RESMİ METİN

2. Müteselsil sorumluluk a. Dış ilişkide


Madde 61 - Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Makro Bakış: Özel hukukta zamanaşımı, bir alacak hakkının kanunda öngörülen sürenin geçmesiyle dava ve cebri icra yoluyla takip edilebilme vasfını yitirmesidir (Eksik Borç). Zamanaşımı kurumunun felsefi temelinde, hakkı üzerinde uyuyan (hareketsiz kalan) alacaklının korunmaya layık olmaması ve aradan uzun zaman geçmesiyle delillerin kararmasından doğacak ispat zorluklarının (hukuki güvensizliğin) önlenmesi yatar. Ancak, şayet alacaklı hakkını aramak için harekete geçerse veya borçlu borcunu tanıdığını gösteren bir eylemde bulunursa, ortada "uyuyan" bir alacaklı veya "unutulmuş" bir borç kalmaz. İşte bu noktada kanun koyucu, zamanaşımı süresinin işlemesini sıfırlayan Zamanaşımının Kesilmesi kurumunu ihdas etmiştir.

Yürürlükteki TBK m. 154 (mülga BK m. 133 / mehaz OR Art. 135) zamanaşımını kesen sebepleri (numerus clausus / sınırlı sayı ilkesiyle) düzenleyen temel anayasadır. İlgili norm şu şekildedir: *"Aşağıdaki durumlarda zamanaşımı kesilir:

  1. Borçlu borcu ikrar etmişse, özellikle faiz ödemiş veya kısmen ifada bulunmuşsa ya da rehin vermiş veya kefil göstermişse.
  2. Alacaklı, dava veya def’i yoluyla mahkemeye veya hakeme başvurmuşsa, icra takibinde bulunmuşsa ya da iflas masasına masaya başvurmuşsa."*

Sistematik açıdan Zamanaşımının Kesilmesi, TBK m. 153'te düzenlenen Zamanaşımının Durması (Suspension) kurumundan bütünüyle farklıdır. Durmada, engelleyici bir sebebin (örneğin evliliğin) varlığı hâlinde kronometre sadece duraklatılır ve sebep kalkınca kaldığı yerden işlemeye devam eder. Oysa Kesilme hâlinde, o ana kadar işlemiş olan tüm zaman dilimi silinir (sıfırlanır) ve kesilme anından itibaren (TBK m. 156 uyarınca) yepyeni, sıfır bir zamanaşımı süresi baştan işlemeye başlar. Bu durum, borçlar hukuku dogmatiğinde alacaklıya bahşedilen en güçlü zaman yenileme (canlandırma) aracıdır.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

Mikro Analiz: TBK m. 154 hükmünün teorik ve pratik sınırlarının bütünüyle idrak edilebilmesi için, maddedeki kurucu unsurların mikroskobik düzeyde analiz edilmesi zorunludur:

A. Borçlunun İkrarı (Anerkennung durch den Schuldner): Maddenin birinci bendi, borçlunun iradesiyle gerçekleşen kesilme sebeplerini düzenler. Borç İkrarı, borçlunun, alacaklıya karşı borçlu bulunduğunu bilip bunu kabul ettiğini gösteren her türlü maddi veya hukuki fiilidir. Doktrinde (Eren, Oğuzman/Öz) hararetle vurgulandığı üzere, buradaki ikrar usul hukukundaki (HMK m. 188) çekişmeyi ortadan kaldıran yargısal ikrardan çok daha geniş bir maddi hukuk işlemidir. İkrarın kesici etki yaratabilmesi için mutlaka alacaklıya veya onun temsilcisine yöneltilmesi gerekir; borçlunun kendi defterine yazdığı bir not veya üçüncü bir kişiye söylediği söz Zamanaşımını Kesmez. Kanun koyucu, ikrarın uygulamadaki en tipik şekillerini örnek kabilinden (özellikle diyerek) saymıştır:

  • Kısmen İfa: Borçlunun, borcunun bir kısmını ödemesi, kalan kısmı da tanıdığı anlamına gelir ve zamanaşımını tüm borç için keser.
  • Faiz Ödemesi: Ana paranın faizinin ödenmesi, asıl alacağın varlığının zımnen (örtülü olarak) kabulüdür.
  • Rehin Vermek veya Kefil Göstermek: Borçlunun borcu için bir teminat (güvence) sağlaması, o borcun varlığını kayıtsız şartsız tanıdığının en somut hukuki delilidir.

