RESMİ METİN

IV. Ortaklığın yönetimi


Madde 625 - Yönetim, sözleşme veya kararla yalnızca bir veya birden çok ortağa ya da üçüncü bir kişiye bırakılmış olmadıkça, bütün ortaklar ortaklığı yönetme hakkına sahiptir.

Ortaklık, ortakların tümü veya birkaçı tarafından yönetilmekte ise, bunlardan her biri, diğerleri katılmaksızın işlem yapabilir; ancak ortaklığı yönetmeye yetkili olan her ortak, tamamlanmasından önce işleme itiraz etmek suretiyle, bu işlemin yapılmasını engelleyebilir. Ortaklığa genel yetkili bir temsilci atanması ve ortaklığın olağan dışı işlerinin yürütülmesi için, bütün ortakların oybirliği gereklidir. Ancak, gecikmesinde sakınca olan hâllerde, bu konuda yönetici ortaklardan her biri yetkilidir.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 620 ilâ 645. maddeleri arasında düzenlenen adi ortaklık (adi şirket) sözleşmesi, tüzel kişiliği bulunmayan, kişi birliği niteliğinde ve ortakların birbirlerine karşı sıkı bir sadakat ve özen borcu ile bağlı oldukları bir hukuki kurumdur. TBK m. 625 hükmü, bu yapının "iç ilişkisindeki" en temel mekanizmayı, yani "yönetim" (idare) faaliyetini düzenlemektedir.

İsviçre Borçlar Kanunu'nun (OR) 535. maddesinden mehaz alınan bu düzenleme, şahıs ortaklıklarının temel felsefesi olan "özden yönetim" (her ortağın yönetici olması) ilkesini yansıtır. Kanun koyucu, adi ortaklıkta kural olarak her ortağın yönetim yetkisine sahip olduğunu karine olarak kabul etmiş, ancak bu yetkinin ortaklık sözleşmesi veya alınacak bir kararla daraltılabileceğini, sınırlandırılabileceğini veya tamamen üçüncü bir kişiye devredilebileceğini öngörmüştür [1], [2].

Yönetim faaliyeti, ortaklığın amacına ulaşması için gereken işletme içi ve dışı tüm karar alma ve icra süreçlerini kapsar. Maddenin sistematiği incelendiğinde, kanun koyucunun idare işlerini "olağan işler" ve "olağan dışı işler" olarak ikili bir ayrıma tâbi tuttuğu, olağan işlerde "bireysel işlem yapma" serbestisini benimserken, diğer yöneticilere "itiraz hakkı" (veto/ius prohibendi) tanıdığı görülmektedir. Olağan dışı işlerde ise katı bir "oybirliği" şartı öngörülmüş, istisnai olarak "gecikmesinde sakınca bulunan hâller" düzenlenerek ticari hayatın gerektirdiği pratiklik sağlanmaya çalışılmıştır.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Yönetim (İdare) Kavramı ve Özden Yönetim İlkesi

Yönetim, adi ortaklığın amacını gerçekleştirmek üzere ihtiyaç duyulan kararların alınması ve uygulanmasını ifade eden bir "iç ilişki" kavramıdır. TBK m. 625/1 uyarınca kural, "bütün ortakların ortaklığı yönetme hakkına sahip olmasıdır". Şahıs ortaklıklarında sermayeden ziyade ortakların şahsi emek ve çabaları ön planda olduğu için, her ortağın şirketi idare etmesi doğal bir sonuçtur. Ancak ortaklar, aralarındaki sözleşmeyle veya sonradan alacakları oybirliği kararıyla bu yetkiyi bir veya birkaç ortağa ya da tamamen ortaklık dışından üçüncü bir kişiye (profesyonel yönetici) bırakabilirler [1]. Yönetimin, ortak sıfatına sahip olmayan üçüncü bir kişiye bırakılması durumunda da, bu kişinin fiillerinden dolayı ortakların adam çalıştıran sıfatıyla sorumluluğu devam etmektedir [1], [3].

