RESMİ METİN

III. Süreli kefalette


Madde 600 - Süreli kefalette kefil, sürenin sonunda borcundan kurtulur.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) On Beşinci Bölümünde yer alan Kefalet Sözleşmesi kurumu içerisinde, kefaletin sona erme hâllerinden biri olan "Süreli kefalet" TBK m. 600 hükmünde düzenlenmiştir. Madde metni, "Süreli kefalette kefil, sürenin sonunda borcundan kurtulur." şeklindeki yalın ve kesin bir kuralı ihtiva etmektedir [1].

Bu hükmün mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’ndaki (eBK) karşılığı olan m. 493 hükmü, alacaklıya, kefalet süresinin tamamlanmasını izleyen bir aylık ek bir süre (hak düşürücü süre) tanımaktaydı [2, 3]. Eski kanun döneminde alacaklı, kefalet süresinin bitiminden itibaren bir ay içinde icra veya mahkeme yoluna başvurarak hakkını aradığı takdirde kefilin sorumluluğu devam etmekteydi [2]. Ancak 6098 sayılı TBK m. 600 ile bu bir aylık ek süre (grace period) hukukumuzdan tamamen kaldırılmıştır [4].

TBK m. 600’ün gerekçesinde kanun koyucu bu değişikliği, kefalet sözleşmesinin tek tarafa borç yükleyen bir sözleşme olması ve karşıt iki menfaatten kefilinkinin korunmasının yeğlenmesi ilkesine dayandırmıştır [5, 6]. Kanun koyucu, sürenin geçmesini tıpkı diğer sözleşmelerde olduğu gibi mutlak bir sona erme sebebi olarak kabul etmiş, alacaklının kefile başvurma imkânını zaman yönünden kesin bir sınırla kesmiştir [7, 8]. Dolayısıyla, yeni dönemde alacaklının kefile başvurabilmesi için asıl borcun muaccel olması ve başvurunun mutlaka kararlaştırılan kefalet süresi içinde yapılması zorunlu kılınmıştır [9].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Süreli Kefalet Kavramı ve Süre Anlaşması

Süre anlaşması, alacaklı ile kefilin belirli bir sürenin bitiminde kefalet ilişkisinin sona ereceği konusunda mutabık kalmalarını ifade eder [10]. Süreli kefalet, hem adi hem de müteselsil kefalet türlerinde söz konusu olabilir [10]. Bu süre, somut bir takvim tarihi (örneğin "18 Eylül 2016") olabileceği gibi, sözleşmenin kuruluş tarihinden itibaren belirli bir zaman dilimi (örneğin "3 yıl") olarak da kararlaştırılabilir [10]. Sözleşmede açık bir ifade bulunmadığı durumlarda, sözleşmenin bütünü ve yorum kuralları çerçevesinde kefaletin süreli olduğu sonucuna varılabilir [11].

2.2. Sürenin Hukuki Niteliği: Hak Düşürücü Süre mi, Süreye Bağlı Hak mı?

Doktrinde, süreli kefalette kararlaştırılan sürenin hukuki niteliği tartışmalıdır. Birinci görüş, bu sürenin doğrudan bir "hak düşürücü süre" olduğunu savunurken [12]; ikinci ve daha isabetli kabul edilen görüş, alacaklının kefile başvuru hakkını "süreye bağlı hak" olarak nitelendirmektedir [13]. Kefaletteki süreye bağlı hak, alacaklının süre içinde dava açma veya icra takibine başlama şeklinde ifayı talep etmesi görünümündedir [14, 15]. Bu süre bir zamanaşımı süresi olmadığından, zamanaşımını durduran veya kesen sebepler kefalet süresi bakımından uygulanmaz (süre durmaz ve kesilmez) [15]. Alacaklı, kararlaştırılan süre zarfında takibe geçme külfetini yerine getirmezse, kefil borçtan kurtulur ve bu husus itiraz niteliğinde olduğundan hâkim tarafından re'sen dikkate alınır [16].

2.3. Takip Külfetinin İçeriği ve Yöneltileceği Kişi (Tartışmalı Husus)

TBK m. 600 kapsamında alacaklının hakkını koruyabilmesi için kime başvurması gerektiği doktrinde en çok tartışılan konulardan biridir. Hüküm, yalnızca sürenin bitiminde kefilin borcundan kurtulacağını ifade etmekle yetinmektedir [17]. Mülga eBK m. 493 döneminde, asıl borçluya veya rehin verene karşı süresi içinde takibe geçilmesi, kefile başvuru hakkını korumak için yeterli kabul edilmekteydi [18, 19].

