1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) İkinci Kısmında, Özel Borç İlişkileri başlığı altında on sekizinci bölümde düzenlenen Adi Ortaklık Sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri, şahıs unsuru ve karşılıklı güvenin en üst düzeyde olduğu bir sözleşme tipidir [1]. TBK m. 628 hükmü, adi ortaklıkta iç ilişkide ortakların birbirlerine ve ortaklığa karşı temel yükümlülüklerinden biri olan "Özen Borcu"nu (diligentia) düzenlemektedir [2].
Söz konusu norm, ortakların ortaklık işlerini yürütürken hangi standartta bir çaba ve dikkat göstermeleri gerektiğini tespit etmekte, olası bir zararın doğması durumunda ortaklık menfaatleri ile zararın takası (mahsup yasağı) sorununu çözmekte ve nihayetinde ortaklık işinin "ücretli" yürütülmesi durumunda sorumluluk standardının nasıl değişeceğini hükme bağlamaktadır [3], [2].
Bu madde, İsviçre Borçlar Kanunu’nun (OR) 538. maddesi ile paralellik göstermektedir. Kanun koyucu, adi ortaklığın tüzel kişiliğe sahip olmayan, şahsi güvene dayalı esnek yapısını (affectio societatis) [4] dikkate alarak, kural olarak sübjektif bir özen ölçütü benimsemiş; ancak ticari hayatın ve hakkaniyetin gereği olarak "ücret" unsurunun varlığı halinde bu ölçütü derhal objektifleştirmiştir [2].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Kendi İşlerinde Olduğu Ölçüde Çaba ve Özen (Sübjektif Özen Ölçütü)
TBK m. 628/1 uyarınca her ortak, ortaklık işlerinde kendi işlerinde olduğu ölçüde çaba ve özen göstermekle yükümlüdür [3], [2]. Hukuk doktrininde "diligentia quam in suis" (kendi işlerinde gösterdiği özen) olarak adlandırılan bu kavram, sorumluluğun sübjektif bir standarda bağlandığını ifade eder [5]. Buna göre, bir ortağın ortaklık işini yürütürken göstereceği dikkat ve özen, onun normal hayatta kendi şahsi işlerinde gösterdiği dikkat ve özenden daha yüksek olmak zorunda değildir. Bu düzenleme, ortakların birbirlerini şahsen tanıdıkları, yeteneklerini ve zafiyetlerini bilerek bir araya geldikleri varsayımına dayanır. Ancak bu sübjektif ölçüt, ortağın ağır kusurlu (kast veya ağır ihmal) davranışlarını meşrulaştırmaz; zira hiçbir hukuk düzeni ağır kusurla verilen zararın himaye edilmesine cevaz vermez.
2.2. Zarar ve Menfaatin Mahsubu Yasağı
Maddenin ikinci fıkrası, "Her ortak, diğerlerine karşı, kendi kusuruyla verdiği zararları, başka işlerde ortaklığa sağladığı menfaatlerle mahsup ettirme hakkı olmaksızın gidermekle yükümlüdür" şeklindeki emredici düzenlemeyi içerir [3], [2]. Bu kavram, ortaklar arasındaki hukuki güvenlik ve hesap verilebilirlik ilkelerinin bir teminatıdır. Bir ortak, ihmali veya kusuru neticesinde ortaklık malvarlığında bir eksilmeye (zarara) sebebiyet vermişse, geçmişte veya başka bir işlemde kendi üstün gayretiyle ortaklığa sağladığı yüksek kazançları öne sürerek bu zararı telafi (mahsup) edemez [3], [2]. Her işlem ve fiil kendi içinde bağımsız bir hukuki değerlendirmeye tabi tutulur.
