1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 641. maddesi, adi ortaklık sözleşmelerinde "Sona ermenin ortaklığın yönetimine etkisi" başlığı altında kaleme alınmıştır [1]. Adi ortaklık; iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri, tüzel kişiliği bulunmayan ve affectio societatis (ortak amaca ulaşmak için birlikte çaba gösterme iradesi) unsuruna dayanan sürekli bir borç ilişkisidir [2, 3]. Sözleşmenin sürekli borç ilişkisi doğuran yapısı ve ortakların birbirlerine karşı taşıdıkları yüksek sadakat ve özen yükümlülüğü (TBK m. 628), ortaklığın sona ermesi anında birtakım geçiş dönemi tedbirlerinin alınmasını zorunlu kılmaktadır [4].
TBK m. 641, ortaklığın ani ve öngörülemeyen sebeplerle (örneğin ölüm, kısıtlanma, iflas) sona ermesi durumunda, fiilî durum ile hukuki durum arasındaki boşluğu kapatmak üzere sevk edilmiştir [5]. Maddenin birinci fıkrası, yönetici ortağın yetkisinin, fesih sebebini fiilen öğrenmesine (veya dürüstlük kuralı gereği öğrenmesi gereken ana) kadar hukuken devam edeceği kurgusuna dayanarak iyi niyetin ve işlem güvenliğinin korunmasını amaçlar [1, 6]. İkinci fıkra ise, şahıs ortaklıklarının intuitu personae (kişiye bağlılık) niteliğinin en somut yansıması olarak, bir ortağın ölümü hâlinde mirasçılarına ve sağ kalan diğer ortaklara ortaklık malvarlığının ve değerinin korunması için geçici, ancak yasal bir "iş görme ve bildirim" yükümlülüğü yüklemektedir [6]. Ortaklık, kanunda sayılan infisah nedenlerinin vuku bulmasıyla sona erse dahi, derhal ortadan kalkmamakta; amacı tasfiye amacına dönüşerek varlığını sürdürmektedir [3, 7, 8]. TBK m. 641, tam da bu infisah anından tasfiye sürecine geçiş aşamasındaki riskleri yöneten emredici nitelikte bir koruma normudur.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Fesih Bildiriminden Başka Bir Yolla Sona Erme
Maddenin ilk fıkrası, kuralın uygulama alanını "fesih bildiriminden başka bir yolla sona erme" şartına bağlamıştır [1]. TBK m. 639/6 ve m. 640 uyarınca, belirsiz süreli ortaklıklarda altı ay önceden yapılacak bir fesih bildirimi, doğası gereği ortaklara ve yöneticilere ortaklığın ne zaman sona ereceğini önceden haber veren, planlanabilir bir süreçtir [1, 9, 10]. Fesih bildiriminde bulunan ortağın bu iradesi zaten muhataplara ulaştığı için, yönetim yetkisinin akıbeti konusunda bir belirsizlik yaşanmaz. Buna karşılık; ortaklardan birinin iflası, kısıtlanması, tasfiye payının cebrî icra yoluyla satılması (TBK m. 639/3) veya ortaklık amacının objektif olarak imkânsızlaşması (TBK m. 639/1) gibi durumlar aniden gerçekleşen infisah halleridir [5]. Kanun koyucu, bu ani sona erme hallerinde, durumu henüz bilmeyen yönetici ortağın iyiniyetli olarak üçüncü kişilerle yaptığı işlemlerin ortaklığı (ve diğer ortakları) bağlamaya devam etmesini öngörmüştür [1, 6].
2.2. Yönetim Yetkisinin Subjektif veya Objektif Olarak Öğrenilmesine Kadar Uzaması
Yönetici ortağın temsil ve idare yetkisi, ani sona erme sebebi gerçekleştiği anda prensip olarak düşer. Ancak TBK m. 641/1, yönetici ortağın bu yetkisini; "sona ermeyi öğrendiği" (subjektif bilgi/müspet vukuf) veya "durumun gerektirdiği özeni gösterseydi öğrenebileceği" (objektif özen yükümlülüğü/ihmalî bilgisizlik) zamana kadar kendisi hakkında devam ettirir [6]. Bu hüküm, vekâlet sözleşmesinin sona ermesinin sonuçlarını düzenleyen TBK m. 514 hükmüyle de paralellik arz etmektedir [11]. Zira adi ortaklıkta yönetici ortak ile diğer ortaklar arasındaki ilişki de temelinde vekâlet hükümlerine tabidir (TBK m. 630) [12, 13]. Bu yetki uzaması, yönetici ortağın şahsi sorumluluk altına girmesini engellediği gibi, üçüncü kişilerin işlem güvenliğini de muhafaza eder.
