1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun "Saklama Sözleşmeleri" başlıklı on dördüncü bölümünün altında, üçüncü ayırımda "Ardiyeciye bırakma" müessesesi (TBK m. 571 - m. 575) tanzim edilmiştir [1-5]. Bu bölümün son maddesi olan TBK m. 575, ardiye sözleşmesinin ifa ve tasfiye aşaması olan "Malların geri verilmesi" konusunu düzenlemektedir [5].
Ardiye sözleşmesi, niteliği itibarıyla genel saklama (vedia) sözleşmesinin özel ve ticari bir türüdür. Bu bağlamda, kanun koyucu ardiye sözleşmesinde özel olarak düzenlenmeyen hâllerde genel saklama sözleşmesi hükümlerinin (TBK m. 561 vd.) uygulanacağını prensip olarak kabul etmiştir [5, 6]. Nitekim TBK m. 575'in ilk cümlesi, ardiyecinin ticari malları kural olarak "genel saklama sözleşmesinde olduğu gibi geri vermekle yükümlü" olduğunu vurgulayarak bu sistematik bağı teyit eder [5].
Bununla birlikte, ardiyecilik faaliyetinin ticari mahiyeti, profesyonelliği ve ekonomik hayat içindeki kritik rolü sebebiyle, genel saklama sözleşmesinin saklayana (vediye) tanıdığı bazı geniş esneklikler, ardiye sözleşmesinde daraltılmıştır. Maddenin ikinci cümlesi tam olarak bu daraltmayı, yani ardiyecinin "süresinden önce geri verme yetkisinin" (TBK m. 565/1) ortadan kaldırılmasını ifade eder [5, 7]. Saklayanın öngöremeyeceği sebeplerle sözleşmenin devamının tehlikeli veya zararlı hâle geldiği istisnai durumlarda dahi, ardiyeci kararlaştırılan sürenin sonuna kadar malları muhafaza etmek gibi ağırlaştırılmış bir özen ve koruma külfeti altına sokulmuştur [5, 7].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Maddenin ihtiva ettiği hukuki kurum ve kavramların mikro ve makro analizi şu şekildedir:
2.1. Ticari Malların Genel Saklama Sözleşmesindeki Gibi Geri Verilmesi
Hükmün ilk kısmı, iade mekanizmasında genel saklama kurallarının geçerli olacağını belirtir [5]. TBK m. 564 uyarınca saklatan (tevdî eden), sözleşmede bir süre belirlenmiş olsa dahi her zaman malın iadesini talep etme hakkına sahiptir [7, 8]. Dolayısıyla, ardiye sözleşmesinde ardiyeci (depocu), saklatanın iade talebiyle bağlıdır ve belirlenen sürenin dolmasını beklemeden, talep anında malı teslim etmek durumundadır. Saklatanın tek taraflı irade beyanıyla her an iadeyi isteyebilmesi, saklama sözleşmelerinin "saklatanın menfaatine hizmet etme" (depositum) temel ilkesinin bir sonucudur. Ancak, erken iade durumunda ardiyecinin, o tarihe kadar yaptığı masraflar ve belirlenen süreyi dikkate alarak elde etmeyi umduğu haklı menfaatler (ardiye ücreti) kapsamında tazminat talep etme hakkı mahfuzdur (TBK m. 564) [4, 7].
2.2. Süresinden Önce Geri Verme Yasağı ve Ağırlatılmış Koruma Külfeti
Hükmün ikinci cümlesi, ardiyecinin hukuki statüsünü klasik saklayandan ayıran temel farkı oluşturur [5]. Genel saklama sözleşmesinde TBK m. 565/1 uyarınca saklayan, öngörülemeyen durumlar dolayısıyla sözleşmenin devamının saklanan mal için tehlikeli veya kendisi için zararlı olması hâlinde, belirlenen sürenin sona ermesinden önce de malı geri verebilir [7, 9]. Ancak TBK m. 575 uyarınca ardiyeci, bu şartlar gerçekleşse dahi süresinden önce malları iade edemez; sürenin sonuna kadar muhafaza yükümlülüğü devam eder [5].
