RESMİ METİN

3. Birlikte kefalet


Madde 587 - Birden çok kişi, aynı borca birlikte kefil oldukları takdirde, her biri kendi payı için adi kefil gibi, diğerlerinin payı için de kefile kefil gibi sorumlu olur. Borçluyla birlikte veya kendi aralarında müteselsil kefil olarak yükümlülük altına giren kefillerden her biri, borcun tamamından sorumlu olur. Ancak, bir kefil, kendisiyle birlikte daha önce veya aynı zamanda müteselsilen yükümlü bulunan ve Türkiye’de takip edilebilen bütün kefillere karşı takibe girişilmiş olmadıkça, kendi payından fazlasını ödemekten kaçınabilir. Bir kefil, bu hakkı, diğer kefillerin kendi paylarını ödemiş veya ayni güvence sağlamış olmaları durumunda da kullanabilir. Aksine anlaşmalar saklı kalmak kaydıyla, borcu ödeyen kefil, kendi paylarını daha önce ödememiş olmaları ölçüsünde, diğer kefillere karşı rücu hakkına sahiptir. Bu hak, borçluya rücudan önce de kullanılabilir. Alacaklı, kefilin aynı alacak için başka kişilerin de kefil olduğunu veya olacağını varsayarak kefalet ettiğini biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, bu varsayımın sonradan gerçekleşmemesi veya kefillerden birinin alacaklı tarafından kefalet borcundan kurtarılması ya da kefaletinin hükümsüz olduğuna karar verilmesi durumunda kefil, kefalet borcundan kurtulur. Birbirlerinden bağımsız olarak aynı borç için kefil olanlardan her biri, kefalet borcunun tamamından sorumlu olur. Ancak, borcu ödeyen kefil aksine anlaşma olmadıkça, diğerlerine toplam kefalet miktarındaki payı oranında rücu hakkına sahiptir.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) "Kefalet Sözleşmesi" başlıklı on beşinci bölümünün içeriğine dair yasal düzenlemeler arasında yer alan 587. madde, uygulamada karmaşık uyuşmazlıklara kaynaklık eden "Birlikte Kefalet" (Co-suretyship) müessesesini ihdas etmektedir. TBK m. 587 hükmü, İsviçre Borçlar Kanunu’nun (OR) 497. maddesi ile yapısal ve anlamsal bir paralellik arz etmektedir.

Birlikte kefalet; aynı borca, birden fazla kişinin kefil sıfatıyla güvence sağlaması durumunda kefillerin alacaklıya ve birbirlerine karşı olan hukuki statülerini düzenler. Hükmün amacı, hem alacaklının teminat ihtiyacını en üst düzeyde karşılamak hem de kefiller arasındaki yük paylaşımını (rücu mekanizmasını) hakkaniyete uygun ve öngörülebilir bir yasal temele oturtmaktır. Öğretide birlikte kefalet kavramı; kişilerin aynı borca tesadüfen ve birbirinden habersiz mi, yoksa birbirlerini bilerek ve ortak bir iradeyle mi kefil olduklarına göre "gerçek birlikte kefalet" ve "gerçek olmayan birlikte kefalet" olarak temel bir ayrıma tabi tutulmaktadır [1, 2].

Madde, sırasıyla adi birlikte kefalet (f. 1), müteselsil birlikte kefalet ve kefillerin bölme def’i (f. 2), kefillerden birinin sözleşmeye dahil olmaması veya sözleşmeden kurtulmasının diğerlerine etkisi (f. 3) ile gerçek olmayan (bağımsız) birlikte kefaleti (f. 4) detaylı olarak sistematize etmiştir [3-6].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Gerçek ve Gerçek Olmayan Birlikte Kefalet Ayırımı

Öğretide gerçek birlikte kefalet (echte Mitbürgschaft); birden fazla kimsenin, her birinin diğerinin kefil olduğunu veya olacağını bilerek aynı borca güvence sağlamaları hali olarak tanımlanmaktadır. Burada üç asli unsur aranır: Birden fazla kefil, aynı borç ve aynı borca müştereken kefil olma iradesi [2]. Gerçek birlikte kefalet, kendi içerisinde "adi birlikte kefalet" ve "müteselsil birlikte kefalet" olmak üzere iki alt gruba ayrılmaktadır [7].

Gerçek olmayan birlikte kefalette (unechte Mitbürgschaft) ise, aynı borca birden fazla kişi birbirlerinden habersiz olarak, birbirinden bağımsız işlemlerle kefil olmaktadırlar. Bu durumda her bir kefil, alacaklıya karşı sözleşmesel taahhüdü çerçevesinde borcun tamamından bağımsız olarak sorumludur [1]. TBK m. 587/4 fıkrası gereğince, bu kişilerden biri borcu ödediği takdirde, aksine bir anlaşma bulunmadıkça, diğerlerine toplam kefalet miktarındaki payı oranında rücu etme hakkını haizdir [5, 6].

