1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Makro Bakış: Özel hukukta zamanaşımı, bir hakkın kazanılmasında ya da
kaybedilmesinde kanunun kabul ettiği sürenin tükenmiş olmasıdır. Hukuk
sistemi, alacaklının hakkını sonsuza dek dava tehdidi altında tutmasına müsaade
etmez. Zamanaşımına uğrayan alacak, varlığını (özünü) korumaya devam etse de,
dava edilebilme ve cebri icra yoluyla tahsil edilebilme niteliğinden yoksun
kalır. Ancak kanun koyucu, zamanaşımı süresinin işlemesini mutlak ve kör
bir mekanizma olarak tasarlamamıştır. Roma hukukundan günümüze intikal eden
"Agere non valenti non currit praescriptio" (Dava açma imkânı olmayana karşı
zamanaşımı işlemez) ilkesi gereği, alacaklının dava açmasının hukuken, fiilen
veya ahlaken (aile bağları sebebiyle) imkânsız ya da son derece sakıncalı
olduğu durumlarda zamanaşımı süresinin işlememesi gerektiği kabul edilmiştir.
İşte yürürlükteki TBK m. 153 (mülga BK m. 132 / mehaz OR Art. 134)
zamanaşımının işlemesini engelleyen bu istisnai durumları Zamanaşımının
Durması (Suspension of Statute of Limitations / Hinderung und Stillstand der
Verjährung) başlığı altında numerus clausus (sınırlı sayı) ilkesiyle sayan
temel normdur. İlgili madde, velayet, vesayet, evlilik, hizmet ilişkisi ve
mahkemeye başvuru imkânsızlığı gibi belirli durumlarda; zamanaşımı süresinin
hiç başlamayacağını, eğer başlamışsa bu engelleyici durum ortadan kalkıncaya
kadar duracağını (pause) amirdir.
Sistematik açıdan TBK m. 153, alacaklının hakkını aramasını zorlaştıran
sosyolojik ve hukuki engelleri, borçlunun zamanaşımı def'i ileri sürme
hakkından üstün tutan bir koruma kalkanıdır. Kanun koyucu bu maddeyle; aile içi
huzurun korunmasını, bağımlılık ilişkilerindeki zayıf tarafın ezilmemesini ve
hukuki mücbir sebeplerin mağduriyet yaratmamasını amaçlayarak denkleştirici
adaleti sağlamıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Mikro Analiz: TBK m. 153 hükmünün teorik altyapısını bütünüyle
kavrayabilmek için, maddedeki kurucu unsurların ve fıkralardaki özel durumların
mikroskobik düzeyde analiz edilmesi zorunludur:
A. Zamanaşımının Durması Kavramı:
Zamanaşımının durması, sürenin işlemesine engel olan kanuni bir sebebin varlığı
hâlinde, bu sebep ortadan kalkıncaya kadar sürenin duraklamasıdır. Bu kurum,
TBK m. 154'te düzenlenen Zamanaşımının Kesilmesi (Interruption /
Unterbrechung) müessesesinden dogmatik olarak tamamen farklıdır. Kesilmede
(örneğin dava açılması veya borcun ikrar edilmesi hâlinde) o ana kadar işlemiş
olan süre tamamen silinir (sıfırlanır) ve kesilme anından itibaren yepyeni bir
tam süre baştan işlemeye başlar. Oysa Durma (TBK m. 153) hâlinde süre
sıfırlanmaz; engelleyici sebep doğduğu an kronometre durdurulur, sebep ortadan
kalktığında ise süre kaldığı yerden işlemeye devam eder. Eğer engelleyici
sebep alacak doğduğu anda mevcutsa, zamanaşımı hiç işlemeye başlamaz.
B. Velayet Süresince Çocukların Ana ve Babalarından Alacakları (TBK m.
153/1):
Kanun koyucu, velayet ilişkisi devam ettiği sürece çocuğun anne veya babasına
karşı dava açmasının aile içi barışı ve otoriteyi zedeleyeceğini öngörmüştür.
Çocuk, anne ve babasından bir haksız fiil, sözleşme veya sebepsiz zenginleşme
nedeniyle alacaklı olabilir. Çocuğun velayet altında bulunduğu (genellikle
ergin olmadığı) süre zarfında zamanaşımı işlemez. Çocuk 18 yaşını doldurup
ergin olduğunda veya velayet mahkeme kararıyla kaldırıldığında durma sebebi
ortadan kalkar ve süre işlemeye başlar.
C. Vesayet Süresince Vesayet Altındakilerin Vasilerinden veya Vesayet
Makamlarından Alacakları (TBK m. 153/2):
Vesayet kurumu, kısıtlıların veya küçüklerin korunması amacını taşır. Vasi,
vesayet altındaki kişinin (vesayetlinin) malvarlığını yönetirken ona zarar
verebilir (örneğin mallarını zimmetine geçirebilir). Vesayet altındaki kişinin,
kendi yasal temsilcisi konumundaki vasiye karşı dava açması fiilen mümkün
değildir. Bu nedenle vesayet devam ettiği müddetçe, vesayetlinin vasiye veya
vesayet makamlarına (sulh veya asliye hukuk hâkimlerine) karşı olan
alacaklarında zamanaşımı durur. Vesayet kararı kalktığında veya vasi
değiştirildiğinde süre işlemeye devam eder.
D. Evlilik Devam Ettiği Sürece Eşlerin Birbirinden Alacakları (TBK m.
153/3):
Maddenin en sık karşılaşılan ve en kritik fıkrasıdır. Karı-koca arasındaki
uyuşmazlıklarda tarafları dava açmaya zorlamak, TMK'da güvence altına alınan
evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına ve ailenin yıkılmasına yol açar. Bu
dogmatik gerekçeyle; evlilik (resmi nikâh) akdedildiği andan itibaren eşlerin
birbirinden olan her türlü alacağı (boşanma tazminatları, mal rejimi
alacakları, evlilik öncesi verilmiş borçlar veya evlilik içi haksız fiiller)
için zamanaşımı durur. Eşler fiilen ayrı yaşıyor olsalar dahi (ayrılık) resmi
nikâh sürdükçe durma devam eder. Durma ancak evliliğin mutlak butlan, iptal,
ölüm veya kesinleşmiş bir Boşanma Kararı ile hukuken sona ermesi anında
biter.
