1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) Özel Borç İlişkileri kısmında, Onüçüncü Bölüm altında "Havale" müessesesi düzenlenmiştir [1]. TBK m. 556 hükmü, bu bölümün "Hükümleri" başlığı altında, "Havale eden ile havale alıcısı arasındaki ilişki" alt başlığını taşımakta olup, havale işleminin tarafları arasındaki temel (bedel/kazandırma) ilişkisini ve ifa kurallarını düzenlemektedir [1].
Havale, hukuki niteliği itibarıyla bir sözleşme olmayıp, havale edenin, kendi hesabına para, kıymetli evrak ya da diğer bir misli eşyayı havale alıcısına vermek üzere havale ödeyicisini ve bunları kendi adına kabul etmek üzere havale alıcısını yetkili kıldığı, çifte yetkilendirme içeren tek taraflı bir hukuki işlemdir [2, 3]. TBK m. 556 hükmü, havale işleminin temelinde yatan ve havale eden ile havale alıcısı arasında bulunan borç ilişkisinin, havale kurumu vasıtasıyla nasıl ifa edileceğini, alıcının havaleyi kabul edip etmeme serbestisini ve ödeyicinin ifadan kaçınması halinde alıcının müracaat haklarını sistematik bir biçimde ele almaktadır [4, 5].
Madde, ifa amacıyla yapılan havalenin borcu derhal sona erdirmediğini, borcun ancak havale ödeyicisinin fiili ifası ile ortadan kalkacağını açıkça hükme bağlayarak, havalenin kural olarak "ifa yerine edim" (datio in solutum) değil, "ifa uğruna edim" (datio solvendi causa) niteliğinde olduğunu kanuni bir karine olarak tesis etmiştir [5].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. İfa Amacıyla Havale ve İfa Uğruna Edim (Datio Solvendi Causa) Niteliği
TBK m. 556/1 hükmü uyarınca, havale işlemi, havale edenin havale alıcısına olan borcunun ifası amacıyla yapılıyorsa, asıl borç havalenin yapılmasıyla değil, ancak havale ödeyicisinin borcu ifa etmesiyle sona erer [1, 5]. Bu düzenleme, havale işleminin ifa yerine geçen bir edim olmadığını, bilakis ifa uğruna yapılan bir edim niteliği taşıdığını göstermektedir [5]. Havale edenin havale alıcısına ödemede bir yükümlülüğünün doğması, ona karşı önceden var olan bir borç ilişkisine dayanır ve havale ilişkisinin kurulması ile bu alt ilişkideki borç son bulmaz [4, 5]. Borcun sona ermesi, havale ödeyicisinin, havale konusu misli eşyayı, parayı veya kıymetli evrakı havale alıcısına fiilen teslim etmesi veya ödemesi taliki şartına bağlanmıştır [5].
2.2. Havale Alıcısının Başvuru ve Yeniden Talep Hakkı (Alt İlişkinin Ertelenmesi)
Maddenin ikinci fıkrası, havale alıcısının havaleyi kabul ettikten sonraki hukuki durumunu düzenler. Havaleyi kabul etmiş olan alıcı, alacağını elde etmek için öncelikle havale ödeyicisine başvurmak zorundadır [5]. Ancak, havale ödeyicisine başvurmasına rağmen havalede belirlenen süre içinde alacağını elde edememişse, alt ilişkideki (bedel ilişkisindeki) alacak hakkını kaybeden bir taraf konumuna düşmez; bu alacağı havale edene karşı yeniden ileri sürebilir [1, 5]. Doktrinde de ifade edildiği üzere, burada havale alıcısı, havale edene karşı bedel ilişkisinden doğan alacağını ertelemekte ve bir süreye bağlamaktadır [5]. Havale ödeyicisinin ödeme yapmaması durumunda, ertelenen bu talep hakkı yeniden canlanır ve alacaklı asıl borçlusuna (havale edene) müracaat imkânına kavuşur [5].