2.3. Ücret Karşılığı Yönetim ve Vekâlet Hükümlerine Atıf (Objektif Özen Ölçütü)
TBK m. 628/3 hükmü, "Ortaklık işlerini ücret karşılığı yürüten ortak, vekâlet hükümlerine göre sorumlu olur" diyerek kuralın istisnasını yaratmıştır [3], [2]. Eğer ortaklık sözleşmesinde veya alınan bir kararla, ortaklardan birine işleri yürütmesi karşılığında bir "ücret" ödenmesi kararlaştırılmışsa, artık bu ortağın sorumluluğu "kendi işlerinde gösterdiği özen" (sübjektif ölçüt) ile sınırlı kalmaz. Atıf yapılan TBK m. 506 uyarınca vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen "basiretli bir vekilin" göstermesi gereken davranış esas alınır [6], [7]. Böylece, ücret alan ortağın özen borcu tamamen objektifleşerek "bonus pater familias" (iyi bir aile babası / basiretli iş adamı) standardına yükselir [7], [8].
3. Sistematik İlişkiler
- TBK m. 502 vd. (Vekâlet Sözleşmesi): TBK 628/3’ün doğrudan atıf yaptığı vekâlet hükümlerine göre vekil (burada ücretli yönetici ortak), üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür [6]. Bu atıf, adi ortaklıkta ücretli yöneticiliğin, hizmet ifası bağlamında vekâlete ne kadar yaklaştığını göstermektedir.
- TBK m. 630 (Yönetici Ortaklar ile Diğer Ortaklar Arasındaki İlişki): Ortaklıkta yönetim yetkisinin kullanılması durumunda yönetici ortakların hesap verme borcu bulunur [9]. Özen yükümlülüğüne aykırı davranıp zarara sebebiyet veren ortak, m. 630 çerçevesinde verdiği hesaptaki açıklardan bizzat sorumlu olur.
- TBK m. 112 (Borca Aykırılık ve Kusur): Ortağın özen yükümlülüğüne aykırı davranışından kaynaklanan sorumluluğu, esasen sözleşmeye aykırılık teşkil eder [10]. TBK m. 112 genel hükmü uyarınca, zarar doğduğunda ortak, "kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe" ortaklığın/diğer ortakların zararını gidermekle yükümlüdür [10].
- TBK m. 626 (Rekabet Yasağı): Ortakların sadakat ve özen yükümlülükleri, kendi menfaatlerine olarak ortaklığın amacını engelleyici işlemler yapmamayı da (rekabet etmemeyi) gerektirir [11]. Özen borcu ile sadakat borcu birbiriyle ayrılmaz bir bütündür.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Dairelerinin yerleşik içtihatlarında, adi ortaklık ilişkilerinde ortakların hesap verme ve özen borcuna aykırılık halleri titizlikle incelenmektedir.
Yargıtay kararlarına göre; adi ortaklık bir şahıs birliği olduğundan, ortakların birbirlerine karşı en üst düzeyde şeffaflık, sadakat ve özen yükümlülüğü bulunmaktadır. Zarar doğduğunda mahkemeler, zararın kaynağını araştırırken yöneticinin ücret alıp almadığına dikkat etmekte, şayet ücret alıyorsa sorumluluk sınırını vekâlet sözleşmesi ilkeleri doğrultusunda objektif özen (basiretli tacir/vekil) esasına göre belirlemektedir. Ücret ödenmeyen hallerde ise, zarara sebep olan eylemin, ortağın normal yaşantısındaki olağan dikkatsizliğinden mi yoksa ağır bir ihmal ve kastından mı kaynaklandığı irdelenmektedir. Mahsup talepleri konusunda ise Yargıtay, kanunun amir hükmüne (TBK m. 628/2) uygun olarak, dönem içi bir fiilden kaynaklanan zararın, başka bir ticari girişimden elde edilen kâr ile takas-mahsup edilmesine kesin bir dille geçit vermemektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1:
A, B ve C, bir inşaat projesi gerçekleştirmek üzere adi ortaklık kurmuşlardır. Yönetim işlerini ortaklardan A, hiçbir ek ücret talep etmeksizin yürütmektedir. A, şahsi hayatında da evrak işlerinde son derece düzensiz ve dikkatsiz biridir. A'nın belediyeye yapması gereken bir bildirimi unutması sonucu ortaklık ciddi bir idari para cezası ödemek zorunda kalmıştır. Diğer ortaklar B ve C, A'dan bu zararı tazmin etmesini istemiştir.