E. Hizmet İlişkisi Süresince Ev Hizmetlilerinin İşverenlerinden Alacakları
(TBK m. 153/4):
Hizmet ilişkisi (iş sözleşmesi) işçi ile işveren arasında ekonomik ve hukuki
bir bağımlılık (Subordination) yaratır. Eski kanun metni ve İsviçre OR Art.
134, bu durmayı "işçilerin" geneli için değil, sadece "işvereniyle aynı evde
yaşayan ev hizmetlileri (Hausangestellte)" için öngörmüştür. Yeni TBK m. 153/4
de "Hizmet ilişkisi süresince, ev hizmetlilerinin onları çalıştıranlardan olan
alacakları için" diyerek bu dar kapsamı korumuştur. İşçinin, aynı çatıyı
paylaştığı ve ekmeğini yediği işverenine karşı dava açması durumunda kapı
dışarı edileceği aşikârdır. Bu fiili imkânsızlık sebebiyle ev hizmetlileri için
zamanaşımı durur. Ancak fabrikada çalışan normal bir işçi için TBK m. 153
işlemez, normal işçi alacaklarında zamanaşımı genel kurallara göre akar.
F. İntifa Hakkı Süresince İntifa Hakkı Sahibi ile Malik Arasındaki Alacaklar
(TBK m. 153/5):
İntifa (yararlanma) hakkı sahibi, başkasına ait bir malı kullanma ve
semerelerinden yararlanma hakkına sahiptir. Bu süreçte eşyanın olağan bakım
masrafları veya hor kullanımdan doğan zararlar gibi sebeplerle intifa hakkı
sahibi ile çıplak mülkiyet sahibi (malik) arasında alacak hakları doğabilir.
Kanun koyucu, bu hakkın kullanımı süresince aradaki sürekli borç ilişkisinin
zedelenmemesi adına zamanaşımını durdurmuştur.
G. Alacağı Türk Mahkemelerinde İleri Sürme İmkânının Bulunmaması (TBK m.
153/6):
Bu bent, hukuki veya fiili mücbir sebeplerin objektif yansımasıdır. Savaş, ağır
salgın hastalık, adli tatil veya borçlunun yargı bağışıklığına (diplomatik
dokunulmazlığa) sahip olması gibi nedenlerle alacaklının Türk mahkemelerine
başvurması objektif olarak imkânsızsa, bu engelin sürdüğü günlerde zamanaşımı
işlemez. Burada aranan imkânsızlık sübjektif (alacaklının hastalanması veya
tatile gitmesi) değil, herkes için geçerli objektif bir yargı yolunun kapalı
olması durumudur.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 153'te düzenlenen zamanaşımının durması kurumu, borçlar hukuku ve usul
hukukunun diğer temel mekanizmalarıyla derin bir dogmatik etkileşim içindedir:
A. Haksız Fiillerde Zamanaşımı (TBK m. 72) ile Karşılıklı İlişki:
Yüklenen kaynaklarda da detaylıca analiz edildiği üzere; haksız fiilden doğan
tazminat taleplerinde dava açma süresi kural olarak zararın ve failin
öğrenildiği tarihten itibaren iki yıl, her hâlükârda fiilin işlendiği tarihten
itibaren on yıldır. Ancak bu genel ve katı süreler, TBK m. 153
süzgecinden bağımsız değildir. Doktrinde Eren ve Oğuzman/Öz'ün hararetle
vurguladığı üzere; eğer haksız fiil, TBK m. 153'te sayılan kişilerden biri
(örneğin eşlerden biri) tarafından diğerine karşı işlenmişse, TBK m. 72'deki o
meşhur iki ve on yıllık süreler durur. Yani bir eş, diğerini darp edip ona
bedensel zarar verdiğinde, bu eylemden doğan maddi ve manevi tazminat
taleplerinin zamanaşımı (TBK m. 72) evlilik birliği devam ettiği sürece (TBK
m. 153/3) işlemeye başlamaz.
B. Uzamış Ceza Zamanaşımı ve Durma Kesişimi:
Kaynaklarda zikredildiği gibi, haksız fiil teşkil eden eylem aynı zamanda bir
suç oluşturuyorsa ve ceza kanunları daha uzun bir zamanaşımı süresi
öngörüyorsa, hukuk davalarında da bu Uzamış Ceza Zamanaşımı süresi
uygulanır. Peki, ceza zamanaşımının uygulandığı bu durumlarda da TBK m.
153 uyarınca durma gerçekleşir mi? Hukuk dogmatiği bu soruya kesin bir şekilde
"Evet" yanıtını vermektedir. Ceza kanunundan ödünç alınan bu uzun süre, artık
tamamen özel hukuk zamanaşımına dönüşmüştür ve TBK m. 153'teki durma/kesilme
kurallarına harfiyen tabidir. Babasının ağır taksirli fiiliyle sakat kalan
çocuğun ceza zamanaşımı süresi dahi, velayet devam ettiği sürece TBK m. 153/1
uyarınca duracaktır.
C. Zamanaşımı Def'i (HMK m. 116 vd.) ve Cevaba Cevap (Replik):
Kaynaklarda da altı çizildiği üzere; zamanaşımı, borcu ortadan kaldıran bir
olgu (itiraz) olmayıp, borçluya edimi yerine getirmekten kaçınma hakkı veren
bir savunma aracı, yani Def'i (Einrede) niteliğindedir. Borçlu, bu
def'iyi süresi içinde (cevap dilekçesinde) ileri sürmezse hâkim bunu re'sen
dikkate alamaz. Ancak usul hukuku boyutunda, borçlu "Zamanaşımı süresi
dolmuştur" şeklinde bir def'i ileri sürdüğünde; alacaklı (davacı) cevaba cevap
(replik) dilekçesinde TBK m. 153'e dayanarak "Evet süre uzun görünebilir ancak
aramızdaki evlilik bağı / vesayet ilişkisi sebebiyle zamanaşımı durmuştur"
şeklinde bir Maddi Hukuk Karşı Savunması yapmalıdır. Bu durumda ispat yükü,
durma sebebini (örneğin evliliği) iddia eden alacaklıya geçer.
D. Sebepsiz Zenginleşme (TBK m. 82) ve Taleplerin Yarışması ile
Birliktelik:
Taleplerin yarışması durumunda, mağdur aynı eylemden dolayı hem haksız fiil hem
de sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanabiliyorsa, her iki talep için de
kendi özel zamanaşımı süreleri (TBK m. 72 ve m. 82) işler. Ancak TBK m.
