RESMİ METİN

A. Tanımı


Madde 611 - Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini ona devretme borcunu üstlendiği sözleşmedir. Bakım borçlusu, bakım alacaklısı tarafından mirasçı atanmışsa, ölünceye kadar bakma sözleşmesine miras sözleşmesine ilişkin hükümler uygulanır.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 611. maddesi, "Ömür Boyu Gelir ve Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmeleri" başlıklı on yedinci bölümün ikinci ayrımında yer almakta olup, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin yasal tanımını ve temel unsurlarını ihdas etmektedir [1], [2], [3]. İlgili hüküm, kaynak İsviçre Borçlar Kanunu'nun (OR) ilgili düzenlemelerine paralel olarak, taraflara karşılıklı borç yükleyen (sinallagmatik) ve sürekli edimli bir borç ilişkisinin temelini atmaktadır [4], [5].

TBK m. 611/1 fıkrasına göre, ölünceye kadar bakma sözleşmesi; bakım borçlusunun, bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğünü üstlendiği, buna mukabil bakım alacaklısının da bir malvarlığını veya malvarlığı değerlerini devretme borcu altına girdiği ivazlı bir sözleşmedir [3], [6], [7], [8]. Bu sözleşme yapısı itibarıyla, mülkiyeti devir borcu doğuran sözleşmeler ile işgörme amacı güden sözleşmelerin unsurlarını bünyesinde barındıran kendine özgü (sui generis) karma bir sözleşme niteliğindedir [8], [9].

Maddenin ikinci fıkrası ise, borçlar hukuku ile miras hukuku arasındaki kesişim noktasını düzenlemektedir. Buna göre, bakım borçlusu aynı zamanda bakım alacaklısı tarafından mirasçı olarak atanmışsa, bu hukuki işleme miras sözleşmesine ilişkin hükümlerin tatbik edileceği kurala bağlanmıştır [6]. Bu durum, kanunkoyucunun ölüme bağlı tasarruflar ile sağlararası işlemler arasındaki sınırı, tarafların iradesine ve işlemin hukuki sonucuna göre belirleme gayesinin bir tezahürüdür.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Bakım Alacaklısı ve Bakım Borçlusu

Sözleşmenin tarafları "bakım alacaklısı" ve "bakım borçlusu" olarak adlandırılmaktadır. Bakım alacaklısı, kendisine ölünceye kadar bakılmasını talep hakkına sahip olan ve bunun karşılığında malvarlığını devreden taraftır. Tüzel kişilerin bakım borçlusu olabilmesi hukuken mümkün iken, doğaları gereği bakıma muhtaç olamayacakları için tüzel kişilerin bakım alacaklısı olmaları mümkün değildir [10]. Bakım borçlusunun veya alacaklısının birden çok kişi olması da mümkündür; bu halde aralarındaki sorumluluğun müteselsil olup olmadığının tespiti önem arz eder [11].

2.2. Bakıp Gözetme Borcu

Bakım borçlusunun asli edimi, alacaklıyı kendi aile topluluğu içerisine kabul etmek ve onun her türlü barınma, beslenme, hastalık ve tedavi gibi yaşamsal gereksinimlerini hakkaniyet ölçüsünde karşılamaktır [12], [13], [14], [15]. Türk hukuk doktrininde ve yargı kararlarında sıkça vurgulandığı üzere, sözleşmenin kurulduğu an itibarıyla bakım alacaklısının fiilen özel bir bakıma muhtaç durumda olması veya hasta olması zorunlu bir geçerlilik şartı değildir [7], [16], [17]. Bakım ihtiyacının sözleşmeden sonra doğması ya da alacaklının sözleşme akdedildikten çok kısa bir süre sonra vefat etmesi, sözleşmenin geçerliliğine kural olarak halel getirmez [18], [16], [17].

2.3. Malvarlığı veya Malvarlığı Değerlerini Devretme Borcu

Bakım alacaklısının üstlendiği edim, bir malvarlığını (çoğunlukla taşınmaz mülkiyetini) devretmektir [6], [19]. Devre konu edilecek malvarlığının bizzat bakım alacaklısına ait olması zorunlu değildir; üçüncü bir kişiye ait malvarlığı da, o kişinin sözleşmeye rıza göstererek katılması ve onay vermesi şartıyla sözleşmenin konusunu oluşturabilir [7], [20], [11]. Aynı zamanda devir işlemi sadece tam mülkiyetin nakli şeklinde olmak zorunda değildir; bakım alacaklısının kuru mülkiyeti devrederek intifa hakkını kendi uhdesinde tutması veya tam tersi, intifa hakkını devredip kuru mülkiyeti muhafaza etmesi de mümkündür [21].

2.4. Mirasçı Atanması (TBK m. 611/2)

Hükmün ikinci fıkrası, bakım borçlusuna malvarlığı devrinin bir "mirasçı atama" (nasıp) işlemi ile yapılması ihtimalini düzenler [6]. Bu durumda, sözleşme tam anlamıyla bir ölüme bağlı tasarruf karakterine bürüneceği için, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda (TMK) yer alan miras sözleşmelerine ilişkin maddi ve şekli kuralların uygulama alanı bulması emredilmiştir.