2.3. Havaleyi Kabul Etmeme ve Gecikmeksizin Bildirim Yükümlülüğü
TBK m. 556/3 hükmü, havale alıcısına havaleyi reddetme hakkı tanımış, ancak bu red hakkının kullanımını dürüstlük kuralı çerçevesinde bir bildirim külfetine bağlamıştır [1, 4]. Buna göre, alacaklı konumundaki havale alıcısı, havaleyi kabul etmek istemezse, bu durumu borçlu olan havale edene "gecikmeksizin" bildirmek zorundadır [1, 4]. Bu bildirimin yapılmaması, havalenin zımnen kabul edildiği anlamına gelmemekle birlikte, bildirim yükümlülüğünün ihlali, alacaklıyı, borçlunun (havale edenin) bu yüzden uğrayacağı menfi ve duruma göre müspet zararları tazmin yükümlülüğü altına sokar [1, 4]. Bu hüküm, havale edenin ekonomik durumunu ve likidite planlamasını korumaya matuf olup, hukuki güvenlik ilkesinin bir tezahürüdür.
3. Sistematik İlişkiler
- TBK m. 555 (Havalenin Tanımı): Madde 556'daki bedel ve kazandırma ilişkisinin tam olarak anlaşılabilmesi için havalenin tanımını ve çifte yetkilendirme doğasını içeren TBK m. 555 hükmü ile birlikte değerlendirilmesi zorunludur [1, 2]. TBK m. 555 uyarınca havale bir sözleşme değil, havale edenin havale ödeyicisini kendi hesabına ödemeye, havale alıcısını ise kendi adına tahsile yetkili kıldığı hukuki bir işlemdir [1, 2].
- TBK m. 557 (Havale Ödeyicisinin Borcu): Havale alıcısının TBK m. 556/2 uyarınca alacağını elde edememesi durumu, TBK m. 557'de düzenlenen havale ödeyicisinin ifa yükümlülüğünün ihlali (veya havaleyi en baştan kabul etmemesi) ile doğrudan bağlantılıdır [6, 7]. Ödeyici havaleyi kabul ettiğini alıcıya bildirirse, artık ona karşı asli ifa yükümlüsü haline gelir ve havale eden ile arasındaki iç ilişkiye dayanan def'ileri ileri süremez [7].
- TBK m. 558 (İfa Edilmeme Hâlinde Bildirim): Havale alıcısı havaleyi kabul etse dahi, ödeyici ifadan kaçınırsa, alıcının TBK m. 558 uyarınca bu durumu havale edene gecikmeksizin bildirme borcu doğar [8]. Bu bildirim yapılmazsa, havale edenin uğrayacağı zarardan sorumluluk gündeme gelir ki bu da m. 556/3'teki ilk baştan "kabul etmeme" bildirimine benzer bir koruma mekanizmasıdır [8].
- TBK m. 559 (Geri Alma): Havale eden, kural olarak, havale alıcısına verdiği yetkiyi her zaman geri alabilir. Ancak, m. 556 kapsamında havale, borcun ifası amacıyla (alıcının yararına) yapılmışsa, TBK m. 559/1 uyarınca bu yetki geri alınamaz [8, 9].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay kararlarında havale işleminin, açık ve kesin bir "ifa yerine edim" (datio in solutum) iradesi bulunmadığı müddetçe, borçlar hukuku doktrininde ve TBK m. 556'da ifade edildiği üzere "ifa uğruna edim" (datio solvendi causa) olarak nitelendirildiği istikrar kazanmıştır. Yargıtay, asıl borcun yalnızca havale evrakının veya talimatının verilmesiyle değil, bedelin havale ödeyicisi tarafından fiilen havale alıcısının malvarlığına geçirilmesi (örneğin banka havalelerinde paranın alıcının hesabına geçmesi) anında ödendiğini kabul etmektedir [2, 5]. Dolayısıyla, havale işleminin tamamlanamaması, ödeyicinin iflas etmesi veya bankanın ödeme güçlüğüne düşmesi gibi durumlarda, asıl borçlu ile alacaklı arasındaki temel borç ilişkisinin devam ettiği ve alacaklının TBK m. 556/2 kapsamında temel ilişkiye dayanarak borçluya başvurabileceği yerleşik içtihat niteliğindedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Havaleye Rağmen Ödemenin Gerçekleşmemesi):
Ticari bir satım sözleşmesinde (A) şirketi, alıcısı (B) firmasından olan 500.000 TL'lik alacağının tahsili için (B)'ye bir havale talimatı gönderir. (A), bu talimatla kendi borçlusu olduğu (C) firmasına ödeme yapılmasını ister. (B) firması havaleyi kabul eder, ancak kararlaştırılan ödeme vadesi geldiğinde acze düşer ve (C)'ye ödemeyi gerçekleştirmez.
