1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) Ondördüncü Bölümü olan "Saklama Sözleşmeleri" başlığı altında, 565. madde "b. Özel durumlar" alt başlığıyla, genel saklama sözleşmesinde saklayanın (vedia alanın) geri verme borcunu ve bu borcun zamanlamasına ilişkin kuralları düzenlemektedir [1].
Saklama sözleşmelerinin temel karakteristik özelliği, sözleşmenin kural olarak saklatanın (eşyayı emanet edenin) menfaatine hizmet etmesidir [2, 3]. Eşyanın güvenli bir biçimde muhafaza edilmesi amacı güdüldüğünden, kanun koyucu geri verme (iade) yükümlülüğü bakımından taraflar arasında asimetrik bir yapı öngörmüştür. TBK m. 564 hükmü, saklatana sözleşmede bir süre öngörülmüş olsa dahi saklananı her zaman geri isteme hakkı tanırken [4]; inceleme konusu olan TBK m. 565 hükmü, saklayanın eşyayı iade hakkını sözleşmede belirlenen süre ile sınırlandırmıştır [4]. Saklayanın, belirli süreli bir sözleşmede, kural olarak süre dolmadan eşyayı iade etme hakkı bulunmamaktadır [1, 4]. Ancak kanun koyucu, katı "ahde vefa" (pacta sunt servanda) ilkesini yumuşatmak ve hakkaniyeti sağlamak adına, m. 565/1, c. 2'de öngörülemeyen hâllerin varlığı durumunda saklayana erken iade hakkı bahşetmiştir [4, 5]. Hükmün devam eden fıkraları ise, belirsiz süreli sözleşmelerde iade zamanını (f. 2) ve hukuki ilişkide birden fazla saklatanın bulunması hâlinde teselsül ve iade koşullarını (f. 3) düzenlemektedir [1].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Belirli Süreli Sözleşmelerde Erken İade Yasağı (TBK m. 565/I, c. 1)
Saklama sözleşmesinde taraflar belirli bir süre (vade) öngörmüşlerse, saklayan bu sürenin sonuna kadar eşyayı kendi gözetimi ve muhafazası altında tutmakla yükümlüdür. Eşyayı süresinden önce iade edemez [1, 4]. Zira saklama sözleşmesi saklatanın yararına kurulmuştur ve saklatan, belirlenen süre boyunca eşyasının güvenliğinden emin olmak ister [2, 3]. Saklayanın tek taraflı iradesiyle süresinden önce iadeye girişmesi, saklatanın eşyayı yeni bir koruma altına alma veya depolama masrafına katlanma riskini doğuracağından, kanun koyucu bu durumu kesin bir dille yasaklamıştır.
2.2. Erken İade Yasağının İstisnası: Öngörülemeyen Durumlar (TBK m. 565/I, c. 2)
TBK m. 565 fıkra 1'in ikinci cümlesi, objektif imkânsızlık veya aşırı ifa güçlüğü benzeri bir "beklenmeyen hâl" kuralı içermektedir. Şayet sözleşmenin kurulmasından sonra öngörülemeyen durumlar ortaya çıkar ve bu durumlar;
a) Sözleşmenin devamını saklanan eşya için "tehlikeli" hâle getirirse,
b) Sözleşmenin devamını saklayan (muhafaza eden) için "zararlı" hâle getirirse,
saklayan sürenin dolmasını beklemeksizin eşyayı iade edebilir [1, 4, 5].
Burada kanun koyucu, clausula rebus sic stantibus (işlem temelinin çökmesi) ilkesinin saklama sözleşmesine özgülenmiş, spesifik bir yansımasını normlaştırmıştır. Zararın veya tehlikenin öngörülemez olması şarttır; sözleşme kurulurken bilinen veya bilinmesi gereken mutat riskler bu kapsamda değerlendirilmez.
2.3. Belirsiz Süreli Sözleşmelerde İade Hakkı (TBK m. 565/II)
Eğer taraflar arasında açık veya zımni bir süre kararlaştırılmamışsa, sözleşme belirsiz sürelidir. TBK m. 565/II gereğince, süre belirlenmemişse saklayan, saklananı "her zaman" geri verebilir [1, 5]. Bu durumda tek taraflı, bozucu yenilik doğuran bir irade beyanıyla sözleşme ilişkisi sona erdirilmekte ve geri verme borcu derhal muaccel olmaktadır [5, 6]. Saklayanın bu hakkı dürüstlük kuralı (TMK m. 2) çerçevesinde kullanılmalı; saklatanı hazırlıksız yakalayacak, eşyanın telef olmasına veya zayi olmasına sebebiyet verecek nitelikte kötüniyetli ve ani iadelerden kaçınılmalıdır.
