1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) İkinci Kısım, On Beşinci Bölümü kefalet sözleşmesine ayrılmış olup, "Kefaletin Sona Ermesi" başlığı altındaki hükümlerden biri de TBK m. 602'dir [3]. Kanun koyucu, kefalet sözleşmelerinde kefili koruma amacı güden emredici nitelikteki yeni yaklaşımlarını bu bölüme hâkim kılmıştır [4, 5].
TBK m. 602 hükmü, "Çalışanlara süreli olmayan kefalette kefil, her üç yılda bir, ertesi yılın sonunda geçerli olmak üzere sözleşmeyi feshettiğini bildirebilir" şeklindeki düzenlemesiyle, kefalet hukukunda özel bir tür olan "çalışanlara kefalet" kurumunu ve bu ilişkiden doğan belirsiz süreli (süreli olmayan) kefalet sözleşmesinin sona erdirilme usulünü kurala bağlamıştır [3].
Çalışanlara kefalet, işçi ile işveren arasındaki hizmet (iş) sözleşmesinden kaynaklanabilecek zararların (örneğin zimmete para geçirme, işverene ait eşyaya zarar verme vb.) teminat altına alınması amacıyla üçüncü bir kişinin (kefilin) işverene (alacaklıya) karşı kişisel güvence vermesidir. Hizmet sözleşmeleri kural olarak sürekli borç ilişkisi doğuran sözleşmeler olduğundan, bu ilişkiye bağlı olarak kurulan kefalet sözleşmeleri de genellikle belirsiz sürelidir. Kefilin, öngörülemez bir süre boyunca bir başkasının (çalışanın) sadakat ve özen borcuna kefil olarak kelepçelenmesini önlemek maksadıyla, kanun koyucu TBK m. 602 hükmü ile kefile dönemsel bir "olağan fesih" (bozucu yenilik doğuran) hakkı bahşetmiştir. İsviçre Borçlar Kanunu'ndaki (OR Art. 512) karşılığına paralel olarak hazırlanan bu madde, kefilin ekonomik ve kişisel özgürlüğünü koruma [6] gayesinin somut bir tezahürüdür.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Çalışanlara Kefalet (Garantie pour les employés)
Çalışanlara kefalet, alacaklının (işverenin) yanında çalışan asıl borçlunun (işçinin), hizmet ilişkisinden doğan borçlarına (özellikle sadakat ve özen borcuna aykırılıklarından doğacak tazminat borçlarına) yönelik bir kefalet türüdür. Bu kefalet türünün en belirgin özelliği, doğacak borcun miktarının ve zamanının başlangıçta belirsiz olmasıdır. Kefil, burada asıl borçlunun dürüstlüğüne ve işini özenle yapacağına kefil olmaktadır. TBK m. 592/2 hükmü de, bu özel durum nedeniyle alacaklıya (işverene) çalışan üzerinde sıkı bir "gözetim yükümlülüğü" yüklemiştir [1].
2.2. Süreli Olmayan Kefalet
TBK m. 600'de düzenlenen süreli kefalette kefil, kararlaştırılan sürenin sonunda kendiliğinden borcundan kurtulurken [7]; süreli olmayan kefalette böyle bir doğal sona erme anı yoktur. Bu nedenle kefilin ömür boyu veya asıl borçlunun tüm çalışma hayatı boyunca bağlı kalmasını önlemek için kanun, belirli periyotlarla sözleşmeden çıkış imkânı tanımıştır.
2.3. Üç Yılda Bir Fesih Bildirimi ve "Ertesi Yılın Sonu" Kuralı
Madde lafzına göre fesih hakkı, ancak "her üç yılda bir" kullanılabilmektedir. Bu, kefalet sözleşmesinin kurulduğu tarihten itibaren üç yıllık periyotların dolmasıyla bu hakkın doğduğunu gösterir. Dahası, fesih bildirimi derhal sonuç doğurmaz; bildirimin yapıldığı "ertesi yılın sonunda" geçerli olur [3].