B. Dava veya Def'i Yoluyla Mahkemeye Başvurulması: Maddenin ikinci bendi, alacaklının iradesiyle (devlet gücünü harekete geçirerek) gerçekleşen kesilme sebepleridir. Alacaklının, alacağını elde etmek maksadıyla görevli ve yetkili bir mahkemede (veya tahkim yargılamasında) Eda Davası veya Tespit Davası açması zamanaşımını keser. Davanın açıldığı an (dilekçenin tevzi edilip harcın yatırıldığı an) kronometrenin sıfırlandığı andır. Şayet alacaklı, borçlunun açtığı bir davada kendi alacağını bir Takas Def'i veya başka bir savunma aracı olarak ileri sürerse, bu eylem de zamanaşımını kesici bir mahiyete sahiptir.

C. İcra Takibinde Bulunulması (Schuldbetreibung): Alacaklının, alacağını tahsil etmek için İcra ve İflas Kanunu (İİK) hükümleri çerçevesinde icra dairesine başvurarak ilamsız veya ilamlı İcra Takibi başlatması zamanaşımını keser. Sadece takip talebinde bulunmak yeterlidir, borçluya ödeme emrinin tebliğ edilmiş olması şart değildir.

D. İflas Masasına Başvurulması: Borçlunun iflas etmesi hâlinde, alacaklının alacağını iflas idaresine (masaya) yazdırmak (kaydettirmek) amacıyla başvuruda bulunması da yargısal bir hak arama faaliyeti olduğundan, bu başvuru yapıldığı anda zamanaşımı süresi kesilir.

3. Sistematik İlişkiler

TBK m. 154'te düzenlenen zamanaşımının kesilmesi kurumu, borçlar hukuku ve usul hukukunun diğer temel mekanizmalarıyla derin bir çapraz bağlantı (diyalektik bağ) içindedir:

A. Yeni Sürenin Başlaması ve Uzamış Ceza Zamanaşımı (TBK m. 72) ile İlişkisi: TBK m. 156 uyarınca, zamanaşımı kesilince, kesilmeden itibaren "yeni bir süre" işlemeye başlar. Yeni sürenin uzunluğu kural olarak eski süreyle aynıdır. Borç bir senede bağlanmışsa veya mahkeme kararıyla (ilamla) sabit olmuşsa yeni süre her zaman on yıldır. Peki, haksız fiil aynı zamanda bir suç teşkil ediyorsa ve TBK m. 72/1 uyarınca Uzamış Ceza Zamanaşımı (örneğin 15 yıl) uygulanıyorsa ne olacaktır? Yüklenen akademik kaynaklarda da (örneğin numaralı kaynakta) açıkça vurgulandığı üzere: "TBK m. 153-157'de düzenlenen hükümler uygulanacaktır. TBK'da düzenlenen ve zamanaşımının kesilmesine neden olan bir durum gerçekleştikten sonra işleyecek yeni süre, yine ceza davası zamanaşımı süresi olacaktır.". Yani, ceza zamanaşımına tabi bir haksız fiilde, fail borcu ikrar ettiğinde veya ona karşı icra takibi yapıldığında sıfırlanan süre, standart 2 yıllık süre değil, yine o uzun (15 yıllık) ceza zamanaşımı süresi olarak yeniden akmaya başlayacaktır.

B. Müteselsil Sorumlulukta (TBK m. 155) Kesilmenin Sirayeti: Borçlar hukuku dogmatiğinin en karmaşık sorunlarından biri, zamanaşımının müteselsil borçlulardan birine karşı kesilmesinin diğerlerine etkisidir. TBK m. 155 kuralı uyarınca; zamanaşımı müteselsil borçlulardan birine veya bölünemeyen borcun borçlularından birine karşı kesilirse, Diğerlerine Karşı da Kesilmiş Olur. Örneğin; bir trafik kazasında mağdur, sadece şoföre (asli faile) karşı icra takibi yapmışsa, bu takip şoför için zamanaşımını kestiği gibi, onunla müteselsil sorumlu olan araç işleteni veya sigorta şirketi için de (onlara karşı hiçbir işlem yapılmamış olsa bile) otomatik olarak zamanaşımını keser. Ancak bu kuralın tersi işlemez: Asıl borçluya karşı kesilen zamanaşımı kefile karşı da kesilirken; Kefile Karşı Kesilen Zamanaşımı, Asıl Borçluya Karşı Kesilmez (TBK m. 155/2).

