RESMİ METİN

1. Tedavi giderleri. 2. Kazanç kaybı. 3. Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar. 4. Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar. c. Belirlenmesi


Madde 55 - Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz.

Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Makro Bakış: Borçlar hukuku dogmatiğinde haksız fiil sorumluluğunun en asli ve nihai gayesi, bir kimsenin hukuka aykırı eylemi neticesinde başkasının malvarlığında veya şahıs varlığında meydana gelen eksilmeyi telafi etmek, yani Denkleştirici Adalet (Compensatory Justice) ilkesini tesis etmektir. Sorumluluk hukukunun klasik yapısı içinde "eşya zararları" ile "şahıs varlığı zararları" (insan zararları) uzun süre aynı hesaplama ve indirim rejimlerine tabi tutulmuştur. Ancak modern hukuk, insanın salt bir malvarlığı objesi olmadığını, bedensel bütünlüğün ve yaşam hakkının en üstün hukuki değer olduğunu kabul ederek, insan zararlarının hesaplanmasında daha koruyucu, daha teknik ve hâkimin sübjektif müdahalelerinden arındırılmış yeni bir dogmatik çerçeve inşa etme ihtiyacı duymuştur.

İşte 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) Madde 55 hükmü, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nda (ve doğrudan mehaz İsviçre Borçlar Kanunu OR Art. 45-46'da) bu keskinlikte ve müstakil bir şekilde yer almayan, tamamen Türk kanun koyucusunun Yargıtay içtihatlarından yola çıkarak kodifiye ettiği devrim niteliğinde bir hesaplama ve koruma anayasasıdır. İlgili norm; "Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz. Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır." lafzını amirdir.

Sistematik açıdan TBK m. 55, haksız fiil sorumluluğunda TBK m. 53 (Ölüm) ve TBK m. 54 (Bedensel Zararlar) maddelerinde sayılan maddi zarar kalemlerinin "nasıl hesaplanacağını" ve "hangi unsurların bu hesaptan indirilemeyeceğini" emreden mutlak ve katı bir metrik rejimdir. Kanun koyucu bu maddeyle, aktüeryal hesaplamalarla tespit edilen insan zararının, fail lehine haksız şekilde indirilmesini engellemeyi amaçlamış; bedensel zararları salt bir takdir meselesi olmaktan çıkarıp matematiksel ve bilimsel bir temele oturtmuştur.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

Mikro Analiz: TBK m. 55 hükmünün barındırdığı olağanüstü dogmatik yükün idrak edilebilmesi için, Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserlerinde titizlikle tartışılan maddedeki kurucu kavramların mikroskobik düzeyde analiz edilmesi elzemdir:

A. Destekten Yoksun Kalma ve Bedensel Zararlar: Maddenin uygulama alanı, yalnızca ölüm hâlinde ortaya çıkan Destekten Yoksun Kalma Tazminatı ile yaralanma/sakatlanma hâllerinde ortaya çıkan Bedensel Zararlar (geçici/sürekli iş göremezlik, tedavi giderleri vb.) ile sınırlıdır. Eşya zararlarında veya salt ekonomik zararlarda TBK m. 55'in bu katı kuralları uygulanamaz. Destekten yoksun kalma zararı, ölenin fiilen ve düzenli olarak baktığı kişilerin, bu ölüm neticesinde uğradıkları doğrudan doğruya yansıma zarardır. Bedensel zararlar ise kişinin fiziksel ve ruhsal bütünlüğünün ihlali sonucu çalışma gücünü kaybetmesinden doğan aktif ve pasif malvarlığı eksilmeleridir.

B. Sorumluluk Hukuku İlkeleri ve Hesaplama: TBK m. 55 uyarınca bu zararlar "sorumluluk hukuku ilkelerine" göre hesaplanır. Türk-İsviçre dogmatiğinde bu ilke kural olarak Fark Teorisi (Differenztheorie)'dir. Buna göre zarar, haksız eylem hiç gerçekleşmemiş olsaydı mağdurun malvarlığının bulunacağı durum ile haksız eylemden sonraki mevcut durum arasındaki matematiksel farktır. Ancak bedensel zararlarda doktrin, salt fark teorisinin yetersiz kaldığı durumlarda Normatif Zarar kavramının da (kişinin malvarlığında fiili eksilme olmasa dahi, örneğin ev hanımının sakatlanması hâlinde efor kaybının) bu ilkeler çerçevesinde tazmin edilmesi gerektiğini kabul etmektedir.