Hukuki analiz: TBK m. 556/2 uyarınca, havaleyi kabul eden alacaklı (C), belirlenen süre içinde alacağını elde edememiştir [1]. Havale "ifa uğruna" yapıldığı için, (A)'nın (C)'ye olan asıl borcu henüz sona ermemiştir [5]. Bu sebeple (C), temel borç ilişkisine dayanarak kendi asıl borçlusu olan havale eden (A)'ya karşı ödeme talebini yeniden ileri sürebilir ve icra takibine girişebilir [1, 5].
Olay 2 (Havaleyi Red Bildiriminin İhlali):
İnşaat sözleşmesi kapsamında yüklenici (Y), alt taşeron (T)'ye olan 100.000 TL borcunun ifası amacıyla, iş sahibi (İ)'ye yönelik bir havale düzenler ve durumu (T)'ye bildirir. (T), (İ)'nin finansal durumunun kötü olduğunu bildiğinden bu havaleyi kabul etmek istemez, ancak durumu (Y)'ye bildirmez. (Y), havalenin kabul edildiğine güvenerek elindeki likiditeyi başka bir projeye tahsis eder. Aylar sonra (T), (Y)'ye karşı icra takibi başlatır. (Y) ise temerrüt faizi ve diğer zararlara uğrar.
Hukuki analiz: TBK m. 556/3 gereği, alacaklı konumundaki havale alıcısı (T), havaleyi kabul etmek istemezse, durumu borçlu olan havale edene (Y) "gecikmeksizin" bildirmek zorundadır [1, 4]. (T)'nin bu yasal yükümlülüğünü ihlal etmesi, (Y)'nin asıl borcunu ortadan kaldırmaz (zira havale henüz ifa edilmemiştir), ancak (Y), (T)'nin bildirim külfetini ihlali nedeniyle maruz kaldığı ek finansman maliyetlerini ve oluşan zararları (T)'den talep edebilir veya asıl borçtan takas / mahsup edilmesini ileri sürebilir [1, 4].
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Havale alıcısının asıl borçluya (havale edene) müracaat edebilmesi için, havale ödeyicisine süresinde başvurduğunu ve ödemenin gerçekleşmediğini (ifa uğruna edimin akamete uğradığını) ispat yükü havale alıcısının üzerindedir. Öte yandan, havalenin istisnai olarak "ifa yerine edim" maksadıyla verildiği iddia ediliyorsa, bunu ispat yükü asıl borcundan kurtulduğunu savunan havale eden tarafına aittir.
- Zamanaşımı / Süreler: TBK m. 556'da belirtilen bildirim süreleri kanun koyucu tarafından kesin bir gün olarak değil, "gecikmeksizin" (derhâl) kıstasıyla ifade edilmiştir [1]. Bu süre, dürüstlük kuralı (TMK m. 2) çerçevesinde somut olayın koşullarına göre tespit edilir. Asıl borcun zamanaşımı ise kendi temel hukukî niteliğine (örneğin eser sözleşmesi, satım sözleşmesi vb.) göre belirlenmeye devam eder. Havalenin verilmiş olması tek başına borcu yenilemediği (tecdit etmediği) için, zamanaşımı süreleri asıl borç üzerinden işlemeye devam eder.
- Görevli/yetkili mahkeme: Uyuşmazlığın çözüm yeri, havale işleminin bizatihi kendisinden ziyade alt ilişkinin (havale eden ile alıcı arasındaki sözleşmenin) niteliğine göre saptanır. Şayet temel borç ilişkisi ticari bir işten kaynaklanıyorsa Asliye Ticaret Mahkemeleri, tüketici işlemi niteliğindeyse Tüketici Mahkemeleri görevli olacaktır.
- Yaygın uygulama hataları: Ticari hayatta havale belgesinin (veya banka talimatının) alacaklıya tesliminin, borcu derhâl ve kesin olarak sona erdirdiğinin zannedilmesi en sık karşılaşılan hatadır. TBK m. 556/1, bunun bir ifa yerine edim olmadığını kurala bağlamıştır [1, 5].
