1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 512. maddesi, Özel Borç İlişkileri kitabının Dokuzuncu Bölümünde yer alan Vekâlet İlişkileri başlığı altında, sözleşmenin sona erme sebeplerinden "tek taraflı sona erdirme" müessesesini düzenlemektedir. Maddenin kaynağını İsviçre Borçlar Kanunu’nun (OR) 404. maddesi oluşturmaktadır [1].
Vekâlet sözleşmesi, doğası gereği taraflar arasında çok sıkı bir kişisel güven ilişkisine dayanır. Bu güvenin sarsılması veya ortadan kalkması hâlinde, tarafların birbirlerini sözleşme ilişkisi içinde kalmaya zorlamaları, vekâletin temel felsefesine ve iş görme borcunun niteliğine aykırıdır [2, 3]. Bu nedenle kanun koyucu, kural olarak ahde vefa (pacta sunt servanda) ilkesinin istisnası niteliğinde bir düzenleme ihdas ederek, vekâlet verene ve vekile sözleşmeyi her zaman ve tek taraflı olarak sona erdirme hakkı tanımıştır [4, 5].
Bu hak, emredici nitelikte olup tarafların önceden yapacakları bir anlaşma ile ortadan kaldırılamaz veya daraltılamaz [6, 7]. Ancak kanun koyucu, bu mutlak serbestinin kötüye kullanılmasını ve karşı taraf nezdinde haksız zararlar doğurmasını engellemek amacıyla bir sınırlandırma getirmiştir: Sona erdirme işleminin "uygun olmayan zamanda" (zur Unzeit / intempestivement) yapılması hâlinde, fesheden taraf diğerinin bu yüzden doğan zararını gidermekle yükümlüdür [8, 9]. Söz konusu zarar giderme yükümlülüğü, fesih hakkının geçerliliğini etkilemez; yalnızca tazminat sorumluluğu doğurur [9].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Tek Taraflı Sona Erdirme Hakkı (Bozucu Yenilik Doğuran Hak)
TBK m. 512’de düzenlenen tek taraflı sona erdirme hakkı, hukukî niteliği itibarıyla bozucu yenilik doğuran bir haktır [10]. Bu hakkın kullanılması, karşı tarafın kabulüne bağlı olmaksızın, irade beyanının muhatabın hukukî alanına girdiği andan itibaren hüküm ifade eder ve sözleşmeyi ex nunc (ileriye etkili) olarak sona erdirir [10-12]. İsviçre hukukunda bu hak, vekâlet veren tarafından kullanıldığında "azil" (révocation - Widerruf), vekil tarafından kullanıldığında ise "istifa" (répudiation - Kündigung) terimleriyle ifade edilmekte olup, TBK m. 512 metninde her iki durum için ortak bir ifade olan "sona erdirme" ibaresi tercih edilmiştir [1, 5]. Bu hak, herhangi bir nedene (haklı sebebe) dayanmak zorunda olmaksızın, salt irade açıklamasıyla sözleşmeyi sona erdirme gücüne sahiptir [13-15].
2.2. Uygun Olmayan Zaman (Zur Unzeit / Intempestivement)
Kanun, "uygun olmayan zaman" kavramını tanımlamamış, bu hususu doktrin ve yargı içtihatlarına bırakmıştır. Akademik disiplinde bir feshin uygun olmayan zamanda yapıldığının kabulü için temel olarak iki kıstasın bir arada bulunması aranmaktadır:
- Ciddi Bir Gerekçenin (Haklı Sebebin) Bulunmaması: Sözleşmenin sürdürülmesini çekilmez kılan veya güven ilişkisini çökerten objektif ve haklı bir sebebin bulunmamasına rağmen feshin gerçekleşmiş olması gerekir [16, 17]. Şayet taraflardan biri karşı tarafın kusurlu davranışı veya haklı bir sebep (örneğin vekilin talimatlara aykırı davranması) nedeniyle sözleşmeyi sona erdirmişse, fesih hangi zaman diliminde yapılırsa yapılsın "uygun olmayan zamanda yapılmış" sayılamaz ve tazminat sorumluluğu doğurmaz [18-20].
- Özel ve Önemli Bir Zarara Sebebiyet Verilmesi: Feshin, muhatap nezdinde olağan dışı, özel ve önemli bir zarara yol açmış olması gerekir [16, 21]. Örneğin, vekilin sırf bu sözleşmeyi ifa edebilmek amacıyla reddettiği başka iş fırsatları veya yaptığı ancak feshin ardından gereksiz hâle gelen masraflar bu kapsamdadır [22, 23].