2.4. Birlikte Saklatanlar ve İade Yükümlülüğünün Bölünmezliği (TBK m. 565/III)
Maddenin üçüncü fıkrası, aktif teselsülün (alacaklılar arası teselsülün) bulunmadığı hâlleri düzenlemektedir. "Birden çok kişi bir şeyi saklanmak üzere verirse", kural olarak saklayanın iade borcu tüm saklatanlara karşı ortak bir borçtur [1]. Sözleşmede açıkça "her bir saklatan tek başına eşyayı teslim almaya yetkilidir" şeklinde bir müteselsil alacaklılık (aktif teselsül) kaydı bulunmadıkça veya diğer hak sahiplerinin tümünün muvafakati (rızası) olmadıkça, saklayan eşyayı yalnızca içlerinden birine iade ederek borcundan kurtulamaz [1]. Aksi takdirde, kendisine teslimat yapılmayan diğer saklatanların uğradığı zararlardan bizzat sorumlu olur.
3. Sistematik İlişkiler
- TBK m. 564 (Saklatanın Geri Alma Hakkı): TBK m. 565, m. 564 hükmünün karşı ağırlığıdır. 564. madde, saklatana eşyayı her zaman (süre olsa dahi) geri isteme hakkı tanıyarak sözleşmenin saklatanın menfaatine olan niteliğini vurgular [1, 4]. Saklatan için tanınan bu geniş yetki, m. 565 ile saklayan açısından daraltılmış ve "süreyle bağlılık" esası getirilmiştir [4].
- TBK m. 570 (Misli Şeylerin Saklanması / Depositum Irregulare): Misli eşyanın, özellikle paranın mülkiyetinin geçirilerek saklanması hâlinde de, geri verme zamanı bakımından özel bir kural yoksa m. 565 uygulama alanı bulur [7, 8]. Süre belirlenmediğinde tek taraflı irade beyanıyla, saklayan TBK m. 565/II’ye göre istediği zaman sözleşmeyi sona erdirip benzer nitelik ve miktardaki eşyayı iade edebilir [5, 6].
- TBK m. 392 (Tüketim Ödüncü Sözleşmesinde Geri Verme): Misli şeylerin saklanması ile tüketim ödüncü (mutuum) arasındaki en büyük sistematik fark burada ortaya çıkar [9, 10]. Tüketim ödüncünde süre yoksa, alacaklının (ödünç verenin) talebinden itibaren 6 haftalık bir ihbar süresi şarttır (TBK m. 392) [11, 12]. Oysa saklama sözleşmesinde (ve misli şeylerin saklanmasında), saklayan yönünden m. 565/II uyarınca 6 haftalık bekleme süresi söz konusu olmaksızın, her zaman iade mümkündür [9].
- TMK m. 2 (Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması): Saklayanın m. 565/II uyarınca her zaman iade etme hakkı, saklatanı kasten zor duruma düşürmek amacıyla kullanılamaz. İade hakkının zamanlaması TMK m. 2 denetimine tâbidir.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay kararlarında TBK m. 565 (ve mülga 818 sayılı BK m. 466) hükmünün uygulama alanı sıklıkla bankacılık işlemleri, kiralık kasa sözleşmeleri, depoculuk ve antrepo (ardiye) hizmetleri ile birden fazla kişiye ait ortak hesapların tasfiyesi noktalarında görülmektedir.
- Müşterek Kiralık Kasalar ve Ortak Teslimat: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin istikrar kazanmış kararlarında, birden fazla kişinin kiraladığı bir kasada (veya emanete bırakılan bir malda), bankanın (saklayanın) sözleşmede "herhangi bir mudi tek başına kasayı açmaya ve içindekileri almaya yetkilidir" şeklinde açık bir kural (müteselsil alacaklılık kaydı) olmaksızın, eşyayı sadece bir kişiye teslim etmesi, saklayanın ağır kusuru olarak nitelendirilmektedir. Bu durum doğrudan m. 565/III hükmünün ihlali anlamına gelmektedir ve banka diğer mudilerin zararından sorumlu tutulmaktadır.