C. Rücu Edilemeyen Sosyal Güvenlik Ödemeleri (Zenginleşme Yasağı): TBK m. 55'in en can alıcı yeniliklerinden biri, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından mağdura bağlanan gelirlerin tazminattan indirilmesi meselesini çözmesidir. Haksız fiil neticesinde mağdura (veya mirasçılarına) SGK tarafından bir peşin sermaye değerli gelir bağlandığında, SGK bu ödediği bedeli rücu şartları oluşmuşsa haksız fiil failinden talep eder. Eğer SGK'nın faile rücu hakkı yoksa (örneğin fail kusursuz sorumluysa veya kanun rücu hakkı tanımıyorsa) bu ödeme mağdurun tazminatından "indirilemez". Aksi takdirde, sosyal devletin mağduru korumak için yaptığı ödeme, haksız fiil failinin borcunu azaltarak failin sebepsiz yere zenginleşmesine (haksız fiilinden kâr etmesine) yol açar. Doktrinde Eren ve Oğuzman/Öz'ün vurguladığı gibi, "zarar verenin zenginleşmesi yasağı" gereği rücu edilemeyen ödemeler hesaplamada gözetilmez.

D. İfa Amacını Taşımayan Ödemeler: Mağdurun yakınları, dernekler veya hayırseverler tarafından mağdura yapılan bağışlar, yardımlar ve toplanan paralar da İfa Amacını Taşımayan Ödemelerdir. Bu yardımları yapan kişilerin amacı haksız fiil failinin borcunu ödemek (ifa etmek) değil, münhasıran mağdura şahsi bir destekte bulunmaktır. Bu nedenle TBK m. 55, bu tür teberruların da tazminat hesabından (zarardan) indirilmesini kesin olarak yasaklamıştır.

E. Hakkaniyet Düşüncesi ile Artırma ve Azaltma Yasağı: Maddenin en tartışmalı fıkrası budur. Kanun koyucu, aktüerya uzmanları (bilirkişiler) tarafından yaş, bakiye ömür, gelir durumu gibi metrik ve somut verilere dayanılarak hesaplanan nihai bedensel/ölüm tazminatı miktarının, hâkim tarafından salt "hakkaniyet (equity)" gerekçesiyle indirilmesini veya artırılmasını kesin ve mutlak bir dille yasaklamıştır.

F. İdari Eylem ve İşlemlere Uygulanma (TBK m. 55/2): Maddenin ikinci fıkrası, bu kuralların idare hukukundaki Tam Yargı Davalarına da (hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk hâllerine) uygulanacağını emretmektedir. Özel hukuk normunun, kamu hukuku alanına (Danıştay/İdare Mahkemeleri yargılamasına) bu denli doğrudan sirayet etmesi, yargı kolları arasındaki ayrım prensibi bağlamında büyük bir dogmatik istisnadır.

3. Sistematik İlişkiler

TBK m. 55 hükmü, Türk Borçlar Kanunu'nun sorumluluk ve tazminat rejiminin omurgasını oluşturan diğer temel müesseselerle olağanüstü derecede karmaşık, çatışmalı ve diyalektik bir bağ içindedir:

A. TBK m. 51 (Tazminatın Belirlenmesi) ile Çatışma ve Sınırlandırma: TBK m. 51, hâkime, tazminatı belirlerken "durumun gereğini ve failin kusurunun ağırlığını (hafifliğini)" göz önüne alarak hakkaniyet indirimi yapma konusunda devasa bir takdir yetkisi vermektedir. Ancak TBK m. 55/1'in son cümlesindeki Hakkaniyet İndirimi Yasağı, TBK m. 51'in bu takdir yetkisine vurulmuş ağır bir prangadır. Doktrinde Fikret Eren ve Haluk Nami Nomer'in eserlerinde hararetle tartışıldığı üzere; şayet ortada ölüm veya bedensel bir zarar varsa, failin kusuru ne kadar "hafif" olursa olsun veya tazminatı ödemek faili ne kadar "ekonomik mahva" sürükleyecek olursa olsun, hâkim artık TBK m. 51'e dayanarak hesaplanan zarardan bir indirim yapamaz. TBK m. 55, bu yönüyle Lex Specialis (özel norm) olarak TBK m. 51'in şahıs varlığı zararlarındaki uygulama alanını tamamen ortadan kaldırmıştır.