Buradaki yasama amacı, tarafların menfaat dengesini sağlamaktır: Kefile sözleşmeden çıkma hakkı verilirken, işverene (alacaklıya) de asıl borçludan (çalışandan) yeni bir teminat istemesi, yeni bir kefil bulması veya hizmet sözleşmesinin akıbetini (fesih vb.) değerlendirmesi için en az bir yıllık makul bir hazırlık süresi (transition period) tanınmıştır.
3. Sistematik İlişkiler
- TBK m. 592/2 (Alacaklının Özen ve Gözetim Yükümlülüğü): Çalışanlara kefalet kurumunun en önemli tamamlayıcısıdır. İşveren (alacaklı), çalışan üzerinde yükümlü olduğu gözetimi ihmal ederse ve borç bu ihmal yüzünden doğar veya artarsa, artan bu kısımdan kefil sorumlu tutulamaz [1]. Bu madde, TBK m. 602 uyarınca fesih bildiriminde bulunan kefilin, "ertesi yılın sonuna kadar" geçecek bekleme süresindeki risklerini dengeleyen çok hayati bir emredici hükümdür.
- TBK m. 598/3 (Kefalette Azami Süre): TBK m. 598/3 uyarınca gerçek kişiler tarafından verilen her türlü kefalet, 10 yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar [2]. Dolayısıyla çalışanlara kefalette kefil, m. 602'deki üç yıllık periyotlardaki fesih hakkını hiç kullanmasa dahi, gerçek kişi ise sözleşme en geç 10. yılın sonunda kendiliğinden (ex lege) sona erecektir [8].
- TBK m. 601 (Süreli Olmayan Kefalette Genel Kural): TBK m. 601, asıl borç muaccel olduğunda kefilin alacaklıyı takibe zorlamasına ilişkindir [7]. Ancak çalışanlara kefalette borcun ne zaman doğacağı ve muaccel olacağı belirsiz olduğundan, m. 601'in uygulanması pratik olarak zordur; bu sebeple m. 602 lex specialis (özel hüküm) olarak sevk edilmiştir.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Dairelerinin (özellikle 11., 13. ve 19. Hukuk Daireleri) kefalet hukukundaki yerleşik içtihatlarına göre, kefili koruyucu hükümler emredici (kamu düzeninden) kabul edilmektedir [9, 10].
Çalışanlara kefalet kapsamında Yargıtay, özellikle işverenin gözetim yükümlülüğünü (TBK m. 592/2) çok sıkı denetlemektedir. Yargıtay, işverenin denetim mekanizmalarındaki zafiyeti nedeniyle çalışanın aylar veya yıllar boyunca yolsuzluk yapmasına (örneğin zimmete para geçirmesine) göz yumulmuşsa, kefilin m. 602 kapsamında henüz fesih bildiriminde bulunmamış olsa dahi, "müterafık kusur" ve "özen yükümlülüğüne aykırılık" gerekçesiyle sorumluluktan tamamen veya kısmen kurtulacağına hükmetmektedir. M. 602 uyarınca yapılan fesih bildirimlerinde ise Yargıtay, bildirimin karşı tarafa ulaşma tarihini esas almakta ve "ertesi yılın sonu" ibaresini takvim yılı (31 Aralık) ya da sözleşme yılı (sözleşmenin kuruluş yıldönümü) olarak yorumlama konusunda, kural olarak sözleşme tarihini (kefalet yılını) mihenk taşı olarak kabul eden doktrin ağırlıklı yaklaşıma paralel kararlar tesis etmektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Fesih Bildiriminin Süresi ve Etkisi):
Olay: A Bankası (işveren), gişe memuru olarak işe aldığı B'den bir teminat talep etmiş; B'nin amcası K, 01.05.2023 tarihinde B'nin hizmet sözleşmesinden doğacak borçları için belirsiz süreli kefalet sözleşmesi imzalamıştır. Kefil K, riskleri azaltmak amacıyla 10.06.2026 tarihinde (3 yıl dolduktan sonra) noter aracılığıyla sözleşmeyi feshettiğini A Bankasına bildirmiştir. 15.08.2027 tarihinde B'nin kasadan yüklü miktarda para çaldığı tespit edilmiştir. A Bankası K'ya başvurabilir mi?
