RESMİ METİN

2. Kefil ile borçlu arasındaki ilişki a. Güvence verilmesini ve borçtan kurtarılmasını isteme hakkı


Madde 595 - Kefil, aşağıdaki durumlarda asıl borçludan güvence verilmesini ve borç muaccel olmuşsa, borçtan kurtarılmasını isteyebilir:

  1. Asıl borçlu, kefile karşı üstlendiği yükümlülüklere, özellikle belli bir süre içinde kendisini borçtan kurtarma vaadine aykırı davranmışsa.
  2. Asıl borçlu temerrüde düşmüşse veya yerleşim yerini diğer bir ülkeye nakletmesi yüzünden takibat önemli ölçüde güçleşmişse.
  3. Asıl borçlunun mali durumunun kötüleşmesi, güvencelerin değer kaybetmesi veya borçlunun kusuru sonucunda kefil için mevcut tehlike, kefaletin yapıldığı tarihe göre önemli ölçüde artmışsa.

AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 15. Bölümünde yer alan Kefalet Sözleşmesi başlığı altındaki düzenlemeler, sistematik olarak "Kefil ile Alacaklı" (dış ilişki) ve "Kefil ile Borçlu" (iç ilişki) olmak üzere iki ana eksene ayrılmıştır. Kefalet sözleşmesi, esasen kefil ile alacaklı arasında kurulan ve borçlunun ifa etmemesi riskini teminat altına alan bir sözleşmedir [3]. Ancak kefil ile asıl borçlu arasında da çoğu zaman vekâlet (TBK m. 502 vd.) veya vekâletsiz işgörme (TBK m. 526 vd.) hükümlerine dayanan bir iç ilişki bulunur.

TBK m. 595, "Kefil ile borçlu arasındaki ilişki" alt başlığında tanzim edilmiştir [1]. Bu hüküm, henüz alacaklı kefile başvurmadan veya kefil alacaklıya ifada bulunmadan önce, kefilin asıl borçluya karşı ileri sürebileceği önleyici koruma mekanizmalarını düzenlemektedir. Kefalet sözleşmesinin fer’i ve tali niteliği gereği, kefil büyük bir ekonomik risk altına girmektedir. Bu riskin, kefaletin verildiği andaki öngörülere kıyasla olağanüstü derecede artması veya borçlunun ahde vefa ilkesine aykırı davranması hallerinde, kefilin pasif bir şekilde alacaklının takibini beklemesi hakkaniyete aykırıdır. Bu nedenle kanun koyucu, TBK m. 595 (Mülga BK m. 494, İsviçre OR m. 506) ile kefile; borç henüz muaccel değilse "güvence verilmesini", borç muaccel ise "borçtan kurtarılmasını" talep etme hakkı bahşetmiştir [1].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

Madde metni, kefilin sahip olduğu seçimlik yetkileri ve bu yetkilerin kullanılabilmesi için gerekli maddi hukuk şartlarını tahdidi olarak saymıştır.

2.1. Güvence Verilmesini İsteme Hakkı

Asıl borç henüz muaccel olmamışsa (vadesi gelmemişse), kefil, maddede sayılan olağanüstü risk artırıcı hallerin varlığı durumunda asıl borçludan kendisi için bir teminat (rehin, ipotek, bir başka kefil vb.) sağlamasını talep edebilir [1]. Bu hakkın doğası, kefilin ileride TBK m. 596 uyarınca asıl borçluya yönelteceği rücu hakkının [2] şimdiden tehlikeye girmesini önlemektir. Güvence isteme hakkı, bir yenilik doğuran hak değil, ifa (eda) davasına konu edilebilecek nispi bir talep hakkıdır.

2.2. Borçtan Kurtarılmasını İsteme Hakkı

Eğer asıl borç muaccel olmuşsa (ifa zamanı gelmişse), kefil artık sadece güvence değil, doğrudan doğruya "borçtan kurtarılmasını" isteyebilir [1]. Asıl borçlunun kefili borçtan kurtarması iki şekilde gerçekleşebilir: Ya borçlu bizzat borcu ifa ederek alacaklıyı tatmin eder ve kefaleti fer'i olarak sona erdirir [4] ya da alacaklı ile anlaşarak (örneğin başka bir teminat sunarak) kefilin ibra edilmesini sağlar.

