1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 640. maddesi, adi ortaklık sözleşmelerinin olağan yollarla ve tek taraflı irade beyanı (feshi ihbar) ile sona erdirilmesini düzenlemektedir. Söz konusu hüküm, sürekli borç ilişkisi doğuran şahıs ortaklıkları bakımından temel bir ilke olan "kimsenin sonsuza dek bir hukuki ilişkiyle bağlı tutulamayacağı" kuralının somutlaşmış bir yansımasıdır.
Madde temelde üç fıkradan oluşmaktadır: Birinci fıkra, belirsiz süreli veya ömür boyu sürmek üzere kurulan ortaklıklarda feshi ihbar hakkını ve altı aylık süreyi; ikinci fıkra, bu hakkın kullanılmasının dürüstlük kuralı (TMK m. 2) çerçevesindeki sınırlarını (uygun olmayan zaman yasağı ve hesap yılı sonu kuralını); üçüncü fıkra ise belirli süreli ortaklıkların, sürenin dolmasına rağmen fiili olarak sürdürülmesi (zımni uzama) hâlinde belirsiz süreli ortaklığa dönüşmesini hüküm altına almıştır [1], [2], [3].
TBK m. 639/6 bendi ile TBK m. 640 hükmü arasında sistematik bir bütünlük ve hatta bir miktar tekrara düşen bir kurgu mevcuttur. Nitekim TBK m. 639/6 genel fesih hakkını zikrederken, m. 640 bu hakkın kullanılma usulünü ve bildirim sürelerini detaylandırmaktadır [4]. Ortaklara kanunla tanınan bu olağan fesih hakkı emredici niteliktedir ve haklı nedene dahi gerek olmaksızın her ortak tarafından kullanılabilir [5].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Belirsiz Süreli Ortaklık ve Ömür Boyunca Sürmek Üzere Kurulan Ortaklık
Adi ortaklıklar kural olarak bir süreye tabi olmaksızın kurulabilirler. Sözleşmede herhangi bir sona erme tarihi veya ortaklık amacının gerçekleşmesiyle biteceğine dair bir vade öngörülmemişse, belirsiz süreli adi ortaklıktan söz edilir. Kanun koyucu, ortaklardan birinin ömrü boyunca sürmek üzere kurulan ortaklıkları da hukuki sonuçları itibarıyla belirsiz süreli ortaklıklarla aynı rejime tabi tutmuştur. Bu tür sözleşmelerde ortaklar, diledikleri zaman sözleşmeyi sona erdirme yetkisine (olağan fesih hakkına) sahiptir [6], [5]. Bu yetki, ortaklıklar hukukunda sözleşme özgürlüğünün ve şahıs ortaklıklarındaki güven ilişkisinin (affectio societatis) zedelenebilir yapısının bir gereğidir.
2.2. Altı Ay Önceden Fesih Bildirimi
Belirsiz süreli adi ortaklıklarda feshi ihbar hakkının kullanılması, bozucu yenilik doğuran bir irade beyanıdır ve karşı tarafa ulaşmakla hüküm ifade eder [7]. TBK m. 640/1, bu bildirimin en az altı ay önceden yapılması gerektiğini amirdir. Bu altı aylık sürenin amacı, diğer ortaklara ortaklığın tasfiyesi veya yeni bir yapıya bürünmesi için makul bir hazırlık süresi (spatium deliberandi) tanımaktır [6]. Feshi ihbar hakkının varlığı emredici olmakla birlikte, doktrinde altı aylık sürenin emredici olmadığı, tarafların anlaşmasıyla bu sürenin uzatılabileceği (ancak fesih hakkını tamamen ortadan kaldıracak kadar fiilen imkânsızlaştırılamayacağı) kabul edilmektedir [5], [8].