153'teki durma sebepleri (örneğin aile ilişkisi) hukuki sebep ne olursa olsun
(haksız fiil, sözleşme, zenginleşme fark etmeksizin) tüm talepler için
zamanaşımını durdurur. Zira kanun, alacağın niteliğine değil, "tarafların
kimliğine ve ilişkisine" (şahsi duruma) odaklanmıştır.
4. Pratik Olay Analizleri
Olay 1 (Evlilik İçi Haksız Fiil ve Zamanaşımının Durması):
Tacir (A) eşi (B)'ye ait lüks marka otomobili izinsiz olarak alır ve ağır
kusuruyla kaza yaparak aracı hurdaya çevirir (Olay tarihi: 2010). Eş (B) aile
huzurunun bozulmaması adına eşi (A)'ya karşı herhangi bir maddi tazminat davası
açmaz. Taraflar 2023 yılında şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanırlar ve
boşanma kararı 01.06.2023 tarihinde kesinleşir. (B) boşandıktan altı ay sonra
(A)'ya karşı aracın hurdaya çıkmasından doğan nesne zararı (TBK m. 49) için
tazminat davası açar. (A)'nın avukatı, "Olay 2010 yılında olmuştur, TBK m.
72'de öngörülen on yıllık mutlak zamanaşımı süresi çoktan dolmuştur" diyerek
zamanaşımı def'inde bulunur.
Bu vakada, borçlar hukuku dogmatiği (B)'yi koruyan TBK m. 153/3 süzgecini
devreye sokar. Olayın meydana geldiği 2010 yılında taraflar evlidir. Hukuk
kuralları gereği, haksız fiilin işlendiği an işlemeye başlaması gereken iki ve
on yıllık zamanaşımı süreleri, TBK m. 153/3 uyarınca hiç İşlemeye
Başlamamıştır. Süre, 13 yıl boyunca (evlilik sürdükçe) donmuş (askıda kalmış)
durumdadır. Sürenin işlemeye başladığı an, evliliğin hukuken bittiği yani
boşanma kararının kesinleştiği 01.06.2023 tarihidir. Bu tarihten itibaren iki
ve on yıllık süreler sıfırdan akmaya başlar. Dolayısıyla (B)'nin davası
zamanaşımına uğramamıştır, (A)'nın zamanaşımı def'i mahkemece reddedilecektir.
Olay 2 (Vesayet Makamının İhmali ve Gelişen Durum):
Küçük (C)'nin ebeveynleri vefat etmiş, kendisine amcası (D) vasi olarak
atanmıştır. Vasi (D) (C)'nin miras kalan gayrimenkullerini 2012 yılında
değerinin çok altında satarak (C)'yi zarara uğratmıştır. (C) 2021 yılında 18
yaşını doldurarak ergin olmuş ve vesayet kendiliğinden sona ermiştir. (C) 2022
yılında eski vasisi (D)'ye karşı sorumluluk davası açar.
Burada, TBK m. 153/2 hükmü devreye girer. Vasi (D)'nin hukuka aykırı fiili 2012
yılında gerçekleşmiş olsa da, (C) vesayet altında bulunduğu sürece (D)'ye karşı
dava açamayacağından, aradaki husumet boyunca zamanaşımı süresi durmuştur.
Kronometre, ancak vesayetin sona erdiği (C'nin ergin olduğu) 2021 tarihinde
çalışmaya başlamıştır. Dolayısıyla 2022 yılında açılan davada zamanaşımı süresi
dolmamıştır. Bu durum, hukukun zayıfı (vesayetliyi) kendi kanuni temsilcisine
karşı koruma refleksinin matematiksel yansımasıdır.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 153 hükmünün mahkemelerdeki usul hukuku boyutunda ve özellikle
zamanaşımı tartışmalarında avukatların dikkat etmesi gereken stratejik dogmatik
hususlar şunlardır:
1. Boşanma Davasının Derdest Olması ve Durma Etkisi:
Evlilik birliğinde eşler evleri ayırmış (fiili ayrılık) ve hatta boşanma davası
açmış olsalar dahi, mahkemece verilen boşanma kararı Yargıtay (veya İstinaf)
incelemesinden geçip Kesinleşinceye Kadar hukuken evlilik devam etmektedir.
Bu nedenle avukatlar, taraflar yıllardır ayrı yaşasa bile boşanma
kesinleşmediği için TBK m. 153/3 uyarınca zamanaşımının hâlâ durduğunu
savunmalıdırlar. Boşanma davasının açıldığı tarih değil, kesinleştiği tarih
milattır.
2. Dar Yorum İlkesi ve Hizmet Sözleşmesi Sınırları:
TBK m. 153/4'te yer alan ev hizmetlileri (Hausangestellte) kavramı, Yargıtay
tarafından istikrarlı biçimde dar yorumlanmaktadır. Modern iş hukukunda
(örneğin holdinglerde, bankalarda veya fabrikalarda çalışan) işçiler için, iş
sözleşmesi devam ettiği müddetçe zamanaşımı durmaz; işçi çalışırken de alacağı
için işverene dava açmak (veya zamanaşımını kesici işlem yapmak) zorundadır.
Sadece yatılı bakıcılar, bahçıvanlar veya evin bir odasında ikamet eden aşçılar
gibi "işverenle fiilen aynı haneyi paylaşan ve tam bir hayati bağımlılık içinde
olan" kişiler için bu durma kuralı işletilebilir. Avukatların normal işçi
alacaklarında bu fıkraya güvenerek dava açmayı ertelemeleri ölümcül bir mesleki
hatadır.
3. Durma Süresinin Hesaplanması ve Eklenmesi:
Eğer zamanaşımı süresi işlemeye başladıktan sonra bir durma sebebi ortaya
çıkarsa (örneğin taraflar sözleşme yaptıktan 1 yıl sonra evlenirlerse) evlilik
öncesi işleyen 1 yıllık süre silinmez, cepte tutulur. Evlilik (diyelim ki 5
yıl) bittikten sonra, kalan zamanaşımı süresi kaldığı yerden (1. yılın bittiği
andan) itibaren yeniden işlemeye devam eder. Bu dogmatik yapı, TBK m. 154'teki
"Kesilme" kurumunda sürenin sıfırlanmasından ayrılan en temel muhasebe
farkıdır.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Hukuk Daireleri (özellikle 2., 3. ve 4.
