1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar hukuku dogmatiğinde İfa (Erfüllung), borçlanılan edimin borçlu
tarafından alacaklıya karşı doğru kişi, doğru zaman, doğru miktar ve doğru
yerde yerine getirilerek borç ilişkisinin olağan ve doğal yoldan sona
erdirilmesidir. İfanın mekânsal boyutunu oluşturan İfa Yeri (Leistungsort),
edim fiilinin gerçekleşeceği ve alacaklının ifayı kabule mecbur olduğu coğrafi
noktayı ifade eder. İfa yeri salt bir maddi vakıa değil; borçlunun temerrüdü,
alacaklının temerrüdü, hasarın intikali ve yetkili mahkemenin tayini gibi
devasa hukuki sonuçlar doğuran kurucu bir unsurdur.
6098 sayılı TBK m. 89 (mülga BK m. 73 / mehaz OR Art. 74) hükmü, ifa
yerinin tespitine ilişkin yedek (tamamlayıcı) bir hukuk kuralıdır. Madde lafzı
şu şekildedir:
*"Borcun ifa yeri, tarafların açık veya örtülü iradelerine göre belirlenir.
Aksine bir anlaşma yoksa, aşağıdaki hükümler uygulanır:
- Para borçları, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde,
- Parça borçları, sözleşmenin kurulduğu sırada borç konusunun bulunduğu yerde,
- Bunlar dışındaki bütün borçlar, doğumları sırasında borçlunun yerleşim
yerinde,
ifa edilir."*
Sistematik açıdan yasa koyucu, ifa yerinin belirlenmesinde önceliği mutlak
surette tarafların iradesine (sözleşme özgürlüğüne) bırakmıştır. Ancak taraflar
açıkça bir yer tayin etmemişlerse ve işin mahiyetinden (örneğin bir evin
boyanması işinde ifa yerinin zorunlu olarak evin bulunduğu yer olması gibi)
zımni bir ifa yeri çıkarılamıyorsa, TBK m. 89'da yer alan ve edimin niteliğine
göre tasnif edilmiş üçlü yedek kural silsilesi devreye girer. Bu tasnif, Kıta
Avrupası hukukunun "götürülecek borç" ve "aranacak borç" felsefesinin pozitif
hukuktaki yansımasıdır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
TBK m. 89 hükmünün teorik ve pratik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için,
maddedeki kurucu kavramların mikroskobik düzeyde analiz edilmesi elzemdir:
A. İfa Yeri (Leistungsort) ve İfa Sonucunun Yeri (Erfolgsort) Ayrımı:
Alman ve İsviçre-Türk doktrinlerinde (Eren, Oğuzman/Öz) titizlikle yapılan en
hayati ayrım budur. İfa Yeri, borçlunun edim fiilini gerçekleştirmek için
bizzat harekete geçeceği ve kendi kontrol alanından çıkaracağı yerdir. İfa
Sonucunun Yeri ise, alacaklının ifadan beklediği menfaatin onun malvarlığında
fiilen gerçekleştiği yerdir. Çoğu zaman bu iki yer aynıdır (örneğin elden nakit
ödeme). Ancak Gönderilecek Borçlarda (Schickschuld), borçlunun ifa yeri
malları nakliyeciye teslim ettiği kendi fabrikası iken; ifa sonucunun yeri
malların alacaklıya ulaştığı yerdir. Borçlu, malları nakliyeciye verdiği an ifa
yükümlülüğünü yerine getirmiş sayılır; yoldaki hasar alacaklıya aittir.
B. Para Borçları ve Götürülecek Borç (Bringschuld):
TBK m. 89/b.1 uyarınca, para borçları, ifa zamanında (ödeme anında) alacaklının
bulunduğu yerleşim yerinde ödenmelidir. Buna dogmatikte Götürülecek Borç
denir. Borçlu, parayı alacaklının cebine, kasasına veya banka hesabına fiilen
ulaştırmakla mükelleftir. Paranın yolda (veya EFT sürecinde) kaybolması,
gecikmesi riski tamamen borçluya aittir. Borçlu, "paramı hazırladım, gel
evimden al" diyerek borçtan kurtulamaz veya alacaklıyı temerrüde düşüremez. Modern hukukta banka hesabına havale/EFT işlemlerinde ifa yeri, alacaklının
banka şubesinin bulunduğu yer değil, bizzat paranın alacaklının hesap
bakiyesine yansıdığı (tasarruf yetkisinin doğduğu) andır.
C. Parça Borçları (Stückschuld / Ferdi Borç):
TBK m. 89/b.2 uyarınca, belirli ve tek olan bir eşyanın (örneğin antika bir
tablonun, şasi numarası belli ikinci el bir aracın) teslimi borcu, sözleşmenin
kurulduğu anda o eşyanın bulunduğu yerde ifa edilir. Borçlu, eşyayı alacaklıya
götürmekle yükümlü değildir. Eşyayı bulunduğu yerde hazır edip alacaklıya
bildirmesi (ihtar) yeterlidir. Alacaklı gelip almazsa, Alacaklı Temerrüdü
(Mora Creditoris) hükümleri devreye girer.
