RESMİ METİN

e. Ödemenin kabulünü isteme


Madde 593 - Borçlunun iflası sebebiyle olsa bile, borç muaccel olduğu takdirde kefil, alacaklıdan yapacağı ödemeyi kabul etmesini her zaman isteyebilir. Bir borca birden çok kişinin kefil olması durumunda alacaklı, kefillerden biri tarafından yapılacak kısmi ödemeyi, bunu öneren kefile düşen paydan az olmamak koşuluyla, kabul etmek zorundadır.

Alacaklı haklı bir sebep olmaksızın ödemeyi kabul etmekten kaçınırsa, kefil borcundan kurtulur; birlikte müteselsil kefalette ise, kefillerin sorumluluğu kendilerine düşen pay miktarınca azalır. Alacaklının rızası varsa kefil, asıl borcu muaccel olmasından önce de ödeyebilir. Ancak, bu durumda kefil, asıl borçluya karşı rücu hakkını borcun muaccel olmasından önce kullanamaz.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Kefalet sözleşmesi, güvence sağlama amacı güden fer’i nitelikte bir sözleşme olup, kefilin sorumluluğunun sınırlarının ve kefilin korunmasının yasa koyucu tarafından özel olarak düzenlendiği bir alandır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 593. maddesi, "Kefil ile alacaklı arasındaki ilişki" alt başlığında ve "Ödemenin kabulünü isteme" kenar başlığıyla düzenlenmiştir [1]. Bu hüküm, kefilin asıl borcu ifa ederek borçtan kurtulma iradesini ve alacaklının bu ifayı kabul yükümlülüğünü hüküm altına almaktadır.

Hükmün temel amacı, kefili, alacaklının keyfi veya pasif davranışları neticesinde asıl borcun faiz, masraf veya asıl borçlunun olası ödeme güçlüğü gibi riskleriyle daha fazla karşı karşıya kalmaktan korumaktır [2, 3]. Asıl borç muaccel olduktan sonra kefil, faiz yükünün artmasını önlemek ve bir an evvel asıl borçluya rücu edebilmek amacıyla borcu ödemek isteyebilir. Alacaklı, ifayı haklı bir sebep olmaksızın reddedemez; reddetmesi halinde yasa koyucu kefili himaye eden çok ağır bir yaptırım öngörmüş ve kefilin borcundan kurtulacağını ifade etmiştir [1, 4].

İsviçre Borçlar Kanunu (OR m. 504) ile paralel olan bu düzenleme, kısmi ifanın reddedilebilmesine olanak tanıyan genel hükümlerin (TBK m. 84) kefalet hukuku özelinde istisnasını teşkil eden önemli bir kuralı da (birlikte kefalette kısmi ödemenin kabul zorunluluğu) bünyesinde barındırmaktadır [1, 5].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Borcun Muacceliyeti ve İfa Teklifi

TBK m. 593/1 uyarınca kefilin ödemenin kabulünü isteyebilmesinin ilk şartı, asıl borcun muaccel olmasıdır [1]. Borç muaccel olmadan kural olarak alacaklı ifayı kabule zorlanamaz. Ancak maddenin lafzında da açıkça ifade edildiği üzere, borç asıl borçlunun iflası sebebiyle muaccel olmuşsa dahi kefil ödeme teklifinde bulunabilir [1]. Asıl borç muaccel olduğu takdirde kefil, alacaklıdan yapacağı ödemeyi kabul etmesini her zaman isteyebilir [1]. Bu ödeme teklifi usulüne uygun, kayıtsız ve şartsız bir ifa teklifi olmalıdır.

Öte yandan, alacaklı ile asıl borçlu arasında borcun vadesinin ertelenmesine (tecil) yönelik bir anlaşma yapılmış olabilir. Alacaklının borçluya ek süre tanıması, kefilin hem yararına hem zararına olabileceği için, eğer kefil bu tecil anlaşmasına onay vermemişse, asıl borçta meydana gelebilecek olası artışlardan (temerrüt faizi vb.) etkilenmemek amacıyla TBK m. 593 gereği ifayı alacaklıya teklif edebilir [2, 3]. Alacaklı, kefil ile anlaşmadan yaptığı süre uzatımını kefile karşı ileri sürerek ödemeyi reddedemez; reddederse kefil borcundan kurtulur [2, 3].

2.2. Birlikte Kefalette Kısmi Ödemenin Kabulü Zorunluluğu

Maddenin getirdiği en önemli yeniliklerden biri, birlikte kefalete ilişkin istisnai kuraldır. TBK m. 593/1'in ikinci cümlesi uyarınca: "Bir borca birden çok kişinin kefil olması durumunda alacaklı, kefillerden biri tarafından yapılacak kısmi ödemeyi, bunu öneren kefile düşen paydan az olmamak koşuluyla, kabul etmek zorundadır" [1]. Normal şartlarda borcun tamamı belli ve muaccel ise alacaklı kısmi ifayı reddedebilir (TBK m. 84). Ancak kefalet hukukunda, Türk Borçlar Kanunu m. 587/2 ve m. 593/1 hükümleri göz önüne alındığında, müteselsil birlikte kefilin kendi payı oranında kısmi ödemede bulunma hakkı özel olarak güvence altına alınmıştır [5]. Kefillerden birisi tarafından yapılmak istenen kısmi ödeme, iç ilişkide o kefile düşen paydan az olmamak şartıyla alacaklı tarafından mecburen kabul edilmelidir [1, 5].

