1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) "Vekâletsiz İşgörme" başlıklı Onuncu Bölümünde yer alan 528. maddesi, işgörenin ehliyetsizliği hâlinde sorumluluğunun sınırlarını düzenlemektedir [1]. Vekâletsiz işgörme, genel tanımıyla, bir kimsenin kendisine verilen bir vekâlet (yetki) bulunmaksızın, bir başkasının hukuki alanına girerek iş görmesidir [2]. Bu müessese, başkasının işini görene (işgören) ve işi görülene (işsahibi) birtakım haklar ve borçlar yükler. Ancak, işgörenin fiil ehliyetinden (kanunun lafzıyla "sözleşme ehliyetinden") yoksun olması durumunda, hukuk düzeninin ehliyetsizleri koruma temel ilkesi devreye girer.
TBK m. 528 hükmü uyarınca, işgören sözleşme ehliyetinden yoksunsa, işsahibinin işine müdahalesinden ötürü kural olarak vekâletsiz işgörme hükümlerine (TBK m. 527 vd.) göre değil, yalnızca sebepsiz zenginleşme ve haksız fiil hükümlerine göre sorumlu tutulabilir [1]. Kanun koyucu bu düzenleme ile, ehliyetsiz kişiyi, kendi iradesiyle veya iradesi dışında giriştiği vekâletsiz işgörme faaliyeti neticesinde doğabilecek ağır sözleşmesel/yasal yükümlülüklerden (örneğin TBK m. 527 uyarınca her türlü ihmalden sorumluluktan) korumayı amaçlamıştır. Bu madde, Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) ehliyetsizlerin korunmasına ilişkin m. 15 ve m. 16 [3] hükümlerinin borçlar hukuku özel hükümlerindeki somut ve tamamlayıcı bir yansımasıdır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Sözleşme Ehliyetinden Yoksunluk
Maddede geçen "sözleşme ehliyetinden yoksunluk" kavramı, TMK m. 9 vd. hükümlerinde düzenlenen "fiil ehliyetsizliğini" ifade eder [4]. TMK m. 14 uyarınca ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyeti yoktur [5]. Doktrinde de isabetle belirtildiği üzere, vekâletsiz işgörenin iş görebilmesi için; görülen iş hukuki işlem ise hukuki işlem ehliyetine, maddi fiil ise haksız fiil sorumluluk ehliyetine sahip olması gerekir [6]. Dolayısıyla TBK m. 528'in uygulama alanına tam ehliyetsizler (ayırt etme gücü bulunmayanlar) ile sınırlı ehliyetsizler (ayırt etme gücüne sahip küçük ve kısıtlılar) girmektedir. Bu kişilerin kendi işlemleriyle borç altına girebilmeleri yasal temsilcilerinin rızasına bağlı olduğundan (TMK m. 16/1) [3], tek taraflı bir fiili durum olan vekâletsiz işgörme eylemiyle ağır borçlar altına girmeleri engellenmiştir.
2.2. Zenginleştiği Ölçüde Sorumluluk (Sebepsiz Zenginleşme Sınırı)
İşgören ehliyetsiz ise, yaptığı işlemden (gördüğü işten) dolayı ancak "zenginleştiği ölçüde veya iyiniyetli olmaksızın elinden çıkardığı zenginleşme miktarıyla" sorumlu olur [1]. Bu ifade, ehliyetsiz işgörenin sorumluluğunun TBK m. 77 vd. hükümlerinde yer alan sebepsiz zenginleşme kurallarına tabi kılındığının açık bir göstergesidir. İşgören, başkasının alanına müdahale ederek kendi malvarlığında bir artış (zenginleşme) yaratmışsa, iade borcu sadece elinde kalan (zenginleştiği) kısımla sınırlıdır. Eğer ehliyetsiz işgören, elde ettiği değeri iyiniyetli olarak elden çıkarmışsa (örneğin tüketmişse), iade borcu sona erer. Sadece kötüniyetli elden çıkarmalar iade kapsamındadır.
