1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 532. ve devamı maddelerinde düzenlenen alım veya satım komisyonculuğu, komisyoncunun ücret karşılığında, kendi adına ve vekâlet verenin hesabına kıymetli evrak ve taşınırların alım veya satımını üstlendiği bir işgörme sözleşmesidir [1]. Bu tanımından da anlaşılacağı üzere, komisyoncu dolaylı bir temsilci olarak hareket eder; yani üçüncü kişilerle kendi adına sözleşme kurar, ancak işlemin ekonomik sonuçları (yarar ve hasar) iç ilişkide müvekkile (vekâlet verene) aittir [1].
Dolaylı temsil mekanizmasının doğal bir sonucu olarak, komisyoncu ile sözleşme akdeden üçüncü kişinin borcunu ifa etmemesi veya ödeme güçlüğüne düşmesi durumunda, kural olarak komisyoncunun müvekkiline karşı herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır [2]. Zira komisyoncunun temel asli edimi, sözleşmenin kurulmasına özenle aracılık etmek ve işlemi vekâlet verenin menfaatlerine en uygun şekilde kendi adına akdetmektir. Üçüncü kişinin ifa kabiliyeti ve ödeme gücü, ticari hayatın olağan riskleri kapsamında kural olarak vekâlet verenin (müvekkilin) uhdesindedir.
Bununla birlikte, kanun koyucu TBK m. 537 hükmü ile "Komisyoncunun Garantisi" (doktrindeki ve mukayeseli hukuktaki yaygın adıyla delkredere / star del credere sorumluluğu) müessesesini düzenleyerek bu kurala istisnalar getirmiştir [2]. İsviçre Borçlar Kanunu'nun (OR) 430. maddesiyle tam bir paralellik arz eden bu hüküm, komisyoncunun hangi istisnai hâllerde üçüncü kişinin fiilini üstlenmiş (garanti etmiş) sayılacağını tahdidi olarak belirlemektedir. Bu hâller; komisyoncunun yetkisiz olarak veresiye mal satması, açıkça garanti vermesi veya bulunduğu yerdeki ticari teamülün bunu gerektirmesidir [2]. Doktrinde ifade edildiği şekliyle, bu şekilde üçüncü kişinin borcunu ifa edeceğine dair ayrıca güvence veren komisyoncuya "delkredere komisyoncu" (bazı çevirilerde ve kaynaklarda dükruar komisyoncu) adı verilmektedir [3].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Maddenin ihdas ettiği hukuki müesseseler ve kilit kavramlar, komisyon hukukunun sınırlarını ve risk dağılımını belirlemektedir. Aşağıda bu kavramlar akademik bir perspektifle detaylandırılmıştır:
2.1. Kural: Komisyoncunun İfa Riskinden Sorumsuzluğu
TBK m. 537/I ilk cümlesi uyarınca, komisyoncu işlemde bulunduğu borçluların ödememelerinden ve diğer borçlarını ifa etmemelerinden kural olarak sorumlu tutulamaz [2]. Komisyoncu, müvekkili namına en uygun şartlarda işlem tesis etmek, muhatabın ödeme gücünü (kredibilitesini) araştırmak ve TBK m. 534 bağlamında yüksek bir özen borcu (sadakat ve özen yükümlülüğü) göstermek zorundadır [4]. Ancak bu özen borcunun eksiksiz ifa edilmesine rağmen üçüncü kişi temerrüde düşerse, komisyoncu kendi malvarlığıyla bu temerrüdü garanti etmiş sayılmaz. Hukuki niteliği itibarıyla komisyoncunun edimi bir "sonuç taahhüdü" değil, bir "özen ve işgörme taahhüdü"dür.