- Depo (Ardiye) Sözleşmelerinde Erken İade: Özellikle tarımsal ürünlerin veya ticari emtianın depolanmasında, deponun fiziki güvenliğinin tehlikeye düşmesi (sel riski, fiziki çökme tehlikesi) hâlinde, ardiyecinin ürünleri derhal geri vermesi yönündeki bildirimleri Yargıtay tarafından m. 565/I, c. 2 kapsamındaki "öngörülemeyen durumlar" çerçevesinde haklı bulunmuştur.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Öngörülemeyen Durum Sebebiyle Erken İade):
Şirket (A), nadide bir sanat eserini 1 yıllığına koruması için güvenlik şirketi (B)'nin özel kasalarına bırakmıştır. Sözleşmenin 4. ayında, (B)'nin tesisinin bulunduğu bölgede ciddi bir zemin kayması yaşanmış ve resmi makamlarca binanın ağır hasar alabileceği yönünde rapor düzenlenmiştir. (B), derhal (A)'ya ihtarname çekerek eseri gelip almalarını, aksi hâlde eserin telef olacağını bildirerek iade işlemini başlatmıştır. (A), "Sözleşmemiz 1 yıllıktır, süresinden önce eseri iade edemezsin" diyerek itiraz etmiştir.
Hukuki analiz: TBK m. 565/I gereği kural olarak saklayan süreden önce iade edemez. Ancak olaydaki zemin kayması ve çökme tehlikesi, "öngörülemeyen durumlar dolayısıyla sözleşmenin devamının saklanan için tehlikeli olması" koşulunu (TBK m. 565/I, c. 2) tam olarak karşılamaktadır [4, 5]. Bu nedenle (B)'nin erken iade hakkı hukuka uygundur; (A)'nın itirazı haksızdır.
Olay 2 (Birden Çok Saklatanın Rızası Dışında İade):
(X) ve (Y), birlikte sahip oldukları bir altın koleksiyonunu, saklaması amacıyla kuyumcu (Z)'ye bırakmışlar, aralarında standart bir saklama sözleşmesi imzalamışlardır. Sözleşmede teslimata ilişkin özel bir kural yoktur. Bir süre sonra (X) tek başına (Z)'ye gelerek altınları talep etmiş, (Z) de altınların tamamını (X)'e teslim etmiştir. Durumu öğrenen (Y), kendi payının zayi olduğu gerekçesiyle (Z)'ye tazminat davası açmıştır.
Hukuki analiz: TBK m. 565/III hükmü uyarınca; sözleşmede aksi kararlaştırılmadıkça veya (Y)'nin rızası bulunmadıkça, saklayan (Z)'nin eşyayı sadece (X)'e iade etmesi (Z)'yi sorumluluktan kurtarmaz [1]. Ortada bir aktif teselsül kaydı olmadığından, (Z)'nin iadesi geçerli bir ifa sayılmaz ve (Y)'nin uğradığı zararı tazmin etmekle yükümlüdür.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat Yükü: Belirli süreli saklama sözleşmesinde eşyayı erken iade eden saklayan (muhafaza eden), iadenin haklılığını ispatla mükelleftir. Yani, durumun "öngörülemez" olduğunu ve saklanan mal için tehlikeli veya kendisi için zararlı olduğunu mahkemede somut delillerle ispatlamalıdır (TMK m. 6). Birden fazla saklatana ait malın iadesinde ise saklayan, iade ettiği kişinin "tek başına teslim almaya yetkili kılındığına" dair sözleşme hükmünü veya diğerlerinin rızasını ispatlamalıdır.
- Zamanaşımı / Süreler: Saklama sözleşmesinin ihlali, haksız iade veya eşyanın zayi olması sebebiyle açılacak tazminat davaları, TBK m. 146 uyarınca kural olarak 10 yıllık genel zamanaşımı süresine tâbidir.
- Görevli Mahkeme: Taraflardan biri tüketici sıfatına haiz ise (örneğin ticari amaç gütmeyen bir kişinin eşyasını depoya vermesi), uyuşmazlık 6502 sayılı Kanun kapsamında Tüketici Mahkemelerinde görülür. Her iki taraf tacir veya iş ticari işletmeyle ilgili ise Asliye Ticaret Mahkemesi görevlidir.
