1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) "Adi Ortaklık Sözleşmesi" başlıklı onsekizinci bölümünde, ortaklar arasındaki iç ilişkiyi düzenleyen kurallar silsilesi içerisinde yer alan TBK m. 627, adi ortaklıkta "Ortakların yaptıkları giderler ve işler" konusunu düzenlemektedir [1]. Şahıs ortaklıklarının en temel formu olan adi ortaklıkta, ortakların ortak amaca ulaşmak üzere eşit şartlarda çaba gösterme (affectio societatis) yükümlülüğü bulunmaktadır [2, 3]. Ancak uygulamada, ortaklık işlerinin yürütülmesi sırasında bazı ortakların kendi malvarlıklarından ortaklık adına gider yapmaları, borç altına girmeleri veya başlangıçta taahhüt etmedikleri hâlde şahsi emeklerini ortaya koymaları sıklıkla karşılaşılan bir durumdur.
TBK m. 627 hükmü, vekâlet sözleşmelerine ilişkin TBK m. 510 (vekilin giderlerini talep hakkı ve zararının tazmini) hükmünün adi ortaklıklar hukukundaki özel bir yansımasıdır [4, 5]. İsviçre Borçlar Kanunu (OR) m. 537 mehaz alınarak kurgulanan bu madde, ortaklığın yürütülmesi sırasında ortaya çıkan mali yüklerin ve tehlike risklerinin, sadece bu işlemi fiilen gerçekleştiren ortağın üzerinde kalmasını engelleyerek, külfetlerin tüm ortaklar arasında adil bir biçimde paylaştırılmasını amaçlar. Madde, ortakların birbirlerine karşı klasik anlamda bir alacak hakkı elde etmesinden ziyade, ortak amacın gerçekleştirilmesi için katlanılan fedakarlıkların denkleştirilmesine hizmet etmektedir [6, 7].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Ortaklık İşleri İçin Yapılan Giderler ve Üstlenilen Borçlar
Maddenin birinci fıkrasının ilk cümlesi uyarınca, ortaklardan birinin ortaklık işleri için yaptığı giderler ve üstlendiği borçlardan dolayı diğer ortaklar müteselsilen değil, "ona karşı" (ortaklık payları oranında) sorumlu olurlar [1]. Burada kastedilen "giderler" (masraflar), olağan ve olağanüstü yönetim işleri kapsamında ortaklığın amacını gerçekleştirmek üzere yapılan her türlü makul harcamayı ifade eder. Ortağın üçüncü kişilerle kendi adına fakat ortaklık hesabına (dolaylı temsil) veya doğrudan ortaklık adına (doğrudan temsil) işlem yapması neticesinde kendi malvarlığında meydana gelen eksilmeler, diğer ortaklar tarafından telafi edilmelidir [8-10].
2.2. Yönetim İşleri Yüzünden Uğranılan Zararlar (Tehlike Sorumluluğu)
Fıkranın devamında, "bu ortağın, yönetim işleri yüzünden doğrudan doğruya uğradığı zararlar ile ortaklığın yönetiminden kaynaklanan tehlikeler sonucunda doğan zararları" diğer ortakların gidermekle yükümlü olduğu ifade edilmektedir [1]. Kaynaklar dışı bir ek bilgi olarak belirtmek gerekir ki, doktrinde (Fikret Eren, Haluk Tandoğan vd.) bu husus, kusursuz sorumluluk (tehlike sorumluluğu) esasına dayandırılır. Nitekim vekâlet sözleşmesindeki paraleli olan TBK m. 510/2 hükmünde olduğu gibi [4], ortağın bu zararın tazminini isteyebilmesi için diğer ortakların kusurunu ispat etmesine gerek yoktur. Zararın, yönetim işinin ifası sırasındaki tipik risklerden (illiyet bağı kurularak) doğmuş olması yeterlidir.
2.3. Ortaklığa Verilen Avans ve Faiz İstemi
TBK m. 627/2'ye göre, ortaklığa avans olarak para veren ortak, "verdiği günden başlamak üzere" faiz isteyebilir [1]. Bu hüküm, katılım payı (sermaye) ile avans arasındaki temel farkı ortaya koymaktadır. Ortaklığa getirilen katılım payı için faiz istenemezken, ortaklığın nakit ihtiyacını karşılamak üzere sonradan verilen avanslar faiziyle birlikte talep edilebilir. Ortağın faiz talep edebilmesi için diğer ortakları temerrüde düşürmesine (ihtar çekmesine) gerek yoktur; faiz, paranın ortaklık kasasına veya ortaklık işine tahsis edildiği andan itibaren işlemeye başlar [11].