2.2. İstisna 1: Yetkisi Olmaksızın Veresiye Mal Satması
Maddedeki ilk istisna, TBK m. 536 hükmü ile doğrudan bağlantılıdır. Komisyoncu, vekâlet verenin izni olmaksızın malı veresiye satar veya malı teslim almadan bedelini öderse, bundan doğan zarara katlanmak zorundadır [5]. Vekâlet verenin peşin satım iradesine veya zımni talimatlarına aykırı olarak ticari riskin yetkisiz şekilde artırılması, komisyoncunun özen ve sadakat borcuna aykırılık teşkil eder. Bu sebeple kanun koyucu, yetkisiz veresiye satışı başlı başına bir garanti sorumluluğu sebebi olarak öngörmüştür [2].
2.3. İstisna 2: Açıkça Garanti Verilmesi (Delkredere Sorumluluğu)
Komisyoncunun, işlemin muhatabının (üçüncü kişinin) müvekkiline olan borçlarını ödeyeceğine dair müvekkiline ayrıca güvence vermiş olması durumudur [3]. Bu hâlde komisyoncu, TBK m. 128 anlamında üçüncü kişinin fiilini üstlenme benzeri bağımsız bir garanti sözleşmesi veya asıl sözleşmeye eklenmiş bir garanti kaydı ile sorumluluk altına girmektedir. Fikret Eren ve Kemal Oğuzman gibi değerli hocaların eserlerinde sıklıkla altı çizildiği üzere, bu garanti fer'i bir nitelik taşımaz (kefalet gibi değildir); bağımsız ve asli bir taahhüttür. Komisyoncu, üçüncü kişinin ifa etmemesi (ödeme güçlüğü veya temerrüdü) hâlinde müvekkilin uğrayacağı müspet zararı tazminle mükellef hâle gelir.
2.4. İstisna 3: Ticari Teamülün Gerektirmesi
TBK m. 537/I hükmünde belirtilen bir diğer istisna, komisyoncunun bulunduğu yerdeki ticari teamülün bu yönde bir garanti sorumluluğunu gerektirmesidir [2]. Ticari hayatın dinamikleri ve belirli borsaların veya emtia piyasalarının yerleşik kuralları gereği, bazı sektörlerde alım-satım komisyoncularının müşteri portföyünün ifa kabiliyetini doğrudan garanti ettiği zımnen kabul edilmektedir. Bu, kanundan doğan tamamlayıcı bir ticari teamül atfıdır ve ispatı hâlinde komisyoncunun açık beyanı aranmaksızın delkredere sorumluluğunu doğurur.
2.5. Garanti Veren Komisyoncunun Ek Ücret Hakkı (Delkredere Ücreti)
TBK m. 537/II fıkrası, "Garanti veren komisyoncunun bundan dolayı ayrıca ücret isteme hakkı vardır" şeklinde emredici olmayan bir hak tesis etmiştir [2]. Doktrinde bu ücrete "delkredere ücreti" veya "garanti provizyonu" denilmektedir [3]. Üstlenilen ağır ticari riskin (ifa garantisinin) doğal bir ivazı (karşılığı) olarak komisyoncu, olağan komisyon ücretinin (TBK m. 539) yanı sıra, bu ek ücrete hak kazanır.
3. Sistematik İlişkiler
Bu madde, Türk Borçlar Kanunu'nun işgörme ve temsil sistematiği içerisinde kritik bağlantılara sahiptir:
- TBK m. 532 (Komisyon Sözleşmesinin Tanımı ve Vekâlet Hükümlerine Atıf): Komisyoncu, kendi adına ve müvekkil hesabına hareket ettiği için [1] TBK m. 537, bu dolaylı temsilin risk sınırını çizer. Hükmün bulunmadığı hâllerde TBK m. 502 ve devamındaki vekâlet akdi hükümleri (örneğin vekilin özen borcuna ilişkin m. 506) tamamlayıcı olarak uygulanır.
- TBK m. 536 (Veresiye Satma ve Teslim Almadan Ödeme): Komisyoncunun yetkisi olmaksızın malı veresiye satması durumunda doğan zararlardan şahsen sorumlu olacağı düzenlenmiştir [5]. TBK m. 537/1'deki istisnanın temel dayanağı bu maddedir.
