1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 603. maddesi, kanunun "Özel Borç İlişkileri" kısmının "Kefalet Sözleşmesi" başlıklı on beşinci bölümünün sonunda, "Uygulama Alanı" kenar başlığı altında düzenlenmiştir [1, 2]. Hükmün temel ihdas amacı, borçlar hukuku sistematiği içerisinde son derece sıkı geçerlilik şartlarına (nitelikli yazılı şekil, eşin rızası vb.) tabi tutulan kefalet sözleşmesinin, uygulamada farklı isimlendirmelerle (örneğin garanti sözleşmesi, üçüncü kişinin fiilini taahhüt, borca katılma vb.) perdelenerek bu emredici koruma kurallarının dolanılmasını (kanuna karşı hile) engellemektir.
Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu (eBK) döneminde, alacaklılar (özellikle bankalar ve finans kurumları), kefaletin katı şekil şartlarından ve kefile tanınan kanuni def'ilerden kaçınmak amacıyla, teminat veren gerçek kişilerle "kefalet" yerine "bağımsız garanti sözleşmesi" akdetme yoluna gitmekteydiler. İsviçre-Türk öğretisinde ve yargı içtihatlarında, niteliği gereği fer'i olan kefalet ile asli ve bağımsız bir taahhüt olan garanti sözleşmesi arasındaki ayrım çoğu zaman muğlak kalmaktaydı. TBK m. 603, bu belirsizliği gerçek kişiler lehine ortadan kaldırmış ve kişisel güvence sağlayan her türlü sözleşmeyi, adı ne olursa olsun, kefaletin şekil, ehliyet ve eşin rızasına ilişkin emredici kurallarına tabi kılmıştır [3-5].
Bu düzenleme ile, sözleşme özgürlüğü ilkesine (TBK m. 26), zayıf konumda olduğu varsayılan gerçek kişi teminat verenin korunması ve aile bütünlüğünün ekonomik yıkımlardan muhafaza edilmesi (TMK m. 23/II) gayesiyle ciddi bir müdahalede bulunulmuştur [6, 7].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Gerçek Kişilerce Kişisel Güvence Verilmesi (Kişi Bakımından Kapsam)
Maddenin uygulanabilmesi için kişisel güvence veren tarafın mutlaka bir "gerçek kişi" olması gerekmektedir. Tüzel kişilerin (ticaret şirketleri, dernekler, vakıflar vb.) vereceği kişisel güvenceler (örneğin bir anonim şirketin başka bir şirketin borcunu garanti etmesi) TBK m. 603 kapsamında değildir. Kanun koyucu, basireti bağlanabilecek, ani ve fevri kararlarla kendisini ve ailesini telafisi imkânsız borç yükü altına sokabilecek olan gerçek kişileri koruma altına almıştır [8].
2.2. Başka Ad Altında Yapılan Sözleşmeler (Konu Bakımından Kapsam)
Hüküm, "başka ad altında yapılan diğer sözleşmeler" ifadesi ile tipik olmayan veya kanunda başka isimlerle anılan tüm kişisel teminat sözleşmelerini kapsamına almıştır. En yaygın görünümleri "üçüncü kişinin fiilini taahhüt" (TBK m. 128) ve "bağımsız garanti sözleşmeleri"dir [3]. Uygulamada kira sözleşmelerini güvence altına almak için gerçek kişiler tarafından verilen teminatlar, belge başlığında "Garanti Sözleşmesi" yazsa dahi TBK m. 603 gereği kefalet sözleşmesinin koruyucu hükümlerine tabi olacaktır [4].
2.3. Uygulanacak Hükümler: Şekil, Ehliyet ve Eşin Rızası
Madde, kefalet sözleşmesine ait tüm hükümleri değil, yalnızca üç spesifik alanı diğer kişisel güvence sözleşmelerine teşmil etmiştir:
- Şekil (TBK m. 583): Güvence veren gerçek kişinin, sorumlu olacağı azami miktarı ve teminat tarihini (ve eğer müteselsil sorumluluk öngörülüyorsa bu sıfatı) bizzat kendi el yazısıyla yazması zorunludur [9, 10].