3. Sistematik İlişkiler

  • TBK m. 612 ve TMK m. 545 (Şekil Şartı): TBK m. 611 uyarınca kurulan sözleşmenin geçerliliği, TBK m. 612 gereği, mirasçı atanmasını içermese dahi "miras sözleşmesi" şeklinde, yani resmi vasiyetname prosedürüne (TMK m. 545) uygun olarak yapılmasına bağlanmıştır [6], [22], [23], [24]. Resmi memur (sulh hâkimi, noter veya tapu memuru) ve iki tanığın eşzamanlı katılımı şarttır [23], [25].
  • TBK m. 614 (Konusu ve Aile Topluluğuna Katılma): 611. madde uyarınca üstlenilen bakıp gözetme borcunun içeriği TBK m. 614'te somutlaştırılmıştır. Bakım alacaklısı, sözleşmenin kurulmasıyla bakım borçlusunun aile topluluğuna katılır ve borçlu, alacaklıya uygun gıda, konut sağlamak ve onu tedavi ettirmek zorundadır [13], [14], [26], [15].
  • TBK m. 617 (Önel Verilmeksizin Fesih): TBK m. 611 ile kurulan sürekli borç ilişkisinin taraflar açısından çekilmez hale gelmesi durumunda, TBK m. 617 devreye girer [27]. Borca aykırılık veya diğer önemli sebeplerle ortak yaşamın sürdürülememesi halinde taraflar sözleşmeyi derhal feshedebilir [4], [28].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun (YİBGK) 10.12.1952 tarihli, E: 1952/4, K: 1952/5 sayılı kararı, bu sözleşmelerin uygulaması açısından temel bir mihenk taşıdır. Kararda, ölünceye kadar bakma sözleşmelerinin, konusu gayrimenkul mülkiyetinin devrini içerse dahi, resmi vasiyetname düzenlemeye yetkili olan sulh hâkimleri, noterler ve tapu sicil muhafızları (müdürleri) tarafından geçerli bir şekilde tanzim edilebileceği açıkça içtihat edilmiştir [29], [30], [31], [32], [33].

Bunun yanı sıra YİBGK'nın 15.03.1940 tarihli ve E: 26, K: 59 sayılı kararında; bakım borçlusunun temel borcunun alacaklıyı kendi ailesi içine alarak yaşatmak olduğu vurgulanmıştır. Eğer bakım alacaklısı, borçlunun kendisini evine davet etmesine rağmen kendi ihtiyarıyla ayrı bir evde yaşamaya devam ederse, salt "bana yiyecek göndermedi" gerekçesiyle borçlunun kusurlu olduğunu iddia ederek sözleşmeyi feshedemez [12], [34], [35], [36]. Bu içtihat, TBK m. 614'teki aile topluluğuna katılma unsurunun sözleşmenin doğasındaki yerini tahkim etmektedir.

Ayrıca Yargıtay yerleşik içtihatlarında, bakım borçlusunun sözleşmeden doğan tüm edimlerini yıllarca eksiksiz yerine getirdiği hallerde, bakım alacaklısının (veya ölümünden sonra mirasçılarının) salt şekil eksikliğine (örneğin iki tanığın aynı anda bulunmaması) dayanarak sözleşmenin iptalini talep etmesinin, TMK m. 2'deki dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı bağlamında himaye görmeyeceğini kabul etmektedir [37].

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Kurmaca Senaryo): 75 yaşındaki (A), herhangi bir bedensel ya da zihinsel sağlık problemi bulunmamasına rağmen, ilerleyen yaşlarında kendisine bakılması maksadıyla maliki olduğu taşınmazı komşusu (B)'ye devretmek üzere tapu sicil müdürlüğünde ölünceye kadar bakma sözleşmesi akdetmiştir. Sözleşmenin imzalanmasından yalnızca iki ay sonra (A) ani bir kalp krizi neticesinde vefat etmiştir. (A)'nın yasal mirasçıları, sözleşmenin kurulduğu tarihte (A)'nın sağlıklı olduğunu, dolayısıyla bakıma muhtaç olmadığını ve akdin kurulmasından çok kısa bir süre sonra ölümün gerçekleşmesi nedeniyle sözleşmenin ivazsız bir bağışlama (muvazaa) niteliğinde olduğunu ileri sürerek tapu iptali ve tescil davası açmıştır. Hukuki analiz: TBK m. 611 ve yerleşik Yargıtay içtihatları uyarınca, sözleşmenin akdedildiği esnada bakım alacaklısının objektif olarak özel bir bakıma veya hastalığa düçar olması geçerlilik şartı değildir [7], [16], [17]. Sözleşmenin talih (tesadüf) unsuru içermesi sebebiyle, alacaklının sözleşmeden kısa bir süre sonra vefat etmesi tek başına muvazaa veya geçersizlik sebebi sayılamaz [17]. Şekil şartlarına riayet edildiyse dava reddedilecektir.