2.3. Tazminatın Kapsamı (Zararın Giderilmesi)
TBK m. 512/II uyarınca ödenecek tazminat, sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesinden doğan tam müspet zarar (örneğin vekilin iş tamamlandığında elde edeceği kârın tamamı) değildir [2, 24, 25]. Zira sözleşmenin her zaman feshedilebileceği kuralı karşısında, feshedilmemiş olsaydı elde edilecek tüm kazancın talep edilmesi kanunun mantığına aykırıdır [26]. Giderilmesi gereken zarar, feshin bizatihi "uygun olmayan zamanda" yapılmasından kaynaklanan zarardır; diğer bir ifadeyle, güvenin sarsılmasından ve feshin zamansızlığından doğan olumsuz nitelikteki zararlar (yapılan boşa giden masraflar, kaçırılan kesin fırsatlar) tazmin kapsamındadır [2, 25, 26].
3. Sistematik İlişkiler
- TBK m. 502 (Vekâlet Sözleşmesinin Tanımı ve Unsurları): TBK m. 512'nin mutlaklığı, vekâlet sözleşmesinin (TBK m. 502) güvene dayalı, sıkı kişisel bağlar içeren iş görme borcu niteliğinden kaynaklanır. Güvenin bittiği yerde sözleşmenin zorla ayakta tutulamayacağı ilkesi, 512. maddenin sistematik temelidir [2, 3].
- TBK m. 112 vd. (Borca Aykırılık ve İfa İmkânsızlığı): Şayet sözleşme vekilin veya vekâlet verenin kusuru ile haklı sebeple feshedilmişse, TBK m. 512/II'deki tazminat (uygun olmayan zaman tazminatı) devreye girmez; ancak kusurlu taraf TBK m. 112 gereğince borca aykırılıktan doğan zararı genel hükümlere göre tazmin etmek zorundadır [27].
- TMK m. 2 (Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması): TBK m. 512 uyarınca sözleşmeyi tek taraflı sona erdirme hakkı bizzat kanun tarafından tanınmış mutlak bir hak olduğundan, kural olarak bu hakkın kullanılması başlı başına TMK m. 2 anlamında hakkın kötüye kullanılması teşkil etmez [28]. Sınır, hakkın kullanımının muhatapta yarattığı ağır zararın tazmin zorunluluğunda (TBK 512/II) kendini gösterir.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili özel dairelerinin yerleşik içtihatlarına göre, TBK m. 512 hükmü kamu düzeni düşüncesiyle ihdas edilmiş emredici bir kuraldır [6, 7, 29]. Yargıtay, tarafların vekâlet sözleşmesinin (örneğin bir avukatlık sözleşmesi veya mimari proje çizim sözleşmesi) feshini zorlaştıracak, feshin her zaman yapılabileceğine ilişkin kuralı bertaraf edecek ağır cezai şartları (TBK m. 179 vd.) kesin hükümsüz (batıl) saymaktadır [2, 7, 30, 31]. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin kararlarında da vurgulandığı üzere, sırf vekâlet sözleşmesini haklı veya haksız feshettiği için karşı tarafı fahiş bir cezai şart ödemekle yükümlü kılan düzenlemeler, TBK m. 512'nin tanıdığı mutlak fesih hakkını fiilen kullanılamaz hâle getireceğinden geçersizdir [30]. İsviçre Federal Mahkemesi (BGE) uygulamaları da bu yönde olup, fesih hakkını engelleyen ceza koşulları ancak zararı dengeleyen çok sınırlı oranlarda (örneğin %10-%15) geçerli kabul edilmektedir [32].
Ayrıca Yargıtay, "uygun olmayan zamanda" fesih nedeniyle istenecek zararın, sözleşme tamamlansaydı elde edilecek toplam hak ediş (kâr) olmadığını; feshin zamansızlığından doğan kanıtlanmış somut zarar (masraflar vb.) olduğunu içtihat etmektedir [25, 26].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Kurmaca Senaryo):
Türkiye'nin önde gelen bir inşaat şirketi (A), dev ölçekli bir konut projesinin tüm mimari çizim ve teknik yönetimi işlerini, ünlü bir mimarlık ofisi (B) ile imzalanan bir sözleşmeyle (vekâlet hükümleri ağırlıklı eser-vekâlet karma sözleşmesi) B'ye vermiştir. B, bu büyük proje nedeniyle ofisine yeni personeller almış ve yıl içindeki diğer tüm teklifleri reddetmiştir. Proje çizimlerinin teslimine çok kısa bir süre kala, hiçbir makul hukuki gerekçe veya B'nin kusuru olmaksızın, A şirketi sözleşmeyi tek taraflı olarak feshettiğini bildirmiştir.
