1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) Özel Borç İlişkileri kısmında, Vekâlet Sözleşmesi başlığı altında yer alan 513. madde, vekâlet sözleşmesini kendiliğinden sona erdiren kanuni sebepleri ve bu sebeplerin istisnalarını düzenlemektedir [1, 2]. Borçlar hukukunda karşılıklı borç yükleyen sıradan sözleşmeler (örneğin satım veya kira), taraflardan birinin ölümü veya ehliyetini kaybetmesi durumunda kural olarak külli halefiyet prensibi gereği mirasçılara geçer veya yasal temsilciler vasıtasıyla devam eder. Ancak vekâlet sözleşmesi, doğası gereği taraflar arasındaki yoğun kişisel güven ilişkisine (intuitu personae) dayanan bir sözleşme türüdür [3].
Kanun koyucu, bu yoğun güven unsurunu göz önünde bulundurarak, güvenin temelini sarsan veya ortadan kaldıran şahsa bağlı hukuki durumların (ölüm, ehliyetin kaybı, iflas) vekâlet ilişkisini kendiliğinden (ipso iure) sona erdireceğini kural olarak kabul etmiştir [1, 4]. Bununla birlikte TBK m. 513, salt dogmatik bir yaklaşımla yetinmemiş, ticari ve pratik hayatın gerekliliklerini dikkate alarak bu kurala iki önemli istisna getirmiştir: Birincisi, sözleşmenin veya işin niteliğinin vekâletin devamını haklı kıldığı haller; ikincisi ise vekâletin aniden sona ermesinin vekâlet verenin menfaatlerini tehlikeye düşürdüğü (periculum in mora) durumlarda ortaya çıkan "geçici ifaya devam yükümlülüğü"dür [2].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Ölüm ve Tüzel Kişiliğin Sona Ermesi
Maddenin ilk fıkrası uyarınca, vekâlet verenin veya vekilin ölümü kural olarak vekâlet sözleşmesini kendiliğinden sona erdirir [1]. Zira vekâlet verenin ölümüyle birlikte onun malvarlığı ve şahsi menfaatleri mirasçılara geçerken, vekilin ölümüyle ifa yükümlülüğünün şahsen yerine getirilmesi borcu imkânsızlaşır. Madde, gerçek kişilerdeki ölüm olayının tüzel kişilerdeki karşılığını da açıkça düzenleyerek, taraflardan birinin tüzel kişi olması durumunda, tüzel kişiliğin infisah etmesi veya feshedilmesinin de (tasfiye süreci hariç olmak üzere) sözleşmeyi sona erdireceğini belirtmiştir [2].
2.2. Ehliyetin Kaybedilmesi
Burada kastedilen ehliyet, medeni hakları kullanma (fiil) ehliyetidir. Taraflardan birinin kısıtlanması (vesayet altına alınması), ayırt etme gücünü sürekli olarak kaybetmesi gibi durumlar, hukuki işlem yapma veya geçerli talimat verme kabiliyetini ortadan kaldırdığından, vekâlet sözleşmesi kendiliğinden sona erer [1, 2].
2.3. İflas
İflas, kişinin malvarlığı üzerindeki tasarruf yetkisini kısıtlayan ve bu yetkiyi iflas masasına devreden külli bir cebri icra yoludur. Vekâlet verenin iflası durumunda, onun malvarlığına ilişkin tasarruf yetkisi iflas masasına geçeceği için vekilin onu temsil yetkisi son bulur. Vekilin iflası ise, vekâlet verenin vekile duyduğu güveni objektif olarak sarsan bir durum olarak kabul edildiğinden sözleşmeyi sona erdiren haller arasında sayılmıştır [1].
2.4. Sözleşmeden veya İşin Niteliğinden Aksi Anlaşılma Kuralı
Ölüm, ehliyetin kaybı veya iflasın sözleşmeyi sona erdirmesi kuralı nispi emredici olup taraflarca aksi kararlaştırılabilir. Örneğin, uygulamada sıkça karşılaşılan "ölümden sonra da hüküm ifade etmek üzere" verilen vekâletnameler (post-mortem vekâlet) bu kapsamdadır. Ayrıca, sözleşmede açık bir hüküm bulunmasa dahi, "işin niteliği" (örneğin tahsil cirosuyla verilen çekin tahsili) vekâletin devamını zorunlu kılıyorsa sözleşme sona ermez [1, 5].
