1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 635. maddesi, Özel Borç İlişkileri kısmında yer alan "Adi Ortaklık Sözleşmesi" bölümünün, "Ortaklar arasındaki ve ortaklık yapısındaki değişiklikler" alt başlığı altında düzenlenmiştir. 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu döneminde adi ortaklıkta "ortaklıktan çıkma ve çıkarılma" müessesesi açık bir kanuni düzenlemeye sahip değildi; kanun koyucu bu boşluğu, İsviçre Borçlar Kanunu (OR) ve Alman Medeni Kanunu (BGB) hükümlerinden (özellikle BGB § 736 vd.) esinlenerek 6098 sayılı TBK m. 633-636 aralığında ihdas ettiği yeni hükümlerle doldurmuştur.
TBK m. 635 hükmü, bir ortağın ortaklıktan çıkması veya haklı sebeplerle yahut kanuni şartların gerçekleşmesiyle ortaklıktan çıkarılması (kısmi tasfiye) durumunda, ortaklığın malvarlığının pasifini (borçlarını) karşılamaya yetmemesi (bilanço açığı/negatif malvarlığı) hâlinde ortaya çıkacak hukuki sonuçları düzenlemektedir. Bu madde, ortaklık ilişkisinin sona ermesiyle birlikte devreye giren bir "iç tasfiye" ve "denkleştirme" kuralıdır. Adi ortaklık bir elbirliği mülkiyeti (iştirak hâlinde mülkiyet) rejimi üzerine kurulduğundan ve ortakların üçüncü kişilere karşı müteselsil sorumluluğu bulunduğundan, ortaklık yapısından ayrılan kişinin geride kalan bir "enkaz" veya "borç yükü" bırakarak sorumluluktan tek taraflı sıyrılmasını engellemek amacıyla kaleme alınmıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Ortaklık Sıfatının Sona Erdiği Tarih
Maddenin uygulanabilmesi için temel alınan referans noktası (stichtag), "ortaklık sıfatının sona erdiği tarih"tir. Adi ortaklık sözleşmeleri sürekli borç ilişkisi doğuran (Dauerschuldverhältnis) nitelikte olduklarından, çıkma veya çıkarılma beyanı bozucu yenilik doğuran bir hak niteliğindedir ve geçmişe etkili (ex tunc) değil, geleceğe etkili (ex nunc) sonuç doğurur. Bu nedenle, aktif ve pasif malvarlığı değerlerinin tespiti, çıkma iradesinin karşı tarafa ulaştığı veya mahkeme kararıyla çıkarılmanın kesinleştiği gün itibarıyla yapılır.
2.2. Ortaklığın Malvarlığının Borçları Karşılamaya Yetmemesi (Bilanço Açığı)
Bu kavram, ortaklığın mali durumunun tespitini (hesaplaşmayı) ifade eder. TBK m. 634 uyarınca tasfiye payı hesaplanırken ortaklığın mevcut aktifleri (nakit, alacaklar, ayni haklar, taşınırlar vb.) ile pasifleri (üçüncü kişilere olan muaccel ve müeccel borçlar, ortakların avans alacakları vb.) karşılaştırılır. Şayet pasifler, aktiflerden fazla ise ortada "malvarlığının yetersizliği" durumu söz konusudur. Doktrinde bu durum, ortaklık payının "eksi değer" vermesi olarak adlandırılır. Hesaplama yapılırken muhasebe kayıtlarındaki defter değeri değil, çıkma/çıkarılma tarihindeki gerçek "sürüm (rayiç) değeri" esas alınmalıdır.
2.3. Zarara Katılmaya İlişkin Düzenlemeler Çerçevesinde Ödeme Yükümlülüğü
Ayrılan ortağın payına düşen borç tutarı keyfi olarak belirlenemez. Madde metni, ödeme yükümlülüğünün sınırını TBK m. 623 hükmüne atıf yaparak çizmiştir. Adi ortaklıkta "causa societatis" (ortak amaç uğruna birleşme) gereği her ortak kâra ve zarara katılmakla yükümlüdür. Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa her ortağın zarardaki payı eşittir. Şayet sözleşmede farklı bir oran (örneğin %70-%30) öngörülmüşse, çıkan ortağın ödeyeceği borç tutarı bu orana göre hesaplanacaktır. Yalnızca emeğini sermaye olarak koyan ortak, sözleşmeyle zarardan muaf tutulmuşsa, bu madde kapsamında borç ödeme yükümlülüğünden de kurtulmuş sayılacaktır.