Fesih bildiriminin geçerliliği kural olarak herhangi bir şekil şartına tabi tutulmamıştır; sözlü dahi yapılabilir. Ancak, ispat kolaylığı açısından yazılı yapılması elzemdir. Özellikle adi ortaklık ticari işletme işletiyorsa ve ortaklar tacir sıfatını haizse, 6102 sayılı TTK m. 18/3 hükmü gereğince feshin noter, iadeli taahhütlü mektup veya KEP aracılığıyla yapılması zorunludur [9], [10]. Fesih iradesi, yalnızca idareci ortağa değil, ortakların tamamına (veya temsilcilerine) yöneltilmelidir [11].
2.3. Dürüstlük Kuralı ve Uygun Olmayan Zaman Yasağı
TBK m. 640/2 hükmü, fesih hakkının sınırını Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ile çizmiştir. Hükme göre fesih, "uygun olmayan bir zamanda" (Alman Hukukundaki tabiriyle Unzeitige Kündigung) yapılamaz [12], [13]. Uygun olmayan zaman; fesih talep edilen zamanın, ortaklığın mevcut ticari veya idari işlerini sekteye uğratacak, ortaklığa zarar verecek şekilde kasten veya kusurlu bir dikkatsizlikle seçilmesidir [13]. Örneğin, ortaklığın girdiği kârlı bir ihalenin tam imza aşamasında veya büyük bir sevkiyatın arefesinde olağan fesih hakkının kullanılması bu yasağa aykırılık teşkil eder.
Bu kurala aykırılığın yaptırımı konusunda doktrinde derin tartışmalar mevcuttur. İsviçre ve Alman doktrinlerinde (örneğin BGB md. 723/2) ve Türk hukukundaki bazı görüşlere göre, uygun olmayan zamanda yapılan fesih geçerlidir ancak fesihte bulunan ortak, diğer ortakların uğradığı zararı tazminle yükümlüdür [13], [14]. Diğer bir baskın görüş ise (Seliçi gibi yazarların savunduğu üzere), bozucu yenilik doğuran hakların dürüstlük kuralına aykırı kullanılmasının bizzat irade beyanını geçersiz kılacağını, yani uygun olmayan zaman geçene kadar feshin hüküm doğurmayacağını ve ortaklığın ancak geçerli bir fesihle sona erebileceğini ileri sürmektedir [14], [15]. (Kaynak dışı ek bilgi: Fikret Eren ve Kemal Oğuzman gibi duayen hocalarımız da genel borçlar hukuku prensipleri bağlamında hakkın kötüye kullanılmasının hukuki himaye görmeyeceğini ve geçersizlik yaptırımıyla karşılaşması gerektiğini savunagelmiştir.)
2.4. Hesap Yılı Sonu
Hükmün ikinci fıkrasındaki diğer bir şart ise feshin ancak hesap yılı sonunda hüküm ifade etmesidir. Bu kuralın amacı, ortaklığın bilanço, kâr/zarar paylaşımı ve vergi yükümlülüklerinin hesaplanmasında karmaşa yaşanmasını engellemektir. Ticari işletme işleten adi ortaklıklarda hesap yılı ile mali yıl (takvim yılı) paralel olduğundan, fesih bildiriminin, yıl sonu dikkate alınarak altı ay öncesinden (en geç Haziran ayı sonuna kadar) yapılmış olması gerekmektedir [12].
2.5. Örtülü Sürdürme (Zımni Uzama)
Maddenin 3. fıkrası, TBK'nın şekilci değil fiili durumu koruyan yaklaşımını yansıtır. Belirli süreli olarak kurulan bir adi ortaklıkta süre dolmasına rağmen, taraflar herhangi bir itiraz öne sürmeksizin ve tasfiye işlemlerine girişmeksizin ortaklık faaliyetlerini sürdürürlerse, ortaklık kendiliğinden (ex lege) belirsiz süreli ortaklığa dönüşür [1], [2]. Sürenin bitimiyle kural olarak infisah etmesi gereken ortaklık, kanun koyucunun tarafların "örtülü iradesine" (zımni kabul) bağladığı sonuç gereği ayakta kalır ve artık m. 640/1'deki altı aylık ihbar süresine tabi bir belirsiz süreli ortaklık hâlini alır [2], [3].
