RESMİ METİN

B. Ortaklar arasındaki ilişki I. Katılım payı


Madde 621 - Her ortak, para, alacak veya başka bir mal ya da emek olarak, ortaklığa bir katılım payı koymakla yükümlüdür. Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa katılım payları, ortaklığın amacının gerektirdiği önem ve nitelikte ve birbirine eşit olmak zorundadır. Bir ortağın katılım payı, bir şeyin kullandırılmasından oluşuyorsa kira sözleşmesindeki; bir şeyin mülkiyetinden oluşuyorsa satış sözleşmesindeki hasara, ayıptan ve zapttan sorumluluğa ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) "Özel Borç İlişkileri"ni düzenleyen İkinci Kısmının Onsekizinci Bölümünde yer alan adi ortaklık sözleşmesi, şahıs ortaklıklarının temel tipini teşkil etmektedir [1]. Adi ortaklık sözleşmesini tanımlayan TBK m. 620 hükmünün hemen ardından gelen TBK m. 621, ortaklığın maddi temelini oluşturan "katılım payı" (sermaye koyma) borcunu düzenlemektedir [1, 2]. İsviçre Borçlar Kanunu'nun (OR) 531. maddesine tekabül eden bu hüküm, adi ortaklığın essentialia negotii (kurucu esaslı unsurlarından) biri olan sermaye unsurunu hukuki bir zemine oturtmaktadır.

Şahıs ortaklıklarında, karşılıklı borç yükleyen (sinallagmatik) sözleşmelerden farklı olarak, tarafların edimleri bir mübadele (değişim) ilişkisi (causa credendi) içine girmez; aksine, ortak bir amaca erişmek uğruna aynı yönde birleşir (causa societatis) [3-5]. Bu bağlamda TBK m. 621, her bir ortağın ortak amaca tahsis etmekle mükellef olduğu malvarlıksal veya kişisel değerlerin niteliğini, miktarını ve bu payların ifasında ortaya çıkabilecek ifa engelleri karşısında uygulanacak sorumluluk rejimini hüküm altına almaktadır.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Katılım Payı (Sermaye) Koyma Borcu

Maddenin birinci fıkrası uyarınca her ortak, para, alacak, mal veya emek olarak ortaklığa bir katılım payı koymakla yükümlüdür [2]. Kanun koyucu, katılım payının niteliği konusunda bir sınırlama getirmemiş; iktisadi değeri olan her türlü unsurun (taşınır, taşınmaz, fikri mülkiyet hakları, ticari itibar, müşteri çevresi, know-how vb.) sermaye olarak getirilebileceğini zımnen kabul etmiştir [6]. Adi ortaklıkta, ticaret şirketlerinde (örneğin anonim veya limited şirketlerde) olduğu gibi asgari bir sermaye zorunluluğu bulunmamaktadır. Ortağın getirmeyi taahhüt ettiği bu pay, doğrudan diğer ortakların malvarlığına girmez; ortak amaca ve taraflar arasındaki işbirliğine tahsis edilmiş, elbirliği mülkiyetine (iştirak hâlinde mülkiyete) tabi bir malvarlığı unsuru niteliği taşır [7].

2.2. Katılım Paylarının Eşitliği ve Amaca Uygunluğu

Maddenin ikinci fıkrası, yedek hukuk kuralı (tamamlayıcı kural) niteliğindedir. Buna göre, sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa katılım payları, ortaklığın amacının gerektirdiği önem ve nitelikte ve birbirine eşit olmak zorundadır [6, 8]. Şahıs ortaklıklarının temelini oluşturan eşitlik ilkesi gereği, taraflar sözleşmede katılım paylarının oranını veya miktarını belirlememişlerse, her bir ortağın eşit değerde katılım payı getireceği karine olarak kabul edilir. Ancak, bu eşitlik mutlak değildir; ortaklığın gayesi farklı nitelik ve değerde payların getirilmesini zorunlu kılıyorsa, "amacın gerektirdiği önem ve nitelik" ölçütü devreye girer.