- Kefil Olma Ehliyeti (TBK m. 598 vd.): Güvence veren kişinin fiil ehliyetine sahip olmasının yanı sıra, kefalet için öngörülen azami 10 yıllık süre sınırı (TBK m. 598/III) da ehliyet kapsamında değerlendirilir. Gerçek kişilerin başka ad altında verdikleri güvenceler de, kuruluşlarından itibaren 10 yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar [11-13].
- Eşin Rızası (TBK m. 584): Güvence veren gerçek kişi evli ise, mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı veya yasal ayrı yaşama hakkı bulunmadıkça, sözleşmenin kurulmasından önce veya en geç kurulması anında eşinin yazılı rızasını almak zorundadır [14, 15].
3. Sistematik İlişkiler
- TBK m. 583 ve m. 584 ile İlişkisi: TBK m. 603 bizzat bu maddelere atıf yapan bir köprü normdur. Şekle veya eşin rızasına aykırılık halinde, kişisel güvence sözleşmesi kesin hükümsüz (batıl) olur (TBK m. 27). Eskiden, kefalet sözleşmesinin şekil eksikliği sebebiyle geçersiz olduğu durumlarda, tahvil (dönüştürme) kuramı yardımıyla işlemin "garanti sözleşmesi" olarak ayakta tutulması öğretide tartışılmaktaydı. Ancak TBK m. 603'ün yürürlüğe girmesiyle, garanti sözleşmeleri de aynı katı şekil şartlarına tabi olduğundan, geçersiz bir kefaletin garanti sözleşmesine tahvil edilmesi hukuken imkânsız hale gelmiştir [3, 4, 16].
- TBK m. 598/III (Süre Sınırı) ile İlişkisi: Bir gerçek kişi tarafından verilen her türlü kişisel güvence azami on yıl geçerlidir. Kanun koyucu, kişinin ekonomik özgürlüğünü sınırsız bir şekilde kısıtlamasını TMK m. 23/II anlamında hukuka ve ahlaka aykırı bularak, TBK m. 603 yollamasıyla bu süreyi tüm kişisel teminatlar için mutlaklaştırmıştır [6, 7, 17].
- TTK m. 700 vd. (Aval) ile İlişkisi: Aval, kambiyo senetleri hukukuna özgü, bağımsız bir kişisel teminattır. TBK m. 603'ün son derece geniş lafzının aval kurumunu kapsayıp kapsamadığı hususu, kanunun yürürlüğe girmesini müteakip çok ciddi doktriner ve yargısal tartışmalara konu olmuş, mesele nihayetinde Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararıyla çözümlenmiştir (Aşağıda Yargıtay İçtihadı bölümünde detaylandırılmıştır).
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu (YİBKGK), T: 20.04.2018, E: 2017/4, K: 2018/5 Sayılı Kararı:
Bu karar, TBK m. 603'ün Türk hukukundaki uygulama sınırlarını çizen en hayati içtihattır. YİBKGK kararına göre; kefalette eşin rızasına ilişkin TBK m. 584 ve bu rızanın diğer sözleşmelere de uygulanacağını öngören TBK m. 603 hükümleri, kambiyo senetlerindeki aval işlemlerine uygulanamaz [18, 19].
Kurulun gerekçesine göre; avalde eş rızasının aranması, kambiyo senetlerinin sürat, güven ve tedavül kabiliyeti (dolaşım yeteneği) ile taban tabana zıttır. Tek bir poliçe veya bononun el değiştirmesi sırasında, avalistin evli olup olmadığının, evli ise eşinin rıza gösterip göstermediğinin araştırılması ve bu kayıtların senede eklenmesi ticari hayatın doğal akışını durdurur. Kanun koyucunun 6455 sayılı Kanun ile TBK m. 584'e getirdiği istisnalar (ticari işletme sahibinin kefaleti vb.) ticari hayatı koruma amacı gütmekte olup, kambiyo hukukuna özgü olan aval kurumu en başından beri TBK m. 603'ün kapsamı dışında değerlendirilmelidir [18, 20-22].