2.3. Haksız Fiillerden Doğan Daha Kapsamlı Sorumluluğun Saklı Tutulması
Maddenin ikinci fıkrasında "Haksız fiillerden doğan daha kapsamlı sorumluluk saklıdır." denilerek önemli bir istisna getirilmiştir [1]. Bu kural, TMK m. 16 fıkra 2'de yer alan "Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar haksız fiillerinden sorumludurlar." hükmü [3] ile tam bir uyum içindedir. Şayet işgören ayırt etme gücüne sahip bir küçük veya kısıtlı ise ve vekâletsiz işgörme faaliyeti sırasında işsahibine veya üçüncü kişilere haksız fiil teşkil eden kusurlu bir davranışla zarar vermişse, bu zarardan haksız fiil hükümleri (TBK m. 49 vd.) çerçevesinde tüm malvarlığıyla sorumlu olacaktır. Ayırt etme gücünden yoksun kişilerin sorumluluğu ise somut olayın şartlarına göre TBK m. 65'te düzenlenen hakkaniyet sorumluluğu çerçevesinde değerlendirilmelidir [6].
3. Sistematik İlişkiler
- TMK m. 14, 15 ve 16 (Fiil Ehliyetsizliği ve Sonuçları): TBK m. 528'in doğrudan dayanağıdır. TMK m. 15 uyarınca ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiilleri kural olarak hukuki sonuç doğurmaz [3]. TMK m. 16/2 uyarınca ayırt etme gücüne sahip küçükler haksız fiillerden sorumludur [3]. TBK m. 528 bu sistemi vekâletsiz işgörme kurumuna entegre etmiştir.
- TBK m. 65 (Hakkaniyet Sorumluluğu): Ayırt etme gücü bulunmayan ehliyetsiz bir kişinin vekâletsiz işgörmesi neticesinde işsahibi zarara uğrarsa, haksız fiil ehliyeti dahi olmayan bu kişiye karşı ancak hakkaniyet sorumluluğu (TBK m. 65) şartları dâhilinde başvurulabilir [6].
- TBK m. 77 - 82 (Sebepsiz Zenginleşme): TBK m. 528/1'de zikredilen "zenginleştiği ölçüde" sorumluluk, iadenin kapsamı bakımından TBK m. 79 ve m. 80 hükümlerine atıf yapmaktadır. İşgörenin iade borcunun kapsamı sebepsiz zenginleşme hukuku dogmatiği çerçevesinde belirlenecektir.
- TBK m. 527 (İşgörenin Sorumluluğu): Normal şartlarda tam ehliyetli bir vekâletsiz işgören, her türlü ihmalinden sorumlu iken [1], ehliyetsiz işgören için bu ağırlaştırılmış sorumluluk rejimi uygulanmaz; sorumluluk sebepsiz zenginleşme ve haksız fiile indirgenir.