2.3. Mülkiyetin veya Kullandırma Hakkının Devri (Hasar, Ayıp ve Zapttan Sorumluluk)

Maddenin üçüncü fıkrası, katılım payının ifasındaki sorumluluk rejimini ikili bir ayrıma tabi tutmuştur.

  • Mülkiyetin Devri (Quoad Sortem): Şayet katılım payı, bir şeyin mülkiyetinin ortaklığa devri şeklinde kararlaştırılmışsa, bu şeyin hasarı, ayıbı ve zaptı konusunda satış sözleşmesine ilişkin hükümler kıyasen uygulanır [9, 10]. Ortak, tıpkı bir satıcı gibi, devrettiği maldaki maddi, hukuki veya ekonomik ayıplardan (TBK m. 219 vd.) ve zapt tehlikesinden (TBK m. 214 vd.) diğer ortaklara karşı sorumlu olacaktır.
  • Kullandırma Hakkının Devri (Quoad Usum): Eğer katılım payı, bir malın sadece kullanımının (intifa veya sükna) ortaklığa bırakılması şeklinde tahsis edilmişse, bu durumda kira sözleşmesindeki hasar, ayıp ve zapttan sorumluluk hükümleri (TBK m. 299 vd.) uygulama alanı bulur [9, 10]. Bu ihtimalde malın mülkiyeti ilgili ortakta kalmaya devam eder, tasfiye anında da aynen iadesi talep edilebilir.

3. Sistematik İlişkiler

  • TBK m. 620 (Adi Ortaklık Tanımı) ile İlişkisi: TBK m. 621, m. 620'de yer alan "emeklerini ve mallarını birleştirmeyi üstlendikleri" şeklindeki tanımın somutlaşmış halidir. Katılım payı taahhüdü olmaksızın bir adi ortaklığın varlığından söz edilemez [2].
  • TBK m. 642 (Tasfiye ve Katılım Payının İadesi) ile İlişkisi: TBK m. 621 kapsamında mülkiyeti devredilerek sermaye olarak konulan bir mal, ortaklığın sona ermesi neticesinde yapılacak tasfiyede (TBK m. 642/1) olduğu gibi geri alınamaz; ancak katılım payı olarak konduğu zamandaki değeri (biçilen değer) üzerinden talep edilebilir [11, 12]. Bu husus, mülkiyetin devri ile kullandırmanın devri arasındaki temel hukuki farklardan biridir.
  • TBK m. 97 (Ödemezlik Def'i) ile İlişkisi: Adi ortaklık sözleşmesinde katılım payını ifa etmeyen bir ortağa karşı, diğer ortakların TBK m. 97 uyarınca kendi katılım paylarını ifadan kaçınıp kaçınamayacağı doktrinde tartışmalıdır. Nami Barlas, Fikret Eren ve Kemal Oğuzman gibi yazarların da işaret ettiği üzere, adi ortaklık tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme olmamakla birlikte, edimler arası işlevsel bağlılığın bulunduğu sınırlar dâhilinde ödemezlik def'inin kıyasen uygulanabileceği kabul edilmektedir [13, 14].
  • TMK m. 701 (Elbirliği Mülkiyeti) ile İlişkisi: Katılım payı olarak getirilen ve mülkiyeti ortaklığa devredilen mallar üzerinde, tüzel kişilik bulunmadığından, ortaklar arasında kanun gereği elbirliği (iştirak hâlinde) mülkiyeti tesis edilir [11, 15].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Hukuk Daireleri (özellikle 3. ve 13. Hukuk Daireleri), katılım payının getirilmesi ve ispatı hususunda katı bir usul hukuku yaklaşımı benimsemektedir. Yargıtay içtihatlarında vurgulanan temel prensipler şunlardır:

  • Katılım Payının Ortaklık İradesinin İspatındaki Rolü: Yargıtay, taraflar arasında bir adi ortaklık ilişkisinin kurulup kurulmadığını tespit ederken öncelikle TBK m. 621 anlamında bir sermaye (katılım payı) tahsisinin bulunup bulunmadığını araştırmaktadır. Yalnızca kâra katılma iradesi, katılım payı ve zarara iştirak unsurları yoksa, mahkemelerce adi ortaklık değil; "sonuca katılmalı ödünç sözleşmesi" veya "hizmet sözleşmesi" olarak nitelendirilmektedir [16-18].
  • Taşınmazların Sermaye Olarak Getirilmesinde Şekil Şartı: Yargıtay, adi ortaklığa sermaye olarak taşınmaz mülkiyetinin konulması taahhüt ediliyorsa, sadece bu devir taahhüdü bakımından işlemin resmi şekilde (noterde düzenleme veya tapuda devir) yapılmasını geçerlilik şartı olarak aramaktadır [19]. Resmi şekle uyulmadan yapılan taşınmaz devir taahhütleri geçersiz sayılmakta, ancak bu durum ortaklığın diğer unsurları geçerli ise ortaklığın bütününü geçersiz kılmamaktadır.
  • Şekil ve İspat Zorunluluğu (HMK m. 200): Yargıtay yerleşik içtihatlarında, adi ortaklık sözleşmesinin geçerliliği şekle tabi olmamasına rağmen, ortaklığın varlığının veya katılım payı taahhüdünün ispatının, şayet değer HMK m. 200'deki senetle ispat sınırını aşıyorsa, kesin delille (yazılı belge, yemin, ikrar) yapılması gerektiğini şart koşmaktadır [20-22].

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1: A, B ve C, bir tıbbi cihaz üretimi ve pazarlaması amacıyla adi ortaklık kurmuşlardır. Sözleşmede A'nın 500.000 TL nakit, B'nin sahip olduğu bir fabrikanın mülkiyetini, C'nin ise üretim için gerekli olan patentin kullanım hakkını katılım payı olarak getireceği kararlaştırılmıştır. Faaliyete başlandıktan altı ay sonra, B'nin ortaklığa mülkiyetini devrettiği fabrikanın kolonlarında gizli ayıplar olduğu ve binanın çökme tehlikesi taşıdığı ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda C'nin kullandırdığı patentin aslında 3. bir kişiye ait olduğu ve zapt davası açıldığı anlaşılmıştır. Hukuki analiz: TBK m. 621/3 uyarınca, katılım payının ifasındaki sorumluluk rejimleri farklılaşacaktır. B, fabrikanın mülkiyetini sermaye olarak koyduğu için satış sözleşmesindeki ayıptan sorumluluk hükümlerine (TBK m. 219 vd.) tabi olacaktır; bu kapsamda ortaklık (A ve C), B'den ayıp oranında bedel indirimi veya onarım masraflarını talep edebilir. C ise patentin yalnızca kullanım hakkını tahsis ettiğinden, kira sözleşmesindeki zapttan sorumluluk hükümlerine tabi olacaktır.