3. Sistematik İlişkiler
- TBK m. 639/6 (Feshi İhbarla Sona Erme): TBK m. 640, bizzat 639. maddede sayılan sona erme sebeplerinden altıncısının usul kanunudur. Doktrinde, m. 639/6 ile m. 640/1 hükümlerinin birbiriyle çok benzer olduğu, kanun koyucunun tekrara düştüğü ve aralarındaki yegâne farkın m. 640/1’de 6 aylık sürenin zikredilmesi olduğu belirtilerek bu kodifikasyon zafiyeti eleştirilmiştir [4].
- TMK m. 2 (Dürüstlük Kuralı): Hükmün ikinci fıkrasında geçen "dürüstlük kuralına aykırı olarak ve özellikle uygun olmayan zamanda" ifadesi, TMK m. 2'nin doğrudan adi ortaklıklar hukukuna bir projeksiyonudur [12].
- TBK m. 633 (Ortaklıktan Çıkma ve Çıkarılma): Fesih bildirimi, ortaklığın tamamen infisahını ve tasfiyesini gerektirirken; TBK m. 633 uyarınca ortaklık sözleşmesinde "ortaklığın diğer ortaklarla devam edeceği"ne dair bir hüküm (devam klozu) varsa, feshi ihbarda bulunan ortağın bu iradesi "çıkma" (ayrılma) olarak değerlendirilir ve ortaklık tasfiye edilmez, yalnızca o ortağın payı tasfiye edilir [16], [17], [18].
- TTK m. 18/3 (Tacirlerin İhbarları): Eğer adi ortaklık bir ticari işletme işletiyorsa ve fesheden ortaklar tacir sıfatını taşıyorsa, TBK m. 640 kapsamındaki ihbarın noter marifetiyle veya diğer nitelikli yollarla yapılması şarttır [9], [10].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay kararlarında TBK m. 640 uygulaması genellikle "zımni uzama" ve "fesih iradesinin niteliği" ekseninde toplanmaktadır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, adi ortaklık ilişkisinin feshedildiği ve ortaklığın fiilen sona erdiği yönündeki irade beyanları yorumlanırken dar ve somut kıstaslar ele alınır.
Eğer bir ortak, doğrudan fesih beyanında bulunmamış ancak ortaklığa ait sermaye payının kendisine iadesini istemişse veya ortaklık mallarının satılmasını talep etmişse, Yargıtay bunu "örtülü bir fesih ve tasfiye talebi" olarak nitelemektedir. (Örn: Yargıtay 3. HD, 04.12.2019, E. 2019/1824, K. 2019/9679 [19], [20]). İlgili kararlarda Yargıtay, "Bir ortak tarafından adi ortaklığa ilişkin olan sermaye payının istenmesi, zararın veya kar payının talep edilmesi; aynı zamanda ortaklığın feshini ve tasfiyesini de kapsar" demektedir [21], [19], [20].
Yargıtay ayrıca sürenin dolmasına rağmen tarafların zımnen ticari faaliyete devam etmeleri durumunda, infisahı kabul etmemekte ve uyuşmazlıkları belirsiz süreli ortaklık hükümleri (m. 640/3) çerçevesinde çözmektedir [22].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo):
İstanbul'da A ve B, bir teknoloji yazılımı geliştirmek üzere belirsiz süreli bir adi ortaklık kurmuşlardır. Projenin son aşamasına gelinmiş ve büyük bir yatırımcıyla sözleşme imzalanmasına iki hafta kala A, noter aracılığıyla ortaklık sözleşmesini TBK m. 640/1 uyarınca feshettiğini B'ye bildirir.