2.5. Acil Durumlarda (Tehlike Halinde) İfaya Devam Yükümlülüğü
TBK m. 513/II hükmü, vekâlet verenin menfaatlerini korumak amacıyla getirilmiş son derece kritik bir koruyucu normdur. Şayet vekâletin aniden sona ermesi vekâlet verenin işlerini tehlikeye düşürecekse (örneğin, zaman aşımı süresinin dolmak üzere olduğu bir davanın açılması veya devam eden riskli bir tıbbi veya mühendislik faaliyetinin aniden durdurulması); vekil, vekilin mirasçıları veya yasal temsilcileri, vekâlet veren veya mirasçıları işleri kendi başına görebilecek duruma gelinceye kadar "ifaya devam etmekle" yükümlüdür [2]. Bu hal, kanundan doğan geçici ve zorunlu bir işgörme (özen) yükümlülüğüdür [6].
3. Sistematik İlişkiler
- TBK m. 512 (Vekâletin Tek Taraflı Sona Erdirilmesi): TBK m. 513'teki kendiliğinden sona erme hallerine istisna getirilerek sözleşmenin ölümden sonra devam edeceği kararlaştırılsa dahi, TBK m. 512'deki her zaman tek taraflı fesih (azil veya istifa) hakkı varlığını korur. Mirasçılar, mirasbırakanın verdiği post-mortem vekâletnameyi TBK m. 512 uyarınca her zaman azil yoluyla sonlandırabilir [1, 5].
- TBK m. 514 (Öğrenmeden Önce Yapılan İşlemlerin Bağlayıcılığı): Vekil, ölüm, ehliyet kaybı veya iflas gibi sona erme sebeplerini öğrenmeden önce iyi niyetle bazı işlemler yapmışsa, TBK m. 514 gereği vekâlet veren veya mirasçıları, bu işlemlerden sanki sözleşme devam ediyormuş gibi sorumlu tutulurlar [2]. Bu hüküm, görünüşte haklılık ve iyi niyet (TMK m. 3) ilkelerinin vekâlet hukukundaki yansımasıdır.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay içtihatlarında TBK m. 513 (mülga BK m. 397) hükmünün en hararetli tartışma alanı "ölümden sonra da geçerli olmak üzere" verilen vekâletnamelerin akıbetidir. Bu konudaki en temel içtihat, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu'nun 07.12.1940 tarihli ve E: 20, K: 87 sayılı Kararıdır [5, 7, 8].
Bu emsal karara göre; "Gerek vekilin gerek müvekkilin ölümüyle, ehliyetinin zevaliyle veya iflasıyla vekaletin nihayet bulması hakkındaki hüküm, sözleşmeden veya işin mahiyetinden aksinin anlaşılması kaydıyla sınırlandırılmıştır. Müvekkilin ölümünden sonra dahi gayrimenkul malını tapuda başkasına satma ve devretme yetkisinin devam edeceği sözleşmede kararlaştırılmış ise, müvekkil öldükten sonra da vekilin yetkileri devam eder. Ancak azil hakkı ölünün kanuni haleflerine (mirasçılarına) intikal etmiş olacağından, mirası reddetmemiş olan mirasçılar tarafından bu vekil her zaman azlolunabilir" [5, 7, 8]. Yargıtay, bu kararıyla sözleşme özgürlüğü kapsamında post-mortem vekâletin geçerli olduğunu teyit etmiş, ancak vekâlet sözleşmesinin tek taraflı sona erdirilmesi (azil) hakkının da külli halefiyet prensibiyle mirasçılara geçtiğini hüküm altına alarak dogmatik bir denge sağlamıştır.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1:
A, sahip olduğu arsanın satışı için B'ye noterde bir vekâletname verir. Vekâletnamede, "Bu vekâletname vekil edenin ölümünden sonra da geçerliliğini koruyacaktır" şeklinde açık bir ibare bulunmaktadır. Bir süre sonra A vefat eder. A'nın vefatından haberdar olan mirasçıları (C ve D), arsanın B tarafından satılmasını istememektedir. B ise elindeki vekâletnamedeki yetkinin A'nın ölümüyle sona ermediğini iddia ederek tapu müdürlüğünde satış işlemlerini başlatır.