Kanun koyucu bu düzenlemeyle, ardiyeciliğin bir ticari işletme faaliyeti olmasını ve saklatanın ticari mallarını güvenli bir şekilde depolama hususundaki mutlak beklentisini gözetmiştir. Zira tonlarca emtianın, ardiyeci tarafından tehlike veya zarar mazeretiyle aniden tacir-saklatana iade edilmesi, saklatan nezdinde telafisi imkânsız lojistik ve ticari felaketlere yol açabilir. Bu nedenle ardiyeci, profesyonel bir basiretle, olası tehlikelere karşı baştan tedbir almak ve bu riskleri ticari faaliyeti kapsamında göğüslemek zorundadır.
3. Sistematik İlişkiler
Bu maddenin, diğer Borçlar Hukuku kurumlarıyla olan sistematik bağlantıları şu şekilde kurulmalıdır:
- TBK m. 564 ve m. 565 (Genel Saklamada Geri Verme ve İstisnaları): TBK m. 575'in lafzı ve ruhu, doğrudan bu iki madde ile bağlantılıdır [7, 8]. Madde 575, madde 564'teki saklatan lehine olan "her zaman iadeyi talep hakkını" benimserken; madde 565'teki saklayan lehine olan "acil durumlarda erken iade yetkisini" ardiyeci aleyhine ilga etmektedir [5, 7].
- TBK m. 572 (Ardiyecinin Saklama Borcu ve Özen Yükümlülüğü): Ardiyecinin malları bir komisyoncu gibi özenle saklama yükümlülüğü (m. 572), süresinden önce geri verememe yasağının altyapısını oluşturur [2, 3]. Ardiyecinin tehlike veya zarar anında malı iade etmek yerine, "ayrıca önlem alınmasını gerektiren bir değişiklik olursa durumu saklatana bildirmek" suretiyle koruma yükümlülüğünü sürdürmesi gerekir [2, 3].
- TBK m. 136 (İmkânsızlık) ve TMK m. 2 (Dürüstlük Kuralı): TBK m. 575'in lafzı ardiyeciye mutlak bir muhafaza yükümlülüğü getirse de, makro hukuk sistematiği gereği bu yükümlülüğün sınırı "objektif imkânsızlık"tır. Eğer öngörülemeyen sebep, ardiyecinin deposunun tamamen yıkılması (örn. deprem) veya malın radyoaktif bir sızıntı yapması gibi ifayı fiilen imkânsız kılan bir boyuta ulaşmışsa, TBK m. 136 bağlamında borç sona erer. Ayrıca doktrinde, ardiyecinin hayatını veya diğer mallarını mutlak şekilde tehdit eden, alınabilecek hiçbir önlemin fayda etmediği durumlarda, ardiyeciyi malı korumaya zorlamanın TMK m. 2 (Hakkın kötüye kullanılması) yasağına takılacağı kabul edilmektedir.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay kararlarında, ardiyecinin ve profesyonel saklayıcıların sorumluluğunun genel vedia sözleşmesine nispetle çok daha katı uygulandığı, sözleşmesel koruma borcunun kusursuzluk ispat edilmedikçe ihlal edilmiş sayılacağı yerleşik bir ilkedir [10, 11].
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri (özellikle Yargıtay 11. Hukuk Dairesi), ardiyecinin saklama borcunu kötü ifa etmesi sebebiyle doğan zararlardan sorumlu tutulacağını, saklama sözleşmesine bağlı uyuşmazlıklarda (eski BK m. 125, yeni TBK m. 146 uyarınca) 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanacağını teyit etmektedir [11-13]. Yargıtay içtihatlarında, ardiyecinin profesyonel statüsü gereğince "öngörülemezlik" savunmasının (mücbir sebep iddiası) son derece dar yorumlandığı; yangın, su basması, hırsızlık gibi olaylarda ardiyecinin "basiretli bir iş adamı gibi" (TTK m. 18) en üst düzeyde teknolojik ve fiziki güvenlik önlemlerini alma külfeti altında olduğu vurgulanmaktadır. Dolayısıyla ardiyecinin TBK m. 575 kapsamında süresinden önce malları tahliye etmeye kalkışması veya bunu başaramayıp malların hasar görmesine neden olması hâlinde doğrudan TBK m. 112 kapsamında tazminat yükümlülüğü doğmaktadır.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Erken İade Yasağının İhlali Girişimi):
A Tarım Şirketi, yüklü miktardaki kimyevi gübreyi 1 yıllığına B Lojistik (Ardiyeci) şirketinin antreposuna bırakmıştır. Altıncı ayda, gübrelerdeki bir kimyasal reaksiyon nedeniyle depoda hafif bir ısınma ve kötü koku meydana gelmiş, bu durum diğer bölümlerdeki malları tehlikeye atma potansiyeli taşımaya başlamıştır. B Lojistik, durumu "öngörülemeyen tehlike" olarak nitelendirip A Şirketi'ne "Mallarınızı derhal depolarımızdan alın, aksi hâlde sokağa bırakacağız" ihtarında bulunmuştur.