2.3. Kurtarma Vaadine Aykırı Davranış (TBK m. 595/1)

Hükmün birinci bendine göre, "Asıl borçlu, kefile karşı üstlendiği yükümlülüklere, özellikle belli bir süre içinde kendisini borçtan kurtarma vaadine aykırı davranmışsa" kefilin bu hakları doğar [1]. Bu bent, kefil ile asıl borçlu arasındaki iç ilişkiye (örneğin vekâlet veya inançlı işleme) dayanır. Borçlu, kefile "altı ay sonra seni bu yükten kurtaracağım" şeklinde bir taahhütte bulunmuş ve bu taahhüdünü ihlal etmişse, kefil doğrudan TBK m. 595 korumasına başvurabilir.

2.4. Borçlunun Temerrüdü veya Takibatın Güçleşmesi (TBK m. 595/2)

İkinci bende göre, asıl borçlunun temerrüde düşmesi veya yerleşim yerini başka bir ülkeye nakletmesi sebebiyle takibatın güçleşmesi aranmaktadır [1]. Temerrüt, asıl borçlunun borcu zamanında ifa etmeyerek alacaklıyı hukuki yollara başvurmak zorunda bırakmasıdır. Yerleşim yerinin yurtdışına nakledilmesi ise (örneğin firar etmesi veya ticari merkezini taşıması), rücu anında kefilin karşılaşacağı cebri icra engellerini peşinen ortaya koyduğundan kanun koyucu tarafından tehlike nedeni sayılmıştır.

2.5. Kefil İçin Mevcut Tehlikenin Önemli Ölçüde Artması (TBK m. 595/3)

Üçüncü bent, durumun ağırlaşmasını düzenleyen en kapsamlı nedendir: "Asıl borçlunun mali durumunun kötüleşmesi, güvencelerin değer kaybetmesi veya borçlunun kusuru sonucunda kefil için mevcut tehlike, kefaletin yapıldığı tarihe göre önemli ölçüde artmışsa" [1], [2]. Örneğin, borçlunun başka icra takiplerine maruz kalması, iflasın eşiğine gelmesi veya alacaklıya verilen rehnin (örneğin ipotekli binanın yanması) değerini kaybetmesi kefilin rücu aşamasında tatmin edilme ihtimalini zayıflatır. Burada tehlikenin kefaletin kurulduğu ana kıyasla önemli ölçüde artmış olması şartı, teleolojik (amaca dayalı) yorum gerektirir.

3. Sistematik İlişkiler

  • TBK m. 581 (Kefalet Sözleşmesinin Tanımı): Kefilin asıl borçlu yerine ifa yükümü altına girmesinin [3] getirdiği risklerin dengelenmesi için m. 595 tesis edilmiştir.
  • TBK m. 596 (Kefilin Rücu Hakkı): TBK m. 596 uyarınca kefil, alacaklıya ifada bulunduğu ölçüde onun haklarına halef olur [2]. Madde 595'te güvence istenmesinin temel gayesi, m. 596'daki bu kanuni halefiyet ve rücu hakkının fiilen sonuçsuz (borçlunun aczi nedeniyle) kalmasını önlemektir.
  • TBK m. 599 (Kefaletten Dönme): Hüküm, gelecekte doğacak borçlara kefalette, borçlunun mali durumunun kötüleşmesi halinde borç doğmadığı sürece kefile sözleşmeden dönme hakkı tanır [5]. Borç doğmuşsa artık m. 599 uygulanamaz, şartları varsa m. 595'teki güvence veya kurtarılma talep hakkı devreye girer.
  • TMK m. 2 (Dürüstlük Kuralı): Kefilin borçludan güvence istemesi hakkının kullanımı TMK m. 2 dürüstlük kuralı ile sınırlıdır. Salt borçluyu taciz amacı taşıyan talepler dinlenmez.

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Dairelerinin yerleşik içtihatlarına göre, TBK m. 595'te sayılan haller sınırlı (tahdidi) değildir ancak kanunda belirtilen örneklerle aynı ağırlıkta olması aranır. Yargıtay uygulamasına göre; kefilin m. 595 kapsamında borçludan teminat istemesine rağmen borçlunun teminat göstermekten kaçınması halinde, kefil mahkemeden borçlunun malları üzerine ihtiyati haciz konulmasını veya uygun bir teminatın depo edilmesine karar verilmesini talep edebilir. Borç muaccel olmuşsa, kefilin açacağı "borçtan kurtarma davası", aslında borçlunun alacaklıya ödeme yapmaya mahkûm edilmesi niteliğini taşır.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1: Bir ticari kredi ilişkisinde (A) Bankası lehine, (B) A.Ş.’nin 5.000.000 TL’lik borcuna (K) müteselsil kefil olmuştur [6]. Kredi ödeme planında vadenin gelmesine henüz 2 yıl varken, (B) A.Ş. hakkında üçüncü kişilerce haciz takipleri başlatılmış, şirketin üretim araçları haczedilmiş ve mali durumu açıkça bozulmuştur. Hukuki analiz: TBK m. 595/3 hükmü uyarınca asıl borçlunun mali durumunun kötüleşmesi [1] gerçekleşmiştir. Borç henüz muaccel olmadığı için (K), (B) A.Ş.’den rücu alacağını garanti altına alacak şekilde bir taşınmaz ipoteği veya muteber bir rehin gibi bir "güvence verilmesini" dava yoluyla talep edebilir.