Hukuki analiz: TBK m. 628/1 uyarınca A, ortaklık işlerini yürütürken herhangi bir ücret almadığından, sadece kendi işlerinde olduğu ölçüde çaba ve özen göstermekle yükümlüdür [3], [2]. A'nın genel mizacı dikkatsiz olduğundan, basit ihmallerinden ötürü sorumluluğu dar yorumlanacaktır. Ancak, söz konusu ihmalin objektif olarak ağır bir ihlal sayılıp sayılamayacağı mahkemece değerlendirilecek, şayet eylem "ağır ihmal" boyutunda ise A'nın sübjektif özen standardı arkasına sığınması TMK m. 2 dürüstlük kuralı gereği dinlenmeyecektir.
Olay 2:
X ve Y'nin kurduğu adi ortaklıkta, Y aylık 20.000 TL ücret karşılığında ortaklığın ithalat işlemlerini tek başına yönetmektedir. Y, gümrük mevzuatındaki önemli bir güncellemeyi takip etmediği için mallar gümrükte takılmış ve çürümüştür. X tazminat talep ettiğinde Y, "Geçen yılki kur dalgalanmalarında ortaklığa şahsi dehamla 1 Milyon TL kâr ettirmiştim, bu zararı o kâra sayalım" şeklinde savunma yapmıştır.
Hukuki analiz: TBK m. 628/3 uyarınca Y ücret karşılığı yönetici olduğundan, sübjektif özen ölçütü değil, TBK m. 506 gereğince vekilin objektif özen (basiretli vekil) yükümlülüğü geçerlidir [6], [2]. Mevzuat değişikliğini bilmemek basiretli bir yönetici açısından net bir özen ihlalidir. Ayrıca, TBK m. 628/2 gereğince Y, geçmişte sağladığı diğer menfaatleri öne sürerek kendi kusuruyla verdiği zararı mahsup (takas) ettiremez [3], [2]. Y, zararın tamamını ödemekle yükümlüdür.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Ortaklık adına uğranılan zararın varlığını ve bu zararın yöneticinin ilgili işlemi esnasında meydana geldiğini iddia eden ortaklar (alacaklılar) ispat etmek zorundadır (TMK m. 6). Ancak, yöneticinin fiili ile zarar arasında illiyet bağı kurulduğunda, TBK m. 112 gereği kusursuzluğunu ispat külfeti, zarara sebebiyet veren borçlu ortağa geçer [10].
- Zamanaşımı / Süreler: Adi ortaklıkta ortakların birbirlerine karşı tazminat ve rücu alacakları, kanunda aksine özel bir süre öngörülmediğinden, TBK m. 146 uyarınca on yıllık genel zamanaşımı süresine tabidir.
- Görevli/yetkili mahkeme: Adi ortaklığın tüzel kişiliği bulunmamaktadır [12]. Ortaklar arasındaki iç ilişkiye dayanan özen borcuna aykırılık ve tazminat davalarında kural olarak Asliye Hukuk Mahkemeleri görevlidir. Ancak ortaklık ticari bir işletme işletmek maksadıyla kurulmuşsa ve uyuşmazlık TTK m. 4 kapsamında ticari dava niteliği taşıyorsa, görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir [13].