Hukuki analiz: TBK m. 575 uyarınca B Lojistik'in (Ardiyecinin) erken iade hakkı yoktur [5]. Normal bir saklama sözleşmesinde TBK m. 565 kapsamında bu tehlike erken iade sebebi olabilecekken, ardiyeci bu riske katlanmak, gerekli izolasyon önlemlerini (TBK m. 572) almak ve sürenin sonuna kadar korumak zorundadır [2, 3, 5, 7]. B Lojistik'in malları tahliye etmesi haksız eylem ve sözleşmeye aykırılık teşkil eder, doğacak zararları tazminle yükümlüdür.
Olay 2 (Saklatanın Her Zaman İade Talebi):
A İthalat Şirketi, tekstil ürünlerini 6 ay süreyle saklanmak üzere B Ardiye Şirketi'ne bırakır. İkinci ayın sonunda piyasadaki yüksek talep nedeniyle A Şirketi, malları derhal antrepodan çekip satmak ister ve B Şirketi'ne başvurur. B Şirketi, "Sözleşmemiz 6 aylıktı, süreden önce malı iade etmem" şeklinde savunma yapar.
Hukuki analiz: TBK m. 575, ardiyecinin ticari malları "genel saklama sözleşmesinde olduğu gibi" geri vermekle yükümlü olduğunu amirdir [5]. Genel kural olan TBK m. 564 uyarınca saklatan (A Şirketi), belirlenmiş süre olsa dahi her zaman iadeyi talep edebilir [7, 8]. Dolayısıyla B Şirketi'nin malı hapis hakkı (ancak ödenmemiş ücret veya masraf varsa TBK m. 574/3 bağlamında gündeme gelebilir) iddia etmeksizin salt süreye dayanarak iadeden kaçınması hukuka aykırıdır [4].
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat Yükü: Ardiyecinin, malları kararlaştırılan sürenin sonuna kadar hasarsız ve eksiksiz iade edememesi (veya haksız şekilde erken iade etmesi sebebiyle doğan zararlar) hâlinde, kusursuzluğunu (veya ağır mücbir sebebi) ispat yükü TBK m. 112 ve m. 562 uyarınca kendisine aittir [6, 8].
- Zamanaşımı / Süreler: Ardiye sözleşmelerinde saklama borcunun kötü ifasından, malların zıyaından veya zamanından önce iade edilmesinden doğan tazminat davaları, TBK m. 146 uyarınca kural olarak 10 yıllık olağan zamanaşımı süresine tabidir [12, 13].
- Görevli/yetkili mahkeme: Ardiye sözleşmesi her iki taraf için ticari işletmeyi ilgilendirmesi ve ardiyecilik faaliyetinin (TTK m. 4 vd.) mutlak veya nispi ticari iş sayılması nedeniyle, doğacak uyuşmazlıklarda görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir. Yetkili mahkeme kural olarak davalı ardiyecinin yerleşim yeri veya sözleşmenin ifa yeri mahkemesidir.
- Yaygın uygulama hataları: Ardiyecilerin tek taraflı olarak düzenledikleri makbuz, senet veya sözleşme formlarında, "Ardiyeci, dilediği zaman veya tek taraflı ihbarla malların tahliyesini isteyebilir" şeklinde TBK m. 575'e aykırı genel işlem koşulları (TBK m. 20 vd.) düzenlemeleri. TBK m. 575 hükmü, saklatanı koruyucu nitelikte emredici bir karakter taşıdığından, önceden yapılan böylesi sorumsuzluk veya dilediği zaman fesih kayıtları, dürüstlük kuralına ve genel işlem koşulları denetimine takılarak kesin hükümsüzlük (batıl) yaptırımı ile karşılaşacaktır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde (Eren, Oğuzman, Tandoğan, Öz), TBK m. 575'in ardiyeciye yüklediği mutlak muhafaza borcunun sınırları sıklıkla tartışma konusu yapılmaktadır. İsviçre Borçlar Hukuku (OR m. 485) ile paralel olan bu düzenlemenin lafzi yorumu, ardiyeciyi olağanüstü olaylarda dahi "adeta bir sigortacı gibi" sınırsız bir külfet altına sokar niteliktedir. Oysa ki modern hukuk dogmatiği, hiçbir sözleşmesel borcun dürüstlük kuralı (TMK m. 2) ve imkânsızlık/aşırı ifa güçlüğü (TBK m. 136, 138) sınırlarını aşamayacağını kabul eder.