Hukuk Daireleri) TBK m. 153 (mülga BK m. 132) uyarınca zamanaşımının durması
kurumunu uygularken kanunun lafzına ve "aile bütünlüğü" ile "objektif
imkânsızlık" felsefelerine son derece katı, ancak tutarlı bir içtihat
politikasıyla yaklaşmaktadır.
Yargıtay'ın eşler arası alacaklara (TBK m. 153/3) ilişkin klasikleşmiş
içtihatlarında şu dogma sarsılmaz bir yere sahiptir: "Türk Borçlar Kanunu'nun
153. maddesinin 3. bendi uyarınca, evlilik devam ettiği sürece eşlerin
birbirinden olan alacakları için zamanaşımı işlemez, başlamışsa durur. Kanun
koyucunun amacı, karı-koca arasındaki ilişkilerin dava açılarak bozulmasını
önlemektir. Bu hüküm emredici nitelikte olup, eşler ayrı yaşıyor olsalar, fiili
ayrılık içinde bulunsalar ve hatta boşanma davası derdest olsa bile, resmi
nikâh hukuken ortadan kalkmadığı sürece zamanaşımı işlemeye başlamaz. Eşlerin
birbirlerine yönelik haksız fiillerinden, sözleşmelerinden veya mal rejimi
tasfiyesinden doğan alacaklarında zamanaşımı süresi, ancak boşanma kararının
kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar."
Öte yandan Yargıtay, Alacağı Türk Mahkemelerinde İleri Sürme İmkânının
Bulunmaması (TBK m. 153/6) fıkrasını uygularken çok dar bir yorum
benimsemektedir. Yargıtay'a göre, alacaklının ağır hasta olması, cezaevinde
bulunması, iflas etmesi veya yurtdışında ikamet ediyor olması "Türk
mahkemelerine başvurma imkânsızlığı" olarak değerlendirilemez. Yargıtay;
"Maddedeki imkânsızlık kavramı, sübjektif veya şahsi engelleri değil; savaş,
isyan, mahkemelerin hukuken veya fiilen çalışmaması gibi herkes için geçerli
olan objektif ve genel engelleri ifade eder. Kişisel sağlık sorunları veya
ekonomik yetersizlikler zamanaşımını durdurmaz." diyerek, bu fıkranın
sınırlarını hukuki güvenlik ilkesi lehine daraltmıştır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 153. maddesinde (mülga BK m. 132 / OR Art. 134) lafzını
bulan Zamanaşımının Durması kurumu, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret
Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde;
özellikle kanunlaştırma tekniği, aile hukuku ile borçlar hukuku arasındaki
felsefi gerilim ve "Hizmet İlişkisi" fıkrasının anakronizmi (çağdışılığı)
bağlamında çok katmanlı teorik eleştirilere maruz kalmaktadır.
Birinci ve en köklü dogmatik eleştiri, maddenin dördüncü fıkrasında yer alan
Ev Hizmetlilerinin Alacaklarında Zamanaşımının Durması (TBK m. 153/4)
kuralının çağdaş iş hukuku dinamikleriyle uyuşmamasına yöneliktir.
İsviçre-Alman doktrininde (örneğin von Tuhr) ve Fikret Eren'in eserlerinde
hararetle eleştirildiği üzere; bu hüküm, 19. yüzyılın tarım ve malikâne
toplumunun izlerini taşır. O dönemde ev hizmetlileri (hizmetçiler)
efendilerinin evinde yatılı kalır, tamamen onların insafına tabi yaşarlardı.
Ancak günümüzün endüstriyel ve kurumsal iş ilişkilerinde, holdinglerde,
plazalarda veya fabrikalarda çalışan modern işçinin de patronuna karşı (işsiz
kalma korkusuyla) dava açması fiilen aynı derecede güçtür. Modern doktrin,
zayıfı koruma felsefesinin sadece "ev hizmetlileriyle" sınırlı tutulmasının
Anayasa'nın eşitlik ilkesine ve sosyal hukuk devleti anlayışına aykırı olduğunu
savunmaktadır. İşçiyi işveren karşısında korumak gerekiyorsa, bu durma
kuralının sadece ev hizmetlileri için değil, ekonomik bağımlılığın yoğun olduğu
tüm hizmet sözleşmelerini kapsayacak şekilde (örneğin Alman BGB sistemindeki
gibi daha esnek ölçütlerle) genişletilmesi gerektiği haklı olarak ileri
sürülmektedir.
İkinci felsefi eleştiri, Eşler Arası Alacaklarda (TBK m. 153/3) durmanın
zaman bakımından sınırsızlığına yöneliktir. Oğuzman ve Öz'ün öğretilerinde
işaret edildiği gibi; evlilik 40-50 yıl sürebilir. Evliliğin ilk yılında eşine
borç veren veya eşinin mallarına zarar veren kişinin eylemi üzerinden 45 yıl
geçtikten sonra, boşanma gerçekleştiğinde bu alacağın aniden dava edilebilir
hâle gelmesi, ispat hukukunu yerle yeksan etmektedir. Yarım asır önceki bir
alacağın veya haksız fiilin şahitlerini, faturalarını veya delillerini bulmak
objektif olarak imkânsızdır. Zamanaşımının temel felsefesi olan "delillerin
kararması ve ispat zorluğunun önlenmesi" amacı, aile huzurunu koruma amacı
karşısında tamamen feda edilmiştir. İsviçre doktrininde bazı yazarların
(örneğin Däppen) savunduğu üzere; eşler arası alacaklarda durmanın mutlak ve
süresiz olması yerine, en azından "ispatı kesin olan yazılı belgeli
alacaklarla" sınırlandırılması veya on yıllık genel bir mutlak üst tavan
getirilmesi, borçlar hukukunun denkleştirici adaleti ile hukuki belirlilik
(Legal Certainty) ilkesi arasındaki o kırılgan dengeyi sağlamak adına
zorunludur.
Sonuç itibarıyla TBK m. 153; zamanın yok edici kılıcını, ailenin, çocuğun ve
zayıfın boynundan uzak tutan emsalsiz bir şefkat normudur. Hukuk sistemi bu
maddeyle; adaletin sadece sürelerle ve evraklarla değil, aynı zamanda insanın
ruhsal bağımlılıklarıyla ve aile barışıyla da şekillendiğini kabul etmiştir.