B. TBK m. 52 (Müterafik Kusur) ile Kesişim - Dogmatik Gerilim: TBK m. 55'teki "hesaplanan tazminat hakkaniyet düşüncesi ile azaltılamaz" amir hükmü karşısında; mağdurun zararın doğmasına veya artmasına kendi eylemiyle katkıda bulunduğu Müterafik Kusur (TBK m. 52) hâllerinde, hâkimin bedensel zarardan indirim yapıp yapamayacağı Türk hukukunda büyük bir dogmatik krize yol açmıştır. İlk bakışta m. 55'in lafzı hiçbir indirime izin vermiyor gibi görünse de; M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz, Fikret Eren ve Haluk Nami Nomer'in başını çektiği hâkim doktrin ve Yargıtay içtihatları bu mutlak yorumu şiddetle reddeder. Zira TBK m. 52'deki müterafik kusur indirimi, hâkimin failin durumuna acıyarak yaptığı soyut bir "hakkaniyet" (m. 51) indirimi değildir. Müterafik kusur, bizzat Uygun İlliyet Bağının ve Denkleştirici Adaletin matematiksel bir zorunluluğudur. Mağdurun kask takmayarak veya emniyet kemeri takmayarak kendi yarattığı zararın faturasını faile yüklemek hukukun temel mantığına aykırıdır. Bu nedenle TBK m. 55'teki yasak, TBK m. 52 (müterafik kusur) indirimlerini KAPSAMAZ; ölüm ve bedensel zararlarda dahi mağdurun kusuru varsa TBK m. 52 gereği tazminattan mutlak surette indirim yapılır.

C. TBK m. 66 vd. Kusursuz Sorumluluk Hâlleri ile Etkileşim: TBK m. 55'te yer alan, rücu edilemeyen ödemelerin zarardan indirilememesi kuralı en çok kusursuz sorumluluk (tehlike sorumluluğu, adam çalıştıranın sorumluluğu) hâllerinde uygulama alanı bulur. Zira 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu m. 21 uyarınca SGK, iş kazası niteliğinde olmayan veya failin kastı/ağır kusuru bulunmayan pek çok kusursuz sorumluluk hâlinde üçüncü kişilere rücu edememektedir. Bu durumlarda, adam çalıştıran veya araç işleten kusursuz sorumlu kişi, SGK'nın mağdura ödediği bedellerin (peşin sermaye değerinin) kendi ödeyeceği tazminattan düşülmesini talep edemez; tüm zararı eksiksiz karşılamak zorundadır.

D. Destekten Yoksun Kalma Tazminatı'nın (TBK m. 53) Bağımsızlığı ve Yansıma Zarar: TBK m. 55, destekten yoksun kalma tazminatının sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanacağını belirtir. Destekten yoksun kalma tazminatı, ölen kişinin mirasçılarına intikal eden bir hak değil; doğrudan doğruya destek gören üçüncü kişilerin (eş, çocuk vb.) şahsında doğan bağımsız, asli ve Yansıma Bir Zarardır. Bu tazminatın bağımsız niteliği gereği, ölen kişi hayattayken faile verdiği bir "ibra (aklama)" belgesi, ölümünden sonra destek görenlerin TBK m. 53 ve 55 uyarınca açacağı destekten yoksun kalma tazminatı davasını engellemez. Ancak, ölenin (desteğin) olaydaki Müterafik Kusuru (örneğin kural ihlali yapması), destek görenlerin kusuru olmasa dahi, onların alacağı tazminattan TBK m. 55 ve m. 52 dengesi içinde aynen indirilir.