Hukuki analiz: TBK m. 513/I gereği kural olarak vekalet ölümle sona erse de, sözleşmede aksi kararlaştırıldığı için vekâlet ilişkisi A'nın ölümüyle kendiliğinden sona ermemiştir [1]. Ancak YİBK'nın 1940 tarihli kararı uyarınca, A'nın vekili azletme hakkı külli halefiyet yoluyla mirasçıları C ve D'ye intikal etmiştir [5, 8]. Mirasçılar, TBK m. 512 kapsamında B'yi derhal azlederek satış işlemini durdurma hakkına sahiptir. B'nin post-mortem kayda dayanarak azledilemezlik iddiası hukuken geçersizdir.
Olay 2:
Bir şirketin (X A.Ş.) üretim tesislerinin inşasını ve şantiye yönetimini eser ve vekâlet unsurları içeren karma bir mimarlık sözleşmesiyle üstlenen Mimar Y, inşaatın en kritik aşaması olan temel betonunun dökümü işlemi sırasında X A.Ş.'nin iflasına karar verildiğini öğrenir. Mimar Y, "sözleşme iflas ile kendiliğinden sona erdi" (TBK m. 513/I) gerekçesiyle o an şantiyeyi terk eder. Beton dökümünün yarıda kalması nedeniyle inşaatın temeli ağır yapısal hasar alır ve iflas masasının malvarlığı ciddi şekilde zarara uğrar.
Hukuki analiz: Her ne kadar X A.Ş.'nin iflası vekâlet sözleşmesini kural olarak kendiliğinden sona erdirse de, şantiyenin aniden terk edilmesi vekâlet verenin (dolayısıyla iflas masasının) menfaatlerini ağır bir tehlikeye düşürmüştür [1, 2]. TBK m. 513/II hükmü uyarınca Mimar Y, iflas idaresi işleri devralabilecek duruma gelinceye kadar, sırf acil tehlikeyi bertaraf edecek ölçüde (beton dökümünü tamamlayarak şantiyeyi güvenliğe almak) işgörmeye devam etmekle yükümlüdür [2, 6]. Y'nin bu yükümlülüğe aykırı davranması nedeniyle meydana gelen zarardan hukuki sorumluluğu doğacaktır.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat Yükü: Vekâletin ölüm, iflas veya ehliyet kaybına rağmen devam ettiğini iddia eden taraf (örneğin vekil veya işlem yapılan üçüncü kişi), sözleşmede bu yönde açık bir hüküm bulunduğunu veya "işin niteliğinin" bunu gerektirdiğini ispat etmekle yükümlüdür.
- Zamanaşımı / Süreler: TBK m. 513'e aykırı işlemlerden doğan tazminat talepleri, vekâlet sözleşmelerine ilişkin TBK m. 147/5 bendi kıyasen dikkate alınarak veya genel ifa imkânsızlığı/haksız fiil sürelerine tabidir.
- Görevli/yetkili mahkeme: Tarafların sıfatına göre (tacir veya tüketici olup olmamalarına bağlı olarak) Asliye Ticaret Mahkemesi, Tüketici Mahkemesi veya Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir.
- Yaygın Uygulama Hataları: "Ölümden sonra da geçerlidir" kaydının, vekili mirasçılar tarafından "azledilemez" kıldığının zannedilmesidir. Türk borçlar hukukunda vazgeçilemez bir tek taraflı sona erdirme yetkisi yaratmak, TBK m. 512'nin nispi emredici niteliğine aykırıdır [5, 7, 9, 10].
7. Eleştirel Değerlendirme
TBK m. 513 (İsviçre Borçlar Kanunu OR Art. 405), mehaz kanunla paralellik göstermektedir. Doktrinde (Eren, Oğuzman/Öz, Tandoğan, Yavuz vb.) en çok tartışılan hususlardan biri, TBK m. 513/II'deki "tehlike halinde ifaya devam yükümlülüğü"nün hukuki niteliğidir.