2.2. Olağan İşlerde Bireysel İşlem Yetkisi ve İtiraz Hakkı (İus Prohibendi)

Ortaklık birden fazla kişi tarafından yönetiliyorsa, her yönetici ortak "diğerleri katılmaksızın" tek başına işlem yapabilir (TBK m. 625/2). Bu, ticari hayatın hızı ve ortaklığın reaksiyon kabiliyeti için zorunludur. Ancak bu bireysel hareket yetkisi, diğer yönetici ortakların "itiraz hakkı" ile dengelenmiştir. İtiraz hakkı, bir yönetici ortağın yapmaya giriştiği bir işlemin, diğer bir yönetici ortak tarafından "tamamlanmasından önce" durdurulmasıdır. İtiraz hakkının kullanılmasıyla o işlemin yapılması iç ilişkide yasaklanmış olur. Bu itiraza rağmen işlemi gerçekleştiren ortak, ortaklık sözleşmesine ve sadakat borcuna aykırı davranmış sayılır ve doğacak zararlardan şahsen sorumlu olur.

2.3. Olağan Dışı İşler ve Oybirliği Kuralı

TBK m. 625/3 hükmü uyarınca, "ortaklığa genel yetkili bir temsilci atanması" ve "olağan dışı işlerin yürütülmesi" için bütün ortakların (sadece yönetici ortakların değil) oybirliği şarttır [2]. Olağan dışı işler, ortaklığın olağan faaliyet çemberini aşan, ortaklığın sermaye yapısını, işletme konusunu veya varlığını derinden etkileyen işlemlerdir (örneğin; işletmenin satılması, önemli bir gayrimenkulün elden çıkarılması veya ağır borç yükü altına girilmesi). Bu noktada kanun koyucu, bireysel hareket serbestisini kaldırmış ve tüm ortakların rızasını arayarak mülkiyet-kontrol dengesini tesis etmiştir.

2.4. Gecikmesinde Sakınca Bulunan Hâller (Müstaceliyet İstisnası)

Maddenin son cümlesinde, olağan dışı işler için aranan oybirliği kuralına hayati bir istisna getirilmiştir: Gecikmesinde sakınca bulunan hâller. Eğer ortaklığın ağır bir zarara uğraması tehlikesi varsa ve oybirliği sağlamak için beklenecek süre bu zararı kaçınılmaz kılacaksa (örneğin, derhal müdahale gerektiren bir alacağın haczi veya tahsili tehlikesi, çabuk bozulan malların acil satımı), yönetici ortaklardan her biri olağan dışı olsa dahi bu işlemi oybirliği beklemeksizin gerçekleştirebilir [2].

3. Sistematik İlişkiler

  • TBK m. 637 (Temsil ile İlişki): TBK m. 625 tamamen ortaklar arasındaki "iç ilişkiyi" (yönetim/idare) düzenlerken, üçüncü kişilerle olan "dış ilişki" TBK m. 637 (Temsil) kapsamında değerlendirilir. Hukukumuzda "idareci sıfatını haiz olan ortağın, aksine bir anlaşma olmadığı takdirde aynı zamanda adi ortaklığın kanuni temsilcisi olduğu" kabul edilmektedir (TBK m. 637/3). Başka bir ifadeyle, idare ve temsil arasında kanuni bir karine bağı kurulmuştur [4], [5]. Yönetim yetkisi bulunmayan ortağın ise kural olarak temsil yetkisi de yoktur [6].
  • TBK m. 624 (Ortaklık Kararları): TBK m. 625'te düzenlenen "yönetim" faaliyeti ile TBK m. 624'te düzenlenen "karar alma" farklıdır. Kararlar kural olarak oybirliği ile alınırken, yönetim (olağan işlerde) bireysel icra edilebilir [2].
  • TBK m. 630 (Vekâlet Hükümlerinin Uygulanması): Yönetici ortakların diğer ortaklarla olan ilişkilerinde kanunda veya sözleşmede aksine hüküm yoksa vekâlet sözleşmesi (TBK m. 502 vd.) hükümleri uygulanır [7]. Yönetici, bir vekil gibi hesap vermek ve özen göstermekle yükümlüdür.

