RESMİ METİN

II. Kefaletten dönme


Madde 599 - Gelecekte doğacak bir borca kefalette, borçlunun borcun doğumundan önceki mali durumu, kefalet sözleşmesinin yapılmasından sonra önemli ölçüde bozulmuşsa veya mali durumunun, kefalet sırasında kefilin iyiniyetle varsaydığından çok daha kötü olduğu ortaya çıkmışsa, kefil alacaklıya yazılı bir bildirimde bulunarak, borç doğmadığı sürece her zaman kefalet sözleşmesinden dönebilir. Kefil, alacaklının kefalete güvenmesi sebebiyle uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 599. maddesi, Özel Borç İlişkileri kısmında, "Kefalet Sözleşmesi" bölümünün "Sona Ermesi" başlığı altında, "Kefaletten dönme" alt başlığıyla düzenlenmiştir. Madde, niteliği itibarıyla, teminat sağlayan ve ekseriyetle hatır amacıyla borç altına giren kefili, asıl borçlunun ödeme gücündeki beklenmeyen olumsuzluklara karşı korumayı amaçlayan spesifik bir güvence mekanizmasıdır [1].

Genel kural olarak, kurulan bir sözleşmeden tek taraflı irade beyanıyla dönmek ancak kanunda öngörülen istisnai hallerde (örneğin temerrüt) mümkündür. Ancak kefalet sözleşmesinin fer'i ve teminat sağlama amacı taşıyan yapısı gereği, kanun koyucu gelecekte doğacak borçlar bakımından kefile, henüz rizikosu fiilen gerçekleşmemişken sözleşmeden dönme hakkı tanımıştır [1]. Bu hak, borçlunun mali durumunun kefilin öngöremediği ölçüde kötüleşmesi veya zaten kötü olan durumun kefil tarafından iyiniyetle iyi zannedilmesi hallerinde, henüz asıl borç doğmadan evvel kullanılabilecek, geçmişe etkili (ex tunc) sonuç doğuran bozucu yenilik doğuran bir haktır [2, 3].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Gelecekte Doğacak Borca Kefalet ve Borcun Doğmamış Olması

TBK m. 599 hükmünün uygulama alanı bulabilmesinin öncelikli ve mutlak şartı, kefaletin "gelecekte doğacak bir borca" ilişkin olması ve dönme hakkının asıl borç henüz doğmadan kullanılmasıdır [1, 4]. Borç, bildirim alacaklıya ulaşana kadar doğmamış olmalıdır [5]. Dönme beyanı kefil tarafından gönderilmiş olsa dahi, alacaklıya ulaştığı anda asıl borç doğmuşsa, kefil sözleşmeden dönemez [5]. Örneğin, kira sözleşmesi kurulduğunda ilk aya ait kira bedeli borcu doğmuş olacağından, bu borç için dönme hakkı kullanılamaz; ancak ileride muaccel olacak ve henüz doğmamış kira borçları bakımından, sözleşme kurulduktan sonra ancak borç doğmadan evvel dönme hakkı kullanılabilir [6, 7].

2.2. Borçlunun Mali Durumunun Önemli Ölçüde Bozulması

Kanun koyucu, kefile dönme hakkı tanırken iki alternatif durum öngörmüştür. Birincisi, borçlunun mali durumunun kefalet sözleşmesinin yapılmasından sonra "önemli ölçüde" bozulmasıdır [8]. Bu bozulmanın sebebinin ne olduğu veya borçlunun bu bozulmada kusurlu olup olmadığı kefilin dönme hakkını kullanabilmesi bakımından önem taşımaz [9]. Bozulmanın "önemli ölçüde" olup olmadığı, somut olayın özelliklerine göre hâkimin takdir yetkisi dâhilinde değerlendirilir [9].