2.3. Alacaklının Temerrüdü ve Kefilin Borçtan Kurtulması

TBK m. 593/2 uyarınca, "Alacaklı haklı bir sebep olmaksızın ödemeyi kabul etmekten kaçınırsa, kefil borcundan kurtulur; birlikte müteselsil kefalette ise, kefillerin sorumluluğu kendilerine düşen pay miktarınca azalır" [1, 4]. Kefilin asıl borçluya rücu edebilmesi alacaklıya ifada bulunmasına bağlandığından (halefiyet ilkesi), alacaklının ifayı haksız yere reddetmesi kefilin halefiyet ve rücu imkânını da fiilen engeller. Kanun koyucu bu durumu alacaklı temerrüdünün kefalet açısından ağırlaştırılmış özel bir sonucu olarak düzenlemiş ve kefili doğrudan sorumluluktan kurtarmıştır. Birlikte müteselsil kefalette kısmi ödemenin haksız reddi ise, ödemeyi teklif eden kefili kendi payı oranında borçtan kurtarır [1, 5].

2.4. Muacceliyetten Önce İfa İhtimali

Kefil kural olarak borcu muacceliyetten önce ifa etme hakkına tek başına sahip değildir. TBK m. 593/3 hükmü, "Alacaklının rızası varsa kefil, asıl borcu muaccel olmasından önce de ödeyebilir" şeklindedir [4]. Ancak yasa koyucu, kefilin erken ödeme yaparak asıl borçlunun henüz vadesi gelmemiş borcunu erken muaccel hale getirmesini engellemek adına emredici bir sınır çizmiştir: Kefil erken ifada bulunsa bile, asıl borçluya karşı rücu hakkını borcun olağan muacceliyet tarihi gelmeden önce kullanamaz [4].

3. Sistematik İlişkiler

  • TBK m. 84 (Kısmi İfa): Kural olarak alacaklı kısmi ifayı reddedebilirken, TBK m. 593/1 hükmü birlikte kefalet kurumu özelinde lex specialis (özel hüküm) niteliğindedir. Birlikte kefil, en az kendi payı kadar ödeme teklif ettiğinde alacaklı TBK m. 84'e dayanarak bunu reddedemez [1, 5].
  • TBK m. 97 ve m. 106 (Alacaklının Temerrüdü): TBK m. 593, alacaklının temerrüdünün kefalet hukukundaki özel ve radikal bir yansımasıdır. Alacaklı ifayı reddettiğinde kefil için sadece alacaklı temerrüdü oluşmaz, kefil aynı zamanda borçtan tamamen kurtulur [1, 4].
  • TBK m. 596 (Kefilin Rücu Hakkı): Kefilin alacaklıdan ifayı kabul etmesini zorlamasının ardındaki hukuki menfaat TBK m. 596'daki halefiyet ve rücu hakkıdır. İfayı zamanında yapıp asıl borçluya dönmek isteyen kefile, TBK m. 593 bu hukuki yolu açma garantisi sunar [6].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay kararlarında, kefilin TBK m. 593 kapsamında borçtan kurtulabilmesi için alacaklının ifayı reddinin "haklı bir sebebe" dayanmaması gerektiği vurgulanmaktadır. Banka kredi sözleşmelerine ilişkin uyuşmazlıklarda, bankaların (alacaklının) sadece faiz geliri elde etmeye devam etmek veya asıl borçlu ile yaptığı yapılandırma (tecil) protokollerine dayanarak kefilin ifasını reddetmesi haklı sebep olarak kabul edilmemektedir. Doktrin ve içtihatlarda belirtildiği üzere, alacaklı asıl borçluya ek süre (tecil) tanıdığında, kefil bu ek süreye onay vermeyip borcunu derhal ifa etmek isterse, alacaklı bu ifayı kabul etmek zorundadır. Kabul etmediği takdirde kefil sorumluluktan kurtulur [2, 3].

