1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 618. maddesi, Özel Borç İlişkileri kısmı altında, "Ömür Boyu Gelir ve Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmeleri" bölümünde düzenlenmiştir. Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım borçlusunun bakım alacaklısına ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini ona devretme borcunu üstlendiği, her iki tarafa borç yükleyen, sürekli edimli ve güven unsurunun (intuitu personae) son derece ağır bastığı bir sözleşme tipidir [1].
Kural olarak, alacaklının ölümü ölünceye kadar bakma sözleşmesini sona erdiren doğal bir sebep iken, bakım borçlusunun ölümü sözleşmeyi kendiliğinden sona erdirmez [2, 3]. Bakım ve gözetim mükellefiyeti, külli halefiyet prensibi gereği borçlunun mirasçılarına intikal eder [2, 3]. Ancak kanun koyucu, kişisel ilişkilerin ve karşılıklı güvenin bu denli ön planda olduğu bir sözleşmede, bakım alacaklısını, kendi seçmediği ve aralarında güven ilişkisi bulunmayan mirasçılarla birlikte yaşamaya ve onlardan bakım almaya zorlamayı hakkaniyete uygun bulmamıştır [2, 3].
Bu gerekçeyle TBK m. 618 (mülga 818 sayılı BK m. 518), bakım alacaklısına, bakım borçlusunun ölümü hâlinde sözleşmeyi tek taraflı olarak feshetme imkânı tanımıştır. Ancak bu fesih, TBK m. 616 ve m. 617'de düzenlenen geriye etkili (ex tunc) fesih ve iade kurallarından bütünüyle farklı, kendine özgü (sui generis) hukuki sonuçlar doğurur [4-7].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Bakım Borçlusunun Ölümü ve Sözleşmenin Devamlılığı Karinesi
Borçlar hukuku sistematiğinde, kişisel edimlerin ağırlıkta olduğu sözleşmeler kural olarak borçlunun ölümüyle sona erer. Ancak ölünceye kadar bakma sözleşmesinde, bakım alacaklısının genellikle tüm malvarlığını veya en değerli taşınmazını devretmiş olması nedeniyle, borçlunun ölümüyle sözleşmenin derhal ve kendiliğinden sona ermesi, alacaklıyı çok ağır bir mağduriyete sürükleyebilir. Bu nedenle kanun koyucu, borçlunun ölümü hâlinde sözleşmenin borçlunun mirasçıları ile devam edeceğini karine olarak kabul etmiş; ancak alacaklıya bu hukuki durumu sonlandırma hakkı vermiştir [2, 3].
2.2. Bir Yıllık Fesih Süresi
Maddede belirtilen bir yıllık süre, zamanaşımı süresi değil, "hak düşürücü süre" (sükutu hak süresi) niteliğindedir. Süre, bakım borçlusunun ölüm tarihinden itibaren işlemeye başlar. Alacaklı bu süre zarfında fesih hakkını kullanmazsa, fesih hakkı düşer ve sözleşme borçlunun mirasçıları ile aynı şartlar altında devam eder.
2.3. İflas Masasından İstenebilecek Miktara Eşit Para (İkame Tazminat)
Maddenin en kritik kavramı "iflas masasından isteyebileceği miktara eşit bir para" ifadesidir. Bakım alacaklısı sözleşmeyi feshettiğinde, daha önce bakım borçlusuna devrettiği malvarlığını (örneğin taşınmazı) ayni olarak geri isteyemez [5, 7]. Yasa koyucu, yıllarca bakım hizmeti sunmuş olan borçlunun mirasçılarının, murislerinin emeğinin bir anda boşa gitmesini ve malın elden çıkmasını engellemek amacıyla feshin sonuçlarını makabline (geçmişe) teşmil etmemiştir [5, 7]. Bunun yerine alacaklıya, TBK m. 619/2 (mülga BK m. 519) hükmü kıyasen uygulanmak suretiyle, "ilgili sosyal güvenlik kurumunca ödenmesi gereken anapara değerine eşit bir parayı" talep etme hakkı tanınmıştır [8, 9].
