında değerlendirilebilir. Hizmet sağlayıcının abonenin talebi olmadan hizmetin içeriğini genişletip faturaya yansıtması TBK m. 7 ve ilgili tüketici mevzuatı uyarınca geçersizdir. Hizmetin fiziken kullanılmış olması bedel talebine hak kazandırmaz.
Tacirler için ek dikkat: TTK m. 21 fatura itiraz süresi (8 gün) tacirler arası ilişkilerde yaşamsal öneme sahiptir. Süresinde itiraz edilmemesi, içeriğin kabul edildiğine ilişkin karine doğurur.
Yaygın uygulama hataları: (i) Hareketsiz kalmak yerine pazarlığa girip kabul karinesi yaratma; (ii) ticari sürekli ilişkilerde TTK m. 21'in göz ardı edilmesi; (iii) tüketici işlemlerinde m. 7'nin koruyucu etkisinden haberdar olmama; (iv) hatalı gönderim hâllerinde TMK m. 2'nin etik denetiminin yok sayılması.
7. Eleştirel Değerlendirme
TBK m. 7, modern tüketiciyi koruma perspektifinden bakıldığında yerinde ve gerekli bir düzenlemedir. Klasik borçlar hukuku dogmatiğinin irade beyanı ve susmanın niteliği üzerine kurduğu karmaşık teorik tartışmaları tek bir cümleyle kesmiş ve zayıf konumdaki alıcıyı sömürücü uygulamalara karşı mutlak bir korumayla donatmıştır.
Doktrinde kuralın sınırları ve ticari hayata etkileri tartışılmaktadır. Özellikle tacirler arası işlemlerde kuralın katı uygulanması, ticari hayatın hızı ve sürekli iş ilişkileri pratikleri ile çatışabilir. Hâkimlerin bu maddeyi uygularken tarafların sıfatına (tüketici mi tacir mi olduklarına), aralarındaki geçmiş ticari ilişkinin yoğunluğuna ve somut olayın özelliklerine dikkat etmesi gerekir; kuralın körü körüne uygulanması piyasa dengelerini bozucu etki yaratabilir.
Modern e-ticaret ve dijital hizmetler bağlamında kuralın eksikliği de eleştirilmektedir. Günümüzde malın fiziken gönderilmesi azalırken, dijital içeriğin erişime açılması yaygınlaşmıştır. Bir yazılım firmasının kullanıcının hesabına talep olmaksızın "premium" özellikleri tanımlaması ve bir ay sonra kredi kartından bedel çekmeye çalışması eyleminin, TBK m. 7'deki "şeyin gönderilmesi" kavramına dahil olup olmadığı kanun metninden açıkça anlaşılamamaktadır. Doktrinde, m. 7'deki "şey" kavramının geniş yorumlanarak ısmarlanmayan dijital hizmetleri ve gayrimaddi edimleri de kapsaması gerektiği görüşü ağırlık kazanmaktadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren ve değişmeyen 7. madde metnine dayanır. Madde, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nda açıkça yer almayan ve yeni Kanun ile getirilen bir düzenlemedir.
Görüş: Tartışmalı noktalarda, dürüstlük kuralının (TMK m. 2) ve ticari teamüllerin (TTK m. 21) TBK m. 7 kuralını sınırladığı yönündeki hâkim doktriner görüş benimsenmiştir. Tüketici-tacir ayrımında zayıf taraf koruması esastır.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.