3. Sistematik İlişkiler
Bu maddenin, Türk Borçlar Kanunu'nun diğer hükümleri ile sıkı bir dogmatik bağı bulunmaktadır:
- TBK m. 623 (Kazanç ve Zarara Katılma): Çıkan veya çıkarılan ortağın ödeyeceği borç miktarının (oranının) belirlenmesinde temel alınacak normdur.
- TBK m. 633 ve m. 634 (Ortaklıktan Çıkma/Çıkarılma ve Payın Tasfiyesi): Ortaklık ilişkisinden ayrılma mekanizmasını kuran asli maddelerdir. Malvarlığı pozitif bakiye verirse TBK m. 634 uygulanarak ayrılan ortağa tasfiye payı ödenir; negatif bakiye verirse TBK m. 635 devreye girerek ortak borçlandırılır. TBK 634/3 uyarınca bu hesaplamaların "mali işlerde uzman bir kişiye" (bilirkişi) yaptırılması zorunluluğu, m. 635'teki açık hesaplaması için de kıyasen geçerlidir.
- TBK m. 638/3 (Üçüncü Kişilere Karşı Müteselsil Sorumluluk): Ayrılan ortağın TBK m. 635 uyarınca diğer ortaklara payına düşen borcu (iç ilişki) ödemesi, onun dış ilişkide üçüncü kişilere karşı olan müteselsil sorumluluğunu doğrudan ortadan kaldırmaz. Üçüncü kişilerin, alacakları için ayrılan ortağa başvuru hakkı (zamanaşımı süresince) devam eder. Ancak ortak, m. 635 gereği iç ilişkide borcunu kapatmışsa, üçüncü kişiye ödeme yapmak zorunda kaldığında eski ortaklarına rücu edebilir.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerinin (özellikle 3. Hukuk Dairesi'nin) yerleşik içtihatlarına göre, adi ortaklığın kısmi veya tam tasfiyesi mahkeme önüne geldiğinde sırasıyla uygulanması gereken metodoloji oldukça katıdır. Yargıtay kararlarında şu hususlar vurgulanmaktadır:
- Üç Aşamalı Tasfiye ve Hesaplaşma: Ortaklıktan çıkma veya ortaklığın feshi hâlinde, mahkeme kendiliğinden bir rakam belirleyemez. Yargıtay'a göre öncelikle ortaklığın sona erdiği (veyahut çıkmanın gerçekleştiği) tarih itibarıyla tüm aktif ve pasif malvarlığı değerlerinin tespit edilmesi (birinci aşama), bu malların satılarak veya rayiç bedellerinin belirlenerek nakde çevrilmesi (ikinci aşama) ve zararın ya da kârın oranlara göre paylaştırılması (üçüncü aşama) gerekir.
- Uzman Bilirkişi Raporu Şartı: TBK m. 634 ve m. 635 gereğince ortaklığın borçlarının aktiften fazla olup olmadığı hususu, mutlak surette mali müşavirler ve ilgili sektör uzmanlarından (örneğin inşaat ortaklıkları için inşaat mühendisi) oluşan bir heyet aracılığıyla denetime elverişli bir raporla kanıtlanmalıdır.