3. Sistematik İlişkiler
- TBK m. 616 ve m. 617 (Sözleşmenin Sona Ermesi) ile İlişkisi: TBK m. 616 (önel verilerek fesih) ve m. 617 (önel verilmeksizin haklı sebeple fesih) hükümlerinde, fesih hâlinde tarafların verdiklerini sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri isteyebilecekleri açıkça düzenlenmiştir [4, 6]. Hâlbuki TBK m. 618 uyarınca yapılan fesihte kanun koyucu, malın iadesini değil, iflas masasına yazdırılabilecek eşdeğer bir anaparanın ödenmesini öngörerek m. 616 ve m. 617 sistematiğinden ayrılmış, iade talebini istisnai bir tazminat alacağına dönüştürmüştür [5, 7, 10].
- TBK m. 619 (İflas ve Haciz Hâlinde İstem) ile İlişkisi: Bakım alacaklısının talep edeceği meblağın hesaplanmasında TBK m. 619/2 doğrudan dayanak teşkil eder. Alacaklı, borçlunun iflası hâlinde "borçlunun ödemekle yükümlü olduğu dönemsel gelirin elde edilebilmesi için ilgili sosyal güvenlik kurumunca ödenmesi gereken anapara değerine eşit bir parayı" talep etme hakkına sahip olduğundan, m. 618'deki meblağ da bu aktüeryal hesaba göre belirlenir [11, 12].
- TMK m. 599 (Külli Halefiyet) ile İlişkisi: Borçlunun ölümü anında, sözleşmeden doğan tüm borçlar (bakım ve gözetim yükümlülüğü dâhil) TMK m. 599 uyarınca mirasçılara geçer. TBK m. 618'e dayalı fesih beyanı doğrudan bu mirasçılara yöneltilmelidir.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Bu maddenin uygulamasına yön veren en temel ve sarsılmaz içtihat, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun (YİBK) 05.06.1957 tarihli, E. 25, K. 22 sayılı kararıdır [2, 3].
YİBK kararında yerleşik hâle getirilen ilkeler şunlardır:
- Alacaklının ölümü sözleşmeyi bitirir, ancak borçlunun ölümü sözleşmeyi bitirmez, borç mirasçılara geçer [2, 3].
- Kanun, alacaklıyı arzusu hilafına borçlunun mirasçılarıyla bir arada yaşamaya icbar etmemek için m. 518 (yeni m. 618) fesih hakkını tanımıştır [2, 3].
- Kanun, m. 516 ve m. 517'den (yeni m. 616 ve m. 617) farklı olarak m. 518'de "verilen şeyin geri alınmasından" bahsetmemiştir. Alacaklının, kendisine senelerce bakmış olan borçlusunun mirasçılarının elinden malı geri alması arzu edilmemiştir [5, 7].
- Sonuç itibarıyla, borçlunun ölümü üzerine akdi fesheden alacaklı, in'ikad sırasında verdiği malı (örneğin tapuyu) geri isteyemez. Sadece iflas masasından isteyebileceği miktara müsavi bir meblağı (muteber bir irat sandığında kaydı hayat ile irat tesisi için muktazi resülmale müsavi parayı) talep edebilir [8-10, 13].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1:
Bakım alacaklısı (A), kendisine ölünceye kadar bakması karşılığında maliki olduğu yalıyı bakım borçlusu (B)'ye devretmiştir. Sözleşmenin icrasından dört yıl sonra (B) vefat etmiş; geride mirasçı olarak kendisine yıllarca husumet besleyen oğlu (C) kalmıştır. (A), (B)'nin ölümünden 5 ay sonra sözleşmeyi TBK m. 618'e dayanarak feshettiğini (C)'ye bildirmiş ve yalının tapusunun iptali ile kendi adına tescilini talep etmiştir.
Hukuki analiz: TBK m. 618 ve 05.06.1957 tarihli YİBK uyarınca, (A)'nın tapu iptal ve tescil talebi mahkemece reddedilecektir [10, 13]. (A), sözleşmeyi 1 yıllık hak düşürücü süre içinde feshetmiş olsa da yasa ve yerleşik içtihat gereği fesih, malın ayni iadesi sonucunu doğurmaz [5, 7]. (A), yalının tapusunu değil, ilgili sosyal güvenlik kuruluşu verilerine göre kalan ömrü boyunca elde edeceği aylık gelirin anapara kapitalize değerini mirasçı (C)'den para alacağı olarak talep edebilir.