- TBK m. 128 (Üçüncü Kişinin Fiilini Üstlenme): Komisyoncunun alıcı veya satıcının fiilini (borcunu ifa etmesini) garanti etmesi, hukuki niteliği itibarıyla TBK m. 128 kapsamında bir garanti taahhüdüdür. Kefalet sözleşmesinden farklı olarak sıkı şekil şartlarına (TBK m. 583 vd.) kural olarak tabi değildir, zira ticari ve bağımsız bir risk üstlenilmektedir.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerinin (özellikle mülga 11. Hukuk Dairesi ve günümüzde Yargıtay 3. ve 11. Hukuk Dairelerinin) ticari davalara ilişkin yerleşik içtihatlarında TBK m. 537 hükmü şu şekilde yorumlanmaktadır:
Yüksek Mahkeme, kural olarak komisyoncunun ifa riskini üstlenmediğini prensip olarak kabul etmektedir. Bir uyuşmazlıkta komisyoncunun "delkredere" sorumlu tutulabilmesi için, vekâlet veren (müvekkil) tarafından "açık bir garanti anlaşmasının" sunulması veya o bölgedeki meslek odaları / ticaret odaları kayıtlarıyla da sabit olan "kesin bir ticari teamülün" ispatlanması katı bir şart olarak aranır. Yargıtay kararlarında, komisyoncunun sadece fatura veya irsaliyeye imza atması ya da alıcının adresini bildirmesi "açık garanti" kapsamında değerlendirilmemekte; ticari hayatın olağan işleyişinde temsilcinin (komisyoncunun) müvekkili koruma maksadının "ödeme güvencesine" dönüşmesi için iradelerin açıkça örtüşmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Açıkça garanti veya yerel bir teamül bulunmadığı takdirde, Yargıtay borcun tahsil edilememesi riskini müvekkil üzerinde bırakmaktadır.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: Yetkisiz Veresiye Satıştan Doğan Sorumluluk
Vaka: İstanbul'da faaliyet gösteren müvekkil A, Bursa'daki ticari komisyoncu B'ye "tonu 100.000 TL'den, peşin ödeme şartıyla" 50 ton tekstil ham maddesi satması yönünde talimat vermiştir. Komisyoncu B, piyasadaki durgunluk sebebiyle malı C A.Ş.'ye vadeli (6 ay veresiye) satmış, ancak A'ya malı peşin satmış gibi bilgi vermiştir. Vade sonunda C A.Ş. iflas etmiş ve ödeme yapamamıştır.
Hukuki Analiz: TBK m. 536 ve m. 537/I hükümleri uyarınca komisyoncu, vekâlet verenin izni olmaksızın veresiye mal sattığı için bu durumdan doğan zarara bizzat katlanmak zorundadır [5], [2]. Burada üçüncü kişi C A.Ş.'nin iflas riski müvekkil A'ya değil, doğrudan komisyoncu B'ye geçer. Müvekkil A, satış bedelinin tamamını komisyoncu B'den talep hakkına sahiptir.
Olay 2: Açık Garanti (Delkredere) ve Ek Ücret
Vaka: Müvekkil D, yurtdışına ihraç edilecek elektronik parçalar için ihracat komisyoncusu E ile anlaşmıştır. E, alıcıların yabancı olması sebebiyle, %5 olağan komisyon ücretine ek olarak %3 oranında bir "garanti primi (delkredere ücreti)" ödenmesi hâlinde, yurtdışındaki alıcıların ödeme yapmasını şahsen garanti edeceğini belirtmiş ve taraflar bu şekilde yazılı sözleşme akdetmiştir. Yurtdışındaki alıcı F, malı teslim almasına rağmen ödemeden imtina etmiştir.