- Müteselsil Sorumluluk ile İç İlişki Ayrımı: Yargıtay, üçüncü bir şahsın adi ortaklığa karşı açtığı davada "çıkan ortağın TBK m. 635 kapsamında payını ödeyip ayrıldığı" savunmasını dinlemez. Bu savunma yalnızca ortakların kendi aralarındaki (iç ilişki) davalarda dinlenir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Ortaklıktan Çıkma ve Zararın Tazmini):
A, B ve C, ticari nitelikte olmayan bir tarım projesi için adi ortaklık kurmuş ve sözleşmede zarara katılım oranlarını eşit (%33.3) olarak belirlemişlerdir. B, sözleşmedeki ihbar sürelerine uyarak ortaklıktan çıkma iradesini A ve C'ye bildirmiştir. Çıkma tarihi itibarıyla ortaklığın elindeki traktör ve mahsulün toplam sürüm değeri 300.000 TL, üçüncü kişilere (bankalara ve gübre satıcılarına) olan borçları ise 600.000 TL'dir.
Hukuki analiz: TBK m. 635 uyarınca ortaklığın malvarlığı borçlarını karşılamaya yetmemektedir (Bilanço: -300.000 TL). Ayrılan ortak B, eksi bakiyenin zarara katılım oranına (%33.3) denk gelen kısmını (100.000 TL) ortaklıkta kalan A ve C'ye (ortaklığın devam eden tüzel kişiliği bulunmadığından doğrudan kalan ortaklara) ödemekle yükümlüdür.
Olay 2 (Haklı Sebeple Çıkarılma ve Emeğini Sermaye Kayan Ortağın Durumu):
X, Y ve Z ortaklığında Z, sadece "yazılım geliştirme emeğini" sermaye olarak koymuş ve sözleşmede "Z, zarara iştirak etmeyecektir" hükmü yer almıştır. Z'nin ağır ihmali sonucu ortaklık büyük tazminat davalarına maruz kalmış ve X ile Y mahkeme kararıyla Z'yi ortaklıktan haklı sebeple çıkarmışlardır. Çıkarılma tarihinde ortaklığın net borcu 1.5 Milyon TL'dir.
Hukuki analiz: Her ne kadar ortaklığın malvarlığı yetersiz (pasif karakterli) olsa da ve Z haklı sebeple çıkarılsa da, TBK m. 623/3 uyarınca yalnızca emeğini sermaye olarak koyan ortağın zarardan muaf tutulabileceği kuralı geçerlidir. Sözleşmede Z, zarardan muaf tutulduğu için TBK m. 635 çerçevesinde ortaklığın genel bilanço açısından oluşan borçlarından pay ödeme yükümlülüğü doğmayacaktır. Ancak Z'nin kendi ağır kusurundan kaynaklanan zararlar için TBK m. 628/2 (Özen Borcuna Aykırılık) kapsamında X ve Y'nin Z'ye karşı açacağı tazminat davası hakkı saklıdır. Bu durum m. 635'in statik bilanço tasfiyesinden farklı, dinamik bir tazminat talebidir.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Türk Medeni Kanunu m. 6 uyarınca ispat yükü, ortaklığın malvarlığının borçları karşılamaya yetmediğini iddia ederek ayrılan ortaktan para talep eden, ortaklıkta kalan diğer ortakların (davacıların) üzerindedir. Kalan ortaklar, çıkma/çıkarılma tarihindeki mali tabloyu ispat etmek zorundadır.
- Zamanaşımı / Süreler: Ortaklar arasındaki iç ilişkiye dayanan bu alacak hakkı, TBK m. 146 uyarınca on (10) yıllık genel zamanaşımı süresine tabidir. Süre, çıkma veya çıkarılma anından (alacağın muaccel olduğu tarihten) itibaren işlemeye başlar.
- Görevli ve Yetkili Mahkeme: Taraflar tacir değilse ve ortaklık ticari bir işletme işletmiyorsa görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi'dir. Ancak ortaklık bir ticari işletme işletiyorsa, uyuşmazlık mutlak ticari dava sayılacak (TTK m. 4) ve görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi olacaktır. Yetkili mahkeme ise HMK m. 6 uyarınca davalı (çıkan) ortağın yerleşim yeri veya HMK m. 10 uyarınca (varsa) ortaklığın idare merkezi mahkemesidir.