2.4. Yükümlü Olunmadığı Hâlde Sarf Edilen Emek (Hakkaniyet Karşılığı)
Üçüncü fıkra uyarınca, "yükümlü olmadığı hâlde ortaklık işleri için emek sarfetmiş olan bir ortak, hakkaniyetin gerektirdiği bir karşılık ödenmesini isteyebilir" [1, 12]. Kural olarak adi ortaklıkta her ortak, amaca ulaşmak için aktif olarak çalışmakla yükümlüdür ve bu husus ortaklık payının veya affectio societatis'in bir gereğidir [3]. Ancak bir ortak, sözleşmede sadece sermaye koymayı taahhüt etmesine rağmen fiilen yönetimi devralmışsa veya olağan dışı, üst düzey bir mesleki mesai harcamışsa, TMK m. 2 (dürüstlük kuralı) ve hakkaniyet ilkesi gereği bir tazminat/ücret talep hakkına sahip olur.
3. Sistematik İlişkiler
Bu maddenin Türk Özel Hukuku sistematiği içerisindeki temel bağlantıları şu şekildedir:
- TBK m. 630 (Vekâlet Hükümlerine Atıf): Adi ortaklıkta yönetici ortaklar ile diğer ortaklar arasındaki ilişkiler kural olarak vekâlet sözleşmesi hükümlerine tabidir [5, 13]. Bu nedenle TBK m. 627'nin uygulamasında eksiklik olan hâllerde TBK m. 510 (Vekâlet Verenin Borçları) hükümleri devreye girer [14].
- TBK m. 643 (Tasfiye Aşamasında Avans ve Giderlerin İadesi): Ortaklığın sona ermesi hâlinde tasfiye işlemi yapılırken, TBK m. 643 uyarınca öncelikle ortaklığın üçüncü kişilere olan borçları ödenir, ardından ortaklardan her birinin ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler geri verilir [15-17]. Katılım paylarının (sermayenin) iadesi ve kâr/zarar paylaşımı ancak bu aşamadan sonra gerçekleşir.
- TMK m. 2 (Dürüstlük Kuralı ve Hakkaniyet): Emek sarf eden ortağın isteyebileceği karşılığın belirlenmesinde ve tehlike sorumluluğunun sınırlarının çizilmesinde doğrudan dürüstlük kuralı ve hakkaniyet ilkeleri tatbik edilir.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Dairelerinin (özellikle 3. Hukuk Dairesi) yerleşik içtihatlarına göre, adi ortaklık devam ederken veya sona erdiğinde ortakların birbirlerinden TBK m. 627 kapsamında alacak, avans veya gider tazmini talep etmeleri, doğrudan bir "eda davası" olarak görülemez. Yargıtay kararlarında açıkça ifade edildiği üzere: "Bir ortak tarafından adi ortaklığa ilişkin olan sermaye payının istenmesi, ortaklığın faaliyetlerinden dolayı uğranılan zararın veya kâr payının talep edilmesi, aynı zamanda ortaklığın feshini ve tasfiyesini de kapsar. Uyuşmazlık, bu bağlamda değerlendirilip, tasfiye kurallarına göre çözüme kavuşturulmalıdır" [18-21].
Yargıtay, aktif olarak faaliyeti sona ermiş veya taraflar arasında uyuşmazlık çıkmış bir adi ortaklıkta, bir ortağın "ben cebimden şu kadar masraf yaptım, diğer ortaklardan payları oranında tahsil edilsin" şeklindeki bağımsız taleplerini reddetmekte; bu taleplerin ancak TBK m. 642 vd. uyarınca yapılacak genel bir tasfiye hesabı (tasfiye bilançosu) içerisinde bir kalem (aktif/pasif) olarak değerlendirilebileceğini hükme bağlamaktadır [18, 22].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Kurmaca Senaryo):
(A), (B) ve (C) bir inşaat ihalesini almak üzere adi ortaklık kurmuşlardır. İhale sürecinde ortaklık kasasında yeterli nakit bulunmadığı için (A), şahsi banka hesabından ortaklık hesabına 500.000 TL aktarmış ve bu bedel ihale teminatı olarak idareye yatırılmıştır. Bir yıl sonra ortaklık kârla sona ermiştir. (A), yatırdığı 500.000 TL'nin, yatırıldığı tarihten tasfiye tarihine kadar geçen süreye ilişkin faiziyle birlikte kendisine ödenmesini talep etmektedir. (B) ve (C) ise faiz talebini, ortada bir temerrüt ihtarı olmadığı gerekçesiyle reddetmektedir.