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun havale hükümleri incelendiğinde, bu kurumun kökeni itibarıyla Roma hukuku ve mehaz İsviçre Borçlar Kanunu'ndaki (OR) yapıya paralel biçimde tasarlandığı görülmektedir. TBK m. 555'in gerekçesinde de ifade edildiği üzere, yasa koyucu havaleyi bir sözleşme olmaktan ziyade, çifte yetkilendirme içeren bir hukuki işlem olarak tanımlayarak isabetli bir doktriner tercihte bulunmuştur [3].
Ancak TBK m. 556 hükmünün düzenleniş biçimi, bedel ilişkisinin işleyişinde belirli muğlaklıklar barındırmaktadır. Alıcının havaleyi "kabul etmeme" halindeki bildirim yükümlülüğünün sınırları net çizilmemiştir. Maddede geçen "gecikmeksizin bildirmek zorundadır; bildirmezse bundan doğan zararı gidermekle yükümlü olur" ibaresi (TBK m. 556/3), alacaklının sessiz kalmasını bir zımni kabul olarak vasıflandırmamış, fakat onu tazminat yaptırımı ile karşı karşıya bırakmıştır [1, 4]. Doktrinde, sessiz kalan ve fakat daha sonra doğrudan havale edene (asıl borçluya) başvuran alacaklının, dürüstlük kuralına aykırı davrandığı durumlarda tazminat talepleri ile borcunu fiilen tahsil etmesinin engellenebileceği ifade edilmektedir. Keza havale ödeyicisinin borcu ifa edeceği sürenin net olarak kanunda düzenlenmemiş olması, alıcının müracaat hakkını hangi sürenin bitimiyle kullanabileceği noktasında uygulamada tereddütlere yol açabilmektedir. Bu nedenle, tarafların havale evrakında veya talimatında, havale ödeyicisinin ödemesi gereken vadeyi ve kabul etmeme durumunda yapılacak bildirim usullerini açıkça sözleşmesel hükümlere bağlamaları hukuki güvenliğin tesisi açısından büyük önem arz etmektedir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) Özel Borç İlişkileri kısmında, Onüçüncü Bölüm altında "Havale" müessesesi düzenlenmiştir [1]. TBK m. 556 hükmü, bu bölümün "Hükümleri" başlığı altında, "Havale eden ile havale alıcısı arasındaki ilişki" alt başlığını taşımakta olup, havale işleminin tarafları arasındaki temel (bedel/kazandırma) ilişkisini ve ifa kurallarını düzenlemektedir [1].
Havale, hukuki niteliği itibarıyla bir sözleşme olmayıp, havale edenin, kendi hesabına para, kıymetli evrak ya da diğer bir misli eşyayı havale alıcısına vermek üzere havale ödeyicisini ve bunları kendi adına kabul etmek üzere havale alıcısını yetkili kıldığı, çifte yetkilendirme içeren tek taraflı bir hukuki işlemdir [2, 3]. TBK m. 556 hükmü, havale işleminin temelinde yatan ve havale eden ile havale alıcısı arasında bulunan borç ilişkisinin, havale kurumu vasıtasıyla nasıl ifa edileceğini, alıcının havaleyi kabul edip etmeme serbestisini ve ödeyicinin ifadan kaçınması halinde alıcının müracaat haklarını sistematik bir biçimde ele almaktadır [4, 5].
Madde, ifa amacıyla yapılan havalenin borcu derhal sona erdirmediğini, borcun ancak havale ödeyicisinin fiili ifası ile ortadan kalkacağını açıkça hükme bağlayarak, havalenin kural olarak "ifa yerine edim" (datio in solutum) değil, "ifa uğruna edim" (datio solvendi causa) niteliğinde olduğunu kanuni bir karine olarak tesis etmiştir [5].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. İfa Amacıyla Havale ve İfa Uğruna Edim (Datio Solvendi Causa) Niteliği
TBK m. 556/1 hükmü uyarınca, havale işlemi, havale edenin havale alıcısına olan borcunun ifası amacıyla yapılıyorsa, asıl borç havalenin yapılmasıyla değil, ancak havale ödeyicisinin borcu ifa etmesiyle sona erer [1, 5]. Bu düzenleme, havale işleminin ifa yerine geçen bir edim olmadığını, bilakis ifa uğruna yapılan bir edim niteliği taşıdığını göstermektedir [5]. Havale edenin havale alıcısına ödemede bir yükümlülüğünün doğması, ona karşı önceden var olan bir borç ilişkisine dayanır ve havale ilişkisinin kurulması ile bu alt ilişkideki borç son bulmaz [4, 5]. Borcun sona ermesi, havale ödeyicisinin, havale konusu misli eşyayı, parayı veya kıymetli evrakı havale alıcısına fiilen teslim etmesi veya ödemesi taliki şartına bağlanmıştır [5].