- Yaygın uygulama hataları: Yargılama pratiklerinde sıklıkla düşülen hata, yönetici ortağın ücret alıp almadığının tespit edilmeden tüm yöneticilere objektif özen ölçütünün tatbik edilmeye çalışılmasıdır. Diğer bir majör hata ise, adi ortaklığın genel tasfiye hesapları ile TBK m. 628/2 anlamındaki "mahsup yasağına" giren zararların birbirine karıştırılmasıdır; tasfiye bakiyesi oluşturulurken dahi kusur kaynaklı zararlar bağımsız bir borç kalemi olarak yönetici ortağın pasifine yazılmalıdır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde TBK m. 628/1 (eski BK m. 528) hükmündeki "diligentia quam in suis" (kendi işlerinde gösterdiği özen) ölçütü ciddi eleştirilere tabi tutulmuştur. Modern borçlar hukuku yaklaşımlarında ve özellikle Fikret Eren, Turgut Öz gibi akademisyenlerin eleştirilerinde ifade edildiği üzere; ortaklardan birinin özensiz, yeteneksiz veya dikkatsiz bir tabiata sahip olması, diğer ortakların bu risklere katlanmasını adil kılmamaktadır [5]. Şahsi işlerinde vurdumduymaz olan bir ortağın, bu yapısını mazeret göstererek ortaklığa verdiği zararlardan bağışık tutulması ticari ve ekonomik güvenlikle bağdaşmaz.
Bu sebeple, her ne kadar Kanun koyucu şahıs ortaklıklarındaki "affectio societatis" bağını ve ücretsiz yöneticilik olgusunu dikkate alarak korumacı bir norm ihdas etmiş olsa da, modern doktrin ticari amaç güden (atipik) adi ortaklıklarda bu hükmün oldukça dar yorumlanması gerektiğini, ticari hayatta herkesin asgari bir objektif özen göstermesi zorunluluğunun bulunduğunu savunmaktadır. Aksi halde, ihmalkâr kişinin ortaklığı adeta bir "hukuki zırh" gibi kullanması gündeme gelir. Bu nedenle uygulayıcıların ve yargı mercilerinin, sübjektif özen ölçütünü mutlak bir sorumsuzluk alanı olarak değil, ancak çok olağan, gündelik sapmalar bakımından bir tolerans marjı olarak yorumlamaları isabetli olacaktır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) İkinci Kısmında, Özel Borç İlişkileri başlığı altında on sekizinci bölümde düzenlenen Adi Ortaklık Sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri, şahıs unsuru ve karşılıklı güvenin en üst düzeyde olduğu bir sözleşme tipidir [1]. TBK m. 628 hükmü, adi ortaklıkta iç ilişkide ortakların birbirlerine ve ortaklığa karşı temel yükümlülüklerinden biri olan "Özen Borcu"nu (diligentia) düzenlemektedir [2].
Söz konusu norm, ortakların ortaklık işlerini yürütürken hangi standartta bir çaba ve dikkat göstermeleri gerektiğini tespit etmekte, olası bir zararın doğması durumunda ortaklık menfaatleri ile zararın takası (mahsup yasağı) sorununu çözmekte ve nihayetinde ortaklık işinin "ücretli" yürütülmesi durumunda sorumluluk standardının nasıl değişeceğini hükme bağlamaktadır [3], [2].
Bu madde, İsviçre Borçlar Kanunu’nun (OR) 538. maddesi ile paralellik göstermektedir. Kanun koyucu, adi ortaklığın tüzel kişiliğe sahip olmayan, şahsi güvene dayalı esnek yapısını (affectio societatis) [4] dikkate alarak, kural olarak sübjektif bir özen ölçütü benimsemiş; ancak ticari hayatın ve hakkaniyetin gereği olarak "ücret" unsurunun varlığı halinde bu ölçütü derhal objektifleştirmiştir [2].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Kendi İşlerinde Olduğu Ölçüde Çaba ve Özen (Sübjektif Özen Ölçütü)
TBK m. 628/1 uyarınca her ortak, ortaklık işlerinde kendi işlerinde olduğu ölçüde çaba ve özen göstermekle yükümlüdür [3], [2]. Hukuk doktrininde "diligentia quam in suis" (kendi işlerinde gösterdiği özen) olarak adlandırılan bu kavram, sorumluluğun sübjektif bir standarda bağlandığını ifade eder [5]. Buna göre, bir ortağın ortaklık işini yürütürken göstereceği dikkat ve özen, onun normal hayatta kendi şahsi işlerinde gösterdiği dikkat ve özenden daha yüksek olmak zorunda değildir. Bu düzenleme, ortakların birbirlerini şahsen tanıdıkları, yeteneklerini ve zafiyetlerini bilerek bir araya geldikleri varsayımına dayanır. Ancak bu sübjektif ölçüt, ortağın ağır kusurlu (kast veya ağır ihmal) davranışlarını meşrulaştırmaz; zira hiçbir hukuk düzeni ağır kusurla verilen zararın himaye edilmesine cevaz vermez.