Hukuki analiz: TBK m. 627/2 hükmü uyarınca, ortaklığa avans olarak para veren ortak, verdiği günden başlamak üzere faiz isteyebilir [1, 11]. Ortak (A)'nın yatırdığı meblağ sermaye borcu değil, ortaklığın işinin görülmesi için sonradan verilen bir avans niteliğindedir. Bu nedenle (A), herhangi bir temerrüt ihtarına gerek olmaksızın, avansı verdiği tarihten itibaren işleyecek faizi talep etme hakkına yasal olarak sahiptir.
Olay 2 (Kurmaca Senaryo):
(X) ve (Y), bir restoran işletmek üzere adi ortaklık kurmuşlardır. Sözleşmede (X)'in sadece finansman sağlayacağı, (Y)'nin ise işletme müdürü olarak bilfiil çalışacağı düzenlenmiştir. Ancak (Y)'nin ağır bir hastalık geçirmesi üzerine, (X) işletmenin kapanmasını önlemek için üç ay boyunca sabah 08:00'den gece 24:00'e kadar restoranda bizzat yöneticilik ve aşçılık yapmıştır. (X), bu üç aylık emeği için ortaklıktan hakkaniyete uygun bir ücret talep etmektedir.
Hukuki analiz: Adi ortaklık sözleşmesinde (X)'in edimi yalnızca katılım payı (sermaye) sağlamak olarak belirlenmiştir. Ancak (X), TBK m. 627/3 kapsamında "yükümlü olmadığı hâlde ortaklık işleri için emek sarf etmiş" durumdadır [1, 12]. Bu durumda, vekâletsiz işgörme ve adi ortaklık iç ilişkisi kuralları gereği (X), piyasa koşulları ve sarf ettiği mesai dikkate alınarak hakkaniyetin gerektirdiği bir karşılığın (emsal ücret) ödenmesini talep edebilecektir.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat Yükü: Ortaklık işleri için gider yaptığını, avans verdiğini veya borç üstlendiğini iddia eden ortak, TMK m. 6 gereği bu iddiasını ispatla mükelleftir. Giderlerin ortaklığın müşterek amacı uğruna yapıldığına ilişkin belge, fatura veya banka dekontları sunulmalıdır [23, 24].
- Zamanaşımı / Süreler: TBK m. 147/4 uyarınca ortaklar arasındaki ilişkilerden doğan alacaklar (adi ortaklık dâhil) beş yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Tasfiye aşamasında ileri sürülecek alacak taleplerinde zamanaşımı süresi, ortaklığın sona erdiği veya tasfiyenin tamamlandığı tarihten itibaren işlemeye başlar.
- Görevli Mahkeme: Adi ortaklığın yapısına göre değişir. Tarafların her ikisi de tacir niteliğini haizse ve ortaklık ticari bir işletme işletmek amacıyla kurulmuşsa (mutlak veya nispi ticari dava kapsamında) Asliye Ticaret Mahkemesi görevlidir. Adi esnaflar veya tacir olmayan kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda genel görevli mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir.
- Yaygın Uygulama Hataları: Uygulamada en sık yapılan hata, ortakların yapmış oldukları masrafları, ortaklığın tasfiyesini istemeden doğrudan bir "alacak davası" (eda davası) şeklinde diğer ortaklardan talep etmeleridir. Yargıtay, tasfiye tamamlanmadan (tasfiye bilançosu çıkarılmadan) bu tür münferit alacak taleplerinin dinlenemeyeceğini açıkça belirtmektedir [18, 19].