Eleştiriler özellikle şurada yoğunlaşır: Maddede geçen "sözleşmenin devamının tehlikeli veya zararlı olması" (TBK m. 565 atfıyla) durumu, ardiyecinin sırf ticari menfaati sarsılıyor diye malları tahliye edemeyeceği anlamına gelse de; eğer bırakılan mallar yapısal bir reaksiyonla tüm depoyu, çevreyi ve ardiyecinin bizzat hayatını tehdit eden patlayıcı/yanıcı bir forma dönüşmüşse ve teknolojik/hukuki olarak imha dışında bir muhafaza yöntemi kalmamışsa, "sürenin sonuna kadar korumak zorundadır" katı lafzı terk edilmelidir. Bu noktada hâkimin, TMK m. 1 (Hukuk yaratma) ve TMK m. 4 (Takdir yetkisi) çerçevesinde kuralı dar yorumlayarak (teleolojik redüksiyon), amansız tehlikeler karşısında ardiyeciye tasfiye veya acil iade imkânı tanıması gerektiği savunulmaktadır. Aksi takdirde, ahde vefa (pacta sunt servanda) ilkesi, akdi adalet ve işlem temelinin çökmesi (clausula rebus sic stantibus) prensipleri karşısında orantısız bir şekilde ve eşyanın tabiatına aykırı olarak korunmuş olur.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun "Saklama Sözleşmeleri" başlıklı on dördüncü bölümünün altında, üçüncü ayırımda "Ardiyeciye bırakma" müessesesi (TBK m. 571 - m. 575) tanzim edilmiştir [1-5]. Bu bölümün son maddesi olan TBK m. 575, ardiye sözleşmesinin ifa ve tasfiye aşaması olan "Malların geri verilmesi" konusunu düzenlemektedir [5].
Ardiye sözleşmesi, niteliği itibarıyla genel saklama (vedia) sözleşmesinin özel ve ticari bir türüdür. Bu bağlamda, kanun koyucu ardiye sözleşmesinde özel olarak düzenlenmeyen hâllerde genel saklama sözleşmesi hükümlerinin (TBK m. 561 vd.) uygulanacağını prensip olarak kabul etmiştir [5, 6]. Nitekim TBK m. 575'in ilk cümlesi, ardiyecinin ticari malları kural olarak "genel saklama sözleşmesinde olduğu gibi geri vermekle yükümlü" olduğunu vurgulayarak bu sistematik bağı teyit eder [5].
Bununla birlikte, ardiyecilik faaliyetinin ticari mahiyeti, profesyonelliği ve ekonomik hayat içindeki kritik rolü sebebiyle, genel saklama sözleşmesinin saklayana (vediye) tanıdığı bazı geniş esneklikler, ardiye sözleşmesinde daraltılmıştır. Maddenin ikinci cümlesi tam olarak bu daraltmayı, yani ardiyecinin "süresinden önce geri verme yetkisinin" (TBK m. 565/1) ortadan kaldırılmasını ifade eder [5, 7]. Saklayanın öngöremeyeceği sebeplerle sözleşmenin devamının tehlikeli veya zararlı hâle geldiği istisnai durumlarda dahi, ardiyeci kararlaştırılan sürenin sonuna kadar malları muhafaza etmek gibi ağırlaştırılmış bir özen ve koruma külfeti altına sokulmuştur [5, 7].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Maddenin ihtiva ettiği hukuki kurum ve kavramların mikro ve makro analizi şu şekildedir:
2.1. Ticari Malların Genel Saklama Sözleşmesindeki Gibi Geri Verilmesi
Hükmün ilk kısmı, iade mekanizmasında genel saklama kurallarının geçerli olacağını belirtir [5]. TBK m. 564 uyarınca saklatan (tevdî eden), sözleşmede bir süre belirlenmiş olsa dahi her zaman malın iadesini talep etme hakkına sahiptir [7, 8]. Dolayısıyla, ardiye sözleşmesinde ardiyeci (depocu), saklatanın iade talebiyle bağlıdır ve belirlenen sürenin dolmasını beklemeden, talep anında malı teslim etmek durumundadır. Saklatanın tek taraflı irade beyanıyla her an iadeyi isteyebilmesi, saklama sözleşmelerinin "saklatanın menfaatine hizmet etme" (depositum) temel ilkesinin bir sonucudur. Ancak, erken iade durumunda ardiyecinin, o tarihe kadar yaptığı masraflar ve belirlenen süreyi dikkate alarak elde etmeyi umduğu haklı menfaatler (ardiye ücreti) kapsamında tazminat talep etme hakkı mahfuzdur (TBK m. 564) [4, 7].