C. İspat Yükü (Onus Probandi) ve HMK m. 188 ile Kesişim: Bir davada borçlu "zamanaşımı süresi dolmuştur" def'inde bulunursa, alacaklı (davacı) buna karşılık "Sen bana faiz ödedin, borcu ikrar ettin, zamanaşımı kesildi" şeklinde bir karşı iddia (replik) ileri sürebilir. Bu durumda, zamanaşımını kesen sebebin (örneğin kısmi ödemenin veya ikrarın) varlığını ispat yükü, TMK m. 6 ve HMK m. 190 uyarınca bunu iddia eden alacaklıya düşer. Kaynaklarda da (örneğin) altı çizildiği üzere, maddi hukuktaki borç ikrarı ile usul hukukundaki ikrar etkileşim içindedir; şayet borçlu mahkeme önünde borcu ikrar ederse (HMK m. 188) bu vakıa artık çekişmeli olmaktan çıkar ve alacaklının ispat yükü ortadan kalkar.

4. Pratik Olay Analizleri

Olay 1 (Kısmi İfa ve Örtülü İkrar Etkisi): Toptancı (A) bakkal (B)'ye 2010 yılında 500.000 TL değerinde mal satmış ve teslim etmiştir (Sözleşmeye dayalı 10 yıllık genel zamanaşımı süresi). 2019 yılının sonlarına doğru (zamanaşımının dolmasına birkaç ay kala) Bakkal (B) Toptancı (A)'nın banka hesabına "Eski borcumun bir kısmına mahsuben" açıklamasıyla 10.000 TL'lik bir EFT yapar. (A) 2025 yılında kalan 490.000 TL için (B)'ye dava açar. (B) "Borcun üzerinden 15 yıl geçmiştir, 10 yıllık zamanaşımı dolmuştur" diyerek def'ide bulunur. Hukuk dogmatiği ve TBK m. 154/1 süzgecinde bu def'i mutlak surette reddedilir. Borçlu (B)'nin 2019 yılında yaptığı 10.000 TL'lik kısmi ödeme, teknik anlamda bir Kısmi İfa ve dolayısıyla asıl borcun tamamına yönelik zımni (örtülü) bir Borç İkrarıdır. Bu ikrar fiili, 2010 yılından beri işlemekte olan 9 yıllık süreyi tamamen silmiş (sıfırlamış) ve ödemenin yapıldığı 2019 tarihinden itibaren yepyeni bir 10 yıllık süre baştan işlemeye başlamıştır. 2025 yılında açılan dava, bu yeni 10 yıllık sürenin içinde kaldığından zamanaşımına uğramamıştır.

Olay 2 (Yetkisiz Mahkemede Dava Açılması ve Ek Süre Kurumu): Mağdur (X) kendisine haksız fiille zarar veren (Y)'ye karşı 2 yıllık sürenin dolmasına 3 gün kala (1 yıl 362. günde) Asliye Hukuk Mahkemesi'nde dava açar. Ancak mahkeme, bu uyuşmazlığın Asliye Ticaret Mahkemesi'nin görevine girdiğine karar vererek "Görevsizlik Kararı" verir. Karar kesinleştiğinde, haksız fiilin üzerinden 3 yıl geçmiş durumdadır. (X) Ticaret Mahkemesinde davaya devam etmek istediğinde (Y) zamanaşımı def'i ileri sürer. Burada dava açılması (TBK m. 154/2) zamanaşımını kesmiştir. Ancak dava görevsizlik nedeniyle usulden reddedildiği için, doktrinde (Oğuzman/Öz) ve TBK m. 158'de düzenlenen kurtarıcı kural devreye girer. Şayet zamanaşımını kesen dava, mahkemenin yetkisiz/görevsiz olması veya usuli bir hata nedeniyle reddedilirse ve bu arada zamanaşımı süresi de dolmuşsa; alacaklıya kanun tarafından 60 Günlük Ek Süre tanınır. Mağdur (X) görevsizlik kararının kesinleşmesinden itibaren 60 gün içinde dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesini talep ederse, dava zamanaşımına uğramaktan kurtulur.