2.3. Ortağın Ölümü, Mirasçıların Bildirim Yükümlülüğü ve Geçici İş Görme
Ortaklardan birinin ölümü, sözleşmede aksine bir hüküm (örneğin devam veya ardıllık klozu) yoksa ortaklığı kendiliğinden sona erdiren kanuni bir infisah nedenidir (TBK m. 639/2) [5, 14]. TBK m. 641/2, bu durumda ölen ortağın mirasçılarına derhal yerine getirilmesi gereken kanuni yükümlülükler yükler [6, 15].
- Bildirim Yükümlülüğü: Mirasçılar, ölümü "hemen" diğer ortaklara bildirmek zorundadır. Doktrindeki ağırlıklı görüşe göre bu bildirim yenilik doğurucu (inşai) değil, açıklayıcı (ihbari) niteliktedir; zira ortaklık zaten ölüm anında geriye etkili (ex tunc) olarak infisah etmiş sayılır [16]. Ancak ölümü bildirmekte ihmal veya gecikme gösteren mirasçılar, bu gecikmeden dolayı doğan zararlardan sorumlu tutulabilirler [16-18].
- Geçici İş Görme Yükümlülüğü (Önlemler Alınıncaya Kadar): Mirasçılar, sırf mirasçı sıfatını kazandıkları için adi ortaklığa halef olmazlar (devam kaydı yoksa) [19-21]. Ancak TMK m. 2 dürüstlük kuralının bir yansıması olarak, mirasçıların, ölen ortağın yürütmekte olduğu işleri "gerekli önlemler alınıncaya kadar" devam ettirmesi emredilmiştir [6, 15]. Bu, aktif bir ticari yönetimden ziyade, mevcut durumun muhafazasına ve zararın önlenmesine (konservasyon) yönelik bir "gerçek vekâletsiz iş görme" (TBK m. 526 vd.) benzeri bir kanuni yükümlülüktür.
2.4. Sağ Kalan Ortakların Geçici Yürütme Yükümlülüğü
TBK m. 641/2'nin son cümlesi, sağ kalan diğer ortaklara da "geçici olarak, ortaklık işlerini aynı şekilde yürütmeye devam" etme yükümlülüğü getirir [6]. Ölümle infisah gerçekleşse bile, ortaklığın ani olarak faaliyetlerini durdurması, sözleşmelere aykırılık (temerrüt) riskleri ve ekonomik yıkım doğurabilir [7]. Bu nedenle kanun, tasfiye sürecine (TBK m. 642 vd.) hukuken ve fiilen geçilinceye kadar ortaklara işletmeyi rasyonel bir şekilde ayakta tutma görevi vermektedir [22, 23].
3. Sistematik İlişkiler
- TBK m. 639 ve 642 vd. (Sona Erme ve Tasfiye): TBK m. 641, m. 639'da sayılan infisah hallerinin vuku bulması ile m. 642'de başlayan tasfiye süreci arasındaki "Araf" (geçiş) dönemini düzenler [5, 22, 23]. Ortaklığın sona ermesi ortadan kalkma anlamına gelmez; ortaklık tasfiye gayesine yönelmiş bir şekilde tüzel kişiliği olmayan bir malvarlığı topluluğu olarak varlığını sürdürür [3, 7].
- TMK m. 2 (Dürüstlük Kuralı): Hükmün ikinci fıkrasında yer alan "dürüstlük kuralları çerçevesinde" ibaresi, TMK m. 2'nin doğrudan bir atfıdır. Mirasçıların ve sağ kalan ortakların geçici iş yürütme sınırını belirleyen temel ölçüt hakkın kötüye kullanılmaması ve dürüstlüktür [6].