D. Çeşit (Cins) Borçları ve Aranacak Borç (Holschuld):
TBK m. 89/b.3 hükmünün yarattığı, yukarıdaki iki istisna dışında kalan tüm
borçları kapsayan torba kuraldır. Nev'i (çeşit) borçları, yani doğadan veya
piyasadan sayı, tartı veya ölçü ile bulunabilen eşyalar (örneğin 10 ton buğday,
50 adet sıfır kilometre televizyon) sözleşme kurulduğu sırada Borçlunun
Yerleşim Yerinde ifa edilir. Bu tür borçlara Aranacak Borç denir. Aksine
sözleşme yoksa, borçlu malları kendi deposunda ayırır, paketler ve alacaklıya
gelip almasını bildirir. Alacaklı gelip malları almak zorundadır. Borçlunun
malları alacaklının ayağına götürme zorunluluğu yoktur.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 89'da düzenlenen ifa yeri, Borçlar Kanunu'nun ve Hukuk Muhakemeleri
Kanunu'nun (HMK) genel teorisiyle çok derin ve sıklıkla kötüye kullanıma açık
bir etkileşim içindedir:
A. Yetki Kuralları (HMK m. 10) ve Kanuna Karşı Hile Çatışması:
Borçlar hukuku ile usul hukukunun en tehlikeli kesişim noktasıdır. HMK m. 10
hükmü, "Sözleşmeden doğan davalar, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde
de açılabilir" demek suretiyle ifa yerine (TBK m. 89) özel bir yetki kuralı
bağlamıştır. HMK m. 17 uyarınca, tarafların bir Yetki Sözleşmesi
(Prorogation) yapabilmesi için her iki tarafın da "tacir" veya "kamu tüzel
kişisi" olması zorunludur. Tüketiciler veya adi şahıslar yetki sözleşmesi
yapamaz. Ancak uygulamada, sözleşmeyi hazırlayan güçlü taraf (örneğin banka
veya büyük şirket) sözleşmeye salt HMK m. 17'deki tacir olma zorunluluğunu
aşmak için "İşbu sözleşmenin ifa yeri İstanbul'dur" şeklinde bir İfa Yeri
Anlaşması (Erfüllungsortvereinbarung) koymaktadır. Doktrinde Osman
Duran'ın makalesinde hararetle tartışıldığı üzere; bu durum usul hukukunun
emredici yetki sınırlarını dolanmak maksadıyla yapılmış bir Kanuna Karşı Hile
(Fraus Legi) teşkil edebilir. Eğer tarafların gerçek bir ifa yeri
belirleme amacı yoksa ve sırf yetkili mahkemeyi değiştirmek (zayıf tarafı kendi
mahkemesine çekmek) niyetindeyseler, zayıf tarafı korumak adına bu sözleşme
maddesinin yazılmamış sayılması veya muvazaa nedeniyle kesin hükümsüzlüğüne
(TBK m. 27) karar verilmesi gerektiği savunulmaktadır.
B. Alacaklı ve Borçlu Temerrüdü (TBK m. 117 ve TBK m. 106):
İfa yeri, temerrüt kurumunun tetikleyicisidir. Bir borcun ifa edilebilmesi için
borçlunun edimi doğru yerde sunması gerekir. Aranacak borçlarda (örneğin cins
borcu) borçlu malları kendi deposunda ayırıp hazır etmişse, alacaklı gelip
almadığı takdirde borçlu borca aykırılıktan (borçlu temerrüdünden) kurtulur;
aksine alacaklı Alacaklı Temerrüdüne (Mora Creditoris) düşer.
Alacaklı temerrüdü halinde borçlu, TBK m. 107 vd. uyarınca tevdii (tevdi
mahalline bırakma) veya satıp bedelini yatırma haklarını kullanarak borcundan
kurtulabilir. Şayet borç bir "götürülecek borç" (örneğin para borcu)
ise, alacaklı yerinde beklemekte haklıdır; borçlu parayı alacaklıya
ulaştırmadığı her an için bizzat kendisi Borçlu Temerrüdündedir.
C. Hasarın İntikali (TBK m. 208) ile Paralellik:
Satım hukukunda hasar (malın beklenmedik bir halle telef olması riski) kural
olarak zilyetliğin devriyle (teslimle) geçer. Aranacak borçlarda borçlu malı
deposunda ayırıp alacaklıya ihtar çektiğinde, alacaklı gelip almazsa, hasar ve
kötüleşme riski alacaklıya geçer. İfa yeri kuralları, ekonomik felaketlerin
faturasının kime kesileceğini belirleyen koordinatlardır.
4. Pratik Olay Analizleri
Hukuki kavramların soyutluğundan kurtulup somut dogmatik tahliller yapabilmek
adına şu iki çarpıcı kurguyu inceleyelim:
Olay 1 (Para Borcunda Götürülecek Borç ve Banka Temerrüdü):
Tacir (A) İstanbul'daki (B)'den 500.000 TL karşılığında makine satın almış ve
vadede borcunu ödemek için Cuma günü saat 16:30'da kendi bankasından (B)'nin
banka hesabına EFT talimatı vermiştir. Ancak bankacılık sistemindeki genel bir
arıza sebebiyle para (A)'nın hesabından çıkmasına rağmen (B)'nin hesabına ancak
Pazartesi sabahı yansımıştır. Sözleşmede hafta sonu gecikmelerinde ağır cezai
şart bulunmaktadır. (B) gecikme nedeniyle (A)'ya cezai şart davası açar.
Dogmatik Analiz: Para borçları TBK m. 89/1 uyarınca Götürülecek Borç
(Bringschuld) niteliğindedir. Götürülecek borçlarda ifa, edimin alacaklının
hakimiyet alanına girmesiyle tamamlanır. Para borcunda bu an, paranın alacaklı
(B)'nin banka hesabına "alacak" olarak kaydedildiği andır. (A)'nın parayı kendi
bankasına teslim etmiş olması veya hesabından çıkmış olması (A)'yı borçtan
kurtarmaz. Gönderme esnasındaki tüm risk, sistem arızası dahil, borçlu (A)'nın
üzerindedir. Dolayısıyla (A) ifayı Cuma günü tamamlayamamış ve hafta sonu
boyunca Borçlu Temerrüdüne düşmüştür. Cezai şart talebi haklıdır; (A)'nın,
zararı kendi bankasına (ifa yardımcısına) rücu etmesi ayrı bir konudur.