4. Pratik Olay Analizleri

Olay 1 (Rücu Edilemeyen SGK Ödemesi ve Hakkaniyet Yasağının İşleyişi): Müteahhit (A)'nın şantiyesinde gerekli güvenlik önlemlerinin alınmaması sebebiyle yoldan geçen yaya (B)'nin üzerine iskele demiri düşer ve (B) hayatını kaybeder. Olay bir "iş kazası" değildir. SGK, ölen (B)'nin eşi ve çocuklarına ölüm aylığı (peşin sermaye değerli gelir) bağlar. (B)'nin ailesi, Müteahhit (A)'ya karşı Destekten Yoksun Kalma Tazminatı davası açar. Bilirkişi, ailenin toplam zararını 2 Milyon TL olarak hesaplar. Müteahhit (A)'nın avukatı;

  1. "SGK zaten aileye 500.000 TL ölüm aylığı bağladı, bu rakamın 2 Milyon TL'den mahsup edilmesi (indirilmesi) gerekir", 2) "Müvekkilim iflasın eşiğindedir, kalan tazminattan da TBK m. 51 uyarınca hakkaniyet indirimi yapılmalıdır" şeklinde iki temel savunma yapar. Hukuk dogmatiği ve TBK m. 55 ekseninde bu savunmalar tamamen çökertilir. Birincisi; olay iş kazası olmadığı ve SGK'nın 5510 sayılı Kanun uyarınca üçüncü kişi konumundaki Müteahhit (A)'ya bu 500.000 TL'yi rücu etme hakkı (imkânı) bulunmadığı için, TBK m. 55/1'in açık lafzı gereği bu "kısmen veya tamamen rücu edilemeyen" sosyal güvenlik ödemesi zarardan (2 Milyon TL'den) kesinlikle indirilemez. İkincisi; Müteahhit (A)'nın ekonomik durumunun kötü olması (iflas riski) bedensel/ölüm zararlarında TBK m. 55'teki Hakkaniyet İndirimi Yasağı nedeniyle dikkate alınamaz. Hâkim, 2 Milyon TL'lik hesaplanan zarardan m. 51 uyarınca takdiri bir indirim yapamaz ve (A)'yı tam tazminata mahkûm eder.

Olay 2 (Bedensel Zarar, Kask Takmama ve Müterafik Kusur İndirimi): Motosiklet sürücüsü (X) kask takmadan seyir hâlindeyken, kırmızı ışıkta geçen otomobil sürücüsü (Y) ile çarpışır. (X) kafa travması geçirerek çalışma gücünü %40 oranında kaybeder (sürekli iş göremezlik). Bilirkişi, (X)'in bedensel zararını (kazanç kaybını) 1 Milyon TL olarak hesaplar. Otomobil sürücüsü (Y)'nin avukatı, "(X) kask takmadığı için zararın artmasına neden olmuştur, TBK m. 52 uyarınca %20 müterafik kusur indirimi yapılmalıdır" der. (X)'in avukatı ise "TBK m. 55 açıkça hesaplanan tazminatın azaltılamayacağını emretmektedir, müterafik kusur indirimi yapılamaz" şeklinde itiraz eder. Doktrin (Eren, Oğuzman/Öz, Nomer) ve Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre (X)'in avukatının TBK m. 55 savunması reddedilir. TBK m. 55'teki azaltma yasağı, sadece TBK m. 51'deki soyut hakkaniyet indirimlerine ilişkindir. Oysa (X)'in kask takmayarak kendi bedensel zararına ortak olması (Müterafik Kusur) TBK m. 52 bağlamında nedensellik bağının matematiksel bir sonucudur. Hâkim, TBK m. 55'in varlığına rağmen, 1 Milyon TL'lik tazminattan (X)'in kask takmama kusurunu (örneğin %20) indirerek 800.000 TL net tazminata hükmetmek zorundadır. Denkleştirici adalet bunu emreder.

5. Pratik Uygulama Notları

TBK m. 55 hükmünün mahkemelerdeki usul hukuku boyutunda ve hesap bilirkişisi raporlarında avukatların ve hâkimlerin dikkat etmesi gereken stratejik dogmatik hususlar şunlardır:

1. Yaşam Tabloları ve Aktüeryal Hesaplama Krizi: TBK m. 55, zararın "sorumluluk hukuku ilkelerine" göre hesaplanacağını belirtmektedir. Uygulamada destekten yoksun kalma veya bedensel zararın bakiye ömür süresi boyunca ne kadar devam edeceği hesaplanırken, eskiden Fransız kökenli PMF 1931 tablosu kullanılırdı. Ancak Yargıtay'ın güncel içtihatları ve bilimsel gerçeklikler doğrultusunda, günümüzde Türk insanının yaşam standartlarına daha uygun olan TRH 2010 (Türkiye Kadın-Erkek Hayat Tablosu) tablosunun kullanılması zorunlu hâle gelmiştir. Avukatların bilirkişi raporlarına bu yönde dikkat etmeleri, PMF 1931 ile yapılan hesaplamalara "TBK m. 55'in bilimsel hesaplama ilkelerine aykırılık" gerekçesiyle itiraz etmeleri şarttır.