Olay 2 (Kurmaca Senaryo): (C), yeğeni (D) ile kendi aralarında adi yazılı bir kâğıt üzerinde "Ölünceye Kadar Bakım Protokolü" imzalamış ve bu protokole istinaden bir miktar nakit parayı ve ziynet eşyasını (D)'ye teslim etmiştir. İlerleyen yıllarda (D), (C)'nin bakımını ihmal etmeye başlamıştır. (C), sözleşmeye aykırılık gerekçesiyle verdiği malvarlığı değerlerinin iadesi talebiyle mahkemeye başvurmuştur. Hukuki analiz: TBK m. 612 gereği, ölünceye kadar bakma sözleşmesi miras sözleşmesi (resmi vasiyetname) şeklinde yapılmadıkça kesin hükümsüzdür (batıldır) [6], [23]. Adi yazılı şekilde yapılan bu sözleşme başından itibaren geçersizdir. Ancak (C), geçersiz sözleşme tahtında ifa ettiği nakit ve ziynet eşyalarını, sebepsiz zenginleşme (TBK m. 77 vd.) veya istihkak kuralları dairesinde talep edebilir.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Sözleşmenin muris muvazaası amacıyla (saklı payları bertaraf etmek kastıyla) yapıldığını veya işlem tarihinde bakım alacaklısının ayırt etme gücünü haiz olmadığını (ehliyetsizlik) iddia eden mirasçılar, bu iddialarını ispatla mükelleftir [38].
  • Zamanaşımı / Süreler: Muris muvazaasına ve fiil ehliyetsizliğine dayalı tapu iptal ve tescil davaları, nitelikleri gereği herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi olmaksızın her zaman açılabilir [38], [39]. Ancak saklı payın ihlaline dayanan tenkis davası, ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıl ve her halükarda vasiyetnamenin açılmasından veya diğer tasarruflarda mirasın açılmasından itibaren 10 yıllık hak düşürücü süreye tabidir [38]. Yanılma, aldatma veya korkutma sebepli iptal davaları ise öğrenme/etkinin kalkması tarihinden itibaren 1 yıllık süreye tabidir [39].
  • Görevli/yetkili mahkeme: Tapu iptali ve tescil talepli, yahut sözleşmenin feshine ilişkin davalarda kural olarak görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir. Çekişmeli yargı işlerinde genel yetkili mahkeme, davalının yerleşim yeri veya taşınmazın aynına ilişkin bir itilaf var ise taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir.
  • Yaygın uygulama hataları: Uygulamada en sık karşılaşılan usul hatası, TBK m. 612 atfıyla TMK m. 532'de öngörülen resmi vasiyetname şeklindeki "eşzamanlılık" unsuruna riayet edilmemesidir. Resmi memur, iki tanık ve tarafların, irade beyanları ve imza aşamalarında kesintisiz olarak aynı mekânda ve aynı anda bulunmamaları (örneğin tanıkların odaya sonradan girip imza atması), sözleşmeyi kesin hükümsüzlük tehlikesiyle karşı karşıya bırakır [25], [40].

7. Eleştirel Değerlendirme

TBK m. 611 ve devamında düzenlenen ölünceye kadar bakma sözleşmelerinin doktriner zeminde en çok eleştirilen yönü, şekil şartlarındaki aşırı katılık ve feshin (özellikle TBK m. 617'ye dayalı derhal feshin) hukuki sonuçlarındaki belirsizliktir [4], [41]. Sözleşmenin, devredilecek malvarlığı değeri bir taşınır mal dahi olsa istisnasız bir şekilde miras sözleşmesi (resmi vasiyetname) şeklinde yapılmasının zorunlu kılınması (TBK m. 612), işlem güvenliğini sağlama ve yaşlı/korunmasız kişileri düşünmeye sevk etme amacını taşısa da, pratik hayatta katı şekilciliğin mağduriyetlere yol açtığı görülmektedir. Yargıtay, bu şekilciliğin yaratabileceği hakkaniyetsizlikleri TMK m. 2 (dürüstlük kuralı) ile aşmaya çalışmaktadır [37].

İsviçre Borçlar Kanunu (OR Art. 527 vd.) ile Türk hukukundaki doktrin tartışmaları bağlamında bir diğer eleştiri konusu, sürekli edimli nitelikteki bu sözleşmenin haklı sebeple (çekilmezlik sebebiyle) feshinin (TBK m. 617) ileriye etkili (ex nunc) mi yoksa geriye etkili (ex tunc / dönme) mi sonuç doğuracağı meselesidir [4], [42], [43]. Kimi yazarlar, işgörme edimlerinin geriye iadesinin imkânsızlığı nedeniyle feshin ancak ileriye etkili olabileceğini savunurken; diğer bir görüş ve Yargıtay'ın baskın içtihadı, mülkiyet devrinin tabiatı gereği geçmişe etkili fesih (dönme) kurallarının işletilerek tapu sicilinin eski hale getirilmesi gerektiği yönündedir. Kanunkoyucunun bu karmaşık tasfiye sürecini TBK m. 617'de daha açık normlara bağlamamış olması, doktrindeki "denkleştirme" ve "hakkaniyet" tartışmalarını derinleştirmektedir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.