Olay 2 (Çeşit Borcunda Aranacak Borç ve Yetki Gaspı):
Kayseri'de mukim çiftçi (X) Ankara'daki fabrika (Y)'ye 20 ton buğday satmak
üzere adi yazılı bir sözleşme yapar. Sözleşmede malların teslim yeri (ifa yeri)
yazmamaktadır. Fabrika (Y) buğdayların kalitesiz olduğunu iddia ederek
Ankara'da (kendi yerleşim yerinde) (X)'e karşı alacak ve tazminat davası açar.
Çiftçi (X) yetki itirazında bulunarak davanın Kayseri'de açılması gerektiğini
savunur.
Dogmatik Analiz: Bu olay usul ve maddi hukukun muazzam bir kesişimidir.
Buğday, bir "çeşit (cins) borcudur". TBK m. 89/3 uyarınca cins borçları, aksine
sözleşme yoksa borçlunun (teslim borçlusu X'in) sözleşme kurulduğu andaki
yerleşim yerinde ifa edilir. Yani bu bir **Aranacak Borç (Holschuld)**dur. İfa
yeri Kayseri'dir. HMK m. 10 uyarınca sözleşmeden doğan davalar ifa yeri
mahkemesinde açılabilir. İfa yeri Kayseri olduğuna göre, (Y)'nin tek taraflı
olarak davayı Ankara'da açması yetkisizdir. Mahkemenin (X)'in yetki itirazını
kabul ederek dosyayı Kayseri'ye göndermesi dogmatik bir zorunluluktur. Eğer
(Y) sırf HMK 10'u kullanmak için sözleşmeye "İfa yeri Ankara'dır" yazsaydı ve
(X) tüketici olsaydı, bu bir Kanuna Karşı Hile sayılabilecekti.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 89 hükmünün mahkeme salonlarında ve sözleşme mimarisinde (Legal
Drafting) avukatların dikkat etmesi gereken usuli ve maddi hukuk silahları
şunlardır:
1. Para Alacaklarında Kendi Mahkemesinde Dava Açma Avantajı (Forum
Actoris):
Avukatların HMK m. 10 ve TBK m. 89/1 kombinezonunu kullanarak elde
edebilecekleri en büyük usuli avantaj budur. HMK m. 6 gereği kural olarak dava
davalının yerleşim yerinde açılır. Ancak müvekkilinizin (davacı alacaklının)
bir para alacağı varsa (fatura, cari hesap, ödünç vb.) para borcu
Götürülecek Borç olduğundan ifa yeri müvekkilinizin (alacaklının) yerleşim
yeridir. Dolayısıyla HMK m. 10 uyarınca, davayı hiç davalının şehrine gitmeden
doğrudan müvekkilinizin bulunduğu yer mahkemesinde veya icra dairesinde
açabilirsiniz. Bu kural, alacaklı avukatına muazzam bir zaman ve masraf
tasarrufu sağlar.
2. Genel İşlem Koşulları ve İfa Yeri Anlaşmaları (TBK m. 20 vd.):
Büyük şirketler, tüketicilerle veya zayıf tacirlerle yaptıkları standart
sözleşmelere (Genel İşlem Koşulu) "Uyuşmazlık halinde ifa yeri şirketimizin
genel merkezidir" şeklinde maddeler eklemektedirler. TBK m. 21 uyarınca, karşı
tarafın aleyhine ve onun menfaatlerini makul bir sebep olmaksızın zedeleyen bu
tür şaşırtıcı ve tek taraflı yetki/ifa yeri belirlemeleri Yazılmamış
Sayılma yaptırımı ile karşılaşacaktır. Avukatlar, zayıf tarafı temsil
ettiklerinde mutlaka sözleşmedeki ifa yeri maddesinin HMK m. 17'yi dolanmak
maksadıyla yazılmış bir genel işlem koşulu olduğunu ve içerik denetimine (TBK
m. 25) tabi tutularak iptal edilmesi gerektiğini ileri sürmelidirler.
3. Hasar ve Nakliye Masraflarının Düzenlenmesi:
Sözleşme taslağı hazırlarken "Aranacak / Götürülecek Borç" ayrımının sessizce
TBK m. 89'a bırakılması ölümcül hatalara yol açar. Ticari satımlarda ifa
yerinin neresi olduğu, malın taşıma masraflarını (navlun, sigorta) kimin
ödeyeceğini de belirler. Teslim yeri "Alıcı Fabrikası (DAP/DDP)" denilmişse, bu
artık bir götürülecek borçtur ve tüm hasar yolda satıcıdadır. İfa yeri maddesi,
sözleşmenin en çok müzakere edilmesi gereken ekonomik klozlarından biridir.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Daireleri (özellikle 11., 13., 19. Hukuk
Daireleri) TBK m. 89 (mülga BK m. 73) ile HMK m. 10 arasındaki ilişkiyi
uygularken "Para Borçlarının Götürülecek Borç Olması" ve "Yetki Kurallarının
Dolanılması" hususlarında son derece kesin içtihatlar oluşturmuştur.
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin (ve HGK'nın) istikrar kazanmış kararlarında şu
dogmatik kural şablonlaşmıştır: "Kural olarak her dava, açıldığı tarihte
davalının yerleşim yeri mahkemesinde görülür (HMK m. 6). Ancak sözleşmeden
doğan para borçları, TBK m. 89/1 uyarınca aranacak borçlardan olmayıp
alacaklıya götürülecek borçlardandır. Bu itibarla, konusu para olan alacak
davalarında ve icra takiplerinde alacaklı, kendi ikametgâhı (yerleşim yeri)
mahkemesinde veya icra dairesinde dava açmakta veya takip yapmakta muhtariyete
(seçimlik hakka) sahiptir. Davalının yetki itirazının bu gerekçeyle reddi
hukuka uygundur." Yüksek Mahkeme bu içtihadıyla para alacaklılarını usuli
olarak himaye etmiştir.