2.2. Süresinden Önce Geri Verme Yasağı ve Ağırlatılmış Koruma Külfeti
Hükmün ikinci cümlesi, ardiyecinin hukuki statüsünü klasik saklayandan ayıran temel farkı oluşturur [5]. Genel saklama sözleşmesinde TBK m. 565/1 uyarınca saklayan, öngörülemeyen durumlar dolayısıyla sözleşmenin devamının saklanan mal için tehlikeli veya kendisi için zararlı olması hâlinde, belirlenen sürenin sona ermesinden önce de malı geri verebilir [7, 9]. Ancak TBK m. 575 uyarınca ardiyeci, bu şartlar gerçekleşse dahi süresinden önce malları iade edemez; sürenin sonuna kadar muhafaza yükümlülüğü devam eder [5].
Kanun koyucu bu düzenlemeyle, ardiyeciliğin bir ticari işletme faaliyeti olmasını ve saklatanın ticari mallarını güvenli bir şekilde depolama hususundaki mutlak beklentisini gözetmiştir. Zira tonlarca emtianın, ardiyeci tarafından tehlike veya zarar mazeretiyle aniden tacir-saklatana iade edilmesi, saklatan nezdinde telafisi imkânsız lojistik ve ticari felaketlere yol açabilir. Bu nedenle ardiyeci, profesyonel bir basiretle, olası tehlikelere karşı baştan tedbir almak ve bu riskleri ticari faaliyeti kapsamında göğüslemek zorundadır.
3. Sistematik İlişkiler
Bu maddenin, diğer Borçlar Hukuku kurumlarıyla olan sistematik bağlantıları şu şekilde kurulmalıdır:
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay kararlarında, ardiyecinin ve profesyonel saklayıcıların sorumluluğunun genel vedia sözleşmesine nispetle çok daha katı uygulandığı, sözleşmesel koruma borcunun kusursuzluk ispat edilmedikçe ihlal edilmiş sayılacağı yerleşik bir ilkedir [10, 11].
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri (özellikle Yargıtay 11. Hukuk Dairesi), ardiyecinin saklama borcunu kötü ifa etmesi sebebiyle doğan zararlardan sorumlu tutulacağını, saklama sözleşmesine bağlı uyuşmazlıklarda (eski BK m. 125, yeni TBK m. 146 uyarınca) 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanacağını teyit etmektedir [11-13]. Yargıtay içtihatlarında, ardiyecinin profesyonel statüsü gereğince "öngörülemezlik" savunmasının (mücbir sebep iddiası) son derece dar yorumlandığı; yangın, su basması, hırsızlık gibi olaylarda ardiyecinin "basiretli bir iş adamı gibi" (TTK m. 18) en üst düzeyde teknolojik ve fiziki güvenlik önlemlerini alma külfeti altında olduğu vurgulanmaktadır. Dolayısıyla ardiyecinin TBK m. 575 kapsamında süresinden önce malları tahliye etmeye kalkışması veya bunu başaramayıp malların hasar görmesine neden olması hâlinde doğrudan TBK m. 112 kapsamında tazminat yükümlülüğü doğmaktadır.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Erken İade Yasağının İhlali Girişimi): A Tarım Şirketi, yüklü miktardaki kimyevi gübreyi 1 yıllığına B Lojistik (Ardiyeci) şirketinin antreposuna bırakmıştır. Altıncı ayda, gübrelerdeki bir kimyasal reaksiyon nedeniyle depoda hafif bir ısınma ve kötü koku meydana gelmiş, bu durum diğer bölümlerdeki malları tehlikeye atma potansiyeli taşımaya başlamıştır. B Lojistik, durumu "öngörülemeyen tehlike" olarak nitelendirip A Şirketi'ne "Mallarınızı derhal depolarımızdan alın, aksi hâlde sokağa bırakacağız" ihtarında bulunmuştur. Hukuki analiz: TBK m. 575 uyarınca B Lojistik'in (Ardiyecinin) erken iade hakkı yoktur [5]. Normal bir saklama sözleşmesinde TBK m. 565 kapsamında bu tehlike erken iade sebebi olabilecekken, ardiyeci bu riske katlanmak, gerekli izolasyon önlemlerini (TBK m. 572) almak ve sürenin sonuna kadar korumak zorundadır [2, 3, 5, 7]. B Lojistik'in malları tahliye etmesi haksız eylem ve sözleşmeye aykırılık teşkil eder, doğacak zararları tazminle yükümlüdür.