- TMK m. 453 (Meslek veya Sanat Yürütme): Vesayet altındaki kişiye bir meslek veya sanatın yürütülmesi için izin verilmişse, kişi bununla ilgili işlemlerden bütün malvarlığı ile sorumlu olur [7]. Ehliyetsiz işgörenin müdahalesi, kendisine izin verilen mesleki faaliyet kapsamında ise TBK m. 528'deki sınırlı sorumluluktan ziyade TMK m. 453 uyarınca tam sorumluluk gündeme gelebilir.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay kararlarında ehliyetsizlerin (özellikle ayırt etme gücüne sahip küçük ve kısıtlıların) haksız fiil sorumluluğu ile sebepsiz zenginleşme sorumluluğu katı sınırlarla birbirinden ayrılmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Hukuk Dairelerinin yerleşik içtihatlarına göre; vekâletsiz işgören statüsüne giren ehliyetsiz bir kişinin eylemleri kural olarak kendisi aleyhine ağır sözleşmesel taahhütler doğurmaz. Yargıtay, ehliyetsizlerin korunması ilkesini (TMK m. 15-16) kamu düzeninden sayar ve re'sen gözetir [3]. Ancak, Yargıtay haksız fiil teşkil eden eylemlerde TMK m. 16/2 fıkrasını işleterek ayırt etme gücüne sahip küçüklerin verdikleri zararlardan (TBK m. 49 kapsamında) sorumlu tutulmasını hüküm altına almaktadır [3]. Buna karşılık, işgörenin fiili bir haksız fiil teşkil etmiyorsa, Yargıtay talepleri kesinlikle sebepsiz zenginleşme sınırları içinde tutmakta ve iade yükümlülüğünün kapsamını ehliyetsizin malvarlığında fiilen artan/kalan değer ile sınırlamaktadır.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Ayırt Etme Gücüne Sahip Küçüğün Sorumluluğu):
17 yaşındaki (ayırt etme gücüne sahip ancak ergin olmayan) lise öğrencisi (A), komşusu (B)'nin yurt dışında olmasını fırsat bilerek, (B)'nin bahçesindeki kuruyan ağaçları budamak ister. Ancak budama işlemi sırasında motorlu testereyi hatalı kullanarak ağacın komşunun çatısına düşmesine ve çatının çökmesine neden olur. Kesilen odunların bir kısmını ise kendi evinin şöminesinde yakarak ısınma masrafından tasarruf eder.
Hukuki analiz: (A) ergin olmadığı için sözleşme ehliyetinden (fiil ehliyetinden) yoksundur (TMK m. 11, m. 14) [4, 5]. Bu nedenle vekâletsiz işgören olarak her türlü ihmalinden kural olarak sorumlu tutulamaz (TBK m. 527 dışlanır). Ancak TBK m. 528 uyarınca iki tür sorumluluğu doğar: İlk olarak, yaktığı odunlar nedeniyle elde ettiği tasarruf oranında (zenginleştiği ölçüde) sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre sorumludur [1]. İkinci olarak, çatının çökmesi haksız fiil teşkil ettiği ve (A) ayırt etme gücüne sahip bir küçük olduğu için, TBK m. 528 f. 2 ve TMK m. 16 f. 2 delaletiyle bu zarardan haksız fiil hükümlerine (TBK m. 49 vd.) göre tüm malvarlığıyla sorumludur [1, 3].
Olay 2 (Ayırt Etme Gücü Olmayan Kısıtlının Sorumluluğu):
Akıl hastalığı nedeniyle kısıtlanmış ve ayırt etme gücünden yoksun olan (C), sokakta yürürken (D)'ye ait park halindeki lüks bir aracın camını kırarak içine girer ve iddiasına göre aracı "temizlemek" isterken aracın döşemelerini parçalayarak büyük zarar verir.
Hukuki analiz: (C), ayırt etme gücünden yoksundur (TMK m. 15). Vekâletsiz işgören sıfatıyla gerçekleştirdiği bu fiilden ötürü fiil ehliyeti (sözleşme ehliyeti) bulunmadığından TBK m. 528 uygulanır [1]. (C)'nin malvarlığında bir zenginleşme meydana gelmediği için sebepsiz zenginleşme sorumluluğu doğmaz. Haksız fiil açısından ise, ayırt etme gücü olmadığı için kural olarak haksız fiil ehliyeti de yoktur (TMK m. 15). Ancak, işsahibi (D)'nin zararı bakımından hâkim, somut olayın özelliklerine göre TBK m. 65 uyarınca hakkaniyet sorumluluğu çerçevesinde (C)'yi tazminata mahkûm edebilir [6].