2. SGK Peşin Sermaye Değerinin Bildirilmesi (HMK m. 140 vd.): Tazminat davası açan davacı avukatları, müvekkillerine SGK tarafından bir gelir bağlanıp bağlanmadığını ve bu gelirin "rücuya tabi olup olmadığını" mahkemeye bildirmekle yükümlüdür. Zira TBK m. 55 uyarınca indirilemeyecek olan kısım "rücu edilemeyen" kısımdır. Eğer SGK'nın faile rücu hakkı (iş kazası vb. sebeplerle) mevcutsa, bağlanan gelirin peşin sermaye değeri (Peşin Sermaye Değeri İskontosu) hesaplanan toplam zarardan mutlak surette mahsup edilir. Hâkimin bu hususu SGK'ya müzekkere yazarak re'sen araştırması, davanın sıhhati açısından zorunludur.

3. Salt Hakkaniyet İndirimi Taleplerinin Reddi: Davalı avukatlarının, cevap dilekçelerinde veya istinaf aşamasında salt "müvekkilim yoksuldur, ödeme gücü yoktur, bedensel zarardan TBK m. 51 uyarınca takdiri indirim yapılsın" şeklindeki talepleri, TBK m. 55/1'in emredici lafzı karşısında beyhude bir çabadır. Avukatların, indirim sağlamak için stratejilerini m. 51 (hakkaniyet) üzerine değil; doğrudan doğruya m. 52 (Müterafik Kusur) veya zarar kalemlerinin ispatlanamaması (Fark Teorisi ihlali) üzerine kurgulamaları gerekir.

6. Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve tazminat davalarına bakan daireleri (özellikle 3., 4., 10., 17. ve 21. Hukuk Daireleri) TBK m. 55'in getirdiği yenilikleri, özellikle hakkaniyet yasağı ve sosyal güvenlik ödemelerinin tenzili konularında katı ve emredici bir içtihat politikası ile uygulamaktadır.

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin (örneğin 08.06.2017 T., 2016/5195 E., 2017/4962 K. sayılı) kararlarında açıkça belirtildiği üzere: "Türk Borçlar Kanunu'nun 55. maddesinin emredici hükmü dikkate alınarak sigortalının vefatı veya ağır bedensel zararı sebebiyle hesaplanan maddi tazminattan hakkaniyet indirimi (TBK m. 51) yapılabilmesi mümkün değildir.". Yüksek Mahkeme, hesaplanan metrik zararın, miktarının yüksekliği veya failin yoksulluğu gibi gerekçelerle yerel mahkemelerce indirilmesini doğrudan doğruya bir bozma sebebi saymaktadır.

Öte yandan Yargıtay, Müterafik Kusur (TBK m. 52) ile Hakkaniyet Yasağı (TBK m. 55) arasındaki gerilimi de doktrinle paralel biçimde çözmüştür. Yargıtay (örneğin 10. HD., 12.11.2012 T., E. 2012/21455, K. 2012/21185) kararlarında; "TBK m. 55 uyarınca hesaplanan tazminatın hakkaniyet düşüncesiyle azaltılamayacağı kuralı, TBK m. 52'de yer alan zarar görenin kusuru (müterafik kusur) nedeniyle tazminattan indirim yapılmasına engel teşkil etmez." diyerek, kask takmama, emniyet kemeri takmama, hatır taşıması veya tedaviden kaçınma gibi mağdurun illiyet bağına kendi kusuruyla iştirak ettiği durumlarda indirim yapılmasını hukuki bir zorunluluk olarak görmekte ve m. 55'in yasaklayıcı kalkanını m. 52'nin önünden çekmektedir.

Ayrıca SGK ödemelerine ilişkin olarak Yargıtay, rücu edilemeyen ödemelerin indirilmemesi kuralını (TBK m. 55/1 c.2) titizlikle işletmekte, failin rücu riski taşımadığı hiçbir sosyal güvenlik ödemesinin (örneğin dul ve yetim aylığının) fail lehine bir indirim aracı (zenginleşme) olarak kullanılamayacağını istikrarlı kararlarında vurgulamaktadır.