Ancak bu erteleyici şemsiyenin, yarım asır sonra hortlayan ispatı imkânsız
davalara dönüşmemesi veya modern işçiyi korumasız bırakırken salt eski tip
hizmetlileri kayıran şekli bir bariyere hapsolmaması, bütünüyle kanun koyucunun
sosyolojik gerçekleri yakalama vizyonuna ve yüksek yargının çağdaş adalet
felsefesine emanet edilmiştir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 60'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 134.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 60. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Makro Bakış: Özel hukukta zamanaşımı, bir hakkın kazanılmasında ya da kaybedilmesinde kanunun kabul ettiği sürenin tükenmiş olmasıdır. Hukuk sistemi, alacaklının hakkını sonsuza dek dava tehdidi altında tutmasına müsaade etmez. Zamanaşımına uğrayan alacak, varlığını (özünü) korumaya devam etse de, dava edilebilme ve cebri icra yoluyla tahsil edilebilme niteliğinden yoksun kalır. Ancak kanun koyucu, zamanaşımı süresinin işlemesini mutlak ve kör bir mekanizma olarak tasarlamamıştır. Roma hukukundan günümüze intikal eden "Agere non valenti non currit praescriptio" (Dava açma imkânı olmayana karşı zamanaşımı işlemez) ilkesi gereği, alacaklının dava açmasının hukuken, fiilen veya ahlaken (aile bağları sebebiyle) imkânsız ya da son derece sakıncalı olduğu durumlarda zamanaşımı süresinin işlememesi gerektiği kabul edilmiştir.
İşte yürürlükteki TBK m. 153 (mülga BK m. 132 / mehaz OR Art. 134) zamanaşımının işlemesini engelleyen bu istisnai durumları Zamanaşımının Durması (Suspension of Statute of Limitations / Hinderung und Stillstand der Verjährung) başlığı altında numerus clausus (sınırlı sayı) ilkesiyle sayan temel normdur. İlgili madde, velayet, vesayet, evlilik, hizmet ilişkisi ve mahkemeye başvuru imkânsızlığı gibi belirli durumlarda; zamanaşımı süresinin hiç başlamayacağını, eğer başlamışsa bu engelleyici durum ortadan kalkıncaya kadar duracağını (pause) amirdir.
Sistematik açıdan TBK m. 153, alacaklının hakkını aramasını zorlaştıran sosyolojik ve hukuki engelleri, borçlunun zamanaşımı def'i ileri sürme hakkından üstün tutan bir koruma kalkanıdır. Kanun koyucu bu maddeyle; aile içi huzurun korunmasını, bağımlılık ilişkilerindeki zayıf tarafın ezilmemesini ve hukuki mücbir sebeplerin mağduriyet yaratmamasını amaçlayarak denkleştirici adaleti sağlamıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Mikro Analiz: TBK m. 153 hükmünün teorik altyapısını bütünüyle kavrayabilmek için, maddedeki kurucu unsurların ve fıkralardaki özel durumların mikroskobik düzeyde analiz edilmesi zorunludur:
A. Zamanaşımının Durması Kavramı: Zamanaşımının durması, sürenin işlemesine engel olan kanuni bir sebebin varlığı hâlinde, bu sebep ortadan kalkıncaya kadar sürenin duraklamasıdır. Bu kurum, TBK m. 154'te düzenlenen Zamanaşımının Kesilmesi (Interruption / Unterbrechung) müessesesinden dogmatik olarak tamamen farklıdır. Kesilmede (örneğin dava açılması veya borcun ikrar edilmesi hâlinde) o ana kadar işlemiş olan süre tamamen silinir (sıfırlanır) ve kesilme anından itibaren yepyeni bir tam süre baştan işlemeye başlar. Oysa Durma (TBK m. 153) hâlinde süre sıfırlanmaz; engelleyici sebep doğduğu an kronometre durdurulur, sebep ortadan kalktığında ise süre kaldığı yerden işlemeye devam eder. Eğer engelleyici sebep alacak doğduğu anda mevcutsa, zamanaşımı hiç işlemeye başlamaz.
B. Velayet Süresince Çocukların Ana ve Babalarından Alacakları (TBK m. 153/1): Kanun koyucu, velayet ilişkisi devam ettiği sürece çocuğun anne veya babasına karşı dava açmasının aile içi barışı ve otoriteyi zedeleyeceğini öngörmüştür. Çocuk, anne ve babasından bir haksız fiil, sözleşme veya sebepsiz zenginleşme nedeniyle alacaklı olabilir. Çocuğun velayet altında bulunduğu (genellikle ergin olmadığı) süre zarfında zamanaşımı işlemez. Çocuk 18 yaşını doldurup ergin olduğunda veya velayet mahkeme kararıyla kaldırıldığında durma sebebi ortadan kalkar ve süre işlemeye başlar.
C. Vesayet Süresince Vesayet Altındakilerin Vasilerinden veya Vesayet Makamlarından Alacakları (TBK m. 153/2): Vesayet kurumu, kısıtlıların veya küçüklerin korunması amacını taşır. Vasi, vesayet altındaki kişinin (vesayetlinin) malvarlığını yönetirken ona zarar verebilir (örneğin mallarını zimmetine geçirebilir). Vesayet altındaki kişinin, kendi yasal temsilcisi konumundaki vasiye karşı dava açması fiilen mümkün değildir. Bu nedenle vesayet devam ettiği müddetçe, vesayetlinin vasiye veya vesayet makamlarına (sulh veya asliye hukuk hâkimlerine) karşı olan alacaklarında zamanaşımı durur. Vesayet kararı kalktığında veya vasi değiştirildiğinde süre işlemeye devam eder.
D. Evlilik Devam Ettiği Sürece Eşlerin Birbirinden Alacakları (TBK m. 153/3): Maddenin en sık karşılaşılan ve en kritik fıkrasıdır. Karı-koca arasındaki uyuşmazlıklarda tarafları dava açmaya zorlamak, TMK'da güvence altına alınan evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına ve ailenin yıkılmasına yol açar. Bu dogmatik gerekçeyle; evlilik (resmi nikâh) akdedildiği andan itibaren eşlerin birbirinden olan her türlü alacağı (boşanma tazminatları, mal rejimi alacakları, evlilik öncesi verilmiş borçlar veya evlilik içi haksız fiiller) için zamanaşımı durur. Eşler fiilen ayrı yaşıyor olsalar dahi (ayrılık) resmi nikâh sürdükçe durma devam eder. Durma ancak evliliğin mutlak butlan, iptal, ölüm veya kesinleşmiş bir Boşanma Kararı ile hukuken sona ermesi anında biter.