- Yaygın uygulama hataları: Mahkemelerin "çıkma" tarihini değil, "dava" tarihini veya "hüküm" tarihini esas alarak aktif/pasif değerlemesi yapması, Yargıtay tarafından kararın bozulması için başlı başına bir sebeptir.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk hukuku doktrininde (örneğin Fikret Eren, Haluk Tandoğan ve Nami Barlas gibi otoritelerin eserlerinde) adi ortaklığın tasfiyesi ve kısmi çıkma müessesesi sıklıkla tartışılmaktadır. TBK m. 633 ve devamı hükümleri, mülga 818 sayılı BK dönemindeki hukuki boşluğu doldurması açısından son derece olumlu bir gelişme olarak kabul edilmektedir. Ancak TBK m. 635 özelinde birtakım dogmatik zorluklar bulunmaktadır.
Eleştirilerin merkezinde, Türk Kanun Koyucusunun Alman Medeni Kanunu'ndaki (BGB) yapıya öykünürken (BGB § 738), İsviçre Borçlar Kanunu (OR) geleneğinden kopmuş olması yatmaktadır. Madde, "ortaklık sıfatının sona erdiği tarih" itibarıyla anlık bir fotoğraf çekilmesini (bilanço) öngörmektedir. Ne var ki adi ortaklıkların genellikle şeffaf muhasebe kayıtlarından yoksun, güvene (affectio societatis) dayalı yapılar olması, geçmişe yönelik net bir pasif/aktif tespiti yapılmasını pratikte imkânsız hâle getirebilmektedir. Ayrıca, çıkan ortağın diğer ortaklara ödediği meblağın, kalan ortaklar tarafından gerçekten üçüncü kişilere olan borçların kapatılmasında kullanılıp kullanılmayacağına dair kanuni bir güvence (teminat mekanizması) TBK m. 635'te öngörülmemiştir. Çıkan ortak, iç ilişkide payını diğer ortaklara ödese bile, alacaklı üçüncü kişiler kendisine başvurduğunda mükerrer bir ödeme riskiyle (ve sonrasında uzun rücu davalarıyla) karşı karşıya kalabilmektedir. Doktrinde (De Lege Ferenda - Olması Gereken Hukuk açısından), çıkan ortağın m. 635 uyarınca yapacağı ödemenin doğrudan diğer ortakların malvarlığına değil, ortaklığın alacaklılarına veya ortaklığın borçlarına tahsis edilmek üzere müşterek bir hesaba tevdi edilmesi gerektiği yönünde reform önerileri savunulmaktadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 635. maddesi, Özel Borç İlişkileri kısmında yer alan "Adi Ortaklık Sözleşmesi" bölümünün, "Ortaklar arasındaki ve ortaklık yapısındaki değişiklikler" alt başlığı altında düzenlenmiştir. 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu döneminde adi ortaklıkta "ortaklıktan çıkma ve çıkarılma" müessesesi açık bir kanuni düzenlemeye sahip değildi; kanun koyucu bu boşluğu, İsviçre Borçlar Kanunu (OR) ve Alman Medeni Kanunu (BGB) hükümlerinden (özellikle BGB § 736 vd.) esinlenerek 6098 sayılı TBK m. 633-636 aralığında ihdas ettiği yeni hükümlerle doldurmuştur.
TBK m. 635 hükmü, bir ortağın ortaklıktan çıkması veya haklı sebeplerle yahut kanuni şartların gerçekleşmesiyle ortaklıktan çıkarılması (kısmi tasfiye) durumunda, ortaklığın malvarlığının pasifini (borçlarını) karşılamaya yetmemesi (bilanço açığı/negatif malvarlığı) hâlinde ortaya çıkacak hukuki sonuçları düzenlemektedir. Bu madde, ortaklık ilişkisinin sona ermesiyle birlikte devreye giren bir "iç tasfiye" ve "denkleştirme" kuralıdır. Adi ortaklık bir elbirliği mülkiyeti (iştirak hâlinde mülkiyet) rejimi üzerine kurulduğundan ve ortakların üçüncü kişilere karşı müteselsil sorumluluğu bulunduğundan, ortaklık yapısından ayrılan kişinin geride kalan bir "enkaz" veya "borç yükü" bırakarak sorumluluktan tek taraflı sıyrılmasını engellemek amacıyla kaleme alınmıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Ortaklık Sıfatının Sona Erdiği Tarih
Maddenin uygulanabilmesi için temel alınan referans noktası (stichtag), "ortaklık sıfatının sona erdiği tarih"tir. Adi ortaklık sözleşmeleri sürekli borç ilişkisi doğuran (Dauerschuldverhältnis) nitelikte olduklarından, çıkma veya çıkarılma beyanı bozucu yenilik doğuran bir hak niteliğindedir ve geçmişe etkili (ex tunc) değil, geleceğe etkili (ex nunc) sonuç doğurur. Bu nedenle, aktif ve pasif malvarlığı değerlerinin tespiti, çıkma iradesinin karşı tarafa ulaştığı veya mahkeme kararıyla çıkarılmanın kesinleştiği gün itibarıyla yapılır.