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Ehliyetsizlik definin ileri sürülmesi durumunda, kişinin sözleşme ehliyetinden yoksun (küçük veya kısıtlı) olduğunu ispat yükü işgörene (veya yasal temsilcisine) aittir (TMK m. 6). Ancak işgörenin ayırt etme gücüne sahip olduğu ve dolayısıyla haksız fiilden sorumlu tutulması gerektiği ile kötüniyetle elden çıkarma olgularının ispat yükü işsahibi alacaklıya aittir.
- Zamanaşımı / Süreler: İşsahibinin ehliyetsiz işgörene karşı açacağı zenginleşmenin iadesi davası, hak sahibinin geri isteme hakkı olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her hâlde zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten başlayarak 10 yıllık zamanaşımına tabidir (TBK m. 82) [8]. Haksız fiillere dayanan tazminat istemleri ise yine fiili ve faili öğrenmeden itibaren 2 yıl ve her hâlde 10 yıllık zamanaşımına tabidir (TBK m. 72) [9].
- Görevli/yetkili mahkeme: Uyuşmazlık temel olarak sebepsiz zenginleşme ve haksız fiil temeline dayandığı için görevli mahkeme kural olarak Asliye Hukuk Mahkemesidir (HMK m. 2). Yetkili mahkeme, haksız fiilin işlendiği yer, zararın meydana geldiği yer veya davalının (işgörenin) yerleşim yeri mahkemesidir (HMK m. 16).
- Yaygın uygulama hataları: Uygulamada sıklıkla düşülen hata, vekâletsiz işgörenin ehliyetsizliğinin göz ardı edilerek, kendisine TBK m. 527 [1] uyarınca (tıpkı bir vekil gibi) özen yükümlülüğünün ihlalinden doğan kusur sorumluluğunun yüklenmeye çalışılmasıdır. Oysa m. 528 açıkça bu sorumluluğu sebepsiz zenginleşme ve haksız fiil kalıplarına indirgemiştir.
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde TBK m. 528 (ve önceki 818 sayılı BK m. 412) hükmünde kullanılan "sözleşme ehliyeti" terimi haklı eleştirilere konu olmuştur. Vekâletsiz işgörme, hukuki niteliği itibariyle bir sözleşme değil, kanundan doğan bir borç ilişkisi ve bir fiili durum (haksız fiil benzeri / kanundan doğan borç) niteliğindedir [2]. Dolayısıyla kanun koyucunun burada "sözleşme ehliyeti" yerine, TMK m. 9 [4] sistematiğine uygun olarak genel anlamda "fiil ehliyeti" (veya tasarruf ehliyeti) terimini kullanması dogmatik olarak çok daha isabetli olurdu. Zira sorun, kişinin bir akit yapma ehliyetinden ziyade, hukuki sonuç doğurmaya yönelik eylemleri gerçekleştirebilme (fiil) ehliyetine sahip olup olmamasıdır.
Ayrıca doktrinde (örneğin Tandoğan ve Kılıçoğlu tarafından), ayırt etme gücünden yoksun tam ehliyetsiz kişilerin vekâletsiz işgören dahi olamayacakları; bu kişilerin eylemlerinin hukuki işlem ehliyeti veya haksız fiil ehliyeti barındırmaması sebebiyle, bu tür vakıalarda TBK m. 528'den ziyade tamamen genel sebepsiz zenginleşme ve hakkaniyet sorumluluğu prensiplerinin doğrudan devrede olacağı ifade edilmektedir [6]. Fikret Eren ve Kemal Oğuzman gibi yazarların da vurguladığı üzere, borçlar hukukunun ehliyetsizleri koruma refleksi, onları iradeleri dışında ağır malvarlıksal eksilmelere karşı korumaktır. TBK m. 528 hükmünün ihdası, hukukun genel yeknesaklığına (özellikle TMK m. 15-16 hükümlerine) borçlar hukuku nezdinde uyum sağlama amacı taşır [3]. Ancak haksız fiil sorumluluğunun saklı tutulması, ehliyetsizlerin (özellikle temyiz kudretine sahip küçüklerin) başkalarının hukuki alanlarına müdahalelerinin bir "sorumsuzluk zırhı" yaratmayacağını göstermesi bakımından son derece isabetlidir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) "Vekâletsiz İşgörme" başlıklı Onuncu Bölümünde yer alan 528. maddesi, işgörenin ehliyetsizliği hâlinde sorumluluğunun sınırlarını düzenlemektedir [1]. Vekâletsiz işgörme, genel tanımıyla, bir kimsenin kendisine verilen bir vekâlet (yetki) bulunmaksızın, bir başkasının hukuki alanına girerek iş görmesidir [2]. Bu müessese, başkasının işini görene (işgören) ve işi görülene (işsahibi) birtakım haklar ve borçlar yükler. Ancak, işgörenin fiil ehliyetinden (kanunun lafzıyla "sözleşme ehliyetinden") yoksun olması durumunda, hukuk düzeninin ehliyetsizleri koruma temel ilkesi devreye girer.