Yine Yargıtay, birlikte kefillerden birinin kendi iç payına denk gelen tutarı ödeme teklifinin alacaklı tarafından reddedilmesinin, ilgili kefilin payı oranında sorumluluktan kurtulmasına neden olacağını teyit etmektedir.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Tecil Anlaşması ve İfanın Reddi): Alacaklı A Bankası ile asıl borçlu B, kredinin ödenememesi üzerine vadenin 1 yıl uzatılması (tecil) hususunda anlaşmışlardır. Müteselsil kefil K, bu uzatma işlemine yazılı onay vermemiştir. Artan faiz riskini üstlenmek istemeyen K, orijinal vadenin dolmasıyla birlikte kredinin tüm güncel bakiyesini A Bankasına ödemek istemiştir. A Bankası, "Asıl borçlu ile yeni bir ödeme planı yaptık, şu an borç muaccel değildir, ödemenizi alamayız" diyerek ifayı reddetmiştir. Hukuki analiz: TBK m. 593 ve kefalet hukuku prensipleri uyarınca, kefilin rızası hilafına yapılan vade uzatımı kefili bağlamaz [2]. Kefil, borcun muaccel olduğu orijinal vadede ödeme yapmak istemiştir. Alacaklının (A Bankası) bunu haklı bir sebep olmaksızın reddetmesi üzerine, TBK m. 593/2 hükmü gereğince kefil K, borcundan tamamen kurtulur [1-3].

Olay 2 (Birlikte Kefalette Kısmi İfanın Reddi): D'nin alacaklı olduğu 300.000 TL bedelli bir borca K1, K2 ve K3 müteselsil birlikte kefil olmuşlardır. Borcun vadesi gelmiş ve muaccel olmuştur. K1, kendi iç payı olan 100.000 TL'yi alacaklı D'ye ödemeyi teklif etmiş, ancak D, "Müteselsil sorumluluğunuz var, 300.000 TL'nin tamamı ödenmeden kısmi ödemeyi kabul etmiyorum" diyerek parayı almayı reddetmiştir. Hukuki analiz: TBK m. 593/1, ikinci cümle uyarınca alacaklı, birlikte kefillerden birinin kendi payından az olmamak koşuluyla yapacağı kısmi ödemeyi kabul etmek zorundadır [1, 5]. D'nin bu ifayı kısmi ifa yasağına (TBK m. 84) dayanarak reddetmesi haksızdır. TBK m. 593/2 uyarınca K1, kendi payı olan 100.000 TL'lik tutar nispetinde sorumluluktan kurtulur; dolayısıyla D, artık K1'den herhangi bir talepte bulunamaz [1, 4].

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Kefil, asıl borcun muaccel olduğunu, geçerli ve usulüne uygun bir ifa teklifinde bulunduğunu ve alacaklının bunu haklı bir sebep olmaksızın reddettiğini (temerrüde düştüğünü) ispatla mükelleftir (örneğin ihtarname veya tevdi mahalli tayini talebi ile desteklenebilir). Alacaklı ise reddetmekte haklı bir sebebi olduğunu ispatlamalıdır.
  • Zamanaşımı / Süreler: Kefilin ödeme yapma talebinin zamanı, asıl borcun muaccel olması ile başlar. Eğer kefil ödeme yapar ve asıl borçluya rücu etmek isterse, rücu davası zamanaşımı, alacaklıya ifada bulunulduğu andan itibaren işlemeye başlar (TBK m. 596/5) [7].
  • Görevli/yetkili mahkeme: Asıl borcun ticari nitelikte olup olmamasına göre asliye ticaret veya asliye hukuk mahkemesi görevlidir. Eğer asıl işlem tüketici işlemi ise tüketici mahkemeleri de gündeme gelebilir.
  • Yaygın uygulama hataları: Alacaklı konumundaki finansal kuruluşların, yapılandırma (protokol) aşamasında kefilin rızasını almadan sadece asıl borçlu ile anlaşması ve kefil ödeme yapmak istediğinde bunu teknik nedenlerle reddetmesi, kefilin TBK m. 593 uyarınca tüm sorumluluktan kurtulması ile sonuçlanan yaygın ve fatal bir hatadır.

7. Eleştirel Değerlendirme

Doktrinde TBK m. 593 hükmünün kısmi ifanın kabul zorunluluğuna getirdiği istisna takdirle karşılanmakla beraber, bu kuralın "kendi payından az olmamak koşuluyla" ibaresi kimi zaman iç payların net olarak belli olmadığı hallerde ihtilaf doğurabilmektedir. Ayrıca alacaklının ifayı reddetmesinde neyin "haklı sebep" teşkil edeceği yasa metninde sayılmamış, hakimin takdirine bırakılmıştır. Ancak modern kefalet hukukunda, kefilin alacaklının insafına bırakılmaması ve halefiyet mekanizmasının ivedilikle çalıştırılabilmesi için alacaklının ödemeyi kabul külfeti mutlaklaştırılmıştır. Ayrıca TBK m. 593/3'te yer alan erken ödeme halinde rücu hakkının borcun asıl muacceliyetinden önce kullanılamayacağı yönündeki kural, borçluyu asıl alacaklıdan beklediği vade imkânından, kefilin tek taraflı tasarrufu ile mahrum bırakmamak adına oldukça isabetli bir denge ayarıdır [4].


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.