2.2. Ortaklığın Malvarlığının Borçları Karşılamaya Yetmemesi (Bilanço Açığı)
Bu kavram, ortaklığın mali durumunun tespitini (hesaplaşmayı) ifade eder. TBK m. 634 uyarınca tasfiye payı hesaplanırken ortaklığın mevcut aktifleri (nakit, alacaklar, ayni haklar, taşınırlar vb.) ile pasifleri (üçüncü kişilere olan muaccel ve müeccel borçlar, ortakların avans alacakları vb.) karşılaştırılır. Şayet pasifler, aktiflerden fazla ise ortada "malvarlığının yetersizliği" durumu söz konusudur. Doktrinde bu durum, ortaklık payının "eksi değer" vermesi olarak adlandırılır. Hesaplama yapılırken muhasebe kayıtlarındaki defter değeri değil, çıkma/çıkarılma tarihindeki gerçek "sürüm (rayiç) değeri" esas alınmalıdır.
2.3. Zarara Katılmaya İlişkin Düzenlemeler Çerçevesinde Ödeme Yükümlülüğü
Ayrılan ortağın payına düşen borç tutarı keyfi olarak belirlenemez. Madde metni, ödeme yükümlülüğünün sınırını TBK m. 623 hükmüne atıf yaparak çizmiştir. Adi ortaklıkta "causa societatis" (ortak amaç uğruna birleşme) gereği her ortak kâra ve zarara katılmakla yükümlüdür. Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa her ortağın zarardaki payı eşittir. Şayet sözleşmede farklı bir oran (örneğin %70-%30) öngörülmüşse, çıkan ortağın ödeyeceği borç tutarı bu orana göre hesaplanacaktır. Yalnızca emeğini sermaye olarak koyan ortak, sözleşmeyle zarardan muaf tutulmuşsa, bu madde kapsamında borç ödeme yükümlülüğünden de kurtulmuş sayılacaktır.
3. Sistematik İlişkiler
Bu maddenin, Türk Borçlar Kanunu'nun diğer hükümleri ile sıkı bir dogmatik bağı bulunmaktadır:
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerinin (özellikle 3. Hukuk Dairesi'nin) yerleşik içtihatlarına göre, adi ortaklığın kısmi veya tam tasfiyesi mahkeme önüne geldiğinde sırasıyla uygulanması gereken metodoloji oldukça katıdır. Yargıtay kararlarında şu hususlar vurgulanmaktadır:
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Ortaklıktan Çıkma ve Zararın Tazmini): A, B ve C, ticari nitelikte olmayan bir tarım projesi için adi ortaklık kurmuş ve sözleşmede zarara katılım oranlarını eşit (%33.3) olarak belirlemişlerdir. B, sözleşmedeki ihbar sürelerine uyarak ortaklıktan çıkma iradesini A ve C'ye bildirmiştir. Çıkma tarihi itibarıyla ortaklığın elindeki traktör ve mahsulün toplam sürüm değeri 300.000 TL, üçüncü kişilere (bankalara ve gübre satıcılarına) olan borçları ise 600.000 TL'dir. Hukuki analiz: TBK m. 635 uyarınca ortaklığın malvarlığı borçlarını karşılamaya yetmemektedir (Bilanço: -300.000 TL). Ayrılan ortak B, eksi bakiyenin zarara katılım oranına (%33.3) denk gelen kısmını (100.000 TL) ortaklıkta kalan A ve C'ye (ortaklığın devam eden tüzel kişiliği bulunmadığından doğrudan kalan ortaklara) ödemekle yükümlüdür.