Hukuki analiz: A'nın fesih ihbarı belirsiz süreli bir adi ortaklıkta yasal hakkı olmakla beraber, TBK m. 640/2 hükmündeki "dürüstlük kuralına aykırı ve uygun olmayan zamanda" yapılmama şartına alenen aykırıdır. Zira ortaklığın en verimli sonucunu alacağı bir anda tek taraflı fesih, B'yi ağır maddi kayba uğratma amacı gütmektedir [12], [13]. Bu bağlamda, Seliçi gibi yazarların da savunduğu üzere, bu fesih bildirimi o an için hüküm doğurmayacak, ancak uygun zamanın (örneğin yatırımcı sözleşmesi sonuçlandıktan ve hesap yılı dolduktan sonra) gelmesiyle feshin sonuçları (tasfiye) değerlendirilebilecek veya diğer görüşe göre B, A'dan uğradığı bu ani zararın tazminini genel hükümler uyarınca talep edebilecektir [14], [15].
Olay 2 (kurmaca senaryo):
X ve Y, bir inşaat projesinin taahhüt işlerini yürütmek üzere 3 yıllık belirli süreli bir adi ortaklık sözleşmesi akdetmişlerdir. 3 yılın sonunda inşaat bitmemiş, X ve Y hiçbir şey konuşmadan işçilere maaş ödemeye, bankalardan ortaklık adına kredi çekmeye ve faaliyete 8 ay daha devam etmişlerdir. Daha sonra çıkan bir uyuşmazlıkta X, mahkemeye başvurarak "Bizim sözleşmemiz zaten 8 ay önce süresi dolduğu için kendiliğinden (infisah suretiyle) bitti, benim o tarihten sonraki hiçbir borçtan sorumluluğum yoktur" def'inde bulunmuştur.
Hukuki analiz: X'in bu def'isi TBK m. 640/3 karşısında dayanaktan yoksundur. Sürenin bitimine rağmen faaliyetlerin durdurulmaması, tasfiyeye girişilmemesi ve fiili ifanın (örtülü irade ile) sürdürülmesi, kanunun açık lafzı gereği ortaklığı "belirsiz süreli ortaklığa" dönüştürmüştür [1], [2], [3]. Dolayısıyla X, ortaklığın tüm borçlarından TBK m. 638 gereği müteselsilen sorumlu olmaya devam eder. Ortaklığı bitirmek istiyorsa, m. 640/1 uyarınca altı ay önceden feshi ihbarda bulunması gereklidir.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Ortaklığın örtülü olarak devam ettirildiğini (TBK m. 640/3) veya feshin uygun olmayan bir zamanda, kötüniyetle (TBK m. 640/2) yapıldığını iddia eden taraf, HMK'nın genel ispat kuralları ve TMK m. 6 gereği bu iddiasını somut verilerle ispatla mükelleftir [23].
- Zamanaşımı / Süreler: Olağan feshi ihbar süresi en az 6 aydır. Bildirim yapıldıktan sonra ortaklık o yılın hesap dönemi (genellikle 31 Aralık) sonunda infisah eder ve tasfiye aşamasına geçilir [12]. Tasfiyeden doğan alacak davaları ise on yıllık genel zamanaşımına tabidir.
- Görevli/yetkili mahkeme: Adi ortaklıktan (tasfiye ve fesih) doğan uyuşmazlıklarda görevli mahkeme kural olarak Asliye Hukuk Mahkemesidir; ancak adi ortaklık bir ticari işletme niteliği taşıyorsa Asliye Ticaret Mahkemesi görevlidir. Yetkili mahkeme ise genel hükümler gereği davalının (ortaklardan birinin) yerleşim yeri mahkemesidir [24].
- Yaygın uygulama hataları: Yalnızca yönetici ortağa fesih ihbarnamesi gönderilmesi büyük bir usuli hatadır; fesih iradesinin tüm ortaklara yöneltilmesi şarttır [11]. Ayrıca, süresi biten ortaklıkların faaliyete devam etmesi durumunda sözleşmenin otomatik sona erdiğinin zannedilmesi, TBK m. 640/3'ün yarattığı "zımni dönüşüm"ün göz ardı edilmesinden kaynaklanan yaygın bir yanılgıdır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu m. 640 hükmü, eski BK m. 535 vd. hükümlerinin genel çerçevesini korumuş olsa da, özellikle mehaz İsviçre Borçlar Kanunu (OR m. 545 vd.) ve BGB düzenlemeleriyle kıyaslandığında doktrinde çeşitli eleştirilere maruz kalmıştır.