Olay 2: Kefil (K), asıl borçlu (B)'nin ticari kredisine adi kefil olmuştur [7]. Borcun vadesi gelmiş ve (B) borcu ödemeyerek temerrüde düşmüştür. (B), aynı zamanda ticari faaliyetlerini sürpriz bir şekilde tasfiye ederek yerleşim yerini yurtdışına taşımıştır. Hukuki analiz: Bu durumda hem TBK m. 595/2'de belirtilen borçlunun temerrüde düşmesi ve takibatın güçleşmesi [1] hem de borcun muaccel olması şartları bir arada gerçekleşmiştir. (K), derhal (B)'ye başvurarak veya dava açarak kendisinin "borçtan kurtarılmasını" (borcun (B) tarafından ifa edilmesini) talep edebilir.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: TBK m. 595 çerçevesinde güvence verilmesini veya borçtan kurtarılmasını talep eden kefil, TMK m. 6 uyarınca borçlunun mali durumunun bozulduğunu, temerrüde düştüğünü veya aralarındaki "kurtarma vaadine" aykırı davranıldığını ispatla mükelleftir.
  • Zamanaşımı / Süreler: TBK m. 595'ten doğan talep hakkı, asıl borç ilişkisinden bağımsız, iç ilişkiye dayalı bir haktır. Hukuki niteliğine göre (genellikle vekâlet), TBK m. 146 uyarınca 10 yıllık genel zamanaşımı süresine tabidir [8].
  • Görevli/yetkili mahkeme: Asıl borç ilişkisinin niteliğine (ticari kredi olup olmamasına) ve tarafların sıfatına göre Asliye Hukuk veya Asliye Ticaret Mahkemeleri görevlidir. Yetkili mahkeme, genel hükümlere (HMK m. 6) göre borçlunun yerleşim yeri mahkemesidir.
  • Yaygın uygulama hataları: Hukuk uygulamasında sıklıkla yapılan bir hata, asıl borçlu mali krize girdiğinde kefilin TBK m. 599'daki "kefaletten dönme" beyanını kullanmaya çalışmasıdır. Hâlbuki borç doğmuş (kredi kullandırılmış) ise m. 599 [5] kullanılamaz; tek hukuki yol TBK m. 595 hükmüne [1] başvurmaktır.

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk borçlar hukuku doktrininde (Eren, Oğuzman/Öz vb. eserlerinde) ve İsviçre hukukunda (OR Art. 506) bu müessese, "kefili koruyan ancak pratik faydası oldukça sınırlı olan" bir düzenleme olarak eleştirilmektedir. Zira asıl borçlunun mali durumunun kötüleşmesi (TBK m. 595/3) veya temerrüde düşmesi (TBK m. 595/2) durumlarında, borçlunun zaten kefile verebilecek tatminkâr bir "güvencesi" veya borcu ödeyecek maddi kudreti kalmamış demektir.

Teorik bağlamda mükemmel bir iç ilişki koruması gibi görünse de, mali krize girmiş, iflas eşiğinde olan veya yurtdışına kaçan bir borçlu aleyhine "bana güvence ver" davası açmanın icra edilebilirliği fiilen çok zayıftır. Bu nedenle doktrinde, TBK m. 595'in daha ziyade "henüz tam acz haline düşmemiş ama gidişatı kötüye giden" borçlulara karşı proaktif bir hamle (örneğin ihtiyati haciz alabilmek için bir hukuki zemin) olarak kullanılması gerektiği vurgulanmaktadır. Maddenin lafzi yapısı, borçlunun ödeme gücü varmış varsayımına dayanarak inşa edilmiştir ki bu durum, kefalet pratiklerindeki ekonomik gerçeklikle her zaman örtüşmemektedir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.