Olay 2:
Bakım borçlusu (Y)'nin vefatından sonra bakım alacaklısı (X), (Y)'nin kızı (Z) ile bir süre yaşamayı kabul etmiştir. Ancak (Y)'nin ölümünün üzerinden 1.5 yıl geçtikten sonra (Z)'nin kendisine iyi bakmadığını, hakaret ettiğini ve bakım koşullarının ağırlaştığını ileri sürerek TBK m. 618 uyarınca sözleşmeyi feshettiğini ihtar etmiştir.
Hukuki analiz: TBK m. 618'de öngörülen 1 yıllık süre hak düşürücü niteliktedir ve bu süre dolmuştur. Dolayısıyla (X)'in sadece borçlunun ölümüne dayanarak (m. 618'e göre) sözleşmeyi feshetme imkânı hukuken ortadan kalkmıştır. Ancak, (Z)'nin kendisine iyi bakmadığı ve hakaret ettiği iddiaları sabitse, (X), TBK m. 617 (Önel verilmeksizin fesih / sözleşmenin çekilmez hâle gelmesi) uyarınca haklı sebeple sözleşmeyi her zaman feshedebilir ve m. 617 uyarınca kusur hâlinde ayni iade (aldığı şeyi geri verme) talep edebilir [4, 6].
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat Yükü: Bakım alacaklısı, fesih beyanını bir yıllık hak düşürücü süre içinde borçlunun mirasçılarına ulaştırdığını ispat etmekle yükümlüdür. Talep edilen kapitalize anapara alacağının tespiti ise yargılama sırasında mahkemece aktüerya uzmanı bilirkişiler aracılığıyla saptanır.
- Zamanaşımı / Süreler: Bir yıllık süre hak düşürücü süre olup, borçlunun ölüm tarihinden itibaren işlemeye başlar. Mahkemece re'sen (kendiliğinden) dikkate alınır.
- Görevli ve Yetkili Mahkeme: Ölünceye kadar bakma sözleşmesinden kaynaklanan alacak ve tazminat davalarında kural olarak Asliye Hukuk Mahkemeleri görevlidir. Yetkili mahkeme ise genel yetki kurallarına göre davalı mirasçıların yerleşim yeri mahkemesi veya sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesidir.
- Yaygın Uygulama Hataları: Fesih durumunda, genel sözleşme hukukundaki iade kurallarına (TBK m. 125, m. 616, m. 617) kıyasla doğrudan tapu iptal ve tescil davası açılması en yaygın hatadır. Yukarıda anılan 1957 tarihli YİBK uyarınca bu talep dinlenmez, davanın alacak davası olarak açılması esastır [10, 13].
7. Eleştirel Değerlendirme
TBK m. 618 hükmü, mülkiyetin intikali ile bakım alacaklısının güvence altına alınması arasındaki hassas teraziyi dengelemeyi amaçlamaktadır. Ancak doktrinde bu hükmün sonuçları itibarıyla zaman zaman eleştirildiği görülmektedir. İsviçre ve Türk doktrini, yasa koyucunun feshin etkilerini sınırlandırarak, borçlunun hayattayken yerine getirdiği edimlerin (yıllarca süren bakımın) boşa gitmemesi ve mirasçılarının sebepsiz yere mülkiyetten yoksun kalmaması amacıyla hareket ettiğini kabul eder [8, 9].
Buna karşın, devredilen taşınmazın son derece yüksek bir ekonomik değere sahip olduğu, borçlunun ise sözleşme kurulduktan çok kısa bir süre sonra vefat ettiği ihtimallerde, alacaklının sadece bir "ömür boyu irat anaparası" alabilmesi, devrettiği taşınmazın gerçek değerine kıyasla büyük bir nispetsizlik yaratabilir. Zira iflas masasına yazdırılabilecek anapara değeri, hiçbir zaman devredilen yüksek değerli gayrimenkulün rayiç bedelini karşılamayacaktır. Bu durum, sözleşmeden dönen alacaklının verdiği şeyi geri alabileceği (TBK m. 125 vb.) şeklindeki evrensel borçlar hukuku prensibine [10, 13] ciddi bir istisna getirdiğinden, uygulamada hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurabildiği noktasında tartışmalara yol açmaktadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 618. maddesi, Özel Borç İlişkileri kısmı altında, "Ömür Boyu Gelir ve Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmeleri" bölümünde düzenlenmiştir. Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım borçlusunun bakım alacaklısına ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini ona devretme borcunu üstlendiği, her iki tarafa borç yükleyen, sürekli edimli ve güven unsurunun (intuitu personae) son derece ağır bastığı bir sözleşme tipidir [1].