İlk olarak m. 639'da sayılan kanuni fesih halleri arasında "bildirim hakkı" altıncı bentte verilmişken, hemen ardından gelen 640. maddede tamamen aynı hakkın (belirsiz süreliler için fesih hakkının) fıkra bazında yeniden düzenlenmesi kanun yapma tekniği açısından (kodifikasyon zafiyeti) ciddi şekilde eleştirilmektedir [4], [25].
İkinci olarak, "uygun olmayan zamanda" yapılan feshin hukuki akıbetinin kanun metninde hiçbir yaptırıma açıkça bağlanmamış olması (geçersiz mi sayılacak, yoksa geçerli olup sadece tazminat mı doğuracak) doktrinde ve uygulamada yeknesaklığın bozulmasına neden olmaktadır [14], [15]. Normun açıklığı (legal certainty) ilkesi gereği, kanun koyucunun tıpkı Alman Medeni Kanunu'nda (BGB md. 723/2) olduğu gibi, haklı sebep bulunmadıkça uygunsuz zamanda yapılan feshin geçersiz olacağını kanun lafzına açıkça dercetmesi de lege ferenda (olması gereken hukuk) açısından elzemdir [13], [10].
Ayrıca Yargıtay'ın, bir ortağın sadece "kâr payını" veya "sermaye payını" dava yoluyla talep etmesini doğrudan "feshin ve tasfiyenin istendiği" şeklinde yorumlama eğilimi (ultima ratio ilkesine aykırı biçimde) doktrinde haklı olarak eleştirilmektedir; zira fesih her zaman en son çare olmalı ve ortaklığı ayakta tutma prensibi (favor negotii) benimsenmelidir [21], [26], [27].
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 640. maddesi, adi ortaklık sözleşmelerinin olağan yollarla ve tek taraflı irade beyanı (feshi ihbar) ile sona erdirilmesini düzenlemektedir. Söz konusu hüküm, sürekli borç ilişkisi doğuran şahıs ortaklıkları bakımından temel bir ilke olan "kimsenin sonsuza dek bir hukuki ilişkiyle bağlı tutulamayacağı" kuralının somutlaşmış bir yansımasıdır.
Madde temelde üç fıkradan oluşmaktadır: Birinci fıkra, belirsiz süreli veya ömür boyu sürmek üzere kurulan ortaklıklarda feshi ihbar hakkını ve altı aylık süreyi; ikinci fıkra, bu hakkın kullanılmasının dürüstlük kuralı (TMK m. 2) çerçevesindeki sınırlarını (uygun olmayan zaman yasağı ve hesap yılı sonu kuralını); üçüncü fıkra ise belirli süreli ortaklıkların, sürenin dolmasına rağmen fiili olarak sürdürülmesi (zımni uzama) hâlinde belirsiz süreli ortaklığa dönüşmesini hüküm altına almıştır [1], [2], [3].
TBK m. 639/6 bendi ile TBK m. 640 hükmü arasında sistematik bir bütünlük ve hatta bir miktar tekrara düşen bir kurgu mevcuttur. Nitekim TBK m. 639/6 genel fesih hakkını zikrederken, m. 640 bu hakkın kullanılma usulünü ve bildirim sürelerini detaylandırmaktadır [4]. Ortaklara kanunla tanınan bu olağan fesih hakkı emredici niteliktedir ve haklı nedene dahi gerek olmaksızın her ortak tarafından kullanılabilir [5].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Belirsiz Süreli Ortaklık ve Ömür Boyunca Sürmek Üzere Kurulan Ortaklık
Adi ortaklıklar kural olarak bir süreye tabi olmaksızın kurulabilirler. Sözleşmede herhangi bir sona erme tarihi veya ortaklık amacının gerçekleşmesiyle biteceğine dair bir vade öngörülmemişse, belirsiz süreli adi ortaklıktan söz edilir. Kanun koyucu, ortaklardan birinin ömrü boyunca sürmek üzere kurulan ortaklıkları da hukuki sonuçları itibarıyla belirsiz süreli ortaklıklarla aynı rejime tabi tutmuştur. Bu tür sözleşmelerde ortaklar, diledikleri zaman sözleşmeyi sona erdirme yetkisine (olağan fesih hakkına) sahiptir [6], [5]. Bu yetki, ortaklıklar hukukunda sözleşme özgürlüğünün ve şahıs ortaklıklarındaki güven ilişkisinin (affectio societatis) zedelenebilir yapısının bir gereğidir.