Hukuki Analiz: TBK m. 537/I uyarınca komisyoncu E, açıkça garanti verdiği için (delkredere komisyoncu sıfatıyla) borçlu F'nin ödememesinden müvekkil D'ye karşı şahsen sorumludur [2]. Ancak TBK m. 537/II hükmü emredici bir nitelik taşıdığından, komisyoncu E, bu işlem başarısızlıkla sonuçlansa dahi, üstlendiği riske istinaden kararlaştırılan ek %3'lük ücreti (veya olağan komisyona eklenen primi) talep edebilecek [2], ancak ödenmeyen asıl borcu kendi malvarlığından müvekkil D'ye tazmin edecektir.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Komisyoncunun ticari teamül gereği veya açık anlaşmayla garanti verdiğini (delkredere sıfatını) iddia eden vekâlet veren, bu hususu ispatla mükelleftir (TMK m. 6). Buna mukabil komisyoncu da, yaptığı veresiye satışın müvekkilin zımni veya açık iznine ya da bölgedeki yerleşik ticari teamüle dayandığını ispat etmekle yükümlüdür [5], [2].
- Zamanaşımı / Süreler: Komisyon sözleşmesinden doğan alacaklar ve garanti yükümlülüklerinden kaynaklanan tazminat talepleri, kural olarak TBK m. 147 (vekil ve komisyoncu hakları) uyarınca beş (5) yıllık özel zamanaşımı süresine tabidir.
- Görevli/yetkili mahkeme: Taraflar tacir sıfatını haiz olup komisyon ilişkisi ticari işletmeyle doğrudan ilgili olduğundan, uyuşmazlığın çözüm yeri Türk Ticaret Kanunu (TTK m. 4 ve m. 5) uyarınca Asliye Ticaret Mahkemeleridir.
- Yaygın uygulama hataları: Komisyon sözleşmesi metninde "satışın gerçekleştirilmesi" ile "bedelin tahsili" kavramlarının birbirine karıştırılması uygulamada sıkça görülür. Salt tahsilata aracılık yetkisinin verilmiş olması, komisyoncuyu bedelin ödenmesini garanti eden "delkredere" komisyoncu hâline getirmez. Sözleşmede "tahsil edememe riskinin komisyoncuya ait olduğuna" dair son derece net ve kesin ibareler kullanılmalıdır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk hukuku ve doktrini bağlamında TBK m. 537 incelendiğinde, kanun koyucunun "bulunduğu yerdeki ticari teamül gerektiriyorsa" şeklindeki esnek ibaresi doktrinde (örneğin Turgut Öz, Halûk Nomer gibi yazarların vekillerle ilgili değerlendirmelerinin kıyasen komisyona uygulandığı makalelerde) hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri açısından eleştirilmektedir.
Ticari teamülün objektif olarak tespiti genellikle Ticaret Odalarından alınan görüşlerle yapılmakta olup, bu durum çoğu zaman komisyoncunun hiç beklemediği ve sözleşmede risk primi (ek ücret) öngörmediği hâllerde dahi çok ağır bir "sonuç garantisi" (ifa riski) ile karşı karşıya kalmasına neden olabilmektedir. İsviçre Borçlar Kanunu (OR 430) uygulamasında da ticari teamül ispatının son derece dar ve katı yorumlandığı görülmektedir.
Ayrıca, komisyoncunun üçüncü kişinin fiilini üstlenmesi durumu ile kefalet sözleşmesi arasındaki ayrım, katı şekil şartlarına (TBK m. 583) tabi olan kefalet lehine sınırların nerede başlayıp nerede bittiği konusunda teorik tartışmalara gebedir. Modern ticaret hukukunda, bir komisyoncunun zımnen ticari teamüle istinaden ifa riskini üstlendiği varsayımı yerine, bu tür ağır yükümlülüklerin (delkredere garantisinin) yazılı şekil şartına (veya açık bir mutabakata) bağlanması gerektiği yönünde de de lege ferenda (olması gereken hukuk) bağlamında reform önerileri bulunmaktadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 532. ve devamı maddelerinde düzenlenen alım veya satım komisyonculuğu, komisyoncunun ücret karşılığında, kendi adına ve vekâlet verenin hesabına kıymetli evrak ve taşınırların alım veya satımını üstlendiği bir işgörme sözleşmesidir [1]. Bu tanımından da anlaşılacağı üzere, komisyoncu dolaylı bir temsilci olarak hareket eder; yani üçüncü kişilerle kendi adına sözleşme kurar, ancak işlemin ekonomik sonuçları (yarar ve hasar) iç ilişkide müvekkile (vekâlet verene) aittir [1].