Bu içtihat öncesinde, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi de avalin Türk Ticaret Kanunu'nda özel olarak düzenlendiğini ve TBK m. 603 atfının kambiyo senetlerinde geçerli olamayacağını belirterek aynı yönde kararlar tesis etmişti [23, 24].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Garanti Sözleşmesi Adı Altında Kefaletin Dolanılması):
A, sahibi olduğu taşınmazı B (kiracı) şirketine işyeri olarak kiralamıştır. Sözleşmenin imzalanması aşamasında A, B'nin ödeme gücünden şüphe duyduğundan, B'nin şirket müdürü olan gerçek kişi C'den (evli) şahsi teminat talep etmiştir. Şekil şartları ve eş rızası gibi teferruatlarla uğraşmak istemeyen A'nın avukatı, "Kira Sözleşmesi Garanti ve Üçüncü Kişinin Fiilini Taahhütnamesi" başlığıyla, matbu bir metin hazırlamış ve C'ye imzalatmıştır. C'nin el yazısı ile yazdığı hiçbir unsur bulunmamakta ve eşinin rızası da alınmamıştır. Kiracı B'nin temerrüdü üzerine A, C'ye karşı doğrudan icra takibi başlatmıştır.
Hukuki Analiz: Somut olayda A ile C arasında kurulan ilişki her ne kadar "Garanti Sözleşmesi" olarak isimlendirilmiş olsa da, TBK m. 603 amir hükmü gereği, gerçek kişi C tarafından verilen bu kişisel güvence, kefaletin şekil ve eşin rızası kurallarına tabidir [3]. Belgede C'nin el yazısıyla belirtilmiş azami sorumlu olacağı tutar (TBK m. 583) ve eşinin yazılı rızası (TBK m. 584) bulunmadığından, sözleşme kesin olarak hükümsüzdür (batıldır). A'nın C'den herhangi bir talepte bulunması hukuken mümkün değildir.
Olay 2 (Kişisel Güvencede Zamanaşımı ve Süre Sınırı):
Gerçek kişi K, 2012 yılında L Bankası ile bir kredi borçlusu M lehine "Süresiz Bağımsız Garanti Sözleşmesi" imzalamıştır. Banka, kredi vadesinin 15 yıl olması sebebiyle teminatın da süresiz ve bağımsız olduğunu iddia etmektedir. 2024 yılında M borcunu ödeyememiş, L Bankası K'ya yönelmiştir.
Hukuki Analiz: TBK m. 603, kefil olma ehliyetine ilişkin hükümleri diğer kişisel güvencelere de teşmil eder. TBK m. 598/III gereğince, gerçek kişiler tarafından verilen her türlü kefalet (ve kişisel güvence) kurulmasından itibaren en fazla 10 yıl süreyle geçerlidir [11, 12]. Güvence 2012'de verilmiş olup 2024'te 10 yıllık azami süre dolmuştur. Bu süre, TMK m. 23/II çerçevesinde kişiliği koruyucu, objektif ve emredici bir hak ehliyeti sınırlandırmasıdır [7, 13]. Dolayısıyla, K'nın sorumluluğu 2022 yılı itibarıyla kanun gereği kendiliğinden ortadan kalkmıştır. L Bankasının K'ya yönelik talebi reddedilecektir.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat Yükü: Güvence sözleşmesinin, TBK m. 603 yollamasıyla gerekli olan el yazısı şartlarına ve eş rızasına uygun olarak kurulduğunu ispat külfeti, kişisel güvenceden yararlanmak isteyen alacaklıya aittir.
- Zamanaşımı / Süreler: Gerçek kişilerin sağladığı kişisel güvenceler için azami geçerlilik süresi 10 yıldır (TBK m. 598/III atfı). Bu sürenin uzatılabilmesi için en erken dokuzuncu yılın bitiminden sonra yine aynı şekil şartlarına uyularak yazılı irade beyanı sunulması gerekir [25, 26].
- Görevli/Yetkili Mahkeme: Güvence alan tarafın ticari işletmesi ile ilgili bir işlem söz konusuysa (örneğin banka teminatı) veya sözleşme mutlak ticari dava niteliğinde ise Asliye Ticaret Mahkemesi görevlidir. İşlemin tüketici işlemi sayıldığı hallerde ise Tüketici Mahkemeleri görevlidir. Yetkili mahkeme genel yetki kurallarına göre belirlenir.