5. Pratik Uygulama Notları

TBK m. 154 hükmünün mahkemelerdeki usul hukuku boyutunda ve tazminat davalarının stratejik planlamasında avukatların dikkat etmesi gereken usuli ve maddi hukuk kuralları şunlardır:

1. Kısmi Dava ve Zamanaşımının Kesilmesinin Sınırları: Avukatların usul hukukunda en çok düştüğü dogmatik tuzak Kısmi Dava kurumundadır. Şayet alacaklı, 100.000 TL'lik gerçek zararının sadece 10.000 TL'sini "Fazlaya ilişkin haklarımı saklı tutarak şimdilik 10.000 TL talep ediyorum" diyerek kısmi dava yoluyla açarsa; TBK m. 154 uyarınca gerçekleşen Zamanaşımının Kesilmesi etkisi SADECE dava edilen 10.000 TL'lik kısım için doğar. Dava dışı bırakılan 90.000 TL'lik bakiye alacak için kronometre tıkır tıkır işlemeye devam eder. Yıllar süren yargılama sonunda avukat bilirkişi raporuyla zararı tam öğrenip ıslah (bedel artırımı) dilekçesi verdiğinde, davalı tarafın yapacağı bir "Zamanaşımı Def'i", o 90.000 TL'lik kısmı tamamen yok eder.

2. Belirsiz Alacak Davasının (HMK m. 107) Muazzam Koruyuculuğu: Kısmi davanın yarattığı bu ölümcül riske karşı, HMK m. 107 ile hukukumuza giren Belirsiz Alacak Davası bir zırh niteliğindedir. Davacı, alacağın miktarını tam belirleyemediği (örneğin bedensel zararlarda) bir uyuşmazlığı "Belirsiz Alacak Davası" olarak açtığında; dilekçede gösterilen asgari tutar (örneğin 10.000 TL) dahi olsa, dava açılmasıyla birlikte zamanaşımı Alacağın Tamamı İçin kesilmiş olur. İleride bilirkişi raporuyla bedel 1 Milyon TL'ye yükseltildiğinde, davalının zamanaşımı def'i hukuken hiçbir sonuç doğurmaz.

3. İcra Takibinin Geri Alınmasının Etkisi: TBK m. 154/2 uyarınca icra takibi yapmak zamanaşımını keser. Ancak avukatlar dikkat etmelidir ki; alacaklı yaptığı icra takibinden kendi iradesiyle vazgeçerse (feragat ederse) veya dava dosyasını işlemden kaldırırsa (müracaata bırakırsa) geçmişte gerçekleşmiş olan "kesilme" etkisi hukuken ortadan kalkar (hiç kesilmemiş gibi olur).

6. Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (YHGK) ve ilgili tazminat daireleri (özellikle 3., 4., 11. ve 17. Hukuk Daireleri) TBK m. 154 (mülga BK m. 133) uyarınca zamanaşımının kesilmesi kurumunu uygularken "İkrarın Niteliği" ve "Müteselsil Borçlulukta Sirayet" konularında istikrarlı bir içtihat politikasına sahiptir.

Yargıtay'ın Borç İkrarı (Kısmi Ödeme) konusundaki klasikleşmiş içtihatlarında şu dogma benimsenmiştir: "Zamanaşımını kesen nedenlerden biri olan borcun ikrarı, borçlunun kendi iradesiyle borçlu bulunduğunu alacaklıya karşı beyan etmesidir. Borçlunun, borcun bir kısmını ödemesi, kalan borcu da zımnen ikrar ettiği anlamına gelir ve zamanaşımını asıl alacağın tamamı için keser. Ancak, bu ödemenin 'borca mahsuben' yapıldığı açıkça anlaşılmalıdır. Şayet borçlu, ödemeyi yaparken 'Sadece bu kısmı kabul ediyorum, başkaca bir borcum yoktur' şeklinde bir ihtirazi kayıt (çekince) ileri sürmüşse, bu kısmi ödeme bakiye alacak yönünden borç ikrarı sayılamaz ve zamanaşımını kesmez."

Yargıtay, Uzamış Ceza Zamanaşımı ve Kesilme ilişkisinde de kaynakların () teyit ettiği şekilde hüküm kurmaktadır: "Haksız fiil aynı zamanda suç teşkil ediyorsa, TBK m. 72 uyarınca uzamış ceza zamanaşımı uygulanır. Bu sürenin (örneğin 15 yılın) dolmasından önce, alacaklının açacağı bir dava veya yapacağı icra takibi zamanaşımını kesecektir. Kesilme anından itibaren işlemeye başlayacak olan yeni süre, artık 2 yıllık genel haksız fiil süresi değil; eylemin niteliğine göre belirlenmiş olan 15 yıllık ceza zamanaşımı süresi olmalıdır.".