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde TBK m. 627 hükmü, özellikle avanslara faiz işletilmesi noktasında tartışmalara konu edilmektedir. Bir görüşe göre, TBK m. 643'te düzenlenen tasfiye kurallarında avansların ve giderlerin kârdan/katılım payından önce ödeneceği belirtilirken faizden bahsedilmemiştir. Bu sebeple, TBK m. 627/2'deki faiz isteme hakkının yalnızca şirket faaliyetine devam ederken işletilebileceği, tasfiye hâlinde faiz istenemeyeceği yönünde eleştiriler ileri sürülmektedir [22, 25]. Ancak bu durumun, şirket avans veren ortağının alacağını enflasyonist bir ortamda eriterek hakkaniyete aykırı sonuçlar doğuracağı açıktır. Nitekim Yargıtay uygulaması ve doktrindeki hâkim görüş, avans alacaklısı ortağın hakkının güvence altına alınması adına faizin tasfiye aşamasında da dikkate alınması yönündedir.
Bunun yanı sıra, maddedeki "tehlikeler sonucunda doğan zararları" (tehlike sorumluluğu) ifadesinin son derece geniş yorumlanmaya müsait olduğu eleştirilmektedir. Ortağın sırf yönetim işini üstlendiği için maruz kaldığı her zararın, illiyet bağı yeterince irdelenmeden diğer ortaklara rücu edilmesi, şahıs ortaklıklarındaki risk dağılımı dengesini sarsabilir. Bu noktada zararın objektif olarak öngörülemez bir riskten doğmuş olması koşulunun içtihatlarla daraltıcı bir şekilde yorumlanması gerekmektedir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) "Adi Ortaklık Sözleşmesi" başlıklı onsekizinci bölümünde, ortaklar arasındaki iç ilişkiyi düzenleyen kurallar silsilesi içerisinde yer alan TBK m. 627, adi ortaklıkta "Ortakların yaptıkları giderler ve işler" konusunu düzenlemektedir [1]. Şahıs ortaklıklarının en temel formu olan adi ortaklıkta, ortakların ortak amaca ulaşmak üzere eşit şartlarda çaba gösterme (affectio societatis) yükümlülüğü bulunmaktadır [2, 3]. Ancak uygulamada, ortaklık işlerinin yürütülmesi sırasında bazı ortakların kendi malvarlıklarından ortaklık adına gider yapmaları, borç altına girmeleri veya başlangıçta taahhüt etmedikleri hâlde şahsi emeklerini ortaya koymaları sıklıkla karşılaşılan bir durumdur.
TBK m. 627 hükmü, vekâlet sözleşmelerine ilişkin TBK m. 510 (vekilin giderlerini talep hakkı ve zararının tazmini) hükmünün adi ortaklıklar hukukundaki özel bir yansımasıdır [4, 5]. İsviçre Borçlar Kanunu (OR) m. 537 mehaz alınarak kurgulanan bu madde, ortaklığın yürütülmesi sırasında ortaya çıkan mali yüklerin ve tehlike risklerinin, sadece bu işlemi fiilen gerçekleştiren ortağın üzerinde kalmasını engelleyerek, külfetlerin tüm ortaklar arasında adil bir biçimde paylaştırılmasını amaçlar. Madde, ortakların birbirlerine karşı klasik anlamda bir alacak hakkı elde etmesinden ziyade, ortak amacın gerçekleştirilmesi için katlanılan fedakarlıkların denkleştirilmesine hizmet etmektedir [6, 7].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Ortaklık İşleri İçin Yapılan Giderler ve Üstlenilen Borçlar
Maddenin birinci fıkrasının ilk cümlesi uyarınca, ortaklardan birinin ortaklık işleri için yaptığı giderler ve üstlendiği borçlardan dolayı diğer ortaklar müteselsilen değil, "ona karşı" (ortaklık payları oranında) sorumlu olurlar [1]. Burada kastedilen "giderler" (masraflar), olağan ve olağanüstü yönetim işleri kapsamında ortaklığın amacını gerçekleştirmek üzere yapılan her türlü makul harcamayı ifade eder. Ortağın üçüncü kişilerle kendi adına fakat ortaklık hesabına (dolaylı temsil) veya doğrudan ortaklık adına (doğrudan temsil) işlem yapması neticesinde kendi malvarlığında meydana gelen eksilmeler, diğer ortaklar tarafından telafi edilmelidir [8-10].