Kural olarak, alacaklının ölümü ölünceye kadar bakma sözleşmesini sona erdiren doğal bir sebep iken, bakım borçlusunun ölümü sözleşmeyi kendiliğinden sona erdirmez [2, 3]. Bakım ve gözetim mükellefiyeti, külli halefiyet prensibi gereği borçlunun mirasçılarına intikal eder [2, 3]. Ancak kanun koyucu, kişisel ilişkilerin ve karşılıklı güvenin bu denli ön planda olduğu bir sözleşmede, bakım alacaklısını, kendi seçmediği ve aralarında güven ilişkisi bulunmayan mirasçılarla birlikte yaşamaya ve onlardan bakım almaya zorlamayı hakkaniyete uygun bulmamıştır [2, 3].
Bu gerekçeyle TBK m. 618 (mülga 818 sayılı BK m. 518), bakım alacaklısına, bakım borçlusunun ölümü hâlinde sözleşmeyi tek taraflı olarak feshetme imkânı tanımıştır. Ancak bu fesih, TBK m. 616 ve m. 617'de düzenlenen geriye etkili (ex tunc) fesih ve iade kurallarından bütünüyle farklı, kendine özgü (sui generis) hukuki sonuçlar doğurur [4-7].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Bakım Borçlusunun Ölümü ve Sözleşmenin Devamlılığı Karinesi
Borçlar hukuku sistematiğinde, kişisel edimlerin ağırlıkta olduğu sözleşmeler kural olarak borçlunun ölümüyle sona erer. Ancak ölünceye kadar bakma sözleşmesinde, bakım alacaklısının genellikle tüm malvarlığını veya en değerli taşınmazını devretmiş olması nedeniyle, borçlunun ölümüyle sözleşmenin derhal ve kendiliğinden sona ermesi, alacaklıyı çok ağır bir mağduriyete sürükleyebilir. Bu nedenle kanun koyucu, borçlunun ölümü hâlinde sözleşmenin borçlunun mirasçıları ile devam edeceğini karine olarak kabul etmiş; ancak alacaklıya bu hukuki durumu sonlandırma hakkı vermiştir [2, 3].
2.2. Bir Yıllık Fesih Süresi
Maddede belirtilen bir yıllık süre, zamanaşımı süresi değil, "hak düşürücü süre" (sükutu hak süresi) niteliğindedir. Süre, bakım borçlusunun ölüm tarihinden itibaren işlemeye başlar. Alacaklı bu süre zarfında fesih hakkını kullanmazsa, fesih hakkı düşer ve sözleşme borçlunun mirasçıları ile aynı şartlar altında devam eder.
2.3. İflas Masasından İstenebilecek Miktara Eşit Para (İkame Tazminat)
Maddenin en kritik kavramı "iflas masasından isteyebileceği miktara eşit bir para" ifadesidir. Bakım alacaklısı sözleşmeyi feshettiğinde, daha önce bakım borçlusuna devrettiği malvarlığını (örneğin taşınmazı) ayni olarak geri isteyemez [5, 7]. Yasa koyucu, yıllarca bakım hizmeti sunmuş olan borçlunun mirasçılarının, murislerinin emeğinin bir anda boşa gitmesini ve malın elden çıkmasını engellemek amacıyla feshin sonuçlarını makabline (geçmişe) teşmil etmemiştir [5, 7]. Bunun yerine alacaklıya, TBK m. 619/2 (mülga BK m. 519) hükmü kıyasen uygulanmak suretiyle, "ilgili sosyal güvenlik kurumunca ödenmesi gereken anapara değerine eşit bir parayı" talep etme hakkı tanınmıştır [8, 9].
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Bu maddenin uygulamasına yön veren en temel ve sarsılmaz içtihat, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun (YİBK) 05.06.1957 tarihli, E. 25, K. 22 sayılı kararıdır [2, 3].