Bir kısım doktriner görüş, bu geçici ifaya devam zorunluluğunun aslında vekâlet sözleşmesinin kanun gereği "uzaması" (sui generis bir sözleşmesel ilişki) olduğunu savunurken; diğer bir görüş, asıl sözleşmenin ölüm/iflas ile kesin olarak bittiğini, bu geçici faaliyetin aslında kanundan doğan bir "vekâletsiz işgörme" (negotiorum gestio - TBK m. 526 vd.) teşkil ettiğini ileri sürmektedir [11, 12]. Hakim görüş, bunun tam anlamıyla bir vekâletsiz işgörme olmadığı, bilakis kanun koyucu tarafından eski vekile veya mirasçılara yüklenen "sözleşme sonrası özen (koruma) yükümlülüğünün" (post-contractual duty of care) kanunlaşmış bir yansıması olduğu yönündedir [13]. Zira vekile bu acil durumlarda hareket etme yetkisi doğrudan TBK m. 513'ten gelmekte olup, temsil yetkisinin dar ve amaca özgülenmiş bir uzantısı olarak kabul edilmelidir.
Ayrıca iflas durumunda; İcra ve İflas Kanunu (İİK) hükümleri ile TBK m. 513 arasındaki uyum da dikkatle incelenmelidir. Vekâlet verenin iflası halinde iflas masasının, sözleşmenin devamına onay verme veya vermeme hakkı (İİK m. 198) ile vekâletin kendiliğinden sona ermesi kuralı arasındaki sınır, somut olayın koşullarına (örneğin vekilin sahip olduğu hapis hakkı [14] veya iflas masasının geçici koruma menfaatine) göre belirlenmektedir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) Özel Borç İlişkileri kısmında, Vekâlet Sözleşmesi başlığı altında yer alan 513. madde, vekâlet sözleşmesini kendiliğinden sona erdiren kanuni sebepleri ve bu sebeplerin istisnalarını düzenlemektedir [1, 2]. Borçlar hukukunda karşılıklı borç yükleyen sıradan sözleşmeler (örneğin satım veya kira), taraflardan birinin ölümü veya ehliyetini kaybetmesi durumunda kural olarak külli halefiyet prensibi gereği mirasçılara geçer veya yasal temsilciler vasıtasıyla devam eder. Ancak vekâlet sözleşmesi, doğası gereği taraflar arasındaki yoğun kişisel güven ilişkisine (intuitu personae) dayanan bir sözleşme türüdür [3].
Kanun koyucu, bu yoğun güven unsurunu göz önünde bulundurarak, güvenin temelini sarsan veya ortadan kaldıran şahsa bağlı hukuki durumların (ölüm, ehliyetin kaybı, iflas) vekâlet ilişkisini kendiliğinden (ipso iure) sona erdireceğini kural olarak kabul etmiştir [1, 4]. Bununla birlikte TBK m. 513, salt dogmatik bir yaklaşımla yetinmemiş, ticari ve pratik hayatın gerekliliklerini dikkate alarak bu kurala iki önemli istisna getirmiştir: Birincisi, sözleşmenin veya işin niteliğinin vekâletin devamını haklı kıldığı haller; ikincisi ise vekâletin aniden sona ermesinin vekâlet verenin menfaatlerini tehlikeye düşürdüğü (periculum in mora) durumlarda ortaya çıkan "geçici ifaya devam yükümlülüğü"dür [2].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Ölüm ve Tüzel Kişiliğin Sona Ermesi
Maddenin ilk fıkrası uyarınca, vekâlet verenin veya vekilin ölümü kural olarak vekâlet sözleşmesini kendiliğinden sona erdirir [1]. Zira vekâlet verenin ölümüyle birlikte onun malvarlığı ve şahsi menfaatleri mirasçılara geçerken, vekilin ölümüyle ifa yükümlülüğünün şahsen yerine getirilmesi borcu imkânsızlaşır. Madde, gerçek kişilerdeki ölüm olayının tüzel kişilerdeki karşılığını da açıkça düzenleyerek, taraflardan birinin tüzel kişi olması durumunda, tüzel kişiliğin infisah etmesi veya feshedilmesinin de (tasfiye süreci hariç olmak üzere) sözleşmeyi sona erdireceğini belirtmiştir [2].
2.2. Ehliyetin Kaybedilmesi
Burada kastedilen ehliyet, medeni hakları kullanma (fiil) ehliyetidir. Taraflardan birinin kısıtlanması (vesayet altına alınması), ayırt etme gücünü sürekli olarak kaybetmesi gibi durumlar, hukuki işlem yapma veya geçerli talimat verme kabiliyetini ortadan kaldırdığından, vekâlet sözleşmesi kendiliğinden sona erer [1, 2].