2.2. Zarar ve Menfaatin Mahsubu Yasağı
Maddenin ikinci fıkrası, "Her ortak, diğerlerine karşı, kendi kusuruyla verdiği zararları, başka işlerde ortaklığa sağladığı menfaatlerle mahsup ettirme hakkı olmaksızın gidermekle yükümlüdür" şeklindeki emredici düzenlemeyi içerir [3], [2]. Bu kavram, ortaklar arasındaki hukuki güvenlik ve hesap verilebilirlik ilkelerinin bir teminatıdır. Bir ortak, ihmali veya kusuru neticesinde ortaklık malvarlığında bir eksilmeye (zarara) sebebiyet vermişse, geçmişte veya başka bir işlemde kendi üstün gayretiyle ortaklığa sağladığı yüksek kazançları öne sürerek bu zararı telafi (mahsup) edemez [3], [2]. Her işlem ve fiil kendi içinde bağımsız bir hukuki değerlendirmeye tabi tutulur.
2.3. Ücret Karşılığı Yönetim ve Vekâlet Hükümlerine Atıf (Objektif Özen Ölçütü)
TBK m. 628/3 hükmü, "Ortaklık işlerini ücret karşılığı yürüten ortak, vekâlet hükümlerine göre sorumlu olur" diyerek kuralın istisnasını yaratmıştır [3], [2]. Eğer ortaklık sözleşmesinde veya alınan bir kararla, ortaklardan birine işleri yürütmesi karşılığında bir "ücret" ödenmesi kararlaştırılmışsa, artık bu ortağın sorumluluğu "kendi işlerinde gösterdiği özen" (sübjektif ölçüt) ile sınırlı kalmaz. Atıf yapılan TBK m. 506 uyarınca vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen "basiretli bir vekilin" göstermesi gereken davranış esas alınır [6], [7]. Böylece, ücret alan ortağın özen borcu tamamen objektifleşerek "bonus pater familias" (iyi bir aile babası / basiretli iş adamı) standardına yükselir [7], [8].
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Dairelerinin yerleşik içtihatlarında, adi ortaklık ilişkilerinde ortakların hesap verme ve özen borcuna aykırılık halleri titizlikle incelenmektedir.
Yargıtay kararlarına göre; adi ortaklık bir şahıs birliği olduğundan, ortakların birbirlerine karşı en üst düzeyde şeffaflık, sadakat ve özen yükümlülüğü bulunmaktadır. Zarar doğduğunda mahkemeler, zararın kaynağını araştırırken yöneticinin ücret alıp almadığına dikkat etmekte, şayet ücret alıyorsa sorumluluk sınırını vekâlet sözleşmesi ilkeleri doğrultusunda objektif özen (basiretli tacir/vekil) esasına göre belirlemektedir. Ücret ödenmeyen hallerde ise, zarara sebep olan eylemin, ortağın normal yaşantısındaki olağan dikkatsizliğinden mi yoksa ağır bir ihmal ve kastından mı kaynaklandığı irdelenmektedir. Mahsup talepleri konusunda ise Yargıtay, kanunun amir hükmüne (TBK m. 628/2) uygun olarak, dönem içi bir fiilden kaynaklanan zararın, başka bir ticari girişimden elde edilen kâr ile takas-mahsup edilmesine kesin bir dille geçit vermemektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: A, B ve C, bir inşaat projesi gerçekleştirmek üzere adi ortaklık kurmuşlardır. Yönetim işlerini ortaklardan A, hiçbir ek ücret talep etmeksizin yürütmektedir. A, şahsi hayatında da evrak işlerinde son derece düzensiz ve dikkatsiz biridir. A'nın belediyeye yapması gereken bir bildirimi unutması sonucu ortaklık ciddi bir idari para cezası ödemek zorunda kalmıştır. Diğer ortaklar B ve C, A'dan bu zararı tazmin etmesini istemiştir. Hukuki analiz: TBK m. 628/1 uyarınca A, ortaklık işlerini yürütürken herhangi bir ücret almadığından, sadece kendi işlerinde olduğu ölçüde çaba ve özen göstermekle yükümlüdür [3], [2]. A'nın genel mizacı dikkatsiz olduğundan, basit ihmallerinden ötürü sorumluluğu dar yorumlanacaktır. Ancak, söz konusu ihmalin objektif olarak ağır bir ihlal sayılıp sayılamayacağı mahkemece değerlendirilecek, şayet eylem "ağır ihmal" boyutunda ise A'nın sübjektif özen standardı arkasına sığınması TMK m. 2 dürüstlük kuralı gereği dinlenmeyecektir.