2.3. Kefilin İyiniyetli Varsayımı (Saikte Yanılma)

İkinci alternatif durum ise, borçlunun mali durumunun aslında başlangıçta da kötü olması, ancak kefilin kefalet sırasında iyiniyetli olarak durumu çok daha iyi varsaymasıdır [8]. Aslında bu durum, borçlar hukuku dogmatiği bakımından bir "saikte yanılma" (error in motive) halidir [10]. Kural olarak saikte yanılmanın sözleşmeyi sakatlayabilmesi için TBK m. 32'deki katı şartların (iş hayatındaki dürüstlük kurallarına göre sözleşmenin temeli sayılması vb.) gerçekleşmesi aranır. Ancak kanun koyucu, kefili korumak maksadıyla TBK m. 599'da bu katı şartları aramamış ve kefilin salt iyiniyetli yanılmasını başlı başına bir dönme sebebi olarak kabul etmiştir [10, 11]. Bununla birlikte kefilin, borçlunun durumunu biliyor olması veya gerekli özeni gösterseydi bilebilecek durumda olması hâlinde iyiniyetinden söz edilemeyeceği için bu hakka dayanması mümkün olmaz [11, 12].

2.4. Yazılı Bildirim Şartı

Kefilin dönme hakkını kullanabilmesi için alacaklıya yönelteceği irade beyanının yazılı şekilde yapılması kanuni bir zorunluluktur [13]. Sözlü yapılan bildirimler geçersizdir ve hukuki sonuç doğurmaz [14]. Kefilin beyanından sorumluluktan kurtulma iradesinin açıkça anlaşılması gerekir; sadece "dönüyorum" demek yerine TBK m. 599 hükmüne atıf yapılarak dönüldüğünün ifade edilmesi doktrinde daha sağlıklı bir yol olarak tavsiye edilmektedir [14].

2.5. Dönmenin Sonuçları ve Menfi Zararın Giderilmesi

Dönme hakkının kullanılmasıyla kefalet sözleşmesi geçmişe etkili (ex tunc) olarak ortadan kalkar [2, 3]. Kefalet ilişkisinin ortadan kalkması kefili asli yükümlülüğünden kurtarırken, kanun alacaklının menfaatlerini dengelemek adına kefile "menfi zararı tazmin" yükümlülüğü getirmiştir. Kefil, alacaklının kefalete güvenmesi sebebiyle uğradığı zararı (menfi zarar) gidermek zorundadır [2]. Bu zarar, alacaklının sözleşmeye güvenerek iyiniyetle yaptığı masraflar olup, kefalet sözleşmesi hiç yapılmasaydı alacaklının içinde bulunacağı malvarlığı durumu ile mevcut durum arasındaki farktır [2, 15]. Öte yandan, dönme nedeniyle asıl borçlunun uğradığı zararlar bu kapsamda alacaklı veya kefil tarafından talep edilemez [15]. Menfi zarar kapsamındaki tazmin yükümlülüğü, TBK m. 125/3'teki genel dönme rejiminden farklı, kendine özgü bir tasfiye ve tazmin mekanizmasıdır [15, 16].

3. Sistematik İlişkiler

  • TBK m. 582 (Kefaletin Şartları / Gelecekte Doğacak Borç): İlgili hüküm, kefalet sözleşmesinin gelecekte doğacak veya koşula bağlı bir borç için de kurulabileceğini düzenler [17]. TBK m. 599 hükmü, m. 582'ye dayanılarak kurulan bu tür kefalet sözleşmelerinin tasfiyesi ve sınırlarını çizen özel bir hükümdür.
  • TBK m. 32 (Saikte Yanılma): Yukarıda analiz edildiği üzere, TBK m. 599'daki "kefilin iyiniyetle varsaydığından kötü çıkması" hâli, TBK m. 32'deki saikte yanılmanın istisnai ve şartları hafifletilmiş özel bir formudur [10, 11].
  • TBK m. 125 (Borçlu Temerrüdünde Sözleşmeden Dönme): TBK m. 125 kapsamında dönme hakkı borca aykırılık (temerrüt) hâlinde kullanılırken, TBK m. 599'daki dönme hakkı tarafların bir borca aykırılığına değil, dışsal bir olguya (mali durumun bozulmasına) dayanmaktadır. Bu nedenle m. 599'daki dönme, m. 125'teki dönmeden hukuki nitelik ve menfi zararın hesabındaki bazı dinamikler yönünden farklılık arz eder [15, 16].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay'ın TBK m. 599 uygulamasına ilişkin yerleşik içtihatlarında vurgulanan temel hususlar şunlardır:

  1. Zamanlama Unsuru: Dönme beyanının alacaklıya mutlaka asıl borç doğmadan önce ulaşmış olması aranır. Borç doğduktan sonra gönderilen veya borç doğduktan sonra alacaklıya varan bildirimler geçersiz kabul edilir [5].
  2. Kefilin İyiniyeti ve Özen Yükümlülüğü: Yargıtay, kefilin basiretli bir kişi gibi davranıp davranmadığını denetler. Asıl borçlunun mali durumundaki bozukluk piyasada aleni olarak biliniyorsa veya kefilin ticari defterleri inceleme, bilgi alma imkânı varken bunu savsaklamışsa "iyiniyet" iddiası dinlenmez [11, 12].
  3. Yazılılık Şartı: Bildirimin yazılı yapılması mutlak bir geçerlilik şartı olarak ele alınır. İspat hukuku açısından noter ihtarnamesi tercih edilmekle birlikte, adi yazılı şekil kanunen yeterli görülmektedir [13].

(Not: Maddenin spesifik fıkralarına yönelik güncel özel daire kararlarında, özellikle sürekli borç ilişkisi doğuran kredi ve kira sözleşmelerinde her bir dönemin bağımsız bir "gelecekte doğacak borç" sayılıp sayılamayacağı hususu somut olayın özelliklerine göre tartışılmaktadır.)

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Gelecekte Doğacak Borca Kefalet ve Zamanında Bildirim): X Bankası, Y şirketinin ileride kullanacağı krediler için Z ile bir kefalet sözleşmesi imzalamıştır. Kefalet sözleşmesinin imzalanmasından 3 ay sonra, Y şirketi piyasa koşulları nedeniyle ciddi bir nakit krizine girmiş ve konkordato talebinde bulunmuştur. Y şirketi henüz X Bankası'ndan krediyi fiilen çekmeden (borç doğmadan) evvel, kefil Z, noter kanalıyla yazılı bir bildirim göndererek TBK m. 599 uyarınca kefaletten döndüğünü Banka'ya iletmiştir. Banka, kredi tahsisi için yaptığı istihbarat ve dosya masraflarını Z'den talep etmektedir. Hukuki analiz: Z, asıl borç (kredi borcu) henüz doğmadan önce yazılı bildirim ile dönme hakkını kullandığı için kefalet borcundan kurtulmuştur [4, 5]. Ancak TBK m. 599/2 uyarınca Banka'nın kefalete güvenerek yaptığı istihbarat, dosya inceleme vb. masrafları içeren menfi zararı, kefil Z tarafından ödenmek zorundadır [2, 15].

Olay 2 (Kira Sözleşmesinde Dönme Hakkının İleri Sürülmesi): Kiralayan A ile Kiracı B arasında 1 Ocak tarihinde 2 yıllık bir işyeri kira sözleşmesi imzalanmış, C de bu sözleşmeyi "müteselsil kefil" sıfatıyla imzalamıştır. Sözleşme kurulduğunda Ocak ayı kirası muaccel olmuştur. Şubat ayı ortasında C, kiracı B'nin iflas eşiğinde olduğunu öğrenmiş ve A'ya yazılı bildirim göndererek kefaletten döndüğünü bildirmiştir. Hukuki analiz: Kira sözleşmesi kurulduğunda ilk aya ait kira bedeli borcu doğduğundan, C bu kısım için m. 599 hükmüne dayanarak dönemez [6]. Ancak, sözleşme kurulduktan sonra henüz doğmamış olan ileriki aylara ilişkin kira bedeli borçları bakımından (m. 589/3 de dikkate alındığında), kefilin m. 599 şartları dahilinde sözleşmeden dönmesi mümkündür [6, 7].