2.3. İflas
İflas, kişinin malvarlığı üzerindeki tasarruf yetkisini kısıtlayan ve bu yetkiyi iflas masasına devreden külli bir cebri icra yoludur. Vekâlet verenin iflası durumunda, onun malvarlığına ilişkin tasarruf yetkisi iflas masasına geçeceği için vekilin onu temsil yetkisi son bulur. Vekilin iflası ise, vekâlet verenin vekile duyduğu güveni objektif olarak sarsan bir durum olarak kabul edildiğinden sözleşmeyi sona erdiren haller arasında sayılmıştır [1].
2.4. Sözleşmeden veya İşin Niteliğinden Aksi Anlaşılma Kuralı
Ölüm, ehliyetin kaybı veya iflasın sözleşmeyi sona erdirmesi kuralı nispi emredici olup taraflarca aksi kararlaştırılabilir. Örneğin, uygulamada sıkça karşılaşılan "ölümden sonra da hüküm ifade etmek üzere" verilen vekâletnameler (post-mortem vekâlet) bu kapsamdadır. Ayrıca, sözleşmede açık bir hüküm bulunmasa dahi, "işin niteliği" (örneğin tahsil cirosuyla verilen çekin tahsili) vekâletin devamını zorunlu kılıyorsa sözleşme sona ermez [1, 5].
2.5. Acil Durumlarda (Tehlike Halinde) İfaya Devam Yükümlülüğü
TBK m. 513/II hükmü, vekâlet verenin menfaatlerini korumak amacıyla getirilmiş son derece kritik bir koruyucu normdur. Şayet vekâletin aniden sona ermesi vekâlet verenin işlerini tehlikeye düşürecekse (örneğin, zaman aşımı süresinin dolmak üzere olduğu bir davanın açılması veya devam eden riskli bir tıbbi veya mühendislik faaliyetinin aniden durdurulması); vekil, vekilin mirasçıları veya yasal temsilcileri, vekâlet veren veya mirasçıları işleri kendi başına görebilecek duruma gelinceye kadar "ifaya devam etmekle" yükümlüdür [2]. Bu hal, kanundan doğan geçici ve zorunlu bir işgörme (özen) yükümlülüğüdür [6].
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay içtihatlarında TBK m. 513 (mülga BK m. 397) hükmünün en hararetli tartışma alanı "ölümden sonra da geçerli olmak üzere" verilen vekâletnamelerin akıbetidir. Bu konudaki en temel içtihat, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu'nun 07.12.1940 tarihli ve E: 20, K: 87 sayılı Kararıdır [5, 7, 8].
Bu emsal karara göre; "Gerek vekilin gerek müvekkilin ölümüyle, ehliyetinin zevaliyle veya iflasıyla vekaletin nihayet bulması hakkındaki hüküm, sözleşmeden veya işin mahiyetinden aksinin anlaşılması kaydıyla sınırlandırılmıştır. Müvekkilin ölümünden sonra dahi gayrimenkul malını tapuda başkasına satma ve devretme yetkisinin devam edeceği sözleşmede kararlaştırılmış ise, müvekkil öldükten sonra da vekilin yetkileri devam eder. Ancak azil hakkı ölünün kanuni haleflerine (mirasçılarına) intikal etmiş olacağından, mirası reddetmemiş olan mirasçılar tarafından bu vekil her zaman azlolunabilir" [5, 7, 8]. Yargıtay, bu kararıyla sözleşme özgürlüğü kapsamında post-mortem vekâletin geçerli olduğunu teyit etmiş, ancak vekâlet sözleşmesinin tek taraflı sona erdirilmesi (azil) hakkının da külli halefiyet prensibiyle mirasçılara geçtiğini hüküm altına alarak dogmatik bir denge sağlamıştır.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: A, sahip olduğu arsanın satışı için B'ye noterde bir vekâletname verir. Vekâletnamede, "Bu vekâletname vekil edenin ölümünden sonra da geçerliliğini koruyacaktır" şeklinde açık bir ibare bulunmaktadır. Bir süre sonra A vefat eder. A'nın vefatından haberdar olan mirasçıları (C ve D), arsanın B tarafından satılmasını istememektedir. B ise elindeki vekâletnamedeki yetkinin A'nın ölümüyle sona ermediğini iddia ederek tapu müdürlüğünde satış işlemlerini başlatır. Hukuki analiz: TBK m. 513/I gereği kural olarak vekalet ölümle sona erse de, sözleşmede aksi kararlaştırıldığı için vekâlet ilişkisi A'nın ölümüyle kendiliğinden sona ermemiştir [1]. Ancak YİBK'nın 1940 tarihli kararı uyarınca, A'nın vekili azletme hakkı külli halefiyet yoluyla mirasçıları C ve D'ye intikal etmiştir [5, 8]. Mirasçılar, TBK m. 512 kapsamında B'yi derhal azlederek satış işlemini durdurma hakkına sahiptir. B'nin post-mortem kayda dayanarak azledilemezlik iddiası hukuken geçersizdir.