2.2. Altı Ay Önceden Fesih Bildirimi
Belirsiz süreli adi ortaklıklarda feshi ihbar hakkının kullanılması, bozucu yenilik doğuran bir irade beyanıdır ve karşı tarafa ulaşmakla hüküm ifade eder [7]. TBK m. 640/1, bu bildirimin en az altı ay önceden yapılması gerektiğini amirdir. Bu altı aylık sürenin amacı, diğer ortaklara ortaklığın tasfiyesi veya yeni bir yapıya bürünmesi için makul bir hazırlık süresi (spatium deliberandi) tanımaktır [6]. Feshi ihbar hakkının varlığı emredici olmakla birlikte, doktrinde altı aylık sürenin emredici olmadığı, tarafların anlaşmasıyla bu sürenin uzatılabileceği (ancak fesih hakkını tamamen ortadan kaldıracak kadar fiilen imkânsızlaştırılamayacağı) kabul edilmektedir [5], [8].
Fesih bildiriminin geçerliliği kural olarak herhangi bir şekil şartına tabi tutulmamıştır; sözlü dahi yapılabilir. Ancak, ispat kolaylığı açısından yazılı yapılması elzemdir. Özellikle adi ortaklık ticari işletme işletiyorsa ve ortaklar tacir sıfatını haizse, 6102 sayılı TTK m. 18/3 hükmü gereğince feshin noter, iadeli taahhütlü mektup veya KEP aracılığıyla yapılması zorunludur [9], [10]. Fesih iradesi, yalnızca idareci ortağa değil, ortakların tamamına (veya temsilcilerine) yöneltilmelidir [11].
2.3. Dürüstlük Kuralı ve Uygun Olmayan Zaman Yasağı
TBK m. 640/2 hükmü, fesih hakkının sınırını Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ile çizmiştir. Hükme göre fesih, "uygun olmayan bir zamanda" (Alman Hukukundaki tabiriyle Unzeitige Kündigung) yapılamaz [12], [13]. Uygun olmayan zaman; fesih talep edilen zamanın, ortaklığın mevcut ticari veya idari işlerini sekteye uğratacak, ortaklığa zarar verecek şekilde kasten veya kusurlu bir dikkatsizlikle seçilmesidir [13]. Örneğin, ortaklığın girdiği kârlı bir ihalenin tam imza aşamasında veya büyük bir sevkiyatın arefesinde olağan fesih hakkının kullanılması bu yasağa aykırılık teşkil eder.
Bu kurala aykırılığın yaptırımı konusunda doktrinde derin tartışmalar mevcuttur. İsviçre ve Alman doktrinlerinde (örneğin BGB md. 723/2) ve Türk hukukundaki bazı görüşlere göre, uygun olmayan zamanda yapılan fesih geçerlidir ancak fesihte bulunan ortak, diğer ortakların uğradığı zararı tazminle yükümlüdür [13], [14]. Diğer bir baskın görüş ise (Seliçi gibi yazarların savunduğu üzere), bozucu yenilik doğuran hakların dürüstlük kuralına aykırı kullanılmasının bizzat irade beyanını geçersiz kılacağını, yani uygun olmayan zaman geçene kadar feshin hüküm doğurmayacağını ve ortaklığın ancak geçerli bir fesihle sona erebileceğini ileri sürmektedir [14], [15]. (Kaynak dışı ek bilgi: Fikret Eren ve Kemal Oğuzman gibi duayen hocalarımız da genel borçlar hukuku prensipleri bağlamında hakkın kötüye kullanılmasının hukuki himaye görmeyeceğini ve geçersizlik yaptırımıyla karşılaşması gerektiğini savunagelmiştir.)