2.2. Yönetim İşleri Yüzünden Uğranılan Zararlar (Tehlike Sorumluluğu)
Fıkranın devamında, "bu ortağın, yönetim işleri yüzünden doğrudan doğruya uğradığı zararlar ile ortaklığın yönetiminden kaynaklanan tehlikeler sonucunda doğan zararları" diğer ortakların gidermekle yükümlü olduğu ifade edilmektedir [1]. Kaynaklar dışı bir ek bilgi olarak belirtmek gerekir ki, doktrinde (Fikret Eren, Haluk Tandoğan vd.) bu husus, kusursuz sorumluluk (tehlike sorumluluğu) esasına dayandırılır. Nitekim vekâlet sözleşmesindeki paraleli olan TBK m. 510/2 hükmünde olduğu gibi [4], ortağın bu zararın tazminini isteyebilmesi için diğer ortakların kusurunu ispat etmesine gerek yoktur. Zararın, yönetim işinin ifası sırasındaki tipik risklerden (illiyet bağı kurularak) doğmuş olması yeterlidir.
2.3. Ortaklığa Verilen Avans ve Faiz İstemi
TBK m. 627/2'ye göre, ortaklığa avans olarak para veren ortak, "verdiği günden başlamak üzere" faiz isteyebilir [1]. Bu hüküm, katılım payı (sermaye) ile avans arasındaki temel farkı ortaya koymaktadır. Ortaklığa getirilen katılım payı için faiz istenemezken, ortaklığın nakit ihtiyacını karşılamak üzere sonradan verilen avanslar faiziyle birlikte talep edilebilir. Ortağın faiz talep edebilmesi için diğer ortakları temerrüde düşürmesine (ihtar çekmesine) gerek yoktur; faiz, paranın ortaklık kasasına veya ortaklık işine tahsis edildiği andan itibaren işlemeye başlar [11].
2.4. Yükümlü Olunmadığı Hâlde Sarf Edilen Emek (Hakkaniyet Karşılığı)
Üçüncü fıkra uyarınca, "yükümlü olmadığı hâlde ortaklık işleri için emek sarfetmiş olan bir ortak, hakkaniyetin gerektirdiği bir karşılık ödenmesini isteyebilir" [1, 12]. Kural olarak adi ortaklıkta her ortak, amaca ulaşmak için aktif olarak çalışmakla yükümlüdür ve bu husus ortaklık payının veya affectio societatis'in bir gereğidir [3]. Ancak bir ortak, sözleşmede sadece sermaye koymayı taahhüt etmesine rağmen fiilen yönetimi devralmışsa veya olağan dışı, üst düzey bir mesleki mesai harcamışsa, TMK m. 2 (dürüstlük kuralı) ve hakkaniyet ilkesi gereği bir tazminat/ücret talep hakkına sahip olur.
3. Sistematik İlişkiler
Bu maddenin Türk Özel Hukuku sistematiği içerisindeki temel bağlantıları şu şekildedir:
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Dairelerinin (özellikle 3. Hukuk Dairesi) yerleşik içtihatlarına göre, adi ortaklık devam ederken veya sona erdiğinde ortakların birbirlerinden TBK m. 627 kapsamında alacak, avans veya gider tazmini talep etmeleri, doğrudan bir "eda davası" olarak görülemez. Yargıtay kararlarında açıkça ifade edildiği üzere: "Bir ortak tarafından adi ortaklığa ilişkin olan sermaye payının istenmesi, ortaklığın faaliyetlerinden dolayı uğranılan zararın veya kâr payının talep edilmesi, aynı zamanda ortaklığın feshini ve tasfiyesini de kapsar. Uyuşmazlık, bu bağlamda değerlendirilip, tasfiye kurallarına göre çözüme kavuşturulmalıdır" [18-21].