TBK m. 528 hükmü uyarınca, işgören sözleşme ehliyetinden yoksunsa, işsahibinin işine müdahalesinden ötürü kural olarak vekâletsiz işgörme hükümlerine (TBK m. 527 vd.) göre değil, yalnızca sebepsiz zenginleşme ve haksız fiil hükümlerine göre sorumlu tutulabilir [1]. Kanun koyucu bu düzenleme ile, ehliyetsiz kişiyi, kendi iradesiyle veya iradesi dışında giriştiği vekâletsiz işgörme faaliyeti neticesinde doğabilecek ağır sözleşmesel/yasal yükümlülüklerden (örneğin TBK m. 527 uyarınca her türlü ihmalden sorumluluktan) korumayı amaçlamıştır. Bu madde, Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) ehliyetsizlerin korunmasına ilişkin m. 15 ve m. 16 [3] hükümlerinin borçlar hukuku özel hükümlerindeki somut ve tamamlayıcı bir yansımasıdır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Sözleşme Ehliyetinden Yoksunluk
Maddede geçen "sözleşme ehliyetinden yoksunluk" kavramı, TMK m. 9 vd. hükümlerinde düzenlenen "fiil ehliyetsizliğini" ifade eder [4]. TMK m. 14 uyarınca ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyeti yoktur [5]. Doktrinde de isabetle belirtildiği üzere, vekâletsiz işgörenin iş görebilmesi için; görülen iş hukuki işlem ise hukuki işlem ehliyetine, maddi fiil ise haksız fiil sorumluluk ehliyetine sahip olması gerekir [6]. Dolayısıyla TBK m. 528'in uygulama alanına tam ehliyetsizler (ayırt etme gücü bulunmayanlar) ile sınırlı ehliyetsizler (ayırt etme gücüne sahip küçük ve kısıtlılar) girmektedir. Bu kişilerin kendi işlemleriyle borç altına girebilmeleri yasal temsilcilerinin rızasına bağlı olduğundan (TMK m. 16/1) [3], tek taraflı bir fiili durum olan vekâletsiz işgörme eylemiyle ağır borçlar altına girmeleri engellenmiştir.
2.2. Zenginleştiği Ölçüde Sorumluluk (Sebepsiz Zenginleşme Sınırı)
İşgören ehliyetsiz ise, yaptığı işlemden (gördüğü işten) dolayı ancak "zenginleştiği ölçüde veya iyiniyetli olmaksızın elinden çıkardığı zenginleşme miktarıyla" sorumlu olur [1]. Bu ifade, ehliyetsiz işgörenin sorumluluğunun TBK m. 77 vd. hükümlerinde yer alan sebepsiz zenginleşme kurallarına tabi kılındığının açık bir göstergesidir. İşgören, başkasının alanına müdahale ederek kendi malvarlığında bir artış (zenginleşme) yaratmışsa, iade borcu sadece elinde kalan (zenginleştiği) kısımla sınırlıdır. Eğer ehliyetsiz işgören, elde ettiği değeri iyiniyetli olarak elden çıkarmışsa (örneğin tüketmişse), iade borcu sona erer. Sadece kötüniyetli elden çıkarmalar iade kapsamındadır.