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Borçlar Kanunu'nun 55. maddesinde lafzını bulan Ölüm ve Bedensel Zararların Belirlenmesi kurumu, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; özellikle kanunlaştırma tekniği, yargı bağımsızlığı ve denkleştirici adaletin sınırları bağlamında son derece sert felsefi ve teorik eleştirilerin odağında yer almaktadır.

Birinci ve en büyük dogmatik eleştiri, maddenin birinci fıkrasının son cümlesinde yer alan "Hakkaniyet Düşüncesi ile Artırılamaz veya Azaltılamaz" mutlak yasağına yöneliktir. Oğuzman ve Öz, Fikret Eren ve Haluk Nami Nomer'in öğretilerinde (ve İsviçre-Alman doktrininde Huguenin, Schönenberger gibi yazarların yaklaşımları ışığında) şiddetle eleştirildiği üzere; hukukun kör bir hesap makinesi olması mümkün değildir. Failin, anlık ve çok hafif bir dalgınlığı (hafif ihmal) neticesinde, mağdurun ölümüne veya ağır sakatlanmasına sebep olması ve aktüeryal hesaplamalar sonucu ortaya milyonlarca liralık bir tazminat faturasının çıkması hâlinde; TBK m. 55'in bu mutlak yasağı, failin tüm hayatı boyunca ekonomik bir köleliğe, bir sivil ölüme mahkûm edilmesi sonucunu doğurmaktadır. Oysa Türk Medeni Kanunu m. 4 hâkime hukuku uygularken hakkaniyeti gözetme, TBK m. 51 ise durumun gereğine göre tazminatı belirleme ödevini yüklemiştir. Doktrinde haklı olarak belirtildiği gibi, ölüm ve bedensel zararlarda hâkimin takdir yetkisinin elinden alınması, fail ile mağdur arasındaki terzinin (hâkimin) makasını kırmaktır. Hakkaniyet indiriminin tamamen yasaklanması, sorumluluk hukukunun "orantılılık" ve "kusura uygunluk" ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.

İkinci köklü eleştiri, maddenin ikinci fıkrasında yer alan kuralın İdari Eylem ve İşlemlere (İdare Hukukuna) teşmil edilmesine ilişkindir. TBK m. 55/2, idarenin hizmet kusurundan veya kusursuz sorumluluğundan doğan tam yargı davalarında da bu kanun hükümlerinin uygulanacağını emretmektedir. Kemal Gözler, Fikret Eren ve Kadir Kapancı gibi akademisyenlerin işaret ettiği üzere; özel hukuk (borçlar hukuku) kurallarının, kamu gücünün kullanımı ve idare hukukunun kendine has dinamikleri (kamu yararı, kamu külfetleri önündeki eşitlik ilkesi) içine doğrudan ve emredici bir şekilde sokulması, kuvvetler ayrılığına ve idari yargının bağımsız dogmatiğine vurulmuş ağır bir kanunlaştırma darbesidir. İdarenin tazminat sorumluluğu ile özel kişilerin haksız fiil sorumluluğu aynı kaba sığdırılamaz.

Sonuç itibarıyla TBK m. 55; insan hayatının ve bedensel bütünlüğünün değerini, sigorta şirketlerinin veya faillerin haksız indirim manevralarına karşı koruyan, sosyal devletin mağdura uzattığı şefkat elini (rücu edilemeyen ödemeleri) failin cebinde bir kâra dönüştürmeyi kesinlikle reddeden muazzam ve modern bir denkleştirme kalkanıdır. Ancak yasa koyucunun, mağduru koruma refleksiyle hareket ederken hâkimin gözlerini bağlaması ve failin hafif kusuruyla sürüklenebileceği o trajik iflas sahnesine (hakkaniyet yasağıyla) sırtını dönmesi; sorumluluk hukukunun o çok hassas "kusur ile yaptırım arasındaki" altın terazisini zedelemiş, adaleti bilimsel bir formüle hapsetme tehlikesini doğurmuştur.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.

Kullanılan kaynaklar:

  • Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
  • Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 55'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
  • Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
  • Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 45.

Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 55. madde metnine dayanır.

Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.

Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.