Yargıtay, aktif olarak faaliyeti sona ermiş veya taraflar arasında uyuşmazlık çıkmış bir adi ortaklıkta, bir ortağın "ben cebimden şu kadar masraf yaptım, diğer ortaklardan payları oranında tahsil edilsin" şeklindeki bağımsız taleplerini reddetmekte; bu taleplerin ancak TBK m. 642 vd. uyarınca yapılacak genel bir tasfiye hesabı (tasfiye bilançosu) içerisinde bir kalem (aktif/pasif) olarak değerlendirilebileceğini hükme bağlamaktadır [18, 22].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Kurmaca Senaryo): (A), (B) ve (C) bir inşaat ihalesini almak üzere adi ortaklık kurmuşlardır. İhale sürecinde ortaklık kasasında yeterli nakit bulunmadığı için (A), şahsi banka hesabından ortaklık hesabına 500.000 TL aktarmış ve bu bedel ihale teminatı olarak idareye yatırılmıştır. Bir yıl sonra ortaklık kârla sona ermiştir. (A), yatırdığı 500.000 TL'nin, yatırıldığı tarihten tasfiye tarihine kadar geçen süreye ilişkin faiziyle birlikte kendisine ödenmesini talep etmektedir. (B) ve (C) ise faiz talebini, ortada bir temerrüt ihtarı olmadığı gerekçesiyle reddetmektedir. Hukuki analiz: TBK m. 627/2 hükmü uyarınca, ortaklığa avans olarak para veren ortak, verdiği günden başlamak üzere faiz isteyebilir [1, 11]. Ortak (A)'nın yatırdığı meblağ sermaye borcu değil, ortaklığın işinin görülmesi için sonradan verilen bir avans niteliğindedir. Bu nedenle (A), herhangi bir temerrüt ihtarına gerek olmaksızın, avansı verdiği tarihten itibaren işleyecek faizi talep etme hakkına yasal olarak sahiptir.
Olay 2 (Kurmaca Senaryo): (X) ve (Y), bir restoran işletmek üzere adi ortaklık kurmuşlardır. Sözleşmede (X)'in sadece finansman sağlayacağı, (Y)'nin ise işletme müdürü olarak bilfiil çalışacağı düzenlenmiştir. Ancak (Y)'nin ağır bir hastalık geçirmesi üzerine, (X) işletmenin kapanmasını önlemek için üç ay boyunca sabah 08:00'den gece 24:00'e kadar restoranda bizzat yöneticilik ve aşçılık yapmıştır. (X), bu üç aylık emeği için ortaklıktan hakkaniyete uygun bir ücret talep etmektedir. Hukuki analiz: Adi ortaklık sözleşmesinde (X)'in edimi yalnızca katılım payı (sermaye) sağlamak olarak belirlenmiştir. Ancak (X), TBK m. 627/3 kapsamında "yükümlü olmadığı hâlde ortaklık işleri için emek sarf etmiş" durumdadır [1, 12]. Bu durumda, vekâletsiz işgörme ve adi ortaklık iç ilişkisi kuralları gereği (X), piyasa koşulları ve sarf ettiği mesai dikkate alınarak hakkaniyetin gerektirdiği bir karşılığın (emsal ücret) ödenmesini talep edebilecektir.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde TBK m. 627 hükmü, özellikle avanslara faiz işletilmesi noktasında tartışmalara konu edilmektedir. Bir görüşe göre, TBK m. 643'te düzenlenen tasfiye kurallarında avansların ve giderlerin kârdan/katılım payından önce ödeneceği belirtilirken faizden bahsedilmemiştir. Bu sebeple, TBK m. 627/2'deki faiz isteme hakkının yalnızca şirket faaliyetine devam ederken işletilebileceği, tasfiye hâlinde faiz istenemeyeceği yönünde eleştiriler ileri sürülmektedir [22, 25]. Ancak bu durumun, şirket avans veren ortağının alacağını enflasyonist bir ortamda eriterek hakkaniyete aykırı sonuçlar doğuracağı açıktır. Nitekim Yargıtay uygulaması ve doktrindeki hâkim görüş, avans alacaklısı ortağın hakkının güvence altına alınması adına faizin tasfiye aşamasında da dikkate alınması yönündedir.
Bunun yanı sıra, maddedeki "tehlikeler sonucunda doğan zararları" (tehlike sorumluluğu) ifadesinin son derece geniş yorumlanmaya müsait olduğu eleştirilmektedir. Ortağın sırf yönetim işini üstlendiği için maruz kaldığı her zararın, illiyet bağı yeterince irdelenmeden diğer ortaklara rücu edilmesi, şahıs ortaklıklarındaki risk dağılımı dengesini sarsabilir. Bu noktada zararın objektif olarak öngörülemez bir riskten doğmuş olması koşulunun içtihatlarla daraltıcı bir şekilde yorumlanması gerekmektedir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.