Ayrıca Yargıtay (örneğin Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası davalarında) mağdurun sigorta şirketine ihbarda bulunmasını veya sigortanın kısmi ödeme yapmasını, asli fail olan araç şoförüne karşı da zamanaşımını kesen (TBK m. 155 bağlamında) bir müteselsil etki olarak kabul etmekte ve mağduru koruyan genişletici bir yorum yapmaktadır.

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Borçlar Kanunu'nun 154. maddesinde (mülga BK m. 133 / OR Art. 135) lafzını bulan Zamanaşımının Kesilmesi kurumu, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; özellikle felsefi temelleri, müteselsil borçlulardaki asimetri ve yeni sürenin niteliği bağlamında ciddi kuramsal eleştirilerin merkezindedir.

Birinci ve en köklü dogmatik eleştiri, Kefile Karşı Kesilen Zamanaşımının Asıl Borçluya Etki Etmemesi (TBK m. 155/2) kuralınadır. Kanun koyucu, asıl borçluya karşı açılan davanın (kesilmenin) kefile karşı da zamanaşımını keseceğini öngörmüşken; alacaklının sadece kefile karşı dava açması durumunda, asıl borçlu için zamanaşımının kesilmeyeceğini (yani asıl borçlu için sürenin akmaya devam edeceğini) düzenlemiştir. Oğuzman ve Öz'ün eserlerinde hararetle eleştirildiği üzere; kefalet, fer'i (bağlı) bir haktır. Alacaklının kefilin peşine düşmesi, aslında o borcun tamamını tahsil etme iradesinin en güçlü göstergesidir. Kefili sıkıştıran alacaklının "hakkı üzerinde uyuduğu" söylenemez. Üstelik kefil borcu ödediğinde asıl borçluya rücu edecektir. Asıl borçlu için zamanaşımının işlemeye devam etmesine müsaade etmek, kefilin rücu hakkını tehlikeye düşürmekte ve kefalet hukukunun temel mantığı olan "asıl borcun kaderine bağlılık" ilkesini zedelemektedir. İsviçre-Türk doktrinindeki yenilikçi görüşler, kesilmenin her iki taraf için de mutlak surette karşılıklı etki (sirayet) doğurması gerektiğini savunmaktadır.

İkinci felsefi eleştiri, Borç İkrarının Fiil Ehliyeti ve Şekil Şartları bağlamındadır. Fikret Eren ve Nomer'in öğretilerinde işaret edildiği gibi, borç ikrarı zamanaşımını sıfırlayan ve borçlu aleyhine yepyeni bir süre başlatan son derece ağır sonuçlu bir işlemdir. Ancak kanun, ikrar için herhangi bir şekil şartı aramamış, sırf bir faiz ödenmesini bile yeterli görmüştür. Bilgisiz veya fiil ehliyeti sınırlı bir borçlunun, sırf alacaklıdan kurtulmak veya iyi niyetle cüzi bir miktar para (örneğin 50 TL) göndermesiyle, 10 yıllık devasa bir zamanaşımı süresinin sıfırdan başlatılması, hukuki güvenlik ilkesi (Legal Certainty) ile denkleştirici adalet arasında orantısız bir uçurum yaratmaktadır. Alman hukukunda (BGB) ve modern taslaklarda tartışıldığı üzere, zamanaşımını kesen borç ikrarının asgari bir "yazılılık" veya "bilinçli teyit" şartına bağlanması gerektiği; salt mekanik bir banka havalesinin veya örtülü eylemin, borçlunun sırtına yeni bir on yıllık pranga vurmasının hakkaniyete aykırı olduğu yüksek sesle dile getirilmektedir.

Sonuç itibarıyla TBK m. 154; hukukun, hakkı üzerinde uyuyan alacaklıya salladığı tırpanı, tek bir dava dilekçesiyle veya borçlunun tek bir faiz ödemesiyle durduran ve kronometreyi sıfırlayan olağanüstü bir yeniden doğuş normudur. Hukuk sistemi bu maddeyle; alacaklının hakkından vazgeçmediği veya borçlunun vicdanen borcunu kabullendiği her anı, adaletin yeniden tecellisi için bir milat kabul etmiştir. Ancak bu güçlü kalkanın, şekli usul tuzaklarına (kısmi dava handikaplarına) düşülerek heba edilmemesi veya müteselsil ilişkilerde haksız asimetriler yaratmaması, bütünüyle avukatın stratejik dehasına ve yüksek yargının felsefi derinliğine emanet edilmiştir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.

Kullanılan kaynaklar:

  • Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
  • Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 61'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
  • Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
  • Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 135.

Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 61. madde metnine dayanır.

Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.

Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.