Ancak Yargıtay, İfa Yeri Anlaşması ile Yetki Kurallarının Dolanılması
konusunda (özellikle tüketici ve sigorta sözleşmelerinde) korumacı bir yaklaşım
benimser. Yargıtay (örneğin 11. HD, 03.04.2019, 196/5442 sayılı kararı);
"Sözleşmenin taraflarından birinin tüketici olması veya tarafların tacir
statüsünde bulunmaması halinde, salt HMK m. 17'deki yetki sözleşmesi yasağını
aşmak amacıyla, gerçek ifa yeri ile ilgisi olmayan afaki bir ilin ifa yeri
olarak kararlaştırılması, hukuka ve kanuna karşı hile niteliğindedir.
Tarafların asıl amacının ifa yerini değil, yetkili mahkemeyi tayin etmek olduğu
durumlarda, bu sözleşme kaydına dayanılarak HMK m. 10 kapsamında yetki tesis
edilemez" diyerek, Osman Duran'ın doktriner eleştirilerinde de
vurgulandığı üzere, zayıf tarafı usul hukuku tuzaklarından koruyan dogmatik bir
zırh inşa etmiştir.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 89. maddesinde vücut bulan İfa Yeri kuralları,
borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk
Nami Nomer'in eserleri ekseninde; özellikle "Dijital Ödemeler Çağında Yerleşim
Yeri Kavramının Anakronizmi" ve "Usul Hukuku ile Maddi Hukukun Çatışması"
bağlamında çok sert felsefi ve kuramsal eleştirilere maruz kalmaktadır.
Birinci ve en büyük dogmatik eleştiri, TBK m. 89/1'deki para borçlarının
"Alacaklının Yerleşim Yerinde" ödeneceği kuralının modern bankacılık ve
elektronik ticaret (E-Ticaret) sistemi karşısındaki çağdışılığına
(anakronizmine) yöneliktir. 19. yüzyıl İsviçre köylerinin tarımsal
ekonomisine göre yazılmış olan bu kuralda, borçlunun parayı kese içine koyup
alacaklının evine (yerleşim yerine) bizzat yürüyerek götüreceği
varsayılmaktadır. Oysa günümüzde paranın fiziki bir cismaniyeti (banknot)
kalmamış, tamamen dijital kayıtlara (kaydi paraya) dönüşmüştür. Bir kimsenin
yerleşim yeri Ankara, banka hesabının açıldığı şube İstanbul, kendisi ise ödeme
anında New York'ta olabilir. Oğuzman ve Öz'ün öğretilerinde hararetle
tartışıldığı üzere; kaydi paranın transferinde ifa yeri, alacaklının MERNİS'te
kayıtlı yerleşim yeri (ikametgâhı) değil, paranın aktarıldığı Banka Hesabının
Bulunduğu Şubenin (veya sistemin) yeridir. Kanun koyucunun TBK reformu (6098
sayılı yasa) sırasında, Alman BGB sistemindeki modernizasyon rüzgarını es
geçerek, salt "yerleşim yeri" lafzını aynen muhafaza etmesi, dijital çağda
uygulanabilirliği olmayan dogmatik bir fosil yaratmıştır.
İkinci felsefi eleştiri, İfa Yeri ile HMK Yetki Kuralları Arasındaki
Suiistimal (Fraus Legi) meselesinedir. Osman Duran'ın ve Ergun
Önen'in eserlerinde titizlikle eleştirildiği gibi; HMK m. 17, tacir olmayan
zayıf kişilerin (işçiler, tüketiciler, küçük esnaf) büyük şirketlerin kendi
merkezlerinde dava açma dayatmasından kurtulmaları için yetki sözleşmesini
açıkça yasaklamıştır. Ancak büyük şirketler, aynı sözleşmenin "İfa Yeri"
başlıklı maddesine kendi şirket merkezlerinin (örneğin "İstanbul Çağlayan")
adını yazarak, maddi hukuk (TBK m. 89) üzerinden usul hukukunu (HMK m. 10)
dolanmaktadırlar. Maddi hukuktaki bir "ifa yükümlülüğü" kuralının, usul
hukukunun kesin ve emredici kamu düzeni sınırlarını (yetkiyi) delmek için bir
maymuncuk olarak kullanılması, kanunlaştırma politikasının en büyük
defolarından biridir. Doktrin, sırf yetkiyi belirlemek amacıyla (gerçek bir ifa
niyeti olmaksızın) yapılan "sözde" ifa yeri anlaşmalarının, hukukun genel
ilkeleri ve TBK m. 27 uyarınca kesin olarak batıl (muvazaalı) sayılması
gerektiğini ve HMK m. 17'nin emredici ruhunun, TBK m. 89 bahanesiyle iğdiş
edilmesine yargının müsaade etmemesi gerektiğini haklı olarak savunmaktadır.