Olay 2 (Haklı Sebeple Çıkarılma ve Emeğini Sermaye Kayan Ortağın Durumu): X, Y ve Z ortaklığında Z, sadece "yazılım geliştirme emeğini" sermaye olarak koymuş ve sözleşmede "Z, zarara iştirak etmeyecektir" hükmü yer almıştır. Z'nin ağır ihmali sonucu ortaklık büyük tazminat davalarına maruz kalmış ve X ile Y mahkeme kararıyla Z'yi ortaklıktan haklı sebeple çıkarmışlardır. Çıkarılma tarihinde ortaklığın net borcu 1.5 Milyon TL'dir. Hukuki analiz: Her ne kadar ortaklığın malvarlığı yetersiz (pasif karakterli) olsa da ve Z haklı sebeple çıkarılsa da, TBK m. 623/3 uyarınca yalnızca emeğini sermaye olarak koyan ortağın zarardan muaf tutulabileceği kuralı geçerlidir. Sözleşmede Z, zarardan muaf tutulduğu için TBK m. 635 çerçevesinde ortaklığın genel bilanço açısından oluşan borçlarından pay ödeme yükümlülüğü doğmayacaktır. Ancak Z'nin kendi ağır kusurundan kaynaklanan zararlar için TBK m. 628/2 (Özen Borcuna Aykırılık) kapsamında X ve Y'nin Z'ye karşı açacağı tazminat davası hakkı saklıdır. Bu durum m. 635'in statik bilanço tasfiyesinden farklı, dinamik bir tazminat talebidir.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk hukuku doktrininde (örneğin Fikret Eren, Haluk Tandoğan ve Nami Barlas gibi otoritelerin eserlerinde) adi ortaklığın tasfiyesi ve kısmi çıkma müessesesi sıklıkla tartışılmaktadır. TBK m. 633 ve devamı hükümleri, mülga 818 sayılı BK dönemindeki hukuki boşluğu doldurması açısından son derece olumlu bir gelişme olarak kabul edilmektedir. Ancak TBK m. 635 özelinde birtakım dogmatik zorluklar bulunmaktadır.
Eleştirilerin merkezinde, Türk Kanun Koyucusunun Alman Medeni Kanunu'ndaki (BGB) yapıya öykünürken (BGB § 738), İsviçre Borçlar Kanunu (OR) geleneğinden kopmuş olması yatmaktadır. Madde, "ortaklık sıfatının sona erdiği tarih" itibarıyla anlık bir fotoğraf çekilmesini (bilanço) öngörmektedir. Ne var ki adi ortaklıkların genellikle şeffaf muhasebe kayıtlarından yoksun, güvene (affectio societatis) dayalı yapılar olması, geçmişe yönelik net bir pasif/aktif tespiti yapılmasını pratikte imkânsız hâle getirebilmektedir. Ayrıca, çıkan ortağın diğer ortaklara ödediği meblağın, kalan ortaklar tarafından gerçekten üçüncü kişilere olan borçların kapatılmasında kullanılıp kullanılmayacağına dair kanuni bir güvence (teminat mekanizması) TBK m. 635'te öngörülmemiştir. Çıkan ortak, iç ilişkide payını diğer ortaklara ödese bile, alacaklı üçüncü kişiler kendisine başvurduğunda mükerrer bir ödeme riskiyle (ve sonrasında uzun rücu davalarıyla) karşı karşıya kalabilmektedir. Doktrinde (De Lege Ferenda - Olması Gereken Hukuk açısından), çıkan ortağın m. 635 uyarınca yapacağı ödemenin doğrudan diğer ortakların malvarlığına değil, ortaklığın alacaklılarına veya ortaklığın borçlarına tahsis edilmek üzere müşterek bir hesaba tevdi edilmesi gerektiği yönünde reform önerileri savunulmaktadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.