E. Hizmet İlişkisi Süresince Ev Hizmetlilerinin İşverenlerinden Alacakları (TBK m. 153/4): Hizmet ilişkisi (iş sözleşmesi) işçi ile işveren arasında ekonomik ve hukuki bir bağımlılık (Subordination) yaratır. Eski kanun metni ve İsviçre OR Art. 134, bu durmayı "işçilerin" geneli için değil, sadece "işvereniyle aynı evde yaşayan ev hizmetlileri (Hausangestellte)" için öngörmüştür. Yeni TBK m. 153/4 de "Hizmet ilişkisi süresince, ev hizmetlilerinin onları çalıştıranlardan olan alacakları için" diyerek bu dar kapsamı korumuştur. İşçinin, aynı çatıyı paylaştığı ve ekmeğini yediği işverenine karşı dava açması durumunda kapı dışarı edileceği aşikârdır. Bu fiili imkânsızlık sebebiyle ev hizmetlileri için zamanaşımı durur. Ancak fabrikada çalışan normal bir işçi için TBK m. 153 işlemez, normal işçi alacaklarında zamanaşımı genel kurallara göre akar.
F. İntifa Hakkı Süresince İntifa Hakkı Sahibi ile Malik Arasındaki Alacaklar (TBK m. 153/5): İntifa (yararlanma) hakkı sahibi, başkasına ait bir malı kullanma ve semerelerinden yararlanma hakkına sahiptir. Bu süreçte eşyanın olağan bakım masrafları veya hor kullanımdan doğan zararlar gibi sebeplerle intifa hakkı sahibi ile çıplak mülkiyet sahibi (malik) arasında alacak hakları doğabilir. Kanun koyucu, bu hakkın kullanımı süresince aradaki sürekli borç ilişkisinin zedelenmemesi adına zamanaşımını durdurmuştur.
G. Alacağı Türk Mahkemelerinde İleri Sürme İmkânının Bulunmaması (TBK m. 153/6): Bu bent, hukuki veya fiili mücbir sebeplerin objektif yansımasıdır. Savaş, ağır salgın hastalık, adli tatil veya borçlunun yargı bağışıklığına (diplomatik dokunulmazlığa) sahip olması gibi nedenlerle alacaklının Türk mahkemelerine başvurması objektif olarak imkânsızsa, bu engelin sürdüğü günlerde zamanaşımı işlemez. Burada aranan imkânsızlık sübjektif (alacaklının hastalanması veya tatile gitmesi) değil, herkes için geçerli objektif bir yargı yolunun kapalı olması durumudur.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 153'te düzenlenen zamanaşımının durması kurumu, borçlar hukuku ve usul hukukunun diğer temel mekanizmalarıyla derin bir dogmatik etkileşim içindedir:
A. Haksız Fiillerde Zamanaşımı (TBK m. 72) ile Karşılıklı İlişki: Yüklenen kaynaklarda da detaylıca analiz edildiği üzere; haksız fiilden doğan tazminat taleplerinde dava açma süresi kural olarak zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren iki yıl, her hâlükârda fiilin işlendiği tarihten itibaren on yıldır. Ancak bu genel ve katı süreler, TBK m. 153 süzgecinden bağımsız değildir. Doktrinde Eren ve Oğuzman/Öz'ün hararetle vurguladığı üzere; eğer haksız fiil, TBK m. 153'te sayılan kişilerden biri (örneğin eşlerden biri) tarafından diğerine karşı işlenmişse, TBK m. 72'deki o meşhur iki ve on yıllık süreler durur. Yani bir eş, diğerini darp edip ona bedensel zarar verdiğinde, bu eylemden doğan maddi ve manevi tazminat taleplerinin zamanaşımı (TBK m. 72) evlilik birliği devam ettiği sürece (TBK m. 153/3) işlemeye başlamaz.
B. Uzamış Ceza Zamanaşımı ve Durma Kesişimi: Kaynaklarda zikredildiği gibi, haksız fiil teşkil eden eylem aynı zamanda bir suç oluşturuyorsa ve ceza kanunları daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörüyorsa, hukuk davalarında da bu Uzamış Ceza Zamanaşımı süresi uygulanır. Peki, ceza zamanaşımının uygulandığı bu durumlarda da TBK m. 153 uyarınca durma gerçekleşir mi? Hukuk dogmatiği bu soruya kesin bir şekilde "Evet" yanıtını vermektedir. Ceza kanunundan ödünç alınan bu uzun süre, artık tamamen özel hukuk zamanaşımına dönüşmüştür ve TBK m. 153'teki durma/kesilme kurallarına harfiyen tabidir. Babasının ağır taksirli fiiliyle sakat kalan çocuğun ceza zamanaşımı süresi dahi, velayet devam ettiği sürece TBK m. 153/1 uyarınca duracaktır.
C. Zamanaşımı Def'i (HMK m. 116 vd.) ve Cevaba Cevap (Replik): Kaynaklarda da altı çizildiği üzere; zamanaşımı, borcu ortadan kaldıran bir olgu (itiraz) olmayıp, borçluya edimi yerine getirmekten kaçınma hakkı veren bir savunma aracı, yani Def'i (Einrede) niteliğindedir. Borçlu, bu def'iyi süresi içinde (cevap dilekçesinde) ileri sürmezse hâkim bunu re'sen dikkate alamaz. Ancak usul hukuku boyutunda, borçlu "Zamanaşımı süresi dolmuştur" şeklinde bir def'i ileri sürdüğünde; alacaklı (davacı) cevaba cevap (replik) dilekçesinde TBK m. 153'e dayanarak "Evet süre uzun görünebilir ancak aramızdaki evlilik bağı / vesayet ilişkisi sebebiyle zamanaşımı durmuştur" şeklinde bir Maddi Hukuk Karşı Savunması yapmalıdır. Bu durumda ispat yükü, durma sebebini (örneğin evliliği) iddia eden alacaklıya geçer.
D. Sebepsiz Zenginleşme (TBK m. 82) ve Taleplerin Yarışması ile Birliktelik: Taleplerin yarışması durumunda, mağdur aynı eylemden dolayı hem haksız fiil hem de sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanabiliyorsa, her iki talep için de kendi özel zamanaşımı süreleri (TBK m. 72 ve m. 82) işler. Ancak TBK m. 153'teki durma sebepleri (örneğin aile ilişkisi) hukuki sebep ne olursa olsun (haksız fiil, sözleşme, zenginleşme fark etmeksizin) tüm talepler için zamanaşımını durdurur. Zira kanun, alacağın niteliğine değil, "tarafların kimliğine ve ilişkisine" (şahsi duruma) odaklanmıştır.