2.2. Âdi Birlikte Kefalet

TBK m. 587/1 hükmüne göre, birden çok kişi aynı borca adi birlikte kefil oldukları takdirde, kural olarak her biri kendi payı için "adi kefil" (TBK m. 585) gibi, diğerlerinin payı için ise "kefile kefil" (TBK m. 588) gibi sorumlu tutulmaktadır [3, 6]. Bu durum, alacaklının alacağını tahsil sürecinde katı bir sıralama izlemesini gerektirir. Alacaklı, asıl borçluya başvurup kesin aciz belgesi almadan veya diğer kanuni şartları tüketmeden (TBK m. 585) kefillere başvuramayacağı gibi, kefillerden birinin payı için diğer kefile "kefile kefil" sıfatıyla başvurabilmesi için asıl borçlunun yanı sıra asıl kefilin de takip imkânlarının tüketilmiş olması şarttır.

2.3. Müteselsil Birlikte Kefalet ve Görünümleri

Müteselsil birlikte kefalet (Solidarmitbürgschaft), birlikte kefillerin aralarındaki sorumluluk ağını teselsül esasına dayandırdıkları yapıdır. Öğretide müteselsil birlikte kefaletin uygulamada iki temel görünümünün bulunduğu kabul edilmektedir [7, 8]:

  1. Kefillerin Sadece Kendi Aralarında Teselsülü Kararlaştırmaları: Kefiller, asıl borçlu ile değil, yalnızca kendi aralarında müteselsil sorumlu olmayı kabul edebilirler. Bu durumda alacaklıya karşı "müteselsil kefalet" mevcut sayılmaz; zira asıl borçluya karşı hâlen adi kefalet kuralları geçerlidir. Kefiller, alacaklıya karşı asıl borçluya başvurulması gerektiği yönündeki "tartışma (peşin dava) def’ini" ve "rehnin paraya çevrilmesi def’ini" ileri sürebilirler [9, 10]. Alacaklı, borçlu hakkındaki takibi semeresiz bıraktıktan sonra, istediği müteselsil birlikte kefilden alacağın tamamını talep edebilir [10, 11].
  2. Kefillerin Asıl Borçlu ile Birlikte Müteselsilen Sorumlu Olmaları: Birlikte kefiller hem kendi aralarında hem de asıl borçlu ile birlikte müteselsil sorumluluk altına girdiklerinde (TBK m. 586), tartışma def'inden ve taşınmaz rehninin paraya çevrilmesi def'inden feragat etmiş sayılırlar [12, 13]. Doktrindeki yerleşik karineye göre, asıl borçlu ile kefiller arasında teselsül kararlaştırılmışsa, kefillerin kendi aralarında da teselsülü zımnen istedikleri kabul edilir [12, 14].
2.4. Bölme Def'inden Feragat ve Sınırlamaları (Exceptio Divisionis)

Kural olarak, müteselsil birlikte kefalette kefiller, borcun paylara bölünerek talep edilmesini sağlayan "bölme def'inden" (exceptio divisionis) feragat etmiş sayılırlar [15]. Ne var ki kanun koyucu, TBK m. 587/2 c.2 ile kefili koruyucu emredici bir istisna ihdas etmiştir. Bir müteselsil birlikte kefil, kendisinden önce veya kendisiyle aynı zamanda müteselsil yükümlü olan ve Türkiye'de takibi mümkün olan tüm birlikte kefillere karşı takibe girişilmedikçe, alacaklıya karşı kendi payından fazlasını ödemekten kaçınma hakkına sahiptir [16]. Bu hakkın kullanımı için, diğer kefillerin ödeme emrini tebellüğ edecek şekilde takip edilmiş olması yeterlidir; kesin aciz belgesi alınması gerekmez [17, 18].

2.5. Birlikte Kefiller Arası Rücu İlişkisi

Alacaklıya ifada bulunan müteselsil birlikte kefil, TBK m. 587/2 c.4-5 kapsamında çifte rücu imkânına sahiptir: 1) Ödediği tutarın tamamı için asıl borçluya başvurabilir. 2) Asıl borçluya gitmeden önce veya bununla birlikte, iç ilişkideki payları oranında, kendi payını ödememiş olan diğer müteselsil birlikte kefillere rücu edebilir [19]. Aksi kararlaştırılmadıkça, müteselsil birlikte kefillerin iç ilişkide eşit paylarla sorumlu oldukları karine olarak kabul edilir [20].