Sonuç itibarıyla TBK m. 89; borçlunun sırtındaki edim yükünün hangi coğrafi
noktada yere bırakılacağını tayin eden, hukukun mekânsal pusulasıdır. Hukuk
sistemi bu maddeyle, sözleşmenin sessiz kaldığı anlarda boşluğu doldurarak
hasarın, temerrüdün ve nakliye külfetinin kimin omuzlarında kalacağını
belirlemiştir. Ancak bu pusulanın, dijital paranın saniyeler içinde dünyayı
turladığı bir çağda "yerleşim yeri" gibi hantal kavramlara hapsolmaması ve
güçlülerin zayıfları kendi mahkemelerinde yargılamak için kullandıkları
kurnazca bir silaha dönüşmemesi, bütünüyle kanun koyucunun çağı okuma vizyonuna
ve yüksek yargının hukukun arkasından dolanmayı engelleyen o sarsılmaz adalet
terazisine emanet edilmiştir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 68'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 74.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 68. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar hukuku dogmatiğinde İfa (Erfüllung), borçlanılan edimin borçlu tarafından alacaklıya karşı doğru kişi, doğru zaman, doğru miktar ve doğru yerde yerine getirilerek borç ilişkisinin olağan ve doğal yoldan sona erdirilmesidir. İfanın mekânsal boyutunu oluşturan İfa Yeri (Leistungsort), edim fiilinin gerçekleşeceği ve alacaklının ifayı kabule mecbur olduğu coğrafi noktayı ifade eder. İfa yeri salt bir maddi vakıa değil; borçlunun temerrüdü, alacaklının temerrüdü, hasarın intikali ve yetkili mahkemenin tayini gibi devasa hukuki sonuçlar doğuran kurucu bir unsurdur.
6098 sayılı TBK m. 89 (mülga BK m. 73 / mehaz OR Art. 74) hükmü, ifa yerinin tespitine ilişkin yedek (tamamlayıcı) bir hukuk kuralıdır. Madde lafzı şu şekildedir: *"Borcun ifa yeri, tarafların açık veya örtülü iradelerine göre belirlenir. Aksine bir anlaşma yoksa, aşağıdaki hükümler uygulanır:
Sistematik açıdan yasa koyucu, ifa yerinin belirlenmesinde önceliği mutlak surette tarafların iradesine (sözleşme özgürlüğüne) bırakmıştır. Ancak taraflar açıkça bir yer tayin etmemişlerse ve işin mahiyetinden (örneğin bir evin boyanması işinde ifa yerinin zorunlu olarak evin bulunduğu yer olması gibi) zımni bir ifa yeri çıkarılamıyorsa, TBK m. 89'da yer alan ve edimin niteliğine göre tasnif edilmiş üçlü yedek kural silsilesi devreye girer. Bu tasnif, Kıta Avrupası hukukunun "götürülecek borç" ve "aranacak borç" felsefesinin pozitif hukuktaki yansımasıdır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
TBK m. 89 hükmünün teorik ve pratik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, maddedeki kurucu kavramların mikroskobik düzeyde analiz edilmesi elzemdir:
A. İfa Yeri (Leistungsort) ve İfa Sonucunun Yeri (Erfolgsort) Ayrımı: Alman ve İsviçre-Türk doktrinlerinde (Eren, Oğuzman/Öz) titizlikle yapılan en hayati ayrım budur. İfa Yeri, borçlunun edim fiilini gerçekleştirmek için bizzat harekete geçeceği ve kendi kontrol alanından çıkaracağı yerdir. İfa Sonucunun Yeri ise, alacaklının ifadan beklediği menfaatin onun malvarlığında fiilen gerçekleştiği yerdir. Çoğu zaman bu iki yer aynıdır (örneğin elden nakit ödeme). Ancak Gönderilecek Borçlarda (Schickschuld), borçlunun ifa yeri malları nakliyeciye teslim ettiği kendi fabrikası iken; ifa sonucunun yeri malların alacaklıya ulaştığı yerdir. Borçlu, malları nakliyeciye verdiği an ifa yükümlülüğünü yerine getirmiş sayılır; yoldaki hasar alacaklıya aittir.
B. Para Borçları ve Götürülecek Borç (Bringschuld): TBK m. 89/b.1 uyarınca, para borçları, ifa zamanında (ödeme anında) alacaklının bulunduğu yerleşim yerinde ödenmelidir. Buna dogmatikte Götürülecek Borç denir. Borçlu, parayı alacaklının cebine, kasasına veya banka hesabına fiilen ulaştırmakla mükelleftir. Paranın yolda (veya EFT sürecinde) kaybolması, gecikmesi riski tamamen borçluya aittir. Borçlu, "paramı hazırladım, gel evimden al" diyerek borçtan kurtulamaz veya alacaklıyı temerrüde düşüremez. Modern hukukta banka hesabına havale/EFT işlemlerinde ifa yeri, alacaklının banka şubesinin bulunduğu yer değil, bizzat paranın alacaklının hesap bakiyesine yansıdığı (tasarruf yetkisinin doğduğu) andır.
C. Parça Borçları (Stückschuld / Ferdi Borç): TBK m. 89/b.2 uyarınca, belirli ve tek olan bir eşyanın (örneğin antika bir tablonun, şasi numarası belli ikinci el bir aracın) teslimi borcu, sözleşmenin kurulduğu anda o eşyanın bulunduğu yerde ifa edilir. Borçlu, eşyayı alacaklıya götürmekle yükümlü değildir. Eşyayı bulunduğu yerde hazır edip alacaklıya bildirmesi (ihtar) yeterlidir. Alacaklı gelip almazsa, Alacaklı Temerrüdü (Mora Creditoris) hükümleri devreye girer.