2.4. Hesap Yılı Sonu
Hükmün ikinci fıkrasındaki diğer bir şart ise feshin ancak hesap yılı sonunda hüküm ifade etmesidir. Bu kuralın amacı, ortaklığın bilanço, kâr/zarar paylaşımı ve vergi yükümlülüklerinin hesaplanmasında karmaşa yaşanmasını engellemektir. Ticari işletme işleten adi ortaklıklarda hesap yılı ile mali yıl (takvim yılı) paralel olduğundan, fesih bildiriminin, yıl sonu dikkate alınarak altı ay öncesinden (en geç Haziran ayı sonuna kadar) yapılmış olması gerekmektedir [12].
2.5. Örtülü Sürdürme (Zımni Uzama)
Maddenin 3. fıkrası, TBK'nın şekilci değil fiili durumu koruyan yaklaşımını yansıtır. Belirli süreli olarak kurulan bir adi ortaklıkta süre dolmasına rağmen, taraflar herhangi bir itiraz öne sürmeksizin ve tasfiye işlemlerine girişmeksizin ortaklık faaliyetlerini sürdürürlerse, ortaklık kendiliğinden (ex lege) belirsiz süreli ortaklığa dönüşür [1], [2]. Sürenin bitimiyle kural olarak infisah etmesi gereken ortaklık, kanun koyucunun tarafların "örtülü iradesine" (zımni kabul) bağladığı sonuç gereği ayakta kalır ve artık m. 640/1'deki altı aylık ihbar süresine tabi bir belirsiz süreli ortaklık hâlini alır [2], [3].
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay kararlarında TBK m. 640 uygulaması genellikle "zımni uzama" ve "fesih iradesinin niteliği" ekseninde toplanmaktadır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, adi ortaklık ilişkisinin feshedildiği ve ortaklığın fiilen sona erdiği yönündeki irade beyanları yorumlanırken dar ve somut kıstaslar ele alınır.
Eğer bir ortak, doğrudan fesih beyanında bulunmamış ancak ortaklığa ait sermaye payının kendisine iadesini istemişse veya ortaklık mallarının satılmasını talep etmişse, Yargıtay bunu "örtülü bir fesih ve tasfiye talebi" olarak nitelemektedir. (Örn: Yargıtay 3. HD, 04.12.2019, E. 2019/1824, K. 2019/9679 [19], [20]). İlgili kararlarda Yargıtay, "Bir ortak tarafından adi ortaklığa ilişkin olan sermaye payının istenmesi, zararın veya kar payının talep edilmesi; aynı zamanda ortaklığın feshini ve tasfiyesini de kapsar" demektedir [21], [19], [20].
Yargıtay ayrıca sürenin dolmasına rağmen tarafların zımnen ticari faaliyete devam etmeleri durumunda, infisahı kabul etmemekte ve uyuşmazlıkları belirsiz süreli ortaklık hükümleri (m. 640/3) çerçevesinde çözmektedir [22].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): İstanbul'da A ve B, bir teknoloji yazılımı geliştirmek üzere belirsiz süreli bir adi ortaklık kurmuşlardır. Projenin son aşamasına gelinmiş ve büyük bir yatırımcıyla sözleşme imzalanmasına iki hafta kala A, noter aracılığıyla ortaklık sözleşmesini TBK m. 640/1 uyarınca feshettiğini B'ye bildirir. Hukuki analiz: A'nın fesih ihbarı belirsiz süreli bir adi ortaklıkta yasal hakkı olmakla beraber, TBK m. 640/2 hükmündeki "dürüstlük kuralına aykırı ve uygun olmayan zamanda" yapılmama şartına alenen aykırıdır. Zira ortaklığın en verimli sonucunu alacağı bir anda tek taraflı fesih, B'yi ağır maddi kayba uğratma amacı gütmektedir [12], [13]. Bu bağlamda, Seliçi gibi yazarların da savunduğu üzere, bu fesih bildirimi o an için hüküm doğurmayacak, ancak uygun zamanın (örneğin yatırımcı sözleşmesi sonuçlandıktan ve hesap yılı dolduktan sonra) gelmesiyle feshin sonuçları (tasfiye) değerlendirilebilecek veya diğer görüşe göre B, A'dan uğradığı bu ani zararın tazminini genel hükümler uyarınca talep edebilecektir [14], [15].