- TBK m. 514 (Vekâletin Sona Ermesinin Hükümleri): Adi ortaklıkta ortakların iç ilişkisinde vekâlet sözleşmesi hükümleri (TBK m. 630) uygulanır [12, 13]. TBK m. 514'te yer alan, vekilin sözleşmenin sona erdiğini öğrenmeden önce yaptığı işlerden vekâlet verenin (veya mirasçılarının) sorumlu olmaya devam etmesi kuralı [11], TBK m. 641/1'in teorik temelini oluşturur.
- TMK m. 640 (Miras Ortaklığı): Ölen ortağın mirasçıları, terekede yer alan adi ortaklıktaki tasfiye payı alacağı üzerinde TMK m. 640 uyarınca elbirliğiyle maliktirler [19]. Mirasçıların TBK m. 641 uyarınca yapacağı bildirimler ve geçici iş görmeler, miras ortaklığının elbirliği mülkiyeti rejimi çerçevesinde değerlendirilmelidir.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Dairelerinin yerleşik içtihatlarına göre adi ortaklığın ölümü takiben tasfiye sürecine girmesi ve mirasçıların pozisyonu kesin hatlarla çizilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (YHGK), 10.04.1991 T., 1991/13-76 E., 1991/199 K.:
YHGK kararına göre, ortaklık sözleşmesinde mirasçılarla devam edileceğine dair bir hüküm bulunmuyorsa, murisin ölümüyle birlikte ortaklık TBK m. 639/2 (eski BK m. 535/2) gereğince kendiliğinden sona erer [18, 24, 25]. Ortaklık ölümle sona ermiş olmakla birlikte, ölümden önce veya sonra yasal bir tasfiye yapılmadığı sürece ortaklık ilişkisi "tasfiye amacıyla" devam eder. Bu nedenle mahkemelerin, ortaklık bitti diyerek davayı reddetmesi hukuka aykırıdır; mahkemece tasfiyeye karar verilmesi zorunludur [25].
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 17.07.2008 T., 2008/404 E., 2008/10164 K.:
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, ölüm sonrasında adi ortaklığın taraflar (mirasçılar ve sağ kalan ortaklar) arasında fiilen devam ettiğine ilişkin iddianın ispat yükünü, iddia eden tarafa yüklemektedir [17, 18, 24]. Şayet ölüm vakası gerçekleşmiş, mirasçılar bildirim yükümlülüklerini TBK m. 641/2 uyarınca yerine getirmiş ve ortaklığa açık veya zımni bir "devam (ardıllık) iradesi" yansıtılmamışsa, artık sadece tasfiye talep edilebilir [17].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Kurmaca Senaryo):
X, Y ve Z, büyük bir köprü inşası için adi ortaklık kurmuşlardır. Yönetici ortak olan X, projenin şantiyesindeyken ani bir kalp krizi geçirerek vefat etmiştir. X’in yasal mirasçıları olan A ve B, X’in adi ortaklıktaki bu projesinden haberdar olmalarına rağmen, kendi aralarındaki miras anlaşmazlıkları nedeniyle ölümü diğer ortaklar Y ve Z'ye 2 ay boyunca bildirmemişlerdir. Bu süre zarfında, şantiyedeki beton tedariki işlemleri sahipsiz kalmış ve ortaklık ağır bir cezai şarta maruz kalmıştır.
Hukuki analiz: TBK m. 641/2 hükmü uyarınca, mirasçı A ve B, murisin ölümünü "hemen" diğer ortaklara bildirmek ve gerekli önlemler alınıncaya kadar X'in yürüttüğü olağan koruma işlerine dürüstlük kuralı çerçevesinde devam etmekle yükümlüdür [6]. Mirasçılar, bu kanuni bildirim ve geçici önlem yükümlülüğünü (örneğin beton dökümünü durdurmak veya diğer ortaklara derhal haber vererek kontrolü devretmek) ihlal ettikleri için, ortaklığın (Y ve Z'nin) bu gecikmeden doğan menfi ve müspet zararlarından hukuken sorumlu tutulacaklardır [16-18].