- Yaygın Uygulama Hataları: Uygulamada sıklıkla düşülen hata, kambiyo senedi (bono/poliçe) üzerine atılan "aval" şerhinin TBK m. 603 uyarınca eşin rızasına tabi zannedilerek ihtilaflar yaratılmasıdır. YİBKGK kararı [18] ile bu hata giderilmiş, aval bu kapsamın net bir şekilde dışında bırakılmıştır. İkinci yaygın hata, "garanti sözleşmesi" başlığı kullanılınca şekil eksikliğinin giderileceği yanılgısıdır; tahvil kuramı bu durumda işletilemez [16].
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu m. 603 hükmü, kanun koyucunun aileyi ve gerçek kişiyi koruma refleksinin ticari hayatın pratikleri üzerinde yarattığı ağır etkinin en somut örneğidir. İsviçre Borçlar Kanunu'nda (OR) böylesine geniş kapsamlı ve tüm bağımsız kişisel teminatları kefalet potasında eriten genel bir norm bulunmamaktadır. İsviçre doktrin ve uygulamasında, her somut olayda teminatın niteliğine göre yorum yapılmaktadır.
Türk hukukunda bu denli rijit ve emredici bir "torba" hükmün konulması, kanuna karşı hileleri mutlak olarak bitirmeyi hedeflemiştir. Nitekim öğretide, teminat hukuku alanında garanti sözleşmesinin (asli borç) ile kefaletin (fer'i borç) dogmatik sınırlarını ihlal ettiği gerekçesiyle bu hüküm çok sert eleştirilmiştir. Bilhassa ticari hayatta hız ve güvenin esas olduğu kredi ve kambiyo işlemlerine doğrudan müdahale eden bu yaklaşım, bankacılık ve finans sektöründe ilk yıllarda büyük kilitlenmelere sebebiyet vermiş, nihayet kanun koyucu (TBK m. 584/3 ilavesi ile) ve Yargıtay (İçtihadı Birleştirme kararı ile) bazı kurumsal ve ticari teminatları bu çemberin dışına çıkartarak sistemi rehabilite etmek zorunda kalmıştır. Tüm eleştirilere rağmen, finansal okuryazarlığı düşük gerçek kişilerin ölçüsüz risk altına girmelerini önlemesi bakımından sosyolojik ve hukuki meşruiyeti oldukça yüksektir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 603. maddesi, kanunun "Özel Borç İlişkileri" kısmının "Kefalet Sözleşmesi" başlıklı on beşinci bölümünün sonunda, "Uygulama Alanı" kenar başlığı altında düzenlenmiştir [1, 2]. Hükmün temel ihdas amacı, borçlar hukuku sistematiği içerisinde son derece sıkı geçerlilik şartlarına (nitelikli yazılı şekil, eşin rızası vb.) tabi tutulan kefalet sözleşmesinin, uygulamada farklı isimlendirmelerle (örneğin garanti sözleşmesi, üçüncü kişinin fiilini taahhüt, borca katılma vb.) perdelenerek bu emredici koruma kurallarının dolanılmasını (kanuna karşı hile) engellemektir.
Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu (eBK) döneminde, alacaklılar (özellikle bankalar ve finans kurumları), kefaletin katı şekil şartlarından ve kefile tanınan kanuni def'ilerden kaçınmak amacıyla, teminat veren gerçek kişilerle "kefalet" yerine "bağımsız garanti sözleşmesi" akdetme yoluna gitmekteydiler. İsviçre-Türk öğretisinde ve yargı içtihatlarında, niteliği gereği fer'i olan kefalet ile asli ve bağımsız bir taahhüt olan garanti sözleşmesi arasındaki ayrım çoğu zaman muğlak kalmaktaydı. TBK m. 603, bu belirsizliği gerçek kişiler lehine ortadan kaldırmış ve kişisel güvence sağlayan her türlü sözleşmeyi, adı ne olursa olsun, kefaletin şekil, ehliyet ve eşin rızasına ilişkin emredici kurallarına tabi kılmıştır [3-5].