Hukuki analiz: TBK m. 602 uyarınca K'nın 10.06.2026 tarihindeki fesih bildirimi, "ertesi yılın sonunda" yani kefalet sözleşmesinin yıl dönümü olan 01.05.2028 tarihinde (veya takvim yılı esas alınırsa 31.12.2027 tarihinde) hukuki sonuçlarını doğuracaktır [3]. Hırsızlık olayı 15.08.2027'de gerçekleştiğinden, fesih bildiriminin etki anından (gecikme süresinden) önce meydana gelmiştir. Bu nedenle K'nın sorumluluğu prensip olarak devam etmektedir. Ancak K, TBK m. 592/2 kapsamında A Bankasının iç denetim ve gözetim kusurunu ileri sürerek borçtan kurtulma def'inde bulunabilir [1].
Olay 2 (Azami Süre ile Kesişim):
Olay: Bir kuyumcuda 2012 yılında işe başlayan ustanın dürüstlüğüne, arkadaşı X süresiz olarak kefil olmuştur. X hiçbir zaman TBK m. 602 uyarınca fesih bildiriminde bulunmamıştır. 2024 yılında usta, atölyedeki altınları alarak kaçmıştır. İşveren kuyumcu, X'e icra takibi başlatmıştır.
Hukuki analiz: X her ne kadar TBK m. 602 kapsamındaki üç yılda bir tanınan fesih hakkını kullanmamış olsa da, TBK m. 598/3 emredici hükmü gereği gerçek kişi kefaletleri kuruluşundan itibaren 10 yıl geçmekle kendiliğinden (ipso jure) sona erer [2]. Kefalet 2012'de kurulmuş, 10 yıllık süre 2022'de dolmuş ve kefalet ilişkisi son bulmuştur. 2024 yılındaki eylemden ötürü X sorumlu tutulamaz. Kuyumcunun başlattığı takibe karşı "kefaletin sona erdiği" itirazı [11] haklı bulunacaktır.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Kefil, üç yıllık sürenin dolduğunu ve fesih beyanını alacaklı işverene ulaştırdığını ispatla mükelleftir. Fesih beyanının ispat kolaylığı açısından noter kanalıyla (ihtarname şeklinde) yapılması şiddetle tavsiye edilir.
- Zamanaşımı / Süreler: Madde metnindeki "her üç yılda bir" ifadesi, kefaletin kuruluş tarihinden itibaren işleyen 3 yıllık periyotları ifade eder. "Ertesi yılın sonunda" ifadesi, bildirimin yapıldığı yılı takip eden sözleşme veya takvim yılının sonunu belirtir; bu süre içinde kefilin sorumluluğu eski şartlarla devam eder.
- Görevli/yetkili mahkeme: Kefalet, asıl borcun (hizmet sözleşmesinin) fer'isi niteliğinde olmakla birlikte, işveren ile kefil arasındaki rücu ve alacak davaları, İş Mahkemelerinin mutlak görev alanına girmez (kefil işçi olmadığı için). Dava kural olarak Asliye Hukuk Mahkemelerinde (işveren tacir ve işlem ticari işletmesiyle ilgiliyse Asliye Ticaret Mahkemelerinde) görülür.
- Yaygın uygulama hataları: Kefillerin, fesih bildirimini gönderdikleri an itibarıyla (derhal) borçtan kurtulduklarını zannetmeleri en yaygın hatadır. Bildirimden sonra "ertesi yılın sonuna kadar" devam eden risk dönemi (risk exposure period) sıklıkla göz ardı edilmektedir.
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde TBK m. 602 (ve paralelindeki İsviçre Borçlar Kanunu OR Art. 512) düzenlemesinin, kefili koruma amacı taşımasına rağmen "ertesi yılın sonuna kadar" bekletme kuralı nedeniyle kefili ciddi bir risk altında tutmaya devam ettiği eleştirilmektedir. Üç yıl bekleyen kefilin, çalışanın güvenilirliğini yitirdiğini veya şirketin mali yapısının bozulduğunu sezerek sözleşmeden dönmek istemesi halinde, fiilen asgari bir yıl daha (bazen neredeyse iki yıla yakın) o çalışanın eylemlerinden sorumlu tutulması hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurabilmektedir.