Olay 2: Bir şirketin (X A.Ş.) üretim tesislerinin inşasını ve şantiye yönetimini eser ve vekâlet unsurları içeren karma bir mimarlık sözleşmesiyle üstlenen Mimar Y, inşaatın en kritik aşaması olan temel betonunun dökümü işlemi sırasında X A.Ş.'nin iflasına karar verildiğini öğrenir. Mimar Y, "sözleşme iflas ile kendiliğinden sona erdi" (TBK m. 513/I) gerekçesiyle o an şantiyeyi terk eder. Beton dökümünün yarıda kalması nedeniyle inşaatın temeli ağır yapısal hasar alır ve iflas masasının malvarlığı ciddi şekilde zarara uğrar. Hukuki analiz: Her ne kadar X A.Ş.'nin iflası vekâlet sözleşmesini kural olarak kendiliğinden sona erdirse de, şantiyenin aniden terk edilmesi vekâlet verenin (dolayısıyla iflas masasının) menfaatlerini ağır bir tehlikeye düşürmüştür [1, 2]. TBK m. 513/II hükmü uyarınca Mimar Y, iflas idaresi işleri devralabilecek duruma gelinceye kadar, sırf acil tehlikeyi bertaraf edecek ölçüde (beton dökümünü tamamlayarak şantiyeyi güvenliğe almak) işgörmeye devam etmekle yükümlüdür [2, 6]. Y'nin bu yükümlülüğe aykırı davranması nedeniyle meydana gelen zarardan hukuki sorumluluğu doğacaktır.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
TBK m. 513 (İsviçre Borçlar Kanunu OR Art. 405), mehaz kanunla paralellik göstermektedir. Doktrinde (Eren, Oğuzman/Öz, Tandoğan, Yavuz vb.) en çok tartışılan hususlardan biri, TBK m. 513/II'deki "tehlike halinde ifaya devam yükümlülüğü"nün hukuki niteliğidir.
Bir kısım doktriner görüş, bu geçici ifaya devam zorunluluğunun aslında vekâlet sözleşmesinin kanun gereği "uzaması" (sui generis bir sözleşmesel ilişki) olduğunu savunurken; diğer bir görüş, asıl sözleşmenin ölüm/iflas ile kesin olarak bittiğini, bu geçici faaliyetin aslında kanundan doğan bir "vekâletsiz işgörme" (negotiorum gestio - TBK m. 526 vd.) teşkil ettiğini ileri sürmektedir [11, 12]. Hakim görüş, bunun tam anlamıyla bir vekâletsiz işgörme olmadığı, bilakis kanun koyucu tarafından eski vekile veya mirasçılara yüklenen "sözleşme sonrası özen (koruma) yükümlülüğünün" (post-contractual duty of care) kanunlaşmış bir yansıması olduğu yönündedir [13]. Zira vekile bu acil durumlarda hareket etme yetkisi doğrudan TBK m. 513'ten gelmekte olup, temsil yetkisinin dar ve amaca özgülenmiş bir uzantısı olarak kabul edilmelidir.
Ayrıca iflas durumunda; İcra ve İflas Kanunu (İİK) hükümleri ile TBK m. 513 arasındaki uyum da dikkatle incelenmelidir. Vekâlet verenin iflası halinde iflas masasının, sözleşmenin devamına onay verme veya vermeme hakkı (İİK m. 198) ile vekâletin kendiliğinden sona ermesi kuralı arasındaki sınır, somut olayın koşullarına (örneğin vekilin sahip olduğu hapis hakkı [14] veya iflas masasının geçici koruma menfaatine) göre belirlenmektedir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.