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Kefil, asıl borçlunun mali durumunun önemli ölçüde bozulduğunu veya başlangıçta iyiniyetli olarak yanıldığını ispatla mükelleftir. Buna mukabil alacaklı, kefilin iyiniyetli olmadığını (veya gerekli özeni göstermediğini) ispat ederek dönmeyi geçersiz kılabilir [11, 12]. Keza alacaklı, talep edeceği menfi zararın miktarını ve illiyet bağını ispatlamak zorundadır [2].
  • Zamanaşımı / Süreler: Kanun, dönme hakkının kullanılması için spesifik bir hak düşürücü süre öngörmemiştir; tek sınırlama "borç doğmadan önce" kullanılmasıdır [13]. Alacaklının menfi zarar tazminat talebi ise genel zamanaşımı süresi olan on (10) yıla (TBK m. 146) tabidir.
  • Görevli/yetkili mahkeme: Uyuşmazlığın tarafları tacir ise ve iş ticari işletmeyle ilgiliyse Asliye Ticaret Mahkemesi görevlidir. Tüketici kredilerine ilişkin kefaletlerde Tüketici Mahkemesi, genel nitelikli uyuşmazlıklarda ise Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir.
  • Yaygın uygulama hataları: Uygulamada en sık karşılaşılan hata, kefillerin borç doğup muaccel olduktan (ve hatta icra takibi başladıktan) sonra bu maddeye dayanarak sorumluluktan kurtulmaya çalışmalarıdır [4, 6]. Ayrıca sözlü veya telefonla yapılan gayri resmi bildirimler geçersizlik sebebiyle yargılamada kefilin aleyhine sonuç doğurmaktadır [13, 14].

7. Eleştirel Değerlendirme

TBK m. 599, karşılıksız ve teminat amaçlı bir işlem olan kefalette, kefili koruyucu güçlü bir sosyal amaca hizmet etmektedir. Borçlar Hukuku doktrininde, bu düzenlemenin kefili "beklenmeyen aşırı rizikolardan" kurtardığı için oldukça isabetli olduğu belirtilmektedir [1, 8]. Özelikle mülga 818 sayılı BK dönemindeki katı şartların yumuşatılarak, kefilin sadece "iyiniyetli yanılması" (saikte yanılmanın hafifletilmiş hali) ile dahi bağlılıktan kurtarılabilmesi modern kefalet hukukunun ruhuna uygundur [10, 11].

Bununla birlikte, maddenin teorik çerçevesinde bazı eleştiriler mevcuttur. Maddenin kenar başlığında "dönme" ifadesi kullanılmakla birlikte, klasik borçlar hukuku dogmatiğinde dönme (Rücktritt), bir borca aykırılık veya temerrüt halinde karşılaşılan bir kurumdur. Burada ise kefilin veya alacaklının borca aykırılığı değil, dışsal bir vakıa (mali durumun bozulması) söz konusudur. Bu nedenle hakkın tam olarak klasik bir dönme mi, yoksa geçmişe etkili olağanüstü fesih mekanizması mı olduğu doktrinde tartışılsa da [2, 3], pratik sonuçları itibarıyla ex tunc (geçmişe etkili) ortadan kalkma yarattığı ve menfi zarar tazminiyle desteklendiği açıktır. Ayrıca kanun koyucunun menfi zararın sınırlarını net çizmemesi, alacaklının bu hakkı kötüye kullanarak fahiş araştırma veya komisyon masraflarını kefile yüklemesi tehlikesini doğurmaktadır; bu noktada hâkimin TMK m. 2 (Dürüstlük Kuralı) çerçevesinde tazminat miktarını dengelemesi gerekmektedir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur. Yorum ve analizler, sağlanan kaynak metinlerin ilgili bölümlerine (özellikle [1, 2, 4-8, 13-16], [3, 9-12] atıfları) sadık kalınarak oluşturulmuştur.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.