Olay 2 (Kurmaca Senaryo):
A ve B'nin kurduğu adi ortaklıkta B'nin iflasına karar verilmiştir. Ancak mahkemenin iflas kararı A'ya henüz ulaşmamış ve iflas idaresi duruma fiilen el koymamıştır. B'nin iflası ile TBK m. 639/3 gereğince ortaklık kendiliğinden (infisah yoluyla) sona ermiştir. Ancak yönetici ortak olan A, durumdan habersiz olarak (ve olağan denetim mekanizmalarını uyguladığı halde durumu öğrenmesi mümkün olmadan) üçüncü bir şahıs olan C ile ortaklık adına büyük bir alım satım sözleşmesi imzalamıştır.
Hukuki analiz: B'nin iflasıyla ortaklık hukuken sona ermiş olsa da, TBK m. 641/1 emredici hükmü gereğince A'nın yönetme ve temsil yetkisi, iflası "öğrendiği veya özen gösterseydi öğrenebileceği" ana kadar devam eder [1, 6]. Bu nedenle A'nın, iflas kararından önce üçüncü kişi C ile yaptığı alım-satım sözleşmesi geçerlidir ve adi ortaklığın tasfiye masasını/ortakları bağlar. A, yetkisiz temsilci konumuna düşmez ve şahsi sorumluluğuna gidilemez.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat Yükü: TBK m. 641/1 çerçevesinde yönetici ortağın infisah nedenini "durumun gerektirdiği özeni gösterseydi öğrenebileceğini" (ihmalini) veya "fiilen öğrendiğini" iddia eden taraf (genellikle bundan menfaati olan diğer ortaklar veya iflas idaresi), bu iddiasını ispatla mükelleftir (TMK m. 6).
- Zamanaşımı / Süreler: Mirasçıların TBK m. 641/2 kapsamındaki "hemen bildirme" yükümlülüğünü ihlalinden kaynaklanan tazminat talepleri, özel bir süre öngörülmediği için TBK m. 146 uyarınca genel 10 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. "Hemen" (derhal) kavramı ise somut olayın niteliğine, mirasçıların ölüm olgusunu öğrenme anına ve terekedeki belgelerin incelenebilirliğine göre dürüstlük kuralı (TMK m. 2) çerçevesinde hâkim tarafından değerlendirilir.
- Görevli/Yetkili Mahkeme: Mirasçıların bildirim yükümlülüğünü ihlali veya yetkisi uzayan yöneticinin tasarruflarından doğan uyuşmazlıklarda açılacak davalar, adi ortaklığın tasfiyesi ve hesaplaşması davaları ile birlikte görülür. Ortaklık ticari işletme işletiyorsa Asliye Ticaret Mahkemesi, aksi takdirde Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir.
- Yaygın Uygulama Hataları: Ölüm durumunda, ortaklığın derhal tamamen yok olduğu sanılarak şantiyelerin, üretim tesislerinin veya taahhütlerin mirasçılar ve diğer ortaklar tarafından bir gecede terk edilmesi büyük bir uygulama hatasıdır. Kanun, TBK m. 641/2 ile "geçici yürütme" zorunluluğu koymuştur. Tasfiye memuru (TBK m. 644) atanana kadar hem mirasçılar hem de sağ kalan ortaklar asgari muhafaza işlerini yapmakla mükelleftir [6, 23, 26].
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk hukuk doktrininde ve İsviçre-Alman karşılaştırmalı hukukunda TBK m. 641/2'nin mirasçılara yüklediği "geçici olarak işleri yürütme" görevi eleştirilere konu olmaktadır. Ölüm gibi son derece travmatik ve ani bir süreçte, üstelik ortaklık işleri ağır uzmanlık ve teknik bilgi (örneğin müteahhitlik, ileri teknoloji) gerektiriyorsa, mirasçıların bu işlere devam etmesini beklemek TMK m. 2 anlamında ölçüsüz bir yük olabilir. Bu nedenle doktrin (Şener, Poroy/Tekinalp/Çamoğlu vb.), maddedeki "ölen ortağın daha önce yürütmekte olduğu işlere... devam eder" ifadesinin, dar ve amaca uygun yorumlanması gerektiğini vurgulamaktadır [16-18].