Hukuki Analiz: TBK m. 512/I uyarınca A şirketinin mimarlık ofisiyle olan sözleşmeyi (vekâlet ilişkisi boyutuyla) her zaman ve tek taraflı feshetme hakkı vardır ve bu fesih geçerlidir; sözleşme ileriye etkili olarak sona erer [11, 12]. Ancak bu fesih, ciddi bir gerekçeye dayanmadığı ve B'nin reddettiği işler ile istihdam masrafları nazara alındığında "uygun olmayan zamanda" yapılmıştır [16, 22]. Dolayısıyla A şirketi, TBK m. 512/II uyarınca B'nin bu zamansız fesihten doğan zararını (yaptığı boşa giden masraflar ve reddettiği kesinleşmiş işlerden doğan fırsat kaybı gibi) ödemekle yükümlüdür [23]. Fakat B, sözleşme baştan sona ifa edilseydi kazanacağı toplam mimarlık kârını tazminat olarak talep edemez [26, 33].
Olay 2 (Kurmaca Senaryo):
Müvekkil (C), ticari bir davasının takibi için Avukat (D) ile anlaşmıştır. Süreç içerisinde Avukat D, duruşmalara mazeretsiz katılmamış, bilirkişi raporuna itiraz süresini kaçırmış ve C'nin yazılı talimatlarına aykırı hareket etmiştir. Bunun üzerine C, sözleşmeyi tek taraflı olarak feshederek D'yi azletmiştir. D, azlin davanın karar aşamasında gerçekleştiğini, uygun olmayan zamanda yapıldığını ve tazminat haklarının doğduğunu ileri sürmüştür.
Hukuki Analiz: C'nin fesih işlemi (azil), vekil D'nin sadakat ve özen borcuna, talimatlara uyma yükümlülüğüne açıkça aykırı eylemleri nedeniyle "haklı sebebe" dayanmaktadır [18, 20]. Bir fesih haklı sebebe dayanıyorsa, hangi yargılama aşamasında yapılmış olursa olsun TBK m. 512/II bağlamında "uygun olmayan zamanda" yapılmış kabul edilemez [18]. Bu nedenle Avukat D, feshin zamansızlığından bahisle herhangi bir tazminat talebinde bulunamaz. Aksine, C'nin bu kötü ifa nedeniyle uğradığı zararlar varsa, D bunları genel hükümlere (TBK m. 112) göre ödemekle yükümlü olur [27].
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat Yükü: Sözleşmenin "uygun olmayan zamanda" feshedildiğini ve bu fesihten dolayı olağan dışı, özel bir zarar doğduğunu ispat yükü, tazminat talep eden tarafa aittir [22, 34]. Buna karşın sözleşmeyi fesheden taraf, feshin bir "haklı sebebe" (karşı tarafın kusuruna) dayandığını savunuyorsa, bu haklı sebebi ispatla mükelleftir.
- Zamanaşımı / Süreler: TBK m. 512 uyarınca açılacak tazminat davaları, kanunda özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden TBK m. 146 gereği 10 yıllık genel zamanaşımı süresine tabidir. Fesih beyanı bozucu yenilik doğuran hak olduğundan derhâl hukuki sonuç doğurur [10].
- Görevli/Yetkili Mahkeme: Uyuşmazlığın niteliğine göre görevli mahkeme değişir. Tarafların her ikisi de tacir ve iş ticari işletmeleriyle ilgiliyse Asliye Ticaret Mahkemesi; taraflardan biri tüketici statüsünde ise (örneğin gerçek bir kişinin şahsi işi için avukat/mimar tutması) Tüketici Mahkemesi; diğer hâllerde genel görevli Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir.
- Yaygın Uygulama Hataları: Uygulamada sıkça yapılan en büyük hata, vekâlet veya vekâlet unsurları barındıran (mimar, avukat, danışmanlık) sözleşmelere, sözleşmenin tek taraflı feshini fiilen imkânsız kılacak derecede yüksek oranlı cezai şartlar (örneğin "fesheden taraf sözleşme bedelinin %50'sini öder") eklenmesidir [7, 31]. Mahkemeler bu hükümleri TBK m. 512/I'in emredici yapısına aykırı görerek kesin hükümsüz kabul etmektedir [6, 7].
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde TBK m. 512/I (ve İsviçre karşılığı OR Art. 404) hükmünün emredicilik vasfı ciddi tartışmalara ve eleştirilere konu olmuştur [35]. Özellikle ticari nitelikli, yüksek meblağlı ve kompleks karma sözleşmelerde (örneğin büyük inşaat projelerindeki mimari tasarım veya dev ticari aracılık / brokerlık sözleşmeleri), sırf işin içinde vekâlet unsuru var diye taraflardan birinin dilediği an cezasız olarak (sadece uygun olmayan zaman zararıyla sınırlı şekilde) çekilip gidebilmesi, ticari hayatın güvenilirliğini sarsıcı bulunmaktadır [35, 36].
Nitekim İsviçreli yazar Peter Gauch dâhil olmak üzere modern doktrindeki bazı ağırlıklı görüşler, bu hükmün salt "düzenleyici" nitelikte sayılması gerektiğini, tacirler arasındaki ticari işlerde profesyonel tarafların fesih hakkını sınırlandıran cezai şartlar koyabilmeleri gerektiğini savunmuştur [35, 37]. Buna karşın gerek İsviçre Federal Mahkemesi gerekse Yargıtay yerleşik içtihatlarında hükmün "emredici" niteliğinden (Jus cogens) taviz vermemektedir [6, 35, 38]. Hukuk politikası bağlamında (de lege ferenda), kanun koyucunun ivazlı (ücretli) ve profesyonel/ticari vekâlet sözleşmeleri ile salt şahsi güvene dayalı ücretsiz vekâlet sözleşmeleri arasında bir tasnife gitmesi ve TBK m. 512'nin mutlak emrediciliğini ticari/ivazlı işler bakımından yumuşatması gerektiği yönündeki reform önerileri akademide güçlü biçimde savunulmaktadır.
Metodolojik Not
[Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.]
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 512. maddesi, Özel Borç İlişkileri kitabının Dokuzuncu Bölümünde yer alan Vekâlet İlişkileri başlığı altında, sözleşmenin sona erme sebeplerinden "tek taraflı sona erdirme" müessesesini düzenlemektedir. Maddenin kaynağını İsviçre Borçlar Kanunu’nun (OR) 404. maddesi oluşturmaktadır [1].
Vekâlet sözleşmesi, doğası gereği taraflar arasında çok sıkı bir kişisel güven ilişkisine dayanır. Bu güvenin sarsılması veya ortadan kalkması hâlinde, tarafların birbirlerini sözleşme ilişkisi içinde kalmaya zorlamaları, vekâletin temel felsefesine ve iş görme borcunun niteliğine aykırıdır [2, 3]. Bu nedenle kanun koyucu, kural olarak ahde vefa (pacta sunt servanda) ilkesinin istisnası niteliğinde bir düzenleme ihdas ederek, vekâlet verene ve vekile sözleşmeyi her zaman ve tek taraflı olarak sona erdirme hakkı tanımıştır [4, 5].
Bu hak, emredici nitelikte olup tarafların önceden yapacakları bir anlaşma ile ortadan kaldırılamaz veya daraltılamaz [6, 7]. Ancak kanun koyucu, bu mutlak serbestinin kötüye kullanılmasını ve karşı taraf nezdinde haksız zararlar doğurmasını engellemek amacıyla bir sınırlandırma getirmiştir: Sona erdirme işleminin "uygun olmayan zamanda" (zur Unzeit / intempestivement) yapılması hâlinde, fesheden taraf diğerinin bu yüzden doğan zararını gidermekle yükümlüdür [8, 9]. Söz konusu zarar giderme yükümlülüğü, fesih hakkının geçerliliğini etkilemez; yalnızca tazminat sorumluluğu doğurur [9].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Tek Taraflı Sona Erdirme Hakkı (Bozucu Yenilik Doğuran Hak)
TBK m. 512’de düzenlenen tek taraflı sona erdirme hakkı, hukukî niteliği itibarıyla bozucu yenilik doğuran bir haktır [10]. Bu hakkın kullanılması, karşı tarafın kabulüne bağlı olmaksızın, irade beyanının muhatabın hukukî alanına girdiği andan itibaren hüküm ifade eder ve sözleşmeyi ex nunc (ileriye etkili) olarak sona erdirir [10-12]. İsviçre hukukunda bu hak, vekâlet veren tarafından kullanıldığında "azil" (révocation - Widerruf), vekil tarafından kullanıldığında ise "istifa" (répudiation - Kündigung) terimleriyle ifade edilmekte olup, TBK m. 512 metninde her iki durum için ortak bir ifade olan "sona erdirme" ibaresi tercih edilmiştir [1, 5]. Bu hak, herhangi bir nedene (haklı sebebe) dayanmak zorunda olmaksızın, salt irade açıklamasıyla sözleşmeyi sona erdirme gücüne sahiptir [13-15].
2.2. Uygun Olmayan Zaman (Zur Unzeit / Intempestivement)
Kanun, "uygun olmayan zaman" kavramını tanımlamamış, bu hususu doktrin ve yargı içtihatlarına bırakmıştır. Akademik disiplinde bir feshin uygun olmayan zamanda yapıldığının kabulü için temel olarak iki kıstasın bir arada bulunması aranmaktadır:
2.3. Tazminatın Kapsamı (Zararın Giderilmesi)
TBK m. 512/II uyarınca ödenecek tazminat, sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesinden doğan tam müspet zarar (örneğin vekilin iş tamamlandığında elde edeceği kârın tamamı) değildir [2, 24, 25]. Zira sözleşmenin her zaman feshedilebileceği kuralı karşısında, feshedilmemiş olsaydı elde