- Yaygın Uygulama Hataları: Bankaların veya kiralık depo hizmeti veren şirketlerin, müşterek olarak açılan hesap veya kiralık kasalardaki (saklama hükümlerine tâbi) eşyaları, vekâletname veya diğer hak sahiplerinin açık yazılı onayı olmaksızın, sadece fiilen müracaat eden müşterek hak sahibine teslim etmeleri uygulamada karşılaşılan en büyük hukuki hatalardandır ve m. 565/III ihlali doğurur.
7. Eleştirel Değerlendirme
TBK m. 565 hükmü, mülga 818 sayılı BK m. 466'nın dili sadeleştirilmiş hâlidir ve temel mantığı Roma hukukundaki depositum kurallarına dayanır. Doktrinde bu maddenin sistematik yapısı takdir edilmektedir; zira saklama sözleşmesinin öncelikli olarak saklatanın (emanet verenin) menfaatini koruduğu gerçeği [2, 3], m. 564 ve 565 arasındaki asimetrik iade rejimiyle hukuki bir zemine oturtulmuştur.
Eleştirel açıdan yaklaşıldığında, m. 565/I, c. 2'deki "öngörülemeyen durumlar", "tehlikeli" ve "zararlı" kavramları oldukça soyuttur. Bu durum, uygulamada hâkimin takdir yetkisinin (TMK m. 4) çok geniş kullanılmasına ve içtihatlarda öngörülebilirlik sorunu yaşanmasına yol açabilmektedir. Özellikle ticari ardiyecilikte (TBK m. 571 vd.) ekonomik konjonktür değişikliklerinin "kendisi için zararlı" mefhumu içine girip girmeyeceği tartışmalıdır. Doktrinde baskın görüş, salt ifa maliyetlerinin artmasının değil, fiziki veya hukuki bir zaruretin (örneğin deponun kamu otoritesince mühürlenmesi veya deponun tahliyesi zorunluluğu) bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği yönündedir.
Madde 565/III bakımından ise, kanun koyucunun elbirliği veya paylı mülkiyete konu eşyanın saklanması durumunda saklayanı taraf çekişmelerinden koruyan bu kuralı yerindedir. Ancak, misli eşyanın (örneğin paranın) birlikte saklatılması hâlinde, bölünebilir edimlerin dahi diğerlerinin rızası olmadan kısmen ifa edilememesi katı bulunmakta, ticari hayatın hızını yavaşlattığı için sözleşmelere mutlaka "müteselsil alacaklılık" kayıtlarının (tek imza ile iade yetkisinin) derç edilmesi zorunluluğu doğurmaktadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) Ondördüncü Bölümü olan "Saklama Sözleşmeleri" başlığı altında, 565. madde "b. Özel durumlar" alt başlığıyla, genel saklama sözleşmesinde saklayanın (vedia alanın) geri verme borcunu ve bu borcun zamanlamasına ilişkin kuralları düzenlemektedir [1].
Saklama sözleşmelerinin temel karakteristik özelliği, sözleşmenin kural olarak saklatanın (eşyayı emanet edenin) menfaatine hizmet etmesidir [2, 3]. Eşyanın güvenli bir biçimde muhafaza edilmesi amacı güdüldüğünden, kanun koyucu geri verme (iade) yükümlülüğü bakımından taraflar arasında asimetrik bir yapı öngörmüştür. TBK m. 564 hükmü, saklatana sözleşmede bir süre öngörülmüş olsa dahi saklananı her zaman geri isteme hakkı tanırken [4]; inceleme konusu olan TBK m. 565 hükmü, saklayanın eşyayı iade hakkını sözleşmede belirlenen süre ile sınırlandırmıştır [4]. Saklayanın, belirli süreli bir sözleşmede, kural olarak süre dolmadan eşyayı iade etme hakkı bulunmamaktadır [1, 4]. Ancak kanun koyucu, katı "ahde vefa" (pacta sunt servanda) ilkesini yumuşatmak ve hakkaniyeti sağlamak adına, m. 565/1, c. 2'de öngörülemeyen hâllerin varlığı durumunda saklayana erken iade hakkı bahşetmiştir [4, 5]. Hükmün devam eden fıkraları ise, belirsiz süreli sözleşmelerde iade zamanını (f. 2) ve hukuki ilişkide birden fazla saklatanın bulunması hâlinde teselsül ve iade koşullarını (f. 3) düzenlemektedir [1].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Belirli Süreli Sözleşmelerde Erken İade Yasağı (TBK m. 565/I, c. 1)
Saklama sözleşmesinde taraflar belirli bir süre (vade) öngörmüşlerse, saklayan bu sürenin sonuna kadar eşyayı kendi gözetimi ve muhafazası altında tutmakla yükümlüdür. Eşyayı süresinden önce iade edemez [1, 4]. Zira saklama sözleşmesi saklatanın yararına kurulmuştur ve saklatan, belirlenen süre boyunca eşyasının güvenliğinden emin olmak ister [2, 3]. Saklayanın tek taraflı iradesiyle süresinden önce iadeye girişmesi, saklatanın eşyayı yeni bir koruma altına alma veya depolama masrafına katlanma riskini doğuracağından, kanun koyucu bu durumu kesin bir dille yasaklamıştır.