Burada kastedilen, mirasçının bizzat mesleki bir ifa (örneğin ameliyata devam etme, statik proje çizme) yapması değil; işlerin durduğunu derhal ilgililere haber vermesi, iş makinelerini kapattırması, güvenlik tedbirlerini alması gibi pasif-muhafaza (konservasyon) niteliğindeki geçici acil önlemlerdir. Ayrıca, mirasçıların TMK uyarınca mirası reddetme hakları (TMK m. 605 vd.) veya resmi defter tutulması süreçleri (TMK m. 619) göz önüne alındığında, TBK m. 641 uyarınca fiilen iş yürütmelerinin "mirası zımnen kabul" (TMK m. 610) olarak değerlendirilmemesi gerektiği tespiti son derece hayatidir. Bu kapsamda yapılan işler, olağan muhafaza ve idare tedbiri niteliğinde kaldıkça, mirasın reddi hakkını düşürmemelidir [27].
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 641. maddesi, adi ortaklık sözleşmelerinde "Sona ermenin ortaklığın yönetimine etkisi" başlığı altında kaleme alınmıştır [1]. Adi ortaklık; iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri, tüzel kişiliği bulunmayan ve affectio societatis (ortak amaca ulaşmak için birlikte çaba gösterme iradesi) unsuruna dayanan sürekli bir borç ilişkisidir [2, 3]. Sözleşmenin sürekli borç ilişkisi doğuran yapısı ve ortakların birbirlerine karşı taşıdıkları yüksek sadakat ve özen yükümlülüğü (TBK m. 628), ortaklığın sona ermesi anında birtakım geçiş dönemi tedbirlerinin alınmasını zorunlu kılmaktadır [4].
TBK m. 641, ortaklığın ani ve öngörülemeyen sebeplerle (örneğin ölüm, kısıtlanma, iflas) sona ermesi durumunda, fiilî durum ile hukuki durum arasındaki boşluğu kapatmak üzere sevk edilmiştir [5]. Maddenin birinci fıkrası, yönetici ortağın yetkisinin, fesih sebebini fiilen öğrenmesine (veya dürüstlük kuralı gereği öğrenmesi gereken ana) kadar hukuken devam edeceği kurgusuna dayanarak iyi niyetin ve işlem güvenliğinin korunmasını amaçlar [1, 6]. İkinci fıkra ise, şahıs ortaklıklarının intuitu personae (kişiye bağlılık) niteliğinin en somut yansıması olarak, bir ortağın ölümü hâlinde mirasçılarına ve sağ kalan diğer ortaklara ortaklık malvarlığının ve değerinin korunması için geçici, ancak yasal bir "iş görme ve bildirim" yükümlülüğü yüklemektedir [6]. Ortaklık, kanunda sayılan infisah nedenlerinin vuku bulmasıyla sona erse dahi, derhal ortadan kalkmamakta; amacı tasfiye amacına dönüşerek varlığını sürdürmektedir [3, 7, 8]. TBK m. 641, tam da bu infisah anından tasfiye sürecine geçiş aşamasındaki riskleri yöneten emredici nitelikte bir koruma normudur.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Fesih Bildiriminden Başka Bir Yolla Sona Erme
Maddenin ilk fıkrası, kuralın uygulama alanını "fesih bildiriminden başka bir yolla sona erme" şartına bağlamıştır [1]. TBK m. 639/6 ve m. 640 uyarınca, belirsiz süreli ortaklıklarda altı ay önceden yapılacak bir fesih bildirimi, doğası gereği ortaklara ve yöneticilere ortaklığın ne zaman sona ereceğini önceden haber veren, planlanabilir bir süreçtir [1, 9, 10]. Fesih bildiriminde bulunan ortağın bu iradesi zaten muhataplara ulaştığı için, yönetim yetkisinin akıbeti konusunda bir belirsizlik yaşanmaz. Buna karşılık; ortaklardan birinin iflası, kısıtlanması, tasfiye payının cebrî icra yoluyla satılması (TBK m. 639/3) veya ortaklık amacının objektif olarak imkânsızlaşması (TBK m. 639/1) gibi durumlar aniden gerçekleşen infisah halleridir [5]. Kanun koyucu, bu ani sona erme hallerinde, durumu henüz bilmeyen yönetici ortağın iyiniyetli olarak üçüncü kişilerle yaptığı işlemlerin ortaklığı (ve diğer ortakları) bağlamaya devam etmesini öngörmüştür [1, 6].