3. Sistematik İlişkiler

  • TBK m. 585 (Adi Kefalet) ve TBK m. 586 (Müteselsil Kefalet) ile İlişkisi: Birlikte kefalet kurumu tek başına bir sözleşme tipi olmayıp, kefaletin alacaklıya karşı nasıl icra edileceğini belirleyen m. 585 ve m. 586 ile doğrudan bağlantılıdır. Birlikte kefiller asıl borçlu ile müteselsil iseler m. 586'daki ihtarlı ve ifada gecikmeye dayalı takip şartları geçerlidir [21, 22].
  • TBK m. 593/1 (Kısmi Ödemenin Kabulü): Bir borca birden çok kişinin kefil olması durumunda alacaklı, kefillerden biri tarafından yapılacak kısmi ödemeyi (bunu öneren kefile düşen paydan az olmamak koşuluyla) reddedemez [23, 24].
  • TBK m. 162 vd. (Müteselsil Borçluluk) ve TTK m. 7 (Teselsül Karinesi): Kefalet, fer'i bir borç ilişkisidir. Borçlular arası müteselsil borçlulukla müteselsil birlikte kefalet farklı rejimlere tabidir (kimse kendi borcuna kefil olamaz) [25, 26]. Ancak Ticaret Kanunu m. 7 bağlamında, taraflardan biri veya hepsi için ticari olan bir borca birden fazla kişi kefil olursa, aralarında ve asıl borçlu ile müteselsilen sorumlu sayılacakları yönünde emredici teselsül karinesi mevcuttur [27-29].
  • TBK m. 596 (Halefiyet): Borcu ifa eden müteselsil birlikte kefilin rücu aşamasında, alacaklının elindeki diğer rehin ve teminat haklarına halef olması sistematik bir tamamlayıcıdır [30, 31].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay kararlarında "birlikte kefalet" ile "müteselsil borçluluk" sıfatları arasındaki ince çizgi titizlikle değerlendirilmektedir.

  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (YHGK, 30.5.1990 - E. 11-208, K. 342) yerleşik bir kararında: "Müteselsil birlikte kefalette kefillerden her biri borcun tamamından alacaklıya karşı sorumlu olup, ancak diğer kefillerin paylarına düşen miktar bakımından onlara rücu etme hakkına sahiptir" tespiti yapılmıştır [32, 33].
  • İrade Beyanının Yorumu Açısından: Yargıtay, bir kişinin kefalet sözleşmesini "müşterek müteselsil borçlu" sıfatıyla imzalaması durumunda, artık bunun müteselsil kefaleti değil, borca katılmayı (müteselsil borçluluk) ifade edeceğine hükmetmektedir [25]. Ancak matbu bir metindeki "kefil" ibaresinin yanına kendi el yazısıyla "müteselsil" ibaresinin yazılması, o kefilin diğerleriyle ve asıl borçlu ile müteselsil kefalet iradesi kurduğunun ispatı için yeterli görülmüştür (YHGK, 19.6.1996 - E. 13-355, K. 497) [34, 35].

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1: Bir ticari kredi sözleşmesinin teminatı olarak (X) Bankası lehine, asıl borçlu (D)'nin 600.000 TL tutarındaki borcu için (A), (B) ve (C), "müteselsil kefil" sıfatıyla aynı kefaletnamesinde, her biri 600.000 TL azami miktar üzerinden kendi el yazılarıyla imza atmışlardır. Asıl borçlu (D) temerrüde düşmüş, yapılan ihtar sonuçsuz kalmıştır. Alacaklı (X) Bankası, icra takibini yurt dışında ikamet eden (C)'yi atlayarak, sadece (A) ve (B) aleyhine başlatmış; ancak takibin seyri esnasında (B) aleyhindeki takibi de durdurup ödemenin tamamını (600.000 TL) (A)'dan talep etmiştir. Hukuki analiz: TBK m. 587/2 uyarınca, her ne kadar (A) müteselsil birlikte kefil olarak borcun tamamından sorumluysa da, kendisine tanınan nispi "bölme def'i" uyarınca; Türkiye'de takibi mümkün olan diğer müteselsil birlikte kefillerin (burada (B)) tümüne karşı takibe girişilmedikçe, kendi payından (200.000 TL) fazlasını ödemekten kaçınabilir. (C) yurtdışında ikamet ettiğinden ve Türkiye'de takibi güç olduğundan kanun lafzındaki "Türkiye'de takip edilebilen" şartı gereği, alacaklı (C)'yi takip etmek zorunda değildir. Ancak alacaklı (X) Bankası, Türkiye'de bulunan (B)'ye karşı takibi ilerletmedikçe, (A)'dan kendi iç ilişkideki payını aşan meblağı talep edemeyecektir [16, 17].