Bu düzenleme ile, sözleşme özgürlüğü ilkesine (TBK m. 26), zayıf konumda olduğu varsayılan gerçek kişi teminat verenin korunması ve aile bütünlüğünün ekonomik yıkımlardan muhafaza edilmesi (TMK m. 23/II) gayesiyle ciddi bir müdahalede bulunulmuştur [6, 7].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Gerçek Kişilerce Kişisel Güvence Verilmesi (Kişi Bakımından Kapsam)
Maddenin uygulanabilmesi için kişisel güvence veren tarafın mutlaka bir "gerçek kişi" olması gerekmektedir. Tüzel kişilerin (ticaret şirketleri, dernekler, vakıflar vb.) vereceği kişisel güvenceler (örneğin bir anonim şirketin başka bir şirketin borcunu garanti etmesi) TBK m. 603 kapsamında değildir. Kanun koyucu, basireti bağlanabilecek, ani ve fevri kararlarla kendisini ve ailesini telafisi imkânsız borç yükü altına sokabilecek olan gerçek kişileri koruma altına almıştır [8].
2.2. Başka Ad Altında Yapılan Sözleşmeler (Konu Bakımından Kapsam)
Hüküm, "başka ad altında yapılan diğer sözleşmeler" ifadesi ile tipik olmayan veya kanunda başka isimlerle anılan tüm kişisel teminat sözleşmelerini kapsamına almıştır. En yaygın görünümleri "üçüncü kişinin fiilini taahhüt" (TBK m. 128) ve "bağımsız garanti sözleşmeleri"dir [3]. Uygulamada kira sözleşmelerini güvence altına almak için gerçek kişiler tarafından verilen teminatlar, belge başlığında "Garanti Sözleşmesi" yazsa dahi TBK m. 603 gereği kefalet sözleşmesinin koruyucu hükümlerine tabi olacaktır [4].
2.3. Uygulanacak Hükümler: Şekil, Ehliyet ve Eşin Rızası
Madde, kefalet sözleşmesine ait tüm hükümleri değil, yalnızca üç spesifik alanı diğer kişisel güvence sözleşmelerine teşmil etmiştir:
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu (YİBKGK), T: 20.04.2018, E: 2017/4, K: 2018/5 Sayılı Kararı: Bu karar, TBK m. 603'ün Türk hukukundaki uygulama sınırlarını çizen en hayati içtihattır. YİBKGK kararına göre; kefalette eşin rızasına ilişkin TBK m. 584 ve bu rızanın diğer sözleşmelere de uygulanacağını öngören TBK m. 603 hükümleri, kambiyo senetlerindeki aval işlemlerine uygulanamaz [18, 19].
Kurulun gerekçesine göre; avalde eş rızasının aranması, kambiyo senetlerinin sürat, güven ve tedavül kabiliyeti (dolaşım yeteneği) ile taban tabana zıttır. Tek bir poliçe veya bononun el değiştirmesi sırasında, avalistin evli olup olmadığının, evli ise eşinin rıza gösterip göstermediğinin araştırılması ve bu kayıtların senede eklenmesi ticari hayatın doğal akışını durdurur. Kanun koyucunun 6455 sayılı Kanun ile TBK m. 584'e getirdiği istisnalar (ticari işletme sahibinin kefaleti vb.) ticari hayatı koruma amacı gütmekte olup, kambiyo hukukuna özgü olan aval kurumu en başından beri TBK m. 603'ün kapsamı dışında değerlendirilmelidir [18, 20-22].