2.2. Erken İade Yasağının İstisnası: Öngörülemeyen Durumlar (TBK m. 565/I, c. 2)
TBK m. 565 fıkra 1'in ikinci cümlesi, objektif imkânsızlık veya aşırı ifa güçlüğü benzeri bir "beklenmeyen hâl" kuralı içermektedir. Şayet sözleşmenin kurulmasından sonra öngörülemeyen durumlar ortaya çıkar ve bu durumlar; a) Sözleşmenin devamını saklanan eşya için "tehlikeli" hâle getirirse, b) Sözleşmenin devamını saklayan (muhafaza eden) için "zararlı" hâle getirirse, saklayan sürenin dolmasını beklemeksizin eşyayı iade edebilir [1, 4, 5]. Burada kanun koyucu, clausula rebus sic stantibus (işlem temelinin çökmesi) ilkesinin saklama sözleşmesine özgülenmiş, spesifik bir yansımasını normlaştırmıştır. Zararın veya tehlikenin öngörülemez olması şarttır; sözleşme kurulurken bilinen veya bilinmesi gereken mutat riskler bu kapsamda değerlendirilmez.
2.3. Belirsiz Süreli Sözleşmelerde İade Hakkı (TBK m. 565/II)
Eğer taraflar arasında açık veya zımni bir süre kararlaştırılmamışsa, sözleşme belirsiz sürelidir. TBK m. 565/II gereğince, süre belirlenmemişse saklayan, saklananı "her zaman" geri verebilir [1, 5]. Bu durumda tek taraflı, bozucu yenilik doğuran bir irade beyanıyla sözleşme ilişkisi sona erdirilmekte ve geri verme borcu derhal muaccel olmaktadır [5, 6]. Saklayanın bu hakkı dürüstlük kuralı (TMK m. 2) çerçevesinde kullanılmalı; saklatanı hazırlıksız yakalayacak, eşyanın telef olmasına veya zayi olmasına sebebiyet verecek nitelikte kötüniyetli ve ani iadelerden kaçınılmalıdır.
2.4. Birlikte Saklatanlar ve İade Yükümlülüğünün Bölünmezliği (TBK m. 565/III)
Maddenin üçüncü fıkrası, aktif teselsülün (alacaklılar arası teselsülün) bulunmadığı hâlleri düzenlemektedir. "Birden çok kişi bir şeyi saklanmak üzere verirse", kural olarak saklayanın iade borcu tüm saklatanlara karşı ortak bir borçtur [1]. Sözleşmede açıkça "her bir saklatan tek başına eşyayı teslim almaya yetkilidir" şeklinde bir müteselsil alacaklılık (aktif teselsül) kaydı bulunmadıkça veya diğer hak sahiplerinin tümünün muvafakati (rızası) olmadıkça, saklayan eşyayı yalnızca içlerinden birine iade ederek borcundan kurtulamaz [1]. Aksi takdirde, kendisine teslimat yapılmayan diğer saklatanların uğradığı zararlardan bizzat sorumlu olur.