Dolaylı temsil mekanizmasının doğal bir sonucu olarak, komisyoncu ile sözleşme akdeden üçüncü kişinin borcunu ifa etmemesi veya ödeme güçlüğüne düşmesi durumunda, kural olarak komisyoncunun müvekkiline karşı herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır [2]. Zira komisyoncunun temel asli edimi, sözleşmenin kurulmasına özenle aracılık etmek ve işlemi vekâlet verenin menfaatlerine en uygun şekilde kendi adına akdetmektir. Üçüncü kişinin ifa kabiliyeti ve ödeme gücü, ticari hayatın olağan riskleri kapsamında kural olarak vekâlet verenin (müvekkilin) uhdesindedir.
Bununla birlikte, kanun koyucu TBK m. 537 hükmü ile "Komisyoncunun Garantisi" (doktrindeki ve mukayeseli hukuktaki yaygın adıyla delkredere / star del credere sorumluluğu) müessesesini düzenleyerek bu kurala istisnalar getirmiştir [2]. İsviçre Borçlar Kanunu'nun (OR) 430. maddesiyle tam bir paralellik arz eden bu hüküm, komisyoncunun hangi istisnai hâllerde üçüncü kişinin fiilini üstlenmiş (garanti etmiş) sayılacağını tahdidi olarak belirlemektedir. Bu hâller; komisyoncunun yetkisiz olarak veresiye mal satması, açıkça garanti vermesi veya bulunduğu yerdeki ticari teamülün bunu gerektirmesidir [2]. Doktrinde ifade edildiği şekliyle, bu şekilde üçüncü kişinin borcunu ifa edeceğine dair ayrıca güvence veren komisyoncuya "delkredere komisyoncu" (bazı çevirilerde ve kaynaklarda dükruar komisyoncu) adı verilmektedir [3].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Maddenin ihdas ettiği hukuki müesseseler ve kilit kavramlar, komisyon hukukunun sınırlarını ve risk dağılımını belirlemektedir. Aşağıda bu kavramlar akademik bir perspektifle detaylandırılmıştır:
2.1. Kural: Komisyoncunun İfa Riskinden Sorumsuzluğu
TBK m. 537/I ilk cümlesi uyarınca, komisyoncu işlemde bulunduğu borçluların ödememelerinden ve diğer borçlarını ifa etmemelerinden kural olarak sorumlu tutulamaz [2]. Komisyoncu, müvekkili namına en uygun şartlarda işlem tesis etmek, muhatabın ödeme gücünü (kredibilitesini) araştırmak ve TBK m. 534 bağlamında yüksek bir özen borcu (sadakat ve özen yükümlülüğü) göstermek zorundadır [4]. Ancak bu özen borcunun eksiksiz ifa edilmesine rağmen üçüncü kişi temerrüde düşerse, komisyoncu kendi malvarlığıyla bu temerrüdü garanti etmiş sayılmaz. Hukuki niteliği itibarıyla komisyoncunun edimi bir "sonuç taahhüdü" değil, bir "özen ve işgörme taahhüdü"dür.
2.2. İstisna 1: Yetkisi Olmaksızın Veresiye Mal Satması
Maddedeki ilk istisna, TBK m. 536 hükmü ile doğrudan bağlantılıdır. Komisyoncu, vekâlet verenin izni olmaksızın malı veresiye satar veya malı teslim almadan bedelini öderse, bundan doğan zarara katlanmak zorundadır [5]. Vekâlet verenin peşin satım iradesine veya zımni talimatlarına aykırı olarak ticari riskin yetkisiz şekilde artırılması, komisyoncunun özen ve sadakat borcuna aykırılık teşkil eder. Bu sebeple kanun koyucu, yetkisiz veresiye satışı başlı başına bir garanti sorumluluğu sebebi olarak öngörmüştür [2].