2.2. Havale Alıcısının Başvuru ve Yeniden Talep Hakkı (Alt İlişkinin Ertelenmesi)
Maddenin ikinci fıkrası, havale alıcısının havaleyi kabul ettikten sonraki hukuki durumunu düzenler. Havaleyi kabul etmiş olan alıcı, alacağını elde etmek için öncelikle havale ödeyicisine başvurmak zorundadır [5]. Ancak, havale ödeyicisine başvurmasına rağmen havalede belirlenen süre içinde alacağını elde edememişse, alt ilişkideki (bedel ilişkisindeki) alacak hakkını kaybeden bir taraf konumuna düşmez; bu alacağı havale edene karşı yeniden ileri sürebilir [1, 5]. Doktrinde de ifade edildiği üzere, burada havale alıcısı, havale edene karşı bedel ilişkisinden doğan alacağını ertelemekte ve bir süreye bağlamaktadır [5]. Havale ödeyicisinin ödeme yapmaması durumunda, ertelenen bu talep hakkı yeniden canlanır ve alacaklı asıl borçlusuna (havale edene) müracaat imkânına kavuşur [5].
2.3. Havaleyi Kabul Etmeme ve Gecikmeksizin Bildirim Yükümlülüğü
TBK m. 556/3 hükmü, havale alıcısına havaleyi reddetme hakkı tanımış, ancak bu red hakkının kullanımını dürüstlük kuralı çerçevesinde bir bildirim külfetine bağlamıştır [1, 4]. Buna göre, alacaklı konumundaki havale alıcısı, havaleyi kabul etmek istemezse, bu durumu borçlu olan havale edene "gecikmeksizin" bildirmek zorundadır [1, 4]. Bu bildirimin yapılmaması, havalenin zımnen kabul edildiği anlamına gelmemekle birlikte, bildirim yükümlülüğünün ihlali, alacaklıyı, borçlunun (havale edenin) bu yüzden uğrayacağı menfi ve duruma göre müspet zararları tazmin yükümlülüğü altına sokar [1, 4]. Bu hüküm, havale edenin ekonomik durumunu ve likidite planlamasını korumaya matuf olup, hukuki güvenlik ilkesinin bir tezahürüdür.
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay kararlarında havale işleminin, açık ve kesin bir "ifa yerine edim" (datio in solutum) iradesi bulunmadığı müddetçe, borçlar hukuku doktrininde ve TBK m. 556'da ifade edildiği üzere "ifa uğruna edim" (datio solvendi causa) olarak nitelendirildiği istikrar kazanmıştır. Yargıtay, asıl borcun yalnızca havale evrakının veya talimatının verilmesiyle değil, bedelin havale ödeyicisi tarafından fiilen havale alıcısının malvarlığına geçirilmesi (örneğin banka havalelerinde paranın alıcının hesabına geçmesi) anında ödendiğini kabul etmektedir [2, 5]. Dolayısıyla, havale işleminin tamamlanamaması, ödeyicinin iflas etmesi veya bankanın ödeme güçlüğüne düşmesi gibi durumlarda, asıl borçlu ile alacaklı arasındaki temel borç ilişkisinin devam ettiği ve alacaklının TBK m. 556/2 kapsamında temel ilişkiye dayanarak borçluya başvurabileceği yerleşik içtihat niteliğindedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Havaleye Rağmen Ödemenin Gerçekleşmemesi): Ticari bir satım sözleşmesinde (A) şirketi, alıcısı (B) firmasından olan 500.000 TL'lik alacağının tahsili için (B)'ye bir havale talimatı gönderir. (A), bu talimatla kendi borçlusu olduğu (C) firmasına ödeme yapılmasını ister. (B) firması havaleyi kabul eder, ancak kararlaştırılan ödeme vadesi geldiğinde acze düşer ve (C)'ye ödemeyi gerçekleştirmez. Hukuki analiz: TBK m. 556/2 uyarınca, havaleyi kabul eden alacaklı (C), belirlenen süre içinde alacağını elde edememiştir [1]. Havale "ifa uğruna" yapıldığı için, (A)'nın (C)'ye olan asıl borcu henüz sona ermemiştir [5]. Bu sebeple (C), temel borç ilişkisine dayanarak kendi asıl borçlusu olan havale eden (A)'ya karşı ödeme talebini yeniden ileri sürebilir ve icra takibine girişebilir [1, 5].