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay içtihatlarında, adi ortaklıkta yönetim ile temsil kavramları arasındaki kopmaz bağ sıkça vurgulanmaktadır. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına (örneğin; E. 2017/6211, K. 2017/11914 sayılı kararı) göre; TBK'nın 637. maddesi uyarınca "kendisine yönetim görevi verilen ortağın, ortaklığı veya bütün ortakları üçüncü kişilere karşı temsil etme yetkisi varsayılır". Yargıtay bu kanuni karineyi uygularken, idareci ortağın işletmenin olağan işleri kapsamında kambiyo taahhüdünde (çek, bono keşidesi) bulunmasının diğer ortakları da üçüncü kişilere karşı müşterek ve müteselsil olarak sorumlu kılacağını belirtmiştir [8], [9]. Ayrıca Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu kararlarında da (Örn. 1965/6182), kendisine idare yetkisi verilen ortağın en geniş temsil yetkisini haiz olduğu, idare yetkisi kısıtlanan ya da bulunmayan ortağın ise temsil yetkisinin de yok sayılacağı istikrarlı biçimde vurgulanmıştır [6].

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (kurmaca senaryo): (A), (B) ve (C) bir araya gelerek bir inşaat projesi gerçekleştirmek üzere adi ortaklık kurmuşlardır. Sözleşmede yönetime ilişkin bir sınırlama yoktur. Ortaklardan (A), inşaat için acil çimento tedariki amacıyla piyasa rayicinden bir sözleşme yapmaya hazırlanırken, ortak (B) tedarikçi şirketin güvenilir olmadığını belirterek bu alım işleminin yapılmasına sözleşme imzalanmadan bir saat önce açıkça itiraz etmiştir. Buna rağmen (A), tedarikçi ile sözleşmeyi imzalamıştır. Hukuki analiz: Çimento alımı inşaat ortaklığı için "olağan bir iş" olup her ortak tek başına bu işlemi yönetme yetkisine sahiptir. Ancak TBK m. 625/2 uyarınca, diğer yönetici ortak (B), işlem "tamamlanmasından önce" itiraz hakkını kullanmıştır. İtirazla birlikte (A)'nın iç ilişkideki bu işlemi yapma yetkisi o somut olay için ortadan kalkmıştır. (A)'nın bu işlemi yine de yapması, sadakat ve özen borcuna aykırılık teşkil eder; doğacak her türlü zararı (B) ve (C)'ye karşı şahsen tazmin etmekle yükümlüdür. İşlemin dış ilişkide (tedarikçi ile) geçerli olup olmayacağı ise, tedarikçinin bu itirazdan/yetki kısıtlamasından haberdar olup olmamasına (iyiniyetine) göre TBK m. 637 ve m. 40 vd. temsil hükümleri çerçevesinde çözümlenir.