2.3. İstisna 2: Açıkça Garanti Verilmesi (Delkredere Sorumluluğu)
Komisyoncunun, işlemin muhatabının (üçüncü kişinin) müvekkiline olan borçlarını ödeyeceğine dair müvekkiline ayrıca güvence vermiş olması durumudur [3]. Bu hâlde komisyoncu, TBK m. 128 anlamında üçüncü kişinin fiilini üstlenme benzeri bağımsız bir garanti sözleşmesi veya asıl sözleşmeye eklenmiş bir garanti kaydı ile sorumluluk altına girmektedir. Fikret Eren ve Kemal Oğuzman gibi değerli hocaların eserlerinde sıklıkla altı çizildiği üzere, bu garanti fer'i bir nitelik taşımaz (kefalet gibi değildir); bağımsız ve asli bir taahhüttür. Komisyoncu, üçüncü kişinin ifa etmemesi (ödeme güçlüğü veya temerrüdü) hâlinde müvekkilin uğrayacağı müspet zararı tazminle mükellef hâle gelir.
2.4. İstisna 3: Ticari Teamülün Gerektirmesi
TBK m. 537/I hükmünde belirtilen bir diğer istisna, komisyoncunun bulunduğu yerdeki ticari teamülün bu yönde bir garanti sorumluluğunu gerektirmesidir [2]. Ticari hayatın dinamikleri ve belirli borsaların veya emtia piyasalarının yerleşik kuralları gereği, bazı sektörlerde alım-satım komisyoncularının müşteri portföyünün ifa kabiliyetini doğrudan garanti ettiği zımnen kabul edilmektedir. Bu, kanundan doğan tamamlayıcı bir ticari teamül atfıdır ve ispatı hâlinde komisyoncunun açık beyanı aranmaksızın delkredere sorumluluğunu doğurur.
2.5. Garanti Veren Komisyoncunun Ek Ücret Hakkı (Delkredere Ücreti)
TBK m. 537/II fıkrası, "Garanti veren komisyoncunun bundan dolayı ayrıca ücret isteme hakkı vardır" şeklinde emredici olmayan bir hak tesis etmiştir [2]. Doktrinde bu ücrete "delkredere ücreti" veya "garanti provizyonu" denilmektedir [3]. Üstlenilen ağır ticari riskin (ifa garantisinin) doğal bir ivazı (karşılığı) olarak komisyoncu, olağan komisyon ücretinin (TBK m. 539) yanı sıra, bu ek ücrete hak kazanır.
3. Sistematik İlişkiler
Bu madde, Türk Borçlar Kanunu'nun işgörme ve temsil sistematiği içerisinde kritik bağlantılara sahiptir:
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerinin (özellikle mülga 11. Hukuk Dairesi ve günümüzde Yargıtay 3. ve 11. Hukuk Dairelerinin) ticari davalara ilişkin yerleşik içtihatlarında TBK m. 537 hükmü şu şekilde yorumlanmaktadır: Yüksek Mahkeme, kural olarak komisyoncunun ifa riskini üstlenmediğini prensip olarak kabul etmektedir. Bir uyuşmazlıkta komisyoncunun "delkredere" sorumlu tutulabilmesi için, vekâlet veren (müvekkil) tarafından "açık bir garanti anlaşmasının" sunulması veya o bölgedeki meslek odaları / ticaret odaları kayıtlarıyla da sabit olan "kesin bir ticari teamülün" ispatlanması katı bir şart olarak aranır. Yargıtay kararlarında, komisyoncunun sadece fatura veya irsaliyeye imza atması ya da alıcının adresini bildirmesi "açık garanti" kapsamında değerlendirilmemekte; ticari hayatın olağan işleyişinde temsilcinin (komisyoncunun) müvekkili koruma maksadının "ödeme güvencesine" dönüşmesi için iradelerin açıkça örtüşmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Açıkça garanti veya yerel bir teamül bulunmadığı takdirde, Yargıtay borcun tahsil edilememesi riskini müvekkil üzerinde bırakmaktadır.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: Yetkisiz Veresiye Satıştan Doğan Sorumluluk Vaka: İstanbul'da faaliyet gösteren müvekkil A, Bursa'daki ticari komisyoncu B'ye "tonu 100.000 TL'den, peşin ödeme şartıyla" 50 ton tekstil ham maddesi satması yönünde talimat vermiştir. Komisyoncu B, piyasadaki durgunluk sebebiyle malı C A.Ş.'ye vadeli (6 ay veresiye) satmış, ancak A'ya malı peşin satmış gibi bilgi vermiştir. Vade sonunda C A.Ş. iflas etmiş ve ödeme yapamamıştır. Hukuki Analiz: TBK m. 536 ve m. 537/I hükümleri uyarınca komisyoncu, vekâlet verenin izni olmaksızın veresiye mal sattığı için bu durumdan doğan zarara bizzat katlanmak zorundadır [5], [2]. Burada üçüncü kişi C A.Ş.'nin iflas riski müvekkil A'ya değil, doğrudan komisyoncu B'ye geçer. Müvekkil A, satış bedelinin tamamını komisyoncu B'den talep hakkına sahiptir.