Bazı yazarlar (örn. Tandoğan, Reisoğlu geleneği), bu uzun bekleme süresinin, kefile TBK m. 595 (Güvence verilmesini ve borçtan kurtarılmasını isteme hakkı) ve TBK m. 599 (Kefaletten dönme) gibi kurumlarla entegre bir koruma zırhı sağlanarak telafi edilmesi gerektiğini belirtir [12, 13]. Türk ve İsviçre öğretisinde de, işverenin gözetim yükümlülüğünü düzenleyen TBK m. 592 hükmünün [1] mahkemelerce, fesih ihbarı yapmış ve çıkış süresini bekleyen kefiller lehine daha geniş (daraltıcı olmayan) bir biçimde yorumlanması gerektiği vurgulanmaktadır. De lege ferenda (olması gereken hukuk) bakımından, fesih bildirimi üzerine işverenin yeni teminat bulması için öngörülen makul sürenin "ertesi yılın sonu" gibi muğlak ve çok uzun bir tarih yerine, "bildirimden itibaren üç veya altı ay" şeklinde net ve makul bir süre ile sınırlandırılması daha adil bir normatif tercih olacaktır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur. Yorum, paylaşılan spesifik kaynak metinleri temel alınarak, kaynaklarda yetersiz kalınan noktalarda genel borçlar ve kefalet hukuku doktrini ışığında sentezlenmiştir.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) İkinci Kısım, On Beşinci Bölümü kefalet sözleşmesine ayrılmış olup, "Kefaletin Sona Ermesi" başlığı altındaki hükümlerden biri de TBK m. 602'dir [3]. Kanun koyucu, kefalet sözleşmelerinde kefili koruma amacı güden emredici nitelikteki yeni yaklaşımlarını bu bölüme hâkim kılmıştır [4, 5].
TBK m. 602 hükmü, "Çalışanlara süreli olmayan kefalette kefil, her üç yılda bir, ertesi yılın sonunda geçerli olmak üzere sözleşmeyi feshettiğini bildirebilir" şeklindeki düzenlemesiyle, kefalet hukukunda özel bir tür olan "çalışanlara kefalet" kurumunu ve bu ilişkiden doğan belirsiz süreli (süreli olmayan) kefalet sözleşmesinin sona erdirilme usulünü kurala bağlamıştır [3].
Çalışanlara kefalet, işçi ile işveren arasındaki hizmet (iş) sözleşmesinden kaynaklanabilecek zararların (örneğin zimmete para geçirme, işverene ait eşyaya zarar verme vb.) teminat altına alınması amacıyla üçüncü bir kişinin (kefilin) işverene (alacaklıya) karşı kişisel güvence vermesidir. Hizmet sözleşmeleri kural olarak sürekli borç ilişkisi doğuran sözleşmeler olduğundan, bu ilişkiye bağlı olarak kurulan kefalet sözleşmeleri de genellikle belirsiz sürelidir. Kefilin, öngörülemez bir süre boyunca bir başkasının (çalışanın) sadakat ve özen borcuna kefil olarak kelepçelenmesini önlemek maksadıyla, kanun koyucu TBK m. 602 hükmü ile kefile dönemsel bir "olağan fesih" (bozucu yenilik doğuran) hakkı bahşetmiştir. İsviçre Borçlar Kanunu'ndaki (OR Art. 512) karşılığına paralel olarak hazırlanan bu madde, kefilin ekonomik ve kişisel özgürlüğünü koruma [6] gayesinin somut bir tezahürüdür.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Çalışanlara Kefalet (Garantie pour les employés)
Çalışanlara kefalet, alacaklının (işverenin) yanında çalışan asıl borçlunun (işçinin), hizmet ilişkisinden doğan borçlarına (özellikle sadakat ve özen borcuna aykırılıklarından doğacak tazminat borçlarına) yönelik bir kefalet türüdür. Bu kefalet türünün en belirgin özelliği, doğacak borcun miktarının ve zamanının başlangıçta belirsiz olmasıdır. Kefil, burada asıl borçlunun dürüstlüğüne ve işini özenle yapacağına kefil olmaktadır. TBK m. 592/2 hükmü de, bu özel durum nedeniyle alacaklıya (işverene) çalışan üzerinde sıkı bir "gözetim yükümlülüğü" yüklemiştir [1].