2.3. Haksız Fiillerden Doğan Daha Kapsamlı Sorumluluğun Saklı Tutulması
Maddenin ikinci fıkrasında "Haksız fiillerden doğan daha kapsamlı sorumluluk saklıdır." denilerek önemli bir istisna getirilmiştir [1]. Bu kural, TMK m. 16 fıkra 2'de yer alan "Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar haksız fiillerinden sorumludurlar." hükmü [3] ile tam bir uyum içindedir. Şayet işgören ayırt etme gücüne sahip bir küçük veya kısıtlı ise ve vekâletsiz işgörme faaliyeti sırasında işsahibine veya üçüncü kişilere haksız fiil teşkil eden kusurlu bir davranışla zarar vermişse, bu zarardan haksız fiil hükümleri (TBK m. 49 vd.) çerçevesinde tüm malvarlığıyla sorumlu olacaktır. Ayırt etme gücünden yoksun kişilerin sorumluluğu ise somut olayın şartlarına göre TBK m. 65'te düzenlenen hakkaniyet sorumluluğu çerçevesinde değerlendirilmelidir [6].
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay kararlarında ehliyetsizlerin (özellikle ayırt etme gücüne sahip küçük ve kısıtlıların) haksız fiil sorumluluğu ile sebepsiz zenginleşme sorumluluğu katı sınırlarla birbirinden ayrılmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Hukuk Dairelerinin yerleşik içtihatlarına göre; vekâletsiz işgören statüsüne giren ehliyetsiz bir kişinin eylemleri kural olarak kendisi aleyhine ağır sözleşmesel taahhütler doğurmaz. Yargıtay, ehliyetsizlerin korunması ilkesini (TMK m. 15-16) kamu düzeninden sayar ve re'sen gözetir [3]. Ancak, Yargıtay haksız fiil teşkil eden eylemlerde TMK m. 16/2 fıkrasını işleterek ayırt etme gücüne sahip küçüklerin verdikleri zararlardan (TBK m. 49 kapsamında) sorumlu tutulmasını hüküm altına almaktadır [3]. Buna karşılık, işgörenin fiili bir haksız fiil teşkil etmiyorsa, Yargıtay talepleri kesinlikle sebepsiz zenginleşme sınırları içinde tutmakta ve iade yükümlülüğünün kapsamını ehliyetsizin malvarlığında fiilen artan/kalan değer ile sınırlamaktadır.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Ayırt Etme Gücüne Sahip Küçüğün Sorumluluğu): 17 yaşındaki (ayırt etme gücüne sahip ancak ergin olmayan) lise öğrencisi (A), komşusu (B)'nin yurt dışında olmasını fırsat bilerek, (B)'nin bahçesindeki kuruyan ağaçları budamak ister. Ancak budama işlemi sırasında motorlu testereyi hatalı kullanarak ağacın komşunun çatısına düşmesine ve çatının çökmesine neden olur. Kesilen odunların bir kısmını ise kendi evinin şöminesinde yakarak ısınma masrafından tasarruf eder. Hukuki analiz: (A) ergin olmadığı için sözleşme ehliyetinden (fiil ehliyetinden) yoksundur (TMK m. 11, m. 14) [4, 5]. Bu nedenle vekâletsiz işgören olarak her türlü ihmalinden kural olarak sorumlu tutulamaz (TBK m. 527 dışlanır). Ancak TBK m. 528 uyarınca iki tür sorumluluğu doğar: İlk olarak, yaktığı odunlar nedeniyle elde ettiği tasarruf oranında (zenginleştiği ölçüde) sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre sorumludur [1]. İkinci olarak, çatının çökmesi haksız fiil teşkil ettiği ve (A) ayırt etme gücüne sahip bir küçük olduğu için, TBK m. 528 f. 2 ve TMK m. 16 f. 2 delaletiyle bu zarardan haksız fiil hükümlerine (TBK m. 49 vd.) göre tüm malvarlığıyla sorumludur [1, 3].