Olay 2: Asıl borçlu (K)'nin ticari borcu için, (L) ve (M) müteselsil birlikte kefil olmayı planlamıştır. (L), alacaklı bankaya verdiği beyanda, (M)'nin de kefil olacağı varsayımıyla kendi el yazısıyla 1.000.000 TL kefalet taahhüdünde bulunmuştur. Alacaklı banka, bu şartlı varsayımı bilmesine rağmen krediyi kullandırmış, fakat (M) sonradan kefalet sözleşmesini imzalamaktan vazgeçmiştir. Hukuki analiz: TBK m. 587/3 hükmü uyarınca; alacaklı banka, (L)'nin ancak (M)'nin de kefil olacağı varsayımı ile kefalet iradesi gösterdiğini bilmektedir (veya bilmesi gerekir). Söz konusu güvence unsurunun sonradan gerçekleşmemesi nedeniyle (L), kefalet borcundan tamamen kurtulur [5]. Bankanın (L)'ye başvurma imkânı kalmamıştır.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat Yükü: Bir kefilin, diğer bir kişinin de kefil olacağı şartıyla (birlikte kefalet varsayımı) kefalet taahhüdü verdiğini iddia etmesi hâlinde; bu durumu ve alacaklının bunu bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispat yükü kural olarak kefile (savunmada bulunan tarafa) aittir (TBK m. 587/3) [5].
  • Zamanaşımı / Süreler: Gerçek kişi kefiller bakımından birlikte kefalet sözleşmesi, kuruluşundan itibaren azami on yıl (TBK m. 598/3) geçerlidir. Ayrıca birlikte kefillerin birbirlerine rücu etmeleri durumunda, rücu hakkına ilişkin zamanaşımı, alacaklıya ifada bulunulduğu (ödemenin yapıldığı) andan itibaren işlemeye başlar (TBK m. 596/4) [36-38].
  • Görevli/Yetkili Mahkeme: Asıl borcun kaynağı bir ticari iş ise, birlikte kefillerin müteselsil kefaleti hususunda TTK m. 7 devreye girer. Bu durumda taraflar arasında ticari dava niteliği hâsıl olabileceğinden asliye ticaret mahkemeleri görev alanına girebilir [27-29].
  • Yaygın Uygulama Hataları: Doktrin ve uygulamada, müteselsil borçluluk kuralları ile müteselsil birlikte kefalet rejiminin karıştırıldığı görülmektedir. Alacaklıların veya vekillerinin, "birlikte müteselsil kefiller" hakkında doğrudan birinden tamamını tahsil etmeye çalışırken, kefilin TBK m. 587/2'den doğan "takip ve tahsilde bölme def'ini" göz ardı etmesi; usulî itirazlara ve şikâyetlere sebebiyet vererek takip süreçlerini uzatmaktadır.

7. Eleştirel Değerlendirme

TBK m. 587 hükmü, İsviçre Hukukundaki mehaz metinlerle (OR Art. 497 vd.) büyük oranda uyumludur. Doktrinde (Eren, Tandoğan, Reisoğlu vd.) birlikte kefalet mekanizmasındaki "bölme def'inin kısmi devamı" (TBK m. 587/2 c.2) hususunda yoğun tartışmalar mevcuttur. Nitekim "müteselsil" kavramının doğası, alacaklının borcun tamamını istediği herhangi bir müteselsil sorumludan tahsil edebilmesine dayanır. Ancak kanun koyucu, zayıf konumda kabul ettiği kefilleri korumak amacıyla, alacaklıya Türkiye'deki tüm müteselsil kefillere "takibe girişme" külfeti getirmiştir [16-18].

Öğretideki kimi eleştirilere göre; alacaklının sadece icra veya dava sürecini başlatmış olmasının (takibe girişmenin) ödeme emrinin tebliği ile yetinilmesi anlamında yorumlanması, müteselsilliğin alacaklıya sağladığı "hızlı tahsilat" avantajını usul hukuku engelleriyle zedelemektedir [18]. Öte yandan, rücu ilişkisinde, "borcu ödeyen kefilin asıl borçluya başvurmadan doğrudan diğer kefillere başvurabilmesi" kuralı (TBK m. 587/2 son cümle), iç ilişkide ödeme yükünün pratik bir şekilde paylaştırılmasını sağladığından, ticari hayatın güvenliği ve hakkaniyet ekseninde oldukça isabetli bir normatif tercih olarak değerlendirilmektedir [19, 39].


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.