Olay 2 (Havaleyi Red Bildiriminin İhlali): İnşaat sözleşmesi kapsamında yüklenici (Y), alt taşeron (T)'ye olan 100.000 TL borcunun ifası amacıyla, iş sahibi (İ)'ye yönelik bir havale düzenler ve durumu (T)'ye bildirir. (T), (İ)'nin finansal durumunun kötü olduğunu bildiğinden bu havaleyi kabul etmek istemez, ancak durumu (Y)'ye bildirmez. (Y), havalenin kabul edildiğine güvenerek elindeki likiditeyi başka bir projeye tahsis eder. Aylar sonra (T), (Y)'ye karşı icra takibi başlatır. (Y) ise temerrüt faizi ve diğer zararlara uğrar. Hukuki analiz: TBK m. 556/3 gereği, alacaklı konumundaki havale alıcısı (T), havaleyi kabul etmek istemezse, durumu borçlu olan havale edene (Y) "gecikmeksizin" bildirmek zorundadır [1, 4]. (T)'nin bu yasal yükümlülüğünü ihlal etmesi, (Y)'nin asıl borcunu ortadan kaldırmaz (zira havale henüz ifa edilmemiştir), ancak (Y), (T)'nin bildirim külfetini ihlali nedeniyle maruz kaldığı ek finansman maliyetlerini ve oluşan zararları (T)'den talep edebilir veya asıl borçtan takas / mahsup edilmesini ileri sürebilir [1, 4].
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun havale hükümleri incelendiğinde, bu kurumun kökeni itibarıyla Roma hukuku ve mehaz İsviçre Borçlar Kanunu'ndaki (OR) yapıya paralel biçimde tasarlandığı görülmektedir. TBK m. 555'in gerekçesinde de ifade edildiği üzere, yasa koyucu havaleyi bir sözleşme olmaktan ziyade, çifte yetkilendirme içeren bir hukuki işlem olarak tanımlayarak isabetli bir doktriner tercihte bulunmuştur [3].
Ancak TBK m. 556 hükmünün düzenleniş biçimi, bedel ilişkisinin işleyişinde belirli muğlaklıklar barındırmaktadır. Alıcının havaleyi "kabul etmeme" halindeki bildirim yükümlülüğünün sınırları net çizilmemiştir. Maddede geçen "gecikmeksizin bildirmek zorundadır; bildirmezse bundan doğan zararı gidermekle yükümlü olur" ibaresi (TBK m. 556/3), alacaklının sessiz kalmasını bir zımni kabul olarak vasıflandırmamış, fakat onu tazminat yaptırımı ile karşı karşıya bırakmıştır [1, 4]. Doktrinde, sessiz kalan ve fakat daha sonra doğrudan havale edene (asıl borçluya) başvuran alacaklının, dürüstlük kuralına aykırı davrandığı durumlarda tazminat talepleri ile borcunu fiilen tahsil etmesinin engellenebileceği ifade edilmektedir. Keza havale ödeyicisinin borcu ifa edeceği sürenin net olarak kanunda düzenlenmemiş olması, alıcının müracaat hakkını hangi sürenin bitimiyle kullanabileceği noktasında uygulamada tereddütlere yol açabilmektedir. Bu nedenle, tarafların havale evrakında veya talimatında, havale ödeyicisinin ödemesi gereken vadeyi ve kabul etmeme durumunda yapılacak bildirim usullerini açıkça sözleşmesel hükümlere bağlamaları hukuki güvenliğin tesisi açısından büyük önem arz etmektedir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.