4. Pratik Olay Analizleri
Olay 1 (Evlilik İçi Haksız Fiil ve Zamanaşımının Durması): Tacir (A) eşi (B)'ye ait lüks marka otomobili izinsiz olarak alır ve ağır kusuruyla kaza yaparak aracı hurdaya çevirir (Olay tarihi: 2010). Eş (B) aile huzurunun bozulmaması adına eşi (A)'ya karşı herhangi bir maddi tazminat davası açmaz. Taraflar 2023 yılında şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanırlar ve boşanma kararı 01.06.2023 tarihinde kesinleşir. (B) boşandıktan altı ay sonra (A)'ya karşı aracın hurdaya çıkmasından doğan nesne zararı (TBK m. 49) için tazminat davası açar. (A)'nın avukatı, "Olay 2010 yılında olmuştur, TBK m. 72'de öngörülen on yıllık mutlak zamanaşımı süresi çoktan dolmuştur" diyerek zamanaşımı def'inde bulunur. Bu vakada, borçlar hukuku dogmatiği (B)'yi koruyan TBK m. 153/3 süzgecini devreye sokar. Olayın meydana geldiği 2010 yılında taraflar evlidir. Hukuk kuralları gereği, haksız fiilin işlendiği an işlemeye başlaması gereken iki ve on yıllık zamanaşımı süreleri, TBK m. 153/3 uyarınca hiç İşlemeye Başlamamıştır. Süre, 13 yıl boyunca (evlilik sürdükçe) donmuş (askıda kalmış) durumdadır. Sürenin işlemeye başladığı an, evliliğin hukuken bittiği yani boşanma kararının kesinleştiği 01.06.2023 tarihidir. Bu tarihten itibaren iki ve on yıllık süreler sıfırdan akmaya başlar. Dolayısıyla (B)'nin davası zamanaşımına uğramamıştır, (A)'nın zamanaşımı def'i mahkemece reddedilecektir.
Olay 2 (Vesayet Makamının İhmali ve Gelişen Durum): Küçük (C)'nin ebeveynleri vefat etmiş, kendisine amcası (D) vasi olarak atanmıştır. Vasi (D) (C)'nin miras kalan gayrimenkullerini 2012 yılında değerinin çok altında satarak (C)'yi zarara uğratmıştır. (C) 2021 yılında 18 yaşını doldurarak ergin olmuş ve vesayet kendiliğinden sona ermiştir. (C) 2022 yılında eski vasisi (D)'ye karşı sorumluluk davası açar. Burada, TBK m. 153/2 hükmü devreye girer. Vasi (D)'nin hukuka aykırı fiili 2012 yılında gerçekleşmiş olsa da, (C) vesayet altında bulunduğu sürece (D)'ye karşı dava açamayacağından, aradaki husumet boyunca zamanaşımı süresi durmuştur. Kronometre, ancak vesayetin sona erdiği (C'nin ergin olduğu) 2021 tarihinde çalışmaya başlamıştır. Dolayısıyla 2022 yılında açılan davada zamanaşımı süresi dolmamıştır. Bu durum, hukukun zayıfı (vesayetliyi) kendi kanuni temsilcisine karşı koruma refleksinin matematiksel yansımasıdır.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 153 hükmünün mahkemelerdeki usul hukuku boyutunda ve özellikle zamanaşımı tartışmalarında avukatların dikkat etmesi gereken stratejik dogmatik hususlar şunlardır:
1. Boşanma Davasının Derdest Olması ve Durma Etkisi: Evlilik birliğinde eşler evleri ayırmış (fiili ayrılık) ve hatta boşanma davası açmış olsalar dahi, mahkemece verilen boşanma kararı Yargıtay (veya İstinaf) incelemesinden geçip Kesinleşinceye Kadar hukuken evlilik devam etmektedir. Bu nedenle avukatlar, taraflar yıllardır ayrı yaşasa bile boşanma kesinleşmediği için TBK m. 153/3 uyarınca zamanaşımının hâlâ durduğunu savunmalıdırlar. Boşanma davasının açıldığı tarih değil, kesinleştiği tarih milattır.
2. Dar Yorum İlkesi ve Hizmet Sözleşmesi Sınırları: TBK m. 153/4'te yer alan ev hizmetlileri (Hausangestellte) kavramı, Yargıtay tarafından istikrarlı biçimde dar yorumlanmaktadır. Modern iş hukukunda (örneğin holdinglerde, bankalarda veya fabrikalarda çalışan) işçiler için, iş sözleşmesi devam ettiği müddetçe zamanaşımı durmaz; işçi çalışırken de alacağı için işverene dava açmak (veya zamanaşımını kesici işlem yapmak) zorundadır. Sadece yatılı bakıcılar, bahçıvanlar veya evin bir odasında ikamet eden aşçılar gibi "işverenle fiilen aynı haneyi paylaşan ve tam bir hayati bağımlılık içinde olan" kişiler için bu durma kuralı işletilebilir. Avukatların normal işçi alacaklarında bu fıkraya güvenerek dava açmayı ertelemeleri ölümcül bir mesleki hatadır.
3. Durma Süresinin Hesaplanması ve Eklenmesi: Eğer zamanaşımı süresi işlemeye başladıktan sonra bir durma sebebi ortaya çıkarsa (örneğin taraflar sözleşme yaptıktan 1 yıl sonra evlenirlerse) evlilik öncesi işleyen 1 yıllık süre silinmez, cepte tutulur. Evlilik (diyelim ki 5 yıl) bittikten sonra, kalan zamanaşımı süresi kaldığı yerden (1. yılın bittiği andan) itibaren yeniden işlemeye devam eder. Bu dogmatik yapı, TBK m. 154'teki "Kesilme" kurumunda sürenin sıfırlanmasından ayrılan en temel muhasebe farkıdır.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Hukuk Daireleri (özellikle 2., 3. ve 4. Hukuk Daireleri) TBK m. 153 (mülga BK m. 132) uyarınca zamanaşımının durması kurumunu uygularken kanunun lafzına ve "aile bütünlüğü" ile "objektif imkânsızlık" felsefelerine son derece katı, ancak tutarlı bir içtihat politikasıyla yaklaşmaktadır.