Olay 2 (kurmaca senaryo): Üç doktor, birlikte bir muayenehane işletmek üzere adi ortaklık kurmuşlardır. Yönetici ortak (X), muayenehanenin bulunduğu binanın değerlendiğini düşünerek ve diğer ortaklara haber vermeden muayenehane mülkünü (ortaklığın temel fiziki varlığını) satıp, elde edilecek nakitle ortaklığa kripto para yatırımı yapılması amacıyla üçüncü bir şahısla satım sözleşmesi imzalamıştır. Hukuki analiz: Ortaklığın faaliyeti icra ettiği ana taşınmazın satılması ve faaliyet konusunun dışına çıkılarak riskli yatırımlara girilmesi kesinlikle "olağan dışı iş" niteliğindedir. TBK m. 625/3 uyarınca olağan dışı işler ancak "bütün ortakların oybirliği" ile yapılabilir [2]. Somut olayda diğer ortakların oybirliği kararı yoktur ve gecikmesinde sakınca bulunan bir hâl de (müstaceliyet) mevcut değildir. Dolayısıyla (X)'in yaptığı bu tasarruf işlemi, yetkisiz temsil hükümlerine tâbi olacak ve ortaklık nezdinde geçerli bir sonuç doğurmayacaktır.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Yapılan bir işlemin "olağan" (bireysel işlem serbestisine tâbi) veya "olağan dışı" (oybirliğine tâbi) olduğu hususunda uyuşmazlık çıkarsa, olağanüstü olduğunu ve işlemin geçersizliğini ileri süren taraf bunu ispatla yükümlüdür. İşlemin tamamlanmasından önce itiraz (veto) edildiğini iddia eden ortak, itirazın zamanında yapıldığını ispatlamalıdır.
  • Zamanaşımı / Süreler: Yönetim yetkisinin kullanılması veya itiraz hakkına ilişkin kanunda özel bir hak düşürücü süre öngörülmemiştir. Ancak yöneticinin hukuka/sözleşmeye aykırı işlemleri sebebiyle ortakların birbirlerine karşı açacakları iç ilişkiye dayalı tazminat ve hesap verme davalarında, kural olarak TBK m. 146 uyarınca on yıllık genel zamanaşımı süresi uygulanır.
  • Görevli/yetkili mahkeme: Adi ortaklığın ticari bir işletme işletmesi hâlinde, ortaklar arasındaki uyuşmazlıklarda Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 4 gereği Asliye Ticaret Mahkemeleri görevlidir. Adi nitelikteki sivil ortaklıklarda ise genel görevli Asliye Hukuk Mahkemeleri uyuşmazlığı çözer. Yetkili mahkeme HMK genel kurallarına (davalının yerleşim yeri) tabidir.
  • Yaygın uygulama hataları: Adi ortaklıklarda en sık karşılaşılan hata, idare (yönetim) kavramı ile dış temsil kavramının birbirine karıştırılmasıdır. Ortaklık kararlarının oyçokluğu ile alınabileceğine dair sözleşme maddelerinin, doğrudan olağan dışı işlerdeki "oybirliği" kuralını (emredici sınırları ihlal eder biçimde) ortadan kaldıracak şekilde geniş yorumlanması da uygulamada büyük hukuki ihtilaflara yol açmaktadır.

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk ve İsviçre doktrininde (Eren, Oğuzman/Öz, Tandoğan) şahıs ortaklıkları sistematiğinin en yoğun eleştirilen hususu, TBK m. 625/3'teki olağan dışı işler için aranan mutlak "oybirliği" şartının katılığıdır. Klasik, dar ölçekli tarım veya esnaf ortaklıkları için son derece koruyucu olan bu kural, günümüzde devasa inşaat ihalelerine veya altyapı projelerine katılan "Joint Venture" (Ortak Girişim) şeklindeki karmaşık adi ortaklık yapılarına uymakta zorlanmaktadır. Ticari işletme işleten adi ortaklıklarda, olağan dışı işlemlerde bir ortağın kötüniyetli olarak veya irrasyonel biçimde oybirliğini engellemesi (veto etmesi), ortaklığın ticari mahvına neden olabilmektedir. Bu durum, doktrinde haklı olarak TMK m. 2 (Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı) çerçevesinde dengelenmeye çalışılsa da, usul ekonomisi ve işlem hızı açısından yeterli olmamaktadır. De lege ferenda (olması gereken hukuk) bakımından, ticari işletme işleten adi ortaklıklar yönünden olağan dışı işlerde pay/paydaş çoğunluğuna veya hâkim müdahalesine olanak tanıyan daha esnek bir yasal altyapı oluşturulması, modern ticaret hukukunun gereksinimlerine daha uygun düşecektir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.