Olay 2 (Ayırt Etme Gücü Olmayan Kısıtlının Sorumluluğu): Akıl hastalığı nedeniyle kısıtlanmış ve ayırt etme gücünden yoksun olan (C), sokakta yürürken (D)'ye ait park halindeki lüks bir aracın camını kırarak içine girer ve iddiasına göre aracı "temizlemek" isterken aracın döşemelerini parçalayarak büyük zarar verir. Hukuki analiz: (C), ayırt etme gücünden yoksundur (TMK m. 15). Vekâletsiz işgören sıfatıyla gerçekleştirdiği bu fiilden ötürü fiil ehliyeti (sözleşme ehliyeti) bulunmadığından TBK m. 528 uygulanır [1]. (C)'nin malvarlığında bir zenginleşme meydana gelmediği için sebepsiz zenginleşme sorumluluğu doğmaz. Haksız fiil açısından ise, ayırt etme gücü olmadığı için kural olarak haksız fiil ehliyeti de yoktur (TMK m. 15). Ancak, işsahibi (D)'nin zararı bakımından hâkim, somut olayın özelliklerine göre TBK m. 65 uyarınca hakkaniyet sorumluluğu çerçevesinde (C)'yi tazminata mahkûm edebilir [6].
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde TBK m. 528 (ve önceki 818 sayılı BK m. 412) hükmünde kullanılan "sözleşme ehliyeti" terimi haklı eleştirilere konu olmuştur. Vekâletsiz işgörme, hukuki niteliği itibariyle bir sözleşme değil, kanundan doğan bir borç ilişkisi ve bir fiili durum (haksız fiil benzeri / kanundan doğan borç) niteliğindedir [2]. Dolayısıyla kanun koyucunun burada "sözleşme ehliyeti" yerine, TMK m. 9 [4] sistematiğine uygun olarak genel anlamda "fiil ehliyeti" (veya tasarruf ehliyeti) terimini kullanması dogmatik olarak çok daha isabetli olurdu. Zira sorun, kişinin bir akit yapma ehliyetinden ziyade, hukuki sonuç doğurmaya yönelik eylemleri gerçekleştirebilme (fiil) ehliyetine sahip olup olmamasıdır.
Ayrıca doktrinde (örneğin Tandoğan ve Kılıçoğlu tarafından), ayırt etme gücünden yoksun tam ehliyetsiz kişilerin vekâletsiz işgören dahi olamayacakları; bu kişilerin eylemlerinin hukuki işlem ehliyeti veya haksız fiil ehliyeti barındırmaması sebebiyle, bu tür vakıalarda TBK m. 528'den ziyade tamamen genel sebepsiz zenginleşme ve hakkaniyet sorumluluğu prensiplerinin doğrudan devrede olacağı ifade edilmektedir [6]. Fikret Eren ve Kemal Oğuzman gibi yazarların da vurguladığı üzere, borçlar hukukunun ehliyetsizleri koruma refleksi, onları iradeleri dışında ağır malvarlıksal eksilmelere karşı korumaktır. TBK m. 528 hükmünün ihdası, hukukun genel yeknesaklığına (özellikle TMK m. 15-16 hükümlerine) borçlar hukuku nezdinde uyum sağlama amacı taşır [3]. Ancak haksız fiil sorumluluğunun saklı tutulması, ehliyetsizlerin (özellikle temyiz kudretine sahip küçüklerin) başkalarının hukuki alanlarına müdahalelerinin bir "sorumsuzluk zırhı" yaratmayacağını göstermesi bakımından son derece isabetlidir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.