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay kararlarında TBK m. 565 (ve mülga 818 sayılı BK m. 466) hükmünün uygulama alanı sıklıkla bankacılık işlemleri, kiralık kasa sözleşmeleri, depoculuk ve antrepo (ardiye) hizmetleri ile birden fazla kişiye ait ortak hesapların tasfiyesi noktalarında görülmektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Öngörülemeyen Durum Sebebiyle Erken İade): Şirket (A), nadide bir sanat eserini 1 yıllığına koruması için güvenlik şirketi (B)'nin özel kasalarına bırakmıştır. Sözleşmenin 4. ayında, (B)'nin tesisinin bulunduğu bölgede ciddi bir zemin kayması yaşanmış ve resmi makamlarca binanın ağır hasar alabileceği yönünde rapor düzenlenmiştir. (B), derhal (A)'ya ihtarname çekerek eseri gelip almalarını, aksi hâlde eserin telef olacağını bildirerek iade işlemini başlatmıştır. (A), "Sözleşmemiz 1 yıllıktır, süresinden önce eseri iade edemezsin" diyerek itiraz etmiştir. Hukuki analiz: TBK m. 565/I gereği kural olarak saklayan süreden önce iade edemez. Ancak olaydaki zemin kayması ve çökme tehlikesi, "öngörülemeyen durumlar dolayısıyla sözleşmenin devamının saklanan için tehlikeli olması" koşulunu (TBK m. 565/I, c. 2) tam olarak karşılamaktadır [4, 5]. Bu nedenle (B)'nin erken iade hakkı hukuka uygundur; (A)'nın itirazı haksızdır.
Olay 2 (Birden Çok Saklatanın Rızası Dışında İade): (X) ve (Y), birlikte sahip oldukları bir altın koleksiyonunu, saklaması amacıyla kuyumcu (Z)'ye bırakmışlar, aralarında standart bir saklama sözleşmesi imzalamışlardır. Sözleşmede teslimata ilişkin özel bir kural yoktur. Bir süre sonra (X) tek başına (Z)'ye gelerek altınları talep etmiş, (Z) de altınların tamamını (X)'e teslim etmiştir. Durumu öğrenen (Y), kendi payının zayi olduğu gerekçesiyle (Z)'ye tazminat davası açmıştır. Hukuki analiz: TBK m. 565/III hükmü uyarınca; sözleşmede aksi kararlaştırılmadıkça veya (Y)'nin rızası bulunmadıkça, saklayan (Z)'nin eşyayı sadece (X)'e iade etmesi (Z)'yi sorumluluktan kurtarmaz [1]. Ortada bir aktif teselsül kaydı olmadığından, (Z)'nin iadesi geçerli bir ifa sayılmaz ve (Y)'nin uğradığı zararı tazmin etmekle yükümlüdür.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
TBK m. 565 hükmü, mülga 818 sayılı BK m. 466'nın dili sadeleştirilmiş hâlidir ve temel mantığı Roma hukukundaki depositum kurallarına dayanır. Doktrinde bu maddenin sistematik yapısı takdir edilmektedir; zira saklama sözleşmesinin öncelikli olarak saklatanın (emanet verenin) menfaatini koruduğu gerçeği [2, 3], m. 564 ve 565 arasındaki asimetrik iade rejimiyle hukuki bir zemine oturtulmuştur.
Eleştirel açıdan yaklaşıldığında, m. 565/I, c. 2'deki "öngörülemeyen durumlar", "tehlikeli" ve "zararlı" kavramları oldukça soyuttur. Bu durum, uygulamada hâkimin takdir yetkisinin (TMK m. 4) çok geniş kullanılmasına ve içtihatlarda öngörülebilirlik sorunu yaşanmasına yol açabilmektedir. Özellikle ticari ardiyecilikte (TBK m. 571 vd.) ekonomik konjonktür değişikliklerinin "kendisi için zararlı" mefhumu içine girip girmeyeceği tartışmalıdır. Doktrinde baskın görüş, salt ifa maliyetlerinin artmasının değil, fiziki veya hukuki bir zaruretin (örneğin deponun kamu otoritesince mühürlenmesi veya deponun tahliyesi zorunluluğu) bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği yönündedir.
Madde 565/III bakımından ise, kanun koyucunun elbirliği veya paylı mülkiyete konu eşyanın saklanması durumunda saklayanı taraf çekişmelerinden koruyan bu kuralı yerindedir. Ancak, misli eşyanın (örneğin paranın) birlikte saklatılması hâlinde, bölünebilir edimlerin dahi diğerlerinin rızası olmadan kısmen ifa edilememesi katı bulunmakta, ticari hayatın hızını yavaşlattığı için sözleşmelere mutlaka "müteselsil alacaklılık" kayıtlarının (tek imza ile iade yetkisinin) derç edilmesi zorunluluğu doğurmaktadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.