Olay 2: Açık Garanti (Delkredere) ve Ek Ücret Vaka: Müvekkil D, yurtdışına ihraç edilecek elektronik parçalar için ihracat komisyoncusu E ile anlaşmıştır. E, alıcıların yabancı olması sebebiyle, %5 olağan komisyon ücretine ek olarak %3 oranında bir "garanti primi (delkredere ücreti)" ödenmesi hâlinde, yurtdışındaki alıcıların ödeme yapmasını şahsen garanti edeceğini belirtmiş ve taraflar bu şekilde yazılı sözleşme akdetmiştir. Yurtdışındaki alıcı F, malı teslim almasına rağmen ödemeden imtina etmiştir. Hukuki Analiz: TBK m. 537/I uyarınca komisyoncu E, açıkça garanti verdiği için (delkredere komisyoncu sıfatıyla) borçlu F'nin ödememesinden müvekkil D'ye karşı şahsen sorumludur [2]. Ancak TBK m. 537/II hükmü emredici bir nitelik taşıdığından, komisyoncu E, bu işlem başarısızlıkla sonuçlansa dahi, üstlendiği riske istinaden kararlaştırılan ek %3'lük ücreti (veya olağan komisyona eklenen primi) talep edebilecek [2], ancak ödenmeyen asıl borcu kendi malvarlığından müvekkil D'ye tazmin edecektir.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk hukuku ve doktrini bağlamında TBK m. 537 incelendiğinde, kanun koyucunun "bulunduğu yerdeki ticari teamül gerektiriyorsa" şeklindeki esnek ibaresi doktrinde (örneğin Turgut Öz, Halûk Nomer gibi yazarların vekillerle ilgili değerlendirmelerinin kıyasen komisyona uygulandığı makalelerde) hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri açısından eleştirilmektedir.
Ticari teamülün objektif olarak tespiti genellikle Ticaret Odalarından alınan görüşlerle yapılmakta olup, bu durum çoğu zaman komisyoncunun hiç beklemediği ve sözleşmede risk primi (ek ücret) öngörmediği hâllerde dahi çok ağır bir "sonuç garantisi" (ifa riski) ile karşı karşıya kalmasına neden olabilmektedir. İsviçre Borçlar Kanunu (OR 430) uygulamasında da ticari teamül ispatının son derece dar ve katı yorumlandığı görülmektedir.
Ayrıca, komisyoncunun üçüncü kişinin fiilini üstlenmesi durumu ile kefalet sözleşmesi arasındaki ayrım, katı şekil şartlarına (TBK m. 583) tabi olan kefalet lehine sınırların nerede başlayıp nerede bittiği konusunda teorik tartışmalara gebedir. Modern ticaret hukukunda, bir komisyoncunun zımnen ticari teamüle istinaden ifa riskini üstlendiği varsayımı yerine, bu tür ağır yükümlülüklerin (delkredere garantisinin) yazılı şekil şartına (veya açık bir mutabakata) bağlanması gerektiği yönünde de de lege ferenda (olması gereken hukuk) bağlamında reform önerileri bulunmaktadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.