Olay 2 (Saklatanın Her Zaman İade Talebi): A İthalat Şirketi, tekstil ürünlerini 6 ay süreyle saklanmak üzere B Ardiye Şirketi'ne bırakır. İkinci ayın sonunda piyasadaki yüksek talep nedeniyle A Şirketi, malları derhal antrepodan çekip satmak ister ve B Şirketi'ne başvurur. B Şirketi, "Sözleşmemiz 6 aylıktı, süreden önce malı iade etmem" şeklinde savunma yapar. Hukuki analiz: TBK m. 575, ardiyecinin ticari malları "genel saklama sözleşmesinde olduğu gibi" geri vermekle yükümlü olduğunu amirdir [5]. Genel kural olan TBK m. 564 uyarınca saklatan (A Şirketi), belirlenmiş süre olsa dahi her zaman iadeyi talep edebilir [7, 8]. Dolayısıyla B Şirketi'nin malı hapis hakkı (ancak ödenmemiş ücret veya masraf varsa TBK m. 574/3 bağlamında gündeme gelebilir) iddia etmeksizin salt süreye dayanarak iadeden kaçınması hukuka aykırıdır [4].
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde (Eren, Oğuzman, Tandoğan, Öz), TBK m. 575'in ardiyeciye yüklediği mutlak muhafaza borcunun sınırları sıklıkla tartışma konusu yapılmaktadır. İsviçre Borçlar Hukuku (OR m. 485) ile paralel olan bu düzenlemenin lafzi yorumu, ardiyeciyi olağanüstü olaylarda dahi "adeta bir sigortacı gibi" sınırsız bir külfet altına sokar niteliktedir. Oysa ki modern hukuk dogmatiği, hiçbir sözleşmesel borcun dürüstlük kuralı (TMK m. 2) ve imkânsızlık/aşırı ifa güçlüğü (TBK m. 136, 138) sınırlarını aşamayacağını kabul eder.
Eleştiriler özellikle şurada yoğunlaşır: Maddede geçen "sözleşmenin devamının tehlikeli veya zararlı olması" (TBK m. 565 atfıyla) durumu, ardiyecinin sırf ticari menfaati sarsılıyor diye malları tahliye edemeyeceği anlamına gelse de; eğer bırakılan mallar yapısal bir reaksiyonla tüm depoyu, çevreyi ve ardiyecinin bizzat hayatını tehdit eden patlayıcı/yanıcı bir forma dönüşmüşse ve teknolojik/hukuki olarak imha dışında bir muhafaza yöntemi kalmamışsa, "sürenin sonuna kadar korumak zorundadır" katı lafzı terk edilmelidir. Bu noktada hâkimin, TMK m. 1 (Hukuk yaratma) ve TMK m. 4 (Takdir yetkisi) çerçevesinde kuralı dar yorumlayarak (teleolojik redüksiyon), amansız tehlikeler karşısında ardiyeciye tasfiye veya acil iade imkânı tanıması gerektiği savunulmaktadır. Aksi takdirde, ahde vefa (pacta sunt servanda) ilkesi, akdi adalet ve işlem temelinin çökmesi (clausula rebus sic stantibus) prensipleri karşısında orantısız bir şekilde ve eşyanın tabiatına aykırı olarak korunmuş olur.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.