Yeni kanun döneminde bazı yazarlar, 1 aylık ek sürenin kaldırılmasından hareketle, alacaklının süre içinde münhasıran (doğrudan) kefile karşı takibe geçmesi gerektiğini, aksi hâlde kefilin borcundan kurtulacağını ileri sürmektedir [19]. Buna karşılık diğer bir akademik görüş, asıl borçluya karşı takibe başlanmasıyla kefile karşı da zamanaşımının kesileceğini öngören TBK m. 155/2 hükmünü kıyasen dikkate alarak; asıl borçluya veya rehin verene karşı süresi içinde dava veya icra takibine başlanmasının, kefile başvuru hakkını korumak için yeterli sayılması gerektiğini güçlü argümanlarla savunmaktadır [20-23]. Zira aksi yönde bir kabul, kefaletin teminat fonksiyonunu ciddi oranda zedeleyecektir [24, 25].

3. Sistematik İlişkiler

  • TBK m. 598/3 (Gerçek Kişilerin Kefaletinde Azami Süre): TBK m. 598/3 hükmü, gerçek kişiler tarafından verilen her türlü kefaletin 10 yılın geçmesiyle kendiliğinden sona ereceğini emredici olarak düzenlemiştir [26]. Dolayısıyla taraflar, TBK m. 600 kapsamında örneğin "15 yıllık" bir süreli kefalet sözleşmesi akdetmiş olsalar dahi, gerçek kişi kefil yönünden sözleşme 10. yılın sonunda kendiliğinden sona erecek ve TBK m. 600 uyarınca kefil borcundan kurtulacaktır [27].
  • TBK m. 601 (Süresiz Kefalette Takibe Ara Verilmemesi): TBK m. 601, süresiz kefalette asıl borçluya karşı başlatılan takibe ara verilmeden devam edilmesini öngörür. Doktrinde, dürüstlük kuralı (TMK m. 2) ve kıyas yoluyla, TBK m. 600'deki süreli kefalet sözleşmelerinde de alacaklının süre içinde başlattığı takibe haklı bir sebep olmaksızın ve uzun süreli olarak ara vermemesi gerektiği, takibe ara verilmesi veya savsaklanması hâlinde kefilin sorumluluktan kurtulacağı kabul edilmektedir [28-30].
  • TBK m. 155/2 (Zamanaşımının Kesilmesinin Sirayeti): Asıl borçluya karşı zamanaşımının kesilmesi, kefile karşı da kesilmiş sonuçlarını doğurur. Alacaklının asıl borçluya süresi içinde başvurmasının kefile etkisini TBK m. 600 çerçevesinde yorumlarken bu madde sistemsel bir referans noktasıdır [20, 21].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay, kefalet sözleşmelerinde sürenin niteliği ve sona ermesi hususunda istikrarlı bir içtihat geliştirmiştir. Yargıtay kararlarına göre, kefalet sözleşmesinde belirlenen süre bir hak düşürücü süredir ve itiraz olarak mahkemece re'sen gözetilmelidir [16, 31].

Ayrıca Yargıtay (örneğin 6. HD. ve 11. HD. içtihatları), kira sözleşmelerine verilen kefaletlerde sürenin önemini vurgulamaktadır. Kira sözleşmesinin başlangıç ve bitiş tarihi belli olduğunda, kefalet sözleşmesinin süresi açıkça uzatılmamışsa, kefilin sorumluluğu yalnızca kararlaştırılan "ilk kira dönemi (süresi)" ile sınırlıdır [32, 33]. Yargıtay, asıl sözleşmedeki sürenin kefalete sirayet edebileceğini, uzayan dönemlerde (örneğin TBK m. 347 kapsamında) kefilin sorumluluğunun devam edebilmesi için, kefilin sorumluluk miktarının ve uzayan sürenin kendi el yazısıyla (şekil şartlarına uygun olarak) açıkça ve ayrıca belirtilmiş olmasını şart koşmaktadır [34-36]. Şayet kefil süreli bir taahhüt vermişse, bu süre sonunda TBK m. 600 gereği kendiliğinden borçtan kurtulur [37].

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Kurmaca Senaryo): Ticari bir kredi sözleşmesinde (B) asıl borçludur. (K), bu borca 15.01.2018 tarihinde müteselsil kefil olmuş ve sözleşmeye kendi el yazısı ile "kefaletimin süresi 3 yıl ile sınırlıdır" kaydını düşmüştür. Asıl borçlu (B), 10.01.2021 tarihinde temerrüde düşmüştür. Alacaklı banka, 15.01.2021 tarihinde kefalet süresi bittikten sonra, 20.02.2021 tarihinde (K) aleyhine ilamsız icra takibi başlatmıştır. Hukuki Analiz: Somut olayda taraflar arasında 3 yıl süreli bir kefalet sözleşmesi mevcuttur. Mülga 818 sayılı BK m. 493 dönemi olsaydı, alacaklının sürenin bitiminden (15.01.2021) itibaren 1 aylık ek süresi bulunacağından başlattığı takip haklı görülecekti [2]. Ancak olayda uygulanacak olan 6098 sayılı TBK m. 600 uyarınca bu bir aylık ek süre kaldırılmıştır [4]. Alacaklı banka, 15.01.2021 tarihine kadar hukuki süreci (icra takibi veya dava) başlatmadığı için, süreye bağlı hak düşmüş ve (K), TBK m. 600 uyarınca kefalet borcundan tamamen kurtulmuştur [9]. Bankanın icra takibi iptal edilmelidir.