2.2. Süreli Olmayan Kefalet
TBK m. 600'de düzenlenen süreli kefalette kefil, kararlaştırılan sürenin sonunda kendiliğinden borcundan kurtulurken [7]; süreli olmayan kefalette böyle bir doğal sona erme anı yoktur. Bu nedenle kefilin ömür boyu veya asıl borçlunun tüm çalışma hayatı boyunca bağlı kalmasını önlemek için kanun, belirli periyotlarla sözleşmeden çıkış imkânı tanımıştır.
2.3. Üç Yılda Bir Fesih Bildirimi ve "Ertesi Yılın Sonu" Kuralı
Madde lafzına göre fesih hakkı, ancak "her üç yılda bir" kullanılabilmektedir. Bu, kefalet sözleşmesinin kurulduğu tarihten itibaren üç yıllık periyotların dolmasıyla bu hakkın doğduğunu gösterir. Dahası, fesih bildirimi derhal sonuç doğurmaz; bildirimin yapıldığı "ertesi yılın sonunda" geçerli olur [3]. Buradaki yasama amacı, tarafların menfaat dengesini sağlamaktır: Kefile sözleşmeden çıkma hakkı verilirken, işverene (alacaklıya) de asıl borçludan (çalışandan) yeni bir teminat istemesi, yeni bir kefil bulması veya hizmet sözleşmesinin akıbetini (fesih vb.) değerlendirmesi için en az bir yıllık makul bir hazırlık süresi (transition period) tanınmıştır.
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Dairelerinin (özellikle 11., 13. ve 19. Hukuk Daireleri) kefalet hukukundaki yerleşik içtihatlarına göre, kefili koruyucu hükümler emredici (kamu düzeninden) kabul edilmektedir [9, 10].
Çalışanlara kefalet kapsamında Yargıtay, özellikle işverenin gözetim yükümlülüğünü (TBK m. 592/2) çok sıkı denetlemektedir. Yargıtay, işverenin denetim mekanizmalarındaki zafiyeti nedeniyle çalışanın aylar veya yıllar boyunca yolsuzluk yapmasına (örneğin zimmete para geçirmesine) göz yumulmuşsa, kefilin m. 602 kapsamında henüz fesih bildiriminde bulunmamış olsa dahi, "müterafık kusur" ve "özen yükümlülüğüne aykırılık" gerekçesiyle sorumluluktan tamamen veya kısmen kurtulacağına hükmetmektedir. M. 602 uyarınca yapılan fesih bildirimlerinde ise Yargıtay, bildirimin karşı tarafa ulaşma tarihini esas almakta ve "ertesi yılın sonu" ibaresini takvim yılı (31 Aralık) ya da sözleşme yılı (sözleşmenin kuruluş yıldönümü) olarak yorumlama konusunda, kural olarak sözleşme tarihini (kefalet yılını) mihenk taşı olarak kabul eden doktrin ağırlıklı yaklaşıma paralel kararlar tesis etmektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Fesih Bildiriminin Süresi ve Etkisi): Olay: A Bankası (işveren), gişe memuru olarak işe aldığı B'den bir teminat talep etmiş; B'nin amcası K, 01.05.2023 tarihinde B'nin hizmet sözleşmesinden doğacak borçları için belirsiz süreli kefalet sözleşmesi imzalamıştır. Kefil K, riskleri azaltmak amacıyla 10.06.2026 tarihinde (3 yıl dolduktan sonra) noter aracılığıyla sözleşmeyi feshettiğini A Bankasına bildirmiştir. 15.08.2027 tarihinde B'nin kasadan yüklü miktarda para çaldığı tespit edilmiştir. A Bankası K'ya başvurabilir mi? Hukuki analiz: TBK m. 602 uyarınca K'nın 10.06.2026 tarihindeki fesih bildirimi, "ertesi yılın sonunda" yani kefalet sözleşmesinin yıl dönümü olan 01.05.2028 tarihinde (veya takvim yılı esas alınırsa 31.12.2027 tarihinde) hukuki sonuçlarını doğuracaktır [3]. Hırsızlık olayı 15.08.2027'de gerçekleştiğinden, fesih bildiriminin etki anından (gecikme süresinden) önce meydana gelmiştir. Bu nedenle K'nın sorumluluğu prensip olarak devam etmektedir. Ancak K, TBK m. 592/2 kapsamında A Bankasının iç denetim ve gözetim kusurunu ileri sürerek borçtan kurtulma def'inde bulunabilir [1].