D. Çeşit (Cins) Borçları ve Aranacak Borç (Holschuld): TBK m. 89/b.3 hükmünün yarattığı, yukarıdaki iki istisna dışında kalan tüm borçları kapsayan torba kuraldır. Nev'i (çeşit) borçları, yani doğadan veya piyasadan sayı, tartı veya ölçü ile bulunabilen eşyalar (örneğin 10 ton buğday, 50 adet sıfır kilometre televizyon) sözleşme kurulduğu sırada Borçlunun Yerleşim Yerinde ifa edilir. Bu tür borçlara Aranacak Borç denir. Aksine sözleşme yoksa, borçlu malları kendi deposunda ayırır, paketler ve alacaklıya gelip almasını bildirir. Alacaklı gelip malları almak zorundadır. Borçlunun malları alacaklının ayağına götürme zorunluluğu yoktur.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 89'da düzenlenen ifa yeri, Borçlar Kanunu'nun ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) genel teorisiyle çok derin ve sıklıkla kötüye kullanıma açık bir etkileşim içindedir:
A. Yetki Kuralları (HMK m. 10) ve Kanuna Karşı Hile Çatışması: Borçlar hukuku ile usul hukukunun en tehlikeli kesişim noktasıdır. HMK m. 10 hükmü, "Sözleşmeden doğan davalar, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabilir" demek suretiyle ifa yerine (TBK m. 89) özel bir yetki kuralı bağlamıştır. HMK m. 17 uyarınca, tarafların bir Yetki Sözleşmesi (Prorogation) yapabilmesi için her iki tarafın da "tacir" veya "kamu tüzel kişisi" olması zorunludur. Tüketiciler veya adi şahıslar yetki sözleşmesi yapamaz. Ancak uygulamada, sözleşmeyi hazırlayan güçlü taraf (örneğin banka veya büyük şirket) sözleşmeye salt HMK m. 17'deki tacir olma zorunluluğunu aşmak için "İşbu sözleşmenin ifa yeri İstanbul'dur" şeklinde bir İfa Yeri Anlaşması (Erfüllungsortvereinbarung) koymaktadır. Doktrinde Osman Duran'ın makalesinde hararetle tartışıldığı üzere; bu durum usul hukukunun emredici yetki sınırlarını dolanmak maksadıyla yapılmış bir Kanuna Karşı Hile (Fraus Legi) teşkil edebilir. Eğer tarafların gerçek bir ifa yeri belirleme amacı yoksa ve sırf yetkili mahkemeyi değiştirmek (zayıf tarafı kendi mahkemesine çekmek) niyetindeyseler, zayıf tarafı korumak adına bu sözleşme maddesinin yazılmamış sayılması veya muvazaa nedeniyle kesin hükümsüzlüğüne (TBK m. 27) karar verilmesi gerektiği savunulmaktadır.
B. Alacaklı ve Borçlu Temerrüdü (TBK m. 117 ve TBK m. 106): İfa yeri, temerrüt kurumunun tetikleyicisidir. Bir borcun ifa edilebilmesi için borçlunun edimi doğru yerde sunması gerekir. Aranacak borçlarda (örneğin cins borcu) borçlu malları kendi deposunda ayırıp hazır etmişse, alacaklı gelip almadığı takdirde borçlu borca aykırılıktan (borçlu temerrüdünden) kurtulur; aksine alacaklı Alacaklı Temerrüdüne (Mora Creditoris) düşer. Alacaklı temerrüdü halinde borçlu, TBK m. 107 vd. uyarınca tevdii (tevdi mahalline bırakma) veya satıp bedelini yatırma haklarını kullanarak borcundan kurtulabilir. Şayet borç bir "götürülecek borç" (örneğin para borcu) ise, alacaklı yerinde beklemekte haklıdır; borçlu parayı alacaklıya ulaştırmadığı her an için bizzat kendisi Borçlu Temerrüdündedir.
C. Hasarın İntikali (TBK m. 208) ile Paralellik: Satım hukukunda hasar (malın beklenmedik bir halle telef olması riski) kural olarak zilyetliğin devriyle (teslimle) geçer. Aranacak borçlarda borçlu malı deposunda ayırıp alacaklıya ihtar çektiğinde, alacaklı gelip almazsa, hasar ve kötüleşme riski alacaklıya geçer. İfa yeri kuralları, ekonomik felaketlerin faturasının kime kesileceğini belirleyen koordinatlardır.
4. Pratik Olay Analizleri
Hukuki kavramların soyutluğundan kurtulup somut dogmatik tahliller yapabilmek adına şu iki çarpıcı kurguyu inceleyelim:
Olay 1 (Para Borcunda Götürülecek Borç ve Banka Temerrüdü): Tacir (A) İstanbul'daki (B)'den 500.000 TL karşılığında makine satın almış ve vadede borcunu ödemek için Cuma günü saat 16:30'da kendi bankasından (B)'nin banka hesabına EFT talimatı vermiştir. Ancak bankacılık sistemindeki genel bir arıza sebebiyle para (A)'nın hesabından çıkmasına rağmen (B)'nin hesabına ancak Pazartesi sabahı yansımıştır. Sözleşmede hafta sonu gecikmelerinde ağır cezai şart bulunmaktadır. (B) gecikme nedeniyle (A)'ya cezai şart davası açar. Dogmatik Analiz: Para borçları TBK m. 89/1 uyarınca Götürülecek Borç (Bringschuld) niteliğindedir. Götürülecek borçlarda ifa, edimin alacaklının hakimiyet alanına girmesiyle tamamlanır. Para borcunda bu an, paranın alacaklı (B)'nin banka hesabına "alacak" olarak kaydedildiği andır. (A)'nın parayı kendi bankasına teslim etmiş olması veya hesabından çıkmış olması (A)'yı borçtan kurtarmaz. Gönderme esnasındaki tüm risk, sistem arızası dahil, borçlu (A)'nın üzerindedir. Dolayısıyla (A) ifayı Cuma günü tamamlayamamış ve hafta sonu boyunca Borçlu Temerrüdüne düşmüştür. Cezai şart talebi haklıdır; (A)'nın, zararı kendi bankasına (ifa yardımcısına) rücu etmesi ayrı bir konudur.