Olay 2: X ve Y'nin kurduğu adi ortaklıkta, Y aylık 20.000 TL ücret karşılığında ortaklığın ithalat işlemlerini tek başına yönetmektedir. Y, gümrük mevzuatındaki önemli bir güncellemeyi takip etmediği için mallar gümrükte takılmış ve çürümüştür. X tazminat talep ettiğinde Y, "Geçen yılki kur dalgalanmalarında ortaklığa şahsi dehamla 1 Milyon TL kâr ettirmiştim, bu zararı o kâra sayalım" şeklinde savunma yapmıştır. Hukuki analiz: TBK m. 628/3 uyarınca Y ücret karşılığı yönetici olduğundan, sübjektif özen ölçütü değil, TBK m. 506 gereğince vekilin objektif özen (basiretli vekil) yükümlülüğü geçerlidir [6], [2]. Mevzuat değişikliğini bilmemek basiretli bir yönetici açısından net bir özen ihlalidir. Ayrıca, TBK m. 628/2 gereğince Y, geçmişte sağladığı diğer menfaatleri öne sürerek kendi kusuruyla verdiği zararı mahsup (takas) ettiremez [3], [2]. Y, zararın tamamını ödemekle yükümlüdür.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde TBK m. 628/1 (eski BK m. 528) hükmündeki "diligentia quam in suis" (kendi işlerinde gösterdiği özen) ölçütü ciddi eleştirilere tabi tutulmuştur. Modern borçlar hukuku yaklaşımlarında ve özellikle Fikret Eren, Turgut Öz gibi akademisyenlerin eleştirilerinde ifade edildiği üzere; ortaklardan birinin özensiz, yeteneksiz veya dikkatsiz bir tabiata sahip olması, diğer ortakların bu risklere katlanmasını adil kılmamaktadır [5]. Şahsi işlerinde vurdumduymaz olan bir ortağın, bu yapısını mazeret göstererek ortaklığa verdiği zararlardan bağışık tutulması ticari ve ekonomik güvenlikle bağdaşmaz.
Bu sebeple, her ne kadar Kanun koyucu şahıs ortaklıklarındaki "affectio societatis" bağını ve ücretsiz yöneticilik olgusunu dikkate alarak korumacı bir norm ihdas etmiş olsa da, modern doktrin ticari amaç güden (atipik) adi ortaklıklarda bu hükmün oldukça dar yorumlanması gerektiğini, ticari hayatta herkesin asgari bir objektif özen göstermesi zorunluluğunun bulunduğunu savunmaktadır. Aksi halde, ihmalkâr kişinin ortaklığı adeta bir "hukuki zırh" gibi kullanması gündeme gelir. Bu nedenle uygulayıcıların ve yargı mercilerinin, sübjektif özen ölçütünü mutlak bir sorumsuzluk alanı olarak değil, ancak çok olağan, gündelik sapmalar bakımından bir tolerans marjı olarak yorumlamaları isabetli olacaktır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.