Olay 2 (Azami Süre ile Kesişim): Olay: Bir kuyumcuda 2012 yılında işe başlayan ustanın dürüstlüğüne, arkadaşı X süresiz olarak kefil olmuştur. X hiçbir zaman TBK m. 602 uyarınca fesih bildiriminde bulunmamıştır. 2024 yılında usta, atölyedeki altınları alarak kaçmıştır. İşveren kuyumcu, X'e icra takibi başlatmıştır. Hukuki analiz: X her ne kadar TBK m. 602 kapsamındaki üç yılda bir tanınan fesih hakkını kullanmamış olsa da, TBK m. 598/3 emredici hükmü gereği gerçek kişi kefaletleri kuruluşundan itibaren 10 yıl geçmekle kendiliğinden (ipso jure) sona erer [2]. Kefalet 2012'de kurulmuş, 10 yıllık süre 2022'de dolmuş ve kefalet ilişkisi son bulmuştur. 2024 yılındaki eylemden ötürü X sorumlu tutulamaz. Kuyumcunun başlattığı takibe karşı "kefaletin sona erdiği" itirazı [11] haklı bulunacaktır.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde TBK m. 602 (ve paralelindeki İsviçre Borçlar Kanunu OR Art. 512) düzenlemesinin, kefili koruma amacı taşımasına rağmen "ertesi yılın sonuna kadar" bekletme kuralı nedeniyle kefili ciddi bir risk altında tutmaya devam ettiği eleştirilmektedir. Üç yıl bekleyen kefilin, çalışanın güvenilirliğini yitirdiğini veya şirketin mali yapısının bozulduğunu sezerek sözleşmeden dönmek istemesi halinde, fiilen asgari bir yıl daha (bazen neredeyse iki yıla yakın) o çalışanın eylemlerinden sorumlu tutulması hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurabilmektedir.
Bazı yazarlar (örn. Tandoğan, Reisoğlu geleneği), bu uzun bekleme süresinin, kefile TBK m. 595 (Güvence verilmesini ve borçtan kurtarılmasını isteme hakkı) ve TBK m. 599 (Kefaletten dönme) gibi kurumlarla entegre bir koruma zırhı sağlanarak telafi edilmesi gerektiğini belirtir [12, 13]. Türk ve İsviçre öğretisinde de, işverenin gözetim yükümlülüğünü düzenleyen TBK m. 592 hükmünün [1] mahkemelerce, fesih ihbarı yapmış ve çıkış süresini bekleyen kefiller lehine daha geniş (daraltıcı olmayan) bir biçimde yorumlanması gerektiği vurgulanmaktadır. De lege ferenda (olması gereken hukuk) bakımından, fesih bildirimi üzerine işverenin yeni teminat bulması için öngörülen makul sürenin "ertesi yılın sonu" gibi muğlak ve çok uzun bir tarih yerine, "bildirimden itibaren üç veya altı ay" şeklinde net ve makul bir süre ile sınırlandırılması daha adil bir normatif tercih olacaktır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur. Yorum, paylaşılan spesifik kaynak metinleri temel alınarak, kaynaklarda yetersiz kalınan noktalarda genel borçlar ve kefalet hukuku doktrini ışığında sentezlenmiştir.