Bu içtihat öncesinde, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi de avalin Türk Ticaret Kanunu'nda özel olarak düzenlendiğini ve TBK m. 603 atfının kambiyo senetlerinde geçerli olamayacağını belirterek aynı yönde kararlar tesis etmişti [23, 24].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Garanti Sözleşmesi Adı Altında Kefaletin Dolanılması): A, sahibi olduğu taşınmazı B (kiracı) şirketine işyeri olarak kiralamıştır. Sözleşmenin imzalanması aşamasında A, B'nin ödeme gücünden şüphe duyduğundan, B'nin şirket müdürü olan gerçek kişi C'den (evli) şahsi teminat talep etmiştir. Şekil şartları ve eş rızası gibi teferruatlarla uğraşmak istemeyen A'nın avukatı, "Kira Sözleşmesi Garanti ve Üçüncü Kişinin Fiilini Taahhütnamesi" başlığıyla, matbu bir metin hazırlamış ve C'ye imzalatmıştır. C'nin el yazısı ile yazdığı hiçbir unsur bulunmamakta ve eşinin rızası da alınmamıştır. Kiracı B'nin temerrüdü üzerine A, C'ye karşı doğrudan icra takibi başlatmıştır. Hukuki Analiz: Somut olayda A ile C arasında kurulan ilişki her ne kadar "Garanti Sözleşmesi" olarak isimlendirilmiş olsa da, TBK m. 603 amir hükmü gereği, gerçek kişi C tarafından verilen bu kişisel güvence, kefaletin şekil ve eşin rızası kurallarına tabidir [3]. Belgede C'nin el yazısıyla belirtilmiş azami sorumlu olacağı tutar (TBK m. 583) ve eşinin yazılı rızası (TBK m. 584) bulunmadığından, sözleşme kesin olarak hükümsüzdür (batıldır). A'nın C'den herhangi bir talepte bulunması hukuken mümkün değildir.
Olay 2 (Kişisel Güvencede Zamanaşımı ve Süre Sınırı): Gerçek kişi K, 2012 yılında L Bankası ile bir kredi borçlusu M lehine "Süresiz Bağımsız Garanti Sözleşmesi" imzalamıştır. Banka, kredi vadesinin 15 yıl olması sebebiyle teminatın da süresiz ve bağımsız olduğunu iddia etmektedir. 2024 yılında M borcunu ödeyememiş, L Bankası K'ya yönelmiştir. Hukuki Analiz: TBK m. 603, kefil olma ehliyetine ilişkin hükümleri diğer kişisel güvencelere de teşmil eder. TBK m. 598/III gereğince, gerçek kişiler tarafından verilen her türlü kefalet (ve kişisel güvence) kurulmasından itibaren en fazla 10 yıl süreyle geçerlidir [11, 12]. Güvence 2012'de verilmiş olup 2024'te 10 yıllık azami süre dolmuştur. Bu süre, TMK m. 23/II çerçevesinde kişiliği koruyucu, objektif ve emredici bir hak ehliyeti sınırlandırmasıdır [7, 13]. Dolayısıyla, K'nın sorumluluğu 2022 yılı itibarıyla kanun gereği kendiliğinden ortadan kalkmıştır. L Bankasının K'ya yönelik talebi reddedilecektir.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu m. 603 hükmü, kanun koyucunun aileyi ve gerçek kişiyi koruma refleksinin ticari hayatın pratikleri üzerinde yarattığı ağır etkinin en somut örneğidir. İsviçre Borçlar Kanunu'nda (OR) böylesine geniş kapsamlı ve tüm bağımsız kişisel teminatları kefalet potasında eriten genel bir norm bulunmamaktadır. İsviçre doktrin ve uygulamasında, her somut olayda teminatın niteliğine göre yorum yapılmaktadır.
Türk hukukunda bu denli rijit ve emredici bir "torba" hükmün konulması, kanuna karşı hileleri mutlak olarak bitirmeyi hedeflemiştir. Nitekim öğretide, teminat hukuku alanında garanti sözleşmesinin (asli borç) ile kefaletin (fer'i borç) dogmatik sınırlarını ihlal ettiği gerekçesiyle bu hüküm çok sert eleştirilmiştir. Bilhassa ticari hayatta hız ve güvenin esas olduğu kredi ve kambiyo işlemlerine doğrudan müdahale eden bu yaklaşım, bankacılık ve finans sektöründe ilk yıllarda büyük kilitlenmelere sebebiyet vermiş, nihayet kanun koyucu (TBK m. 584/3 ilavesi ile) ve Yargıtay (İçtihadı Birleştirme kararı ile) bazı kurumsal ve ticari teminatları bu çemberin dışına çıkartarak sistemi rehabilite etmek zorunda kalmıştır. Tüm eleştirilere rağmen, finansal okuryazarlığı düşük gerçek kişilerin ölçüsüz risk altına girmelerini önlemesi bakımından sosyolojik ve hukuki meşruiyeti oldukça yüksektir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.