Yargıtay'ın eşler arası alacaklara (TBK m. 153/3) ilişkin klasikleşmiş içtihatlarında şu dogma sarsılmaz bir yere sahiptir: "Türk Borçlar Kanunu'nun 153. maddesinin 3. bendi uyarınca, evlilik devam ettiği sürece eşlerin birbirinden olan alacakları için zamanaşımı işlemez, başlamışsa durur. Kanun koyucunun amacı, karı-koca arasındaki ilişkilerin dava açılarak bozulmasını önlemektir. Bu hüküm emredici nitelikte olup, eşler ayrı yaşıyor olsalar, fiili ayrılık içinde bulunsalar ve hatta boşanma davası derdest olsa bile, resmi nikâh hukuken ortadan kalkmadığı sürece zamanaşımı işlemeye başlamaz. Eşlerin birbirlerine yönelik haksız fiillerinden, sözleşmelerinden veya mal rejimi tasfiyesinden doğan alacaklarında zamanaşımı süresi, ancak boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar."
Öte yandan Yargıtay, Alacağı Türk Mahkemelerinde İleri Sürme İmkânının Bulunmaması (TBK m. 153/6) fıkrasını uygularken çok dar bir yorum benimsemektedir. Yargıtay'a göre, alacaklının ağır hasta olması, cezaevinde bulunması, iflas etmesi veya yurtdışında ikamet ediyor olması "Türk mahkemelerine başvurma imkânsızlığı" olarak değerlendirilemez. Yargıtay; "Maddedeki imkânsızlık kavramı, sübjektif veya şahsi engelleri değil; savaş, isyan, mahkemelerin hukuken veya fiilen çalışmaması gibi herkes için geçerli olan objektif ve genel engelleri ifade eder. Kişisel sağlık sorunları veya ekonomik yetersizlikler zamanaşımını durdurmaz." diyerek, bu fıkranın sınırlarını hukuki güvenlik ilkesi lehine daraltmıştır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 153. maddesinde (mülga BK m. 132 / OR Art. 134) lafzını bulan Zamanaşımının Durması kurumu, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; özellikle kanunlaştırma tekniği, aile hukuku ile borçlar hukuku arasındaki felsefi gerilim ve "Hizmet İlişkisi" fıkrasının anakronizmi (çağdışılığı) bağlamında çok katmanlı teorik eleştirilere maruz kalmaktadır.
Birinci ve en köklü dogmatik eleştiri, maddenin dördüncü fıkrasında yer alan Ev Hizmetlilerinin Alacaklarında Zamanaşımının Durması (TBK m. 153/4) kuralının çağdaş iş hukuku dinamikleriyle uyuşmamasına yöneliktir. İsviçre-Alman doktrininde (örneğin von Tuhr) ve Fikret Eren'in eserlerinde hararetle eleştirildiği üzere; bu hüküm, 19. yüzyılın tarım ve malikâne toplumunun izlerini taşır. O dönemde ev hizmetlileri (hizmetçiler) efendilerinin evinde yatılı kalır, tamamen onların insafına tabi yaşarlardı. Ancak günümüzün endüstriyel ve kurumsal iş ilişkilerinde, holdinglerde, plazalarda veya fabrikalarda çalışan modern işçinin de patronuna karşı (işsiz kalma korkusuyla) dava açması fiilen aynı derecede güçtür. Modern doktrin, zayıfı koruma felsefesinin sadece "ev hizmetlileriyle" sınırlı tutulmasının Anayasa'nın eşitlik ilkesine ve sosyal hukuk devleti anlayışına aykırı olduğunu savunmaktadır. İşçiyi işveren karşısında korumak gerekiyorsa, bu durma kuralının sadece ev hizmetlileri için değil, ekonomik bağımlılığın yoğun olduğu tüm hizmet sözleşmelerini kapsayacak şekilde (örneğin Alman BGB sistemindeki gibi daha esnek ölçütlerle) genişletilmesi gerektiği haklı olarak ileri sürülmektedir.
İkinci felsefi eleştiri, Eşler Arası Alacaklarda (TBK m. 153/3) durmanın zaman bakımından sınırsızlığına yöneliktir. Oğuzman ve Öz'ün öğretilerinde işaret edildiği gibi; evlilik 40-50 yıl sürebilir. Evliliğin ilk yılında eşine borç veren veya eşinin mallarına zarar veren kişinin eylemi üzerinden 45 yıl geçtikten sonra, boşanma gerçekleştiğinde bu alacağın aniden dava edilebilir hâle gelmesi, ispat hukukunu yerle yeksan etmektedir. Yarım asır önceki bir alacağın veya haksız fiilin şahitlerini, faturalarını veya delillerini bulmak objektif olarak imkânsızdır. Zamanaşımının temel felsefesi olan "delillerin kararması ve ispat zorluğunun önlenmesi" amacı, aile huzurunu koruma amacı karşısında tamamen feda edilmiştir. İsviçre doktrininde bazı yazarların (örneğin Däppen) savunduğu üzere; eşler arası alacaklarda durmanın mutlak ve süresiz olması yerine, en azından "ispatı kesin olan yazılı belgeli alacaklarla" sınırlandırılması veya on yıllık genel bir mutlak üst tavan getirilmesi, borçlar hukukunun denkleştirici adaleti ile hukuki belirlilik (Legal Certainty) ilkesi arasındaki o kırılgan dengeyi sağlamak adına zorunludur.
Sonuç itibarıyla TBK m. 153; zamanın yok edici kılıcını, ailenin, çocuğun ve zayıfın boynundan uzak tutan emsalsiz bir şefkat normudur. Hukuk sistemi bu maddeyle; adaletin sadece sürelerle ve evraklarla değil, aynı zamanda insanın ruhsal bağımlılıklarıyla ve aile barışıyla da şekillendiğini kabul etmiştir. Ancak bu erteleyici şemsiyenin, yarım asır sonra hortlayan ispatı imkânsız davalara dönüşmemesi veya modern işçiyi korumasız bırakırken salt eski tip hizmetlileri kayıran şekli bir bariyere hapsolmaması, bütünüyle kanun koyucunun sosyolojik gerçekleri yakalama vizyonuna ve yüksek yargının çağdaş adalet felsefesine emanet edilmiştir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 60. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.