Olay 2 (Çeşit Borcunda Aranacak Borç ve Yetki Gaspı): Kayseri'de mukim çiftçi (X) Ankara'daki fabrika (Y)'ye 20 ton buğday satmak üzere adi yazılı bir sözleşme yapar. Sözleşmede malların teslim yeri (ifa yeri) yazmamaktadır. Fabrika (Y) buğdayların kalitesiz olduğunu iddia ederek Ankara'da (kendi yerleşim yerinde) (X)'e karşı alacak ve tazminat davası açar. Çiftçi (X) yetki itirazında bulunarak davanın Kayseri'de açılması gerektiğini savunur. Dogmatik Analiz: Bu olay usul ve maddi hukukun muazzam bir kesişimidir. Buğday, bir "çeşit (cins) borcudur". TBK m. 89/3 uyarınca cins borçları, aksine sözleşme yoksa borçlunun (teslim borçlusu X'in) sözleşme kurulduğu andaki yerleşim yerinde ifa edilir. Yani bu bir **Aranacak Borç (Holschuld)**dur. İfa yeri Kayseri'dir. HMK m. 10 uyarınca sözleşmeden doğan davalar ifa yeri mahkemesinde açılabilir. İfa yeri Kayseri olduğuna göre, (Y)'nin tek taraflı olarak davayı Ankara'da açması yetkisizdir. Mahkemenin (X)'in yetki itirazını kabul ederek dosyayı Kayseri'ye göndermesi dogmatik bir zorunluluktur. Eğer (Y) sırf HMK 10'u kullanmak için sözleşmeye "İfa yeri Ankara'dır" yazsaydı ve (X) tüketici olsaydı, bu bir Kanuna Karşı Hile sayılabilecekti.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 89 hükmünün mahkeme salonlarında ve sözleşme mimarisinde (Legal Drafting) avukatların dikkat etmesi gereken usuli ve maddi hukuk silahları şunlardır:
1. Para Alacaklarında Kendi Mahkemesinde Dava Açma Avantajı (Forum Actoris): Avukatların HMK m. 10 ve TBK m. 89/1 kombinezonunu kullanarak elde edebilecekleri en büyük usuli avantaj budur. HMK m. 6 gereği kural olarak dava davalının yerleşim yerinde açılır. Ancak müvekkilinizin (davacı alacaklının) bir para alacağı varsa (fatura, cari hesap, ödünç vb.) para borcu Götürülecek Borç olduğundan ifa yeri müvekkilinizin (alacaklının) yerleşim yeridir. Dolayısıyla HMK m. 10 uyarınca, davayı hiç davalının şehrine gitmeden doğrudan müvekkilinizin bulunduğu yer mahkemesinde veya icra dairesinde açabilirsiniz. Bu kural, alacaklı avukatına muazzam bir zaman ve masraf tasarrufu sağlar.
2. Genel İşlem Koşulları ve İfa Yeri Anlaşmaları (TBK m. 20 vd.): Büyük şirketler, tüketicilerle veya zayıf tacirlerle yaptıkları standart sözleşmelere (Genel İşlem Koşulu) "Uyuşmazlık halinde ifa yeri şirketimizin genel merkezidir" şeklinde maddeler eklemektedirler. TBK m. 21 uyarınca, karşı tarafın aleyhine ve onun menfaatlerini makul bir sebep olmaksızın zedeleyen bu tür şaşırtıcı ve tek taraflı yetki/ifa yeri belirlemeleri Yazılmamış Sayılma yaptırımı ile karşılaşacaktır. Avukatlar, zayıf tarafı temsil ettiklerinde mutlaka sözleşmedeki ifa yeri maddesinin HMK m. 17'yi dolanmak maksadıyla yazılmış bir genel işlem koşulu olduğunu ve içerik denetimine (TBK m. 25) tabi tutularak iptal edilmesi gerektiğini ileri sürmelidirler.
3. Hasar ve Nakliye Masraflarının Düzenlenmesi: Sözleşme taslağı hazırlarken "Aranacak / Götürülecek Borç" ayrımının sessizce TBK m. 89'a bırakılması ölümcül hatalara yol açar. Ticari satımlarda ifa yerinin neresi olduğu, malın taşıma masraflarını (navlun, sigorta) kimin ödeyeceğini de belirler. Teslim yeri "Alıcı Fabrikası (DAP/DDP)" denilmişse, bu artık bir götürülecek borçtur ve tüm hasar yolda satıcıdadır. İfa yeri maddesi, sözleşmenin en çok müzakere edilmesi gereken ekonomik klozlarından biridir.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Daireleri (özellikle 11., 13., 19. Hukuk Daireleri) TBK m. 89 (mülga BK m. 73) ile HMK m. 10 arasındaki ilişkiyi uygularken "Para Borçlarının Götürülecek Borç Olması" ve "Yetki Kurallarının Dolanılması" hususlarında son derece kesin içtihatlar oluşturmuştur.
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin (ve HGK'nın) istikrar kazanmış kararlarında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "Kural olarak her dava, açıldığı tarihte davalının yerleşim yeri mahkemesinde görülür (HMK m. 6). Ancak sözleşmeden doğan para borçları, TBK m. 89/1 uyarınca aranacak borçlardan olmayıp alacaklıya götürülecek borçlardandır. Bu itibarla, konusu para olan alacak davalarında ve icra takiplerinde alacaklı, kendi ikametgâhı (yerleşim yeri) mahkemesinde veya icra dairesinde dava açmakta veya takip yapmakta muhtariyete (seçimlik hakka) sahiptir. Davalının yetki itirazının bu gerekçeyle reddi hukuka uygundur." Yüksek Mahkeme bu içtihadıyla para alacaklılarını usuli olarak himaye etmiştir.