Olay 2 (Kurmaca Senaryo): (A), maliki olduğu işyerini (T)'ye 2 yıl süreliğine kiralamıştır. (K), bu kira sözleşmesine müteselsil kefil olmuş ve "2 yıl boyunca, 50.000 TL azami bedele kadar müteselsil kefilim" ibaresini el yazısı ile yazmıştır. 18. ayda (T) kira bedellerini ödememeye başlamış, (A) derhal (T) aleyhine tahliye talepli icra takibi başlatmış ve haciz işlemlerini aralıksız sürdürmüştür. 2 yıllık süre bitiminden iki ay sonra, (A) bu kez (T)'den tahsil edemediği alacaklar için kefil (K)'ye başvurmuştur. (K), "Süre doldu, beni TBK m. 600'e göre süre içinde takip etmedin, borçtan kurtuldum" itirazında bulunmuştur. Hukuki Analiz: Doktrindeki isabetli ve hâkim görüşe (ve TBK m. 155/2 kıyasına) göre, alacaklı (A)'nın süresi içinde asıl borçlu (T)'ye karşı takibe başlaması ve bunu aralıksız şekilde sürdürmesi (takibe ara vermemesi), kefile başvuru hakkını korumak için yeterlidir [22, 23]. (A)'nın asıl borçluya başvurusu, zamanaşımı ve süre kesici etki yaratacağından, (K)'nin TBK m. 600'e dayanan borçtan kurtulma itirazı dinlenmemeli, (A)'nın talebi kabul edilmelidir.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat Yükü: Kefaletin süreli bir sözleşme olduğunu iddia eden kefil, sürenin tayin edildiği şekil şartlarına uygun yazılı metni veya sözleşme yorumu kapsamındaki olguları ispat etmekle yükümlüdür.
  • Zamanaşımı / Süreler: TBK m. 600'deki "süre", bir zamanaşımı süresi değil, maddi hukuka ilişkin itiraz niteliğinde bir süreye bağlı hak/hak düşürücü süredir [12, 13]. Hâkim tarafından mahkemede taraflarca ileri sürülmese dahi dosya kapsamından re'sen dikkate alınır [16]. Süre hiçbir sebeple durmaz veya kesilmez [15].
  • Görevli/Yetkili Mahkeme: Alacaklı ile asıl borçlu arasındaki temel ilişkinin niteliğine göre mahkeme belirlenir. İşlemin her iki taraf için ticari iş sayılması durumunda görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir; aksi halde Tüketici veya Asliye Hukuk Mahkemeleri görevli olabilir.
  • Yaygın Uygulama Hataları: Alacaklıların veya bankaların, mülga kanundaki bir aylık grace period'a (ek süreye) güvenerek kefile başvuruyu geciktirmesi sıklıkla yapılan usulü bir hatadır. Bir diğer hata ise, uzayan kira sözleşmelerinde, kefilin asıl sözleşmede belirttiği sürenin kendiliğinden (yazılı ek onay olmaksızın) uzayacağının zannedilmesidir.

7. Eleştirel Değerlendirme

TBK m. 600 hükmü, kefili koruma amacı açısından modern sözleşmeler hukukunun irade serbestisini koruyucu ilkeleri ile tutarlılık arz etse de, mülga kanunda yer alan bir aylık başvuru süresinin (eBK m. 493) hiçbir alternatif korunma mekanizması yaratılmadan kaldırılması, alacaklılar açısından hukuki belirsizlikler ve adil olmayan sonuçlar doğurma potansiyeli taşımaktadır [6, 7]. Zira asıl borcun tam kefalet süresinin son günlerinde muaccel olması veya temerrüdün sürenin bittiği gün gerçekleşmesi durumunda, alacaklının saniyeler/saatler içerisinde dava veya takip açmasını beklemek fiilen imkânsızdır [38].

Bunun yanında hükmün lafzı, süre içinde dava veya takibin kime yöneltilmesi gerektiği hususunda tamamen suskundur. İsviçre Hukukunda öğretide sürenin sadece alacaklının pasifliğini cezalandırdığı vurgulanırken, Türk hukukunda sırf kefile doğrudan başvurulmadı diye, asıl borçluyu sıkı şekilde takip eden bir alacaklının hakkının düşüp düşmeyeceği yönünde derin bir doktriner yarılma mevcuttur [17, 19, 20]. Kanun koyucunun, TBK m. 155/2 hükmündeki "borçluya karşı kesilen zamanaşımının kefile de sirayet edeceği" kuralı ile TBK m. 600'ü uyumlu hâle getirecek ve "süresi içinde asıl borçluya veya kefile karşı başvurulması" şeklinde bir lafzi açıklığa kavuşturacak reform yapması, hukuki güvenlik ilkesi açısından bir zarurettir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.