2.2. Yönetim Yetkisinin Subjektif veya Objektif Olarak Öğrenilmesine Kadar Uzaması
Yönetici ortağın temsil ve idare yetkisi, ani sona erme sebebi gerçekleştiği anda prensip olarak düşer. Ancak TBK m. 641/1, yönetici ortağın bu yetkisini; "sona ermeyi öğrendiği" (subjektif bilgi/müspet vukuf) veya "durumun gerektirdiği özeni gösterseydi öğrenebileceği" (objektif özen yükümlülüğü/ihmalî bilgisizlik) zamana kadar kendisi hakkında devam ettirir [6]. Bu hüküm, vekâlet sözleşmesinin sona ermesinin sonuçlarını düzenleyen TBK m. 514 hükmüyle de paralellik arz etmektedir [11]. Zira adi ortaklıkta yönetici ortak ile diğer ortaklar arasındaki ilişki de temelinde vekâlet hükümlerine tabidir (TBK m. 630) [12, 13]. Bu yetki uzaması, yönetici ortağın şahsi sorumluluk altına girmesini engellediği gibi, üçüncü kişilerin işlem güvenliğini de muhafaza eder.
2.3. Ortağın Ölümü, Mirasçıların Bildirim Yükümlülüğü ve Geçici İş Görme
Ortaklardan birinin ölümü, sözleşmede aksine bir hüküm (örneğin devam veya ardıllık klozu) yoksa ortaklığı kendiliğinden sona erdiren kanuni bir infisah nedenidir (TBK m. 639/2) [5, 14]. TBK m. 641/2, bu durumda ölen ortağın mirasçılarına derhal yerine getirilmesi gereken kanuni yükümlülükler yükler [6, 15].
2.4. Sağ Kalan Ortakların Geçici Yürütme Yükümlülüğü
TBK m. 641/2'nin son cümlesi, sağ kalan diğer ortaklara da "geçici olarak, ortaklık işlerini aynı şekilde yürütmeye devam" etme yükümlülüğü getirir [6]. Ölümle infisah gerçekleşse bile, ortaklığın ani olarak faaliyetlerini durdurması, sözleşmelere aykırılık (temerrüt) riskleri ve ekonomik yıkım doğurabilir [7]. Bu nedenle kanun, tasfiye sürecine (TBK m. 642 vd.) hukuken ve fiilen geçilinceye kadar ortaklara işletmeyi rasyonel bir şekilde ayakta tutma görevi vermektedir [22, 23].
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Dairelerinin yerleşik içtihatlarına göre adi ortaklığın ölümü takiben tasfiye sürecine girmesi ve mirasçıların pozisyonu kesin hatlarla çizilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (YHGK), 10.04.1991 T., 1991/13-76 E., 1991/199 K.: YHGK kararına göre, ortaklık sözleşmesinde mirasçılarla devam edileceğine dair bir hüküm bulunmuyorsa, murisin ölümüyle birlikte ortaklık TBK m. 639/2 (eski BK m. 535/2) gereğince kendiliğinden sona erer [18, 24, 25]. Ortaklık ölümle sona ermiş olmakla birlikte, ölümden önce veya sonra yasal bir tasfiye yapılmadığı sürece ortaklık ilişkisi "tasfiye amacıyla" devam eder. Bu nedenle mahkemelerin, ortaklık bitti diyerek davayı reddetmesi hukuka aykırıdır; mahkemece tasfiyeye karar verilmesi zorunludur [25].