YİBK kararında yerleşik hâle getirilen ilkeler şunlardır:
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: Bakım alacaklısı (A), kendisine ölünceye kadar bakması karşılığında maliki olduğu yalıyı bakım borçlusu (B)'ye devretmiştir. Sözleşmenin icrasından dört yıl sonra (B) vefat etmiş; geride mirasçı olarak kendisine yıllarca husumet besleyen oğlu (C) kalmıştır. (A), (B)'nin ölümünden 5 ay sonra sözleşmeyi TBK m. 618'e dayanarak feshettiğini (C)'ye bildirmiş ve yalının tapusunun iptali ile kendi adına tescilini talep etmiştir. Hukuki analiz: TBK m. 618 ve 05.06.1957 tarihli YİBK uyarınca, (A)'nın tapu iptal ve tescil talebi mahkemece reddedilecektir [10, 13]. (A), sözleşmeyi 1 yıllık hak düşürücü süre içinde feshetmiş olsa da yasa ve yerleşik içtihat gereği fesih, malın ayni iadesi sonucunu doğurmaz [5, 7]. (A), yalının tapusunu değil, ilgili sosyal güvenlik kuruluşu verilerine göre kalan ömrü boyunca elde edeceği aylık gelirin anapara kapitalize değerini mirasçı (C)'den para alacağı olarak talep edebilir.
Olay 2: Bakım borçlusu (Y)'nin vefatından sonra bakım alacaklısı (X), (Y)'nin kızı (Z) ile bir süre yaşamayı kabul etmiştir. Ancak (Y)'nin ölümünün üzerinden 1.5 yıl geçtikten sonra (Z)'nin kendisine iyi bakmadığını, hakaret ettiğini ve bakım koşullarının ağırlaştığını ileri sürerek TBK m. 618 uyarınca sözleşmeyi feshettiğini ihtar etmiştir. Hukuki analiz: TBK m. 618'de öngörülen 1 yıllık süre hak düşürücü niteliktedir ve bu süre dolmuştur. Dolayısıyla (X)'in sadece borçlunun ölümüne dayanarak (m. 618'e göre) sözleşmeyi feshetme imkânı hukuken ortadan kalkmıştır. Ancak, (Z)'nin kendisine iyi bakmadığı ve hakaret ettiği iddiaları sabitse, (X), TBK m. 617 (Önel verilmeksizin fesih / sözleşmenin çekilmez hâle gelmesi) uyarınca haklı sebeple sözleşmeyi her zaman feshedebilir ve m. 617 uyarınca kusur hâlinde ayni iade (aldığı şeyi geri verme) talep edebilir [4, 6].
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
TBK m. 618 hükmü, mülkiyetin intikali ile bakım alacaklısının güvence altına alınması arasındaki hassas teraziyi dengelemeyi amaçlamaktadır. Ancak doktrinde bu hükmün sonuçları itibarıyla zaman zaman eleştirildiği görülmektedir. İsviçre ve Türk doktrini, yasa koyucunun feshin etkilerini sınırlandırarak, borçlunun hayattayken yerine getirdiği edimlerin (yıllarca süren bakımın) boşa gitmemesi ve mirasçılarının sebepsiz yere mülkiyetten yoksun kalmaması amacıyla hareket ettiğini kabul eder [8, 9].
Buna karşın, devredilen taşınmazın son derece yüksek bir ekonomik değere sahip olduğu, borçlunun ise sözleşme kurulduktan çok kısa bir süre sonra vefat ettiği ihtimallerde, alacaklının sadece bir "ömür boyu irat anaparası" alabilmesi, devrettiği taşınmazın gerçek değerine kıyasla büyük bir nispetsizlik yaratabilir. Zira iflas masasına yazdırılabilecek anapara değeri, hiçbir zaman devredilen yüksek değerli gayrimenkulün rayiç bedelini karşılamayacaktır. Bu durum, sözleşmeden dönen alacaklının verdiği şeyi geri alabileceği (TBK m. 125 vb.) şeklindeki evrensel borçlar hukuku prensibine [10, 13] ciddi bir istisna getirdiğinden, uygulamada hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurabildiği noktasında tartışmalara yol açmaktadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.