Olay 2: X ve Y, bölgesel bir tarım arazisinin işletilmesi amacıyla bir araya gelerek adi ortaklık kurmuşlar; ancak hazırladıkları yazılı sözleşmede kimin ne kadar veya ne nitelikte katılım payı koyacağını açıkça yazmamışlardır. Sözleşme imzalandıktan sonra X, kendisinin sadece tarım arazisinin bekçiliğini yapacağını (emek), traktör, gübre ve tohum masraflarının (mal ve nakit) tamamının Y tarafından karşılanması gerektiğini iddia etmiştir. Y ise buna itiraz ederek sözleşmenin geçersiz olduğunu öne sürmüştür. Hukuki analiz: TBK m. 621/2 uyarınca, sözleşmede katılım paylarının oran ve miktarının açıkça belirlenmemiş olması, ortaklığı geçersiz kılmaz. Kanuni karine devreye girer. Ortakların katılım payları, ortaklık amacının (tarım arazisinin işletilmesi) gerektirdiği önem ve nitelikte ve birbirine eşit olmak zorundadır [6, 8]. Dolayısıyla X, "ben sadece emek koyarım, tüm maddi külfet Y'ye aittir" iddiasında bulunamaz. X'in de amaca uygun ve eşit değerde (emek veya nakit/mal) bir sermaye tahsis etmesi gerekecektir.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Katılım payı taahhüdünün varlığını ve yerine getirildiğini ispat yükü, bunu iddia eden ortağın üzerindedir (TMK m. 6). Yargıtay uygulamasına göre, HMK m. 200 gereğince katılım payının değeri yasal sınırı aşıyorsa yazılı delille ispatı zorunludur [20-22]. Delil başlangıcı (HMK m. 202) varsa tanık dinletilebilir.
  • Zamanaşımı / Süreler: Katılım payı olarak getirilen mallardaki ayıp ve zapttan sorumluluk talepleri, TBK m. 621/3'ün yollaması gereği satım veya kira sözleşmelerine ilişkin zamanaşımı sürelerine tabidir. Mülkiyet devrinde ayıp ihbar sürelerine (TBK m. 223) riayet edilmesi son derece kritiktir.
  • Görevli/yetkili mahkeme: Adi ortaklıktan (ve katılım payının ifasından) doğan uyuşmazlıklarda kural olarak Asliye Hukuk Mahkemeleri görevlidir. Ancak her iki ortak da tacir sıfatını haizse ve ortaklık bir ticari işletme işletiyorsa, uyuşmazlığın Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmesi gerekmektedir [23]. Yetkili mahkeme kural olarak davalının yerleşim yeri mahkemesidir.
  • Yaygın uygulama hataları: Ortakların, tasfiye aşamasında, katılım payı olarak mülkiyetini devrettikleri malı (örneğin bir aracı veya iş makinesini) aynen geri isteyebileceklerini zannetmeleri uygulamada sıkça karşılaşılan bir hatadır. TBK m. 642 gereği mülkiyeti devredilen sermaye payı aynen iade edilmez, devir tarihindeki biçilen değeri üzerinden iade edilir [11].

7. Eleştirel Değerlendirme

TBK m. 621 hükmü, adi ortaklıklar bağlamında son derece mühim bir işlev üstlenmekle beraber, doktrin ve yargı uygulamaları ekseninde ciddi tartışmalara sahne olmaktadır.

Öncelikle, Yargıtay'ın katılım payı ve adi ortaklığın ispatı bağlamında HMK m. 200'deki senetle ispat zorunluluğunu katı bir biçimde uygulaması doktrinde eleştirilmektedir. Tolga Ayoğlu gibi akademisyenlerin haklı olarak vurguladığı üzere, adi ortaklık sözleşmesinde tarafların edimleri birbiriyle mübadele edilmez; taraflar birbirlerine karşı klasik manada bir alacak hakkı kazanmak kastıyla (causa credendi) değil, ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere (causa societatis) işbirliği iradesiyle hareket ederler [3-5, 24]. Bu nedenle klasik alacak hakları için ihdas edilmiş senetle ispat kuralının, "ortak çalışma iradesini" (affectio societatis) ve katılım payını ispata zorlanması, günümüz ekonomik koşullarında şekil serbestisi ilkesini fiilen ortadan kaldırmaktadır [25-27].

Bununla birlikte, TBK m. 621/3 hükmünde yer alan, katılım payı ifasında ayıp ve zapttan sorumluluğa satım veya kira hükümlerinin kıyasen uygulanacağına dair düzenleme teorik olarak isabetli olmakla birlikte, pratik sorunlara gebedir. Özellikle ticari veya mesleki faaliyet yürütmeyen sade vatandaşların kurduğu adi ortaklıklarda, satım hukukunun gerektirdiği çok kısa süreli muayene ve ihbar külfetlerinin (TBK m. 223 / TTK m. 23/c) katılım payları bakımından katı bir biçimde tatbiki, hak kayıplarına yol açabilmektedir. Kanun koyucunun şahıs ortaklıklarının güven ve sadakat odaklı yapısını gözeterek, bu bildirim külfetlerini daha esnek bir rejimle yumuşatması de lege ferenda (olması gereken hukuk) açısından dikkate değer bir reform önerisidir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.