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 17.07.2008 T., 2008/404 E., 2008/10164 K.: Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, ölüm sonrasında adi ortaklığın taraflar (mirasçılar ve sağ kalan ortaklar) arasında fiilen devam ettiğine ilişkin iddianın ispat yükünü, iddia eden tarafa yüklemektedir [17, 18, 24]. Şayet ölüm vakası gerçekleşmiş, mirasçılar bildirim yükümlülüklerini TBK m. 641/2 uyarınca yerine getirmiş ve ortaklığa açık veya zımni bir "devam (ardıllık) iradesi" yansıtılmamışsa, artık sadece tasfiye talep edilebilir [17].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Kurmaca Senaryo): X, Y ve Z, büyük bir köprü inşası için adi ortaklık kurmuşlardır. Yönetici ortak olan X, projenin şantiyesindeyken ani bir kalp krizi geçirerek vefat etmiştir. X’in yasal mirasçıları olan A ve B, X’in adi ortaklıktaki bu projesinden haberdar olmalarına rağmen, kendi aralarındaki miras anlaşmazlıkları nedeniyle ölümü diğer ortaklar Y ve Z'ye 2 ay boyunca bildirmemişlerdir. Bu süre zarfında, şantiyedeki beton tedariki işlemleri sahipsiz kalmış ve ortaklık ağır bir cezai şarta maruz kalmıştır. Hukuki analiz: TBK m. 641/2 hükmü uyarınca, mirasçı A ve B, murisin ölümünü "hemen" diğer ortaklara bildirmek ve gerekli önlemler alınıncaya kadar X'in yürüttüğü olağan koruma işlerine dürüstlük kuralı çerçevesinde devam etmekle yükümlüdür [6]. Mirasçılar, bu kanuni bildirim ve geçici önlem yükümlülüğünü (örneğin beton dökümünü durdurmak veya diğer ortaklara derhal haber vererek kontrolü devretmek) ihlal ettikleri için, ortaklığın (Y ve Z'nin) bu gecikmeden doğan menfi ve müspet zararlarından hukuken sorumlu tutulacaklardır [16-18].
Olay 2 (Kurmaca Senaryo): A ve B'nin kurduğu adi ortaklıkta B'nin iflasına karar verilmiştir. Ancak mahkemenin iflas kararı A'ya henüz ulaşmamış ve iflas idaresi duruma fiilen el koymamıştır. B'nin iflası ile TBK m. 639/3 gereğince ortaklık kendiliğinden (infisah yoluyla) sona ermiştir. Ancak yönetici ortak olan A, durumdan habersiz olarak (ve olağan denetim mekanizmalarını uyguladığı halde durumu öğrenmesi mümkün olmadan) üçüncü bir şahıs olan C ile ortaklık adına büyük bir alım satım sözleşmesi imzalamıştır. Hukuki analiz: B'nin iflasıyla ortaklık hukuken sona ermiş olsa da, TBK m. 641/1 emredici hükmü gereğince A'nın yönetme ve temsil yetkisi, iflası "öğrendiği veya özen gösterseydi öğrenebileceği" ana kadar devam eder [1, 6]. Bu nedenle A'nın, iflas kararından önce üçüncü kişi C ile yaptığı alım-satım sözleşmesi geçerlidir ve adi ortaklığın tasfiye masasını/ortakları bağlar. A, yetkisiz temsilci konumuna düşmez ve şahsi sorumluluğuna gidilemez.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk hukuk doktrininde ve İsviçre-Alman karşılaştırmalı hukukunda TBK m. 641/2'nin mirasçılara yüklediği "geçici olarak işleri yürütme" görevi eleştirilere konu olmaktadır. Ölüm gibi son derece travmatik ve ani bir süreçte, üstelik ortaklık işleri ağır uzmanlık ve teknik bilgi (örneğin müteahhitlik, ileri teknoloji) gerektiriyorsa, mirasçıların bu işlere devam etmesini beklemek TMK m. 2 anlamında ölçüsüz bir yük olabilir. Bu nedenle doktrin (Şener, Poroy/Tekinalp/Çamoğlu vb.), maddedeki "ölen ortağın daha önce yürütmekte olduğu işlere... devam eder" ifadesinin, dar ve amaca uygun yorumlanması gerektiğini vurgulamaktadır [16-18].
Burada kastedilen, mirasçının bizzat mesleki bir ifa (örneğin ameliyata devam etme, statik proje çizme) yapması değil; işlerin durduğunu derhal ilgililere haber vermesi, iş makinelerini kapattırması, güvenlik tedbirlerini alması gibi pasif-muhafaza (konservasyon) niteliğindeki geçici acil önlemlerdir. Ayrıca, mirasçıların TMK uyarınca mirası reddetme hakları (TMK m. 605 vd.) veya resmi defter tutulması süreçleri (TMK m. 619) göz önüne alındığında, TBK m. 641 uyarınca fiilen iş yürütmelerinin "mirası zımnen kabul" (TMK m. 610) olarak değerlendirilmemesi gerektiği tespiti son derece hayatidir. Bu kapsamda yapılan işler, olağan muhafaza ve idare tedbiri niteliğinde kaldıkça, mirasın reddi hakkını düşürmemelidir [27].
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.