Ancak Yargıtay, İfa Yeri Anlaşması ile Yetki Kurallarının Dolanılması konusunda (özellikle tüketici ve sigorta sözleşmelerinde) korumacı bir yaklaşım benimser. Yargıtay (örneğin 11. HD, 03.04.2019, 196/5442 sayılı kararı); "Sözleşmenin taraflarından birinin tüketici olması veya tarafların tacir statüsünde bulunmaması halinde, salt HMK m. 17'deki yetki sözleşmesi yasağını aşmak amacıyla, gerçek ifa yeri ile ilgisi olmayan afaki bir ilin ifa yeri olarak kararlaştırılması, hukuka ve kanuna karşı hile niteliğindedir. Tarafların asıl amacının ifa yerini değil, yetkili mahkemeyi tayin etmek olduğu durumlarda, bu sözleşme kaydına dayanılarak HMK m. 10 kapsamında yetki tesis edilemez" diyerek, Osman Duran'ın doktriner eleştirilerinde de vurgulandığı üzere, zayıf tarafı usul hukuku tuzaklarından koruyan dogmatik bir zırh inşa etmiştir.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 89. maddesinde vücut bulan İfa Yeri kuralları, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; özellikle "Dijital Ödemeler Çağında Yerleşim Yeri Kavramının Anakronizmi" ve "Usul Hukuku ile Maddi Hukukun Çatışması" bağlamında çok sert felsefi ve kuramsal eleştirilere maruz kalmaktadır.
Birinci ve en büyük dogmatik eleştiri, TBK m. 89/1'deki para borçlarının "Alacaklının Yerleşim Yerinde" ödeneceği kuralının modern bankacılık ve elektronik ticaret (E-Ticaret) sistemi karşısındaki çağdışılığına (anakronizmine) yöneliktir. 19. yüzyıl İsviçre köylerinin tarımsal ekonomisine göre yazılmış olan bu kuralda, borçlunun parayı kese içine koyup alacaklının evine (yerleşim yerine) bizzat yürüyerek götüreceği varsayılmaktadır. Oysa günümüzde paranın fiziki bir cismaniyeti (banknot) kalmamış, tamamen dijital kayıtlara (kaydi paraya) dönüşmüştür. Bir kimsenin yerleşim yeri Ankara, banka hesabının açıldığı şube İstanbul, kendisi ise ödeme anında New York'ta olabilir. Oğuzman ve Öz'ün öğretilerinde hararetle tartışıldığı üzere; kaydi paranın transferinde ifa yeri, alacaklının MERNİS'te kayıtlı yerleşim yeri (ikametgâhı) değil, paranın aktarıldığı Banka Hesabının Bulunduğu Şubenin (veya sistemin) yeridir. Kanun koyucunun TBK reformu (6098 sayılı yasa) sırasında, Alman BGB sistemindeki modernizasyon rüzgarını es geçerek, salt "yerleşim yeri" lafzını aynen muhafaza etmesi, dijital çağda uygulanabilirliği olmayan dogmatik bir fosil yaratmıştır.
İkinci felsefi eleştiri, İfa Yeri ile HMK Yetki Kuralları Arasındaki Suiistimal (Fraus Legi) meselesinedir. Osman Duran'ın ve Ergun Önen'in eserlerinde titizlikle eleştirildiği gibi; HMK m. 17, tacir olmayan zayıf kişilerin (işçiler, tüketiciler, küçük esnaf) büyük şirketlerin kendi merkezlerinde dava açma dayatmasından kurtulmaları için yetki sözleşmesini açıkça yasaklamıştır. Ancak büyük şirketler, aynı sözleşmenin "İfa Yeri" başlıklı maddesine kendi şirket merkezlerinin (örneğin "İstanbul Çağlayan") adını yazarak, maddi hukuk (TBK m. 89) üzerinden usul hukukunu (HMK m. 10) dolanmaktadırlar. Maddi hukuktaki bir "ifa yükümlülüğü" kuralının, usul hukukunun kesin ve emredici kamu düzeni sınırlarını (yetkiyi) delmek için bir maymuncuk olarak kullanılması, kanunlaştırma politikasının en büyük defolarından biridir. Doktrin, sırf yetkiyi belirlemek amacıyla (gerçek bir ifa niyeti olmaksızın) yapılan "sözde" ifa yeri anlaşmalarının, hukukun genel ilkeleri ve TBK m. 27 uyarınca kesin olarak batıl (muvazaalı) sayılması gerektiğini ve HMK m. 17'nin emredici ruhunun, TBK m. 89 bahanesiyle iğdiş edilmesine yargının müsaade etmemesi gerektiğini haklı olarak savunmaktadır.
Sonuç itibarıyla TBK m. 89; borçlunun sırtındaki edim yükünün hangi coğrafi noktada yere bırakılacağını tayin eden, hukukun mekânsal pusulasıdır. Hukuk sistemi bu maddeyle, sözleşmenin sessiz kaldığı anlarda boşluğu doldurarak hasarın, temerrüdün ve nakliye külfetinin kimin omuzlarında kalacağını belirlemiştir. Ancak bu pusulanın, dijital paranın saniyeler içinde dünyayı turladığı bir çağda "yerleşim yeri" gibi hantal kavramlara hapsolmaması ve güçlülerin zayıfları kendi mahkemelerinde yargılamak için kullandıkları kurnazca bir silaha dönüşmemesi, bütünüyle kanun koyucunun çağı okuma vizyonuna ve yüksek yargının hukukun arkasından dolanmayı engelleyen o sarsılmaz adalet terazisine emanet edilmiştir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 68. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.