Olay 2 (kurmaca senaryo): X ve Y, bir inşaat projesinin taahhüt işlerini yürütmek üzere 3 yıllık belirli süreli bir adi ortaklık sözleşmesi akdetmişlerdir. 3 yılın sonunda inşaat bitmemiş, X ve Y hiçbir şey konuşmadan işçilere maaş ödemeye, bankalardan ortaklık adına kredi çekmeye ve faaliyete 8 ay daha devam etmişlerdir. Daha sonra çıkan bir uyuşmazlıkta X, mahkemeye başvurarak "Bizim sözleşmemiz zaten 8 ay önce süresi dolduğu için kendiliğinden (infisah suretiyle) bitti, benim o tarihten sonraki hiçbir borçtan sorumluluğum yoktur" def'inde bulunmuştur. Hukuki analiz: X'in bu def'isi TBK m. 640/3 karşısında dayanaktan yoksundur. Sürenin bitimine rağmen faaliyetlerin durdurulmaması, tasfiyeye girişilmemesi ve fiili ifanın (örtülü irade ile) sürdürülmesi, kanunun açık lafzı gereği ortaklığı "belirsiz süreli ortaklığa" dönüştürmüştür [1], [2], [3]. Dolayısıyla X, ortaklığın tüm borçlarından TBK m. 638 gereği müteselsilen sorumlu olmaya devam eder. Ortaklığı bitirmek istiyorsa, m. 640/1 uyarınca altı ay önceden feshi ihbarda bulunması gereklidir.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu m. 640 hükmü, eski BK m. 535 vd. hükümlerinin genel çerçevesini korumuş olsa da, özellikle mehaz İsviçre Borçlar Kanunu (OR m. 545 vd.) ve BGB düzenlemeleriyle kıyaslandığında doktrinde çeşitli eleştirilere maruz kalmıştır.
İlk olarak m. 639'da sayılan kanuni fesih halleri arasında "bildirim hakkı" altıncı bentte verilmişken, hemen ardından gelen 640. maddede tamamen aynı hakkın (belirsiz süreliler için fesih hakkının) fıkra bazında yeniden düzenlenmesi kanun yapma tekniği açısından (kodifikasyon zafiyeti) ciddi şekilde eleştirilmektedir [4], [25].
İkinci olarak, "uygun olmayan zamanda" yapılan feshin hukuki akıbetinin kanun metninde hiçbir yaptırıma açıkça bağlanmamış olması (geçersiz mi sayılacak, yoksa geçerli olup sadece tazminat mı doğuracak) doktrinde ve uygulamada yeknesaklığın bozulmasına neden olmaktadır [14], [15]. Normun açıklığı (legal certainty) ilkesi gereği, kanun koyucunun tıpkı Alman Medeni Kanunu'nda (BGB md. 723/2) olduğu gibi, haklı sebep bulunmadıkça uygunsuz zamanda yapılan feshin geçersiz olacağını kanun lafzına açıkça dercetmesi de lege ferenda (olması gereken hukuk) açısından elzemdir [13], [10].
Ayrıca Yargıtay'ın, bir ortağın sadece "kâr payını" veya "sermaye payını" dava yoluyla talep etmesini doğrudan "feshin ve tasfiyenin istendiği" şeklinde yorumlama eğilimi (ultima ratio ilkesine aykırı biçimde) doktrinde haklı olarak eleştirilmektedir; zira fesih her zaman en son çare olmalı ve ortaklığı ayakta tutma prensibi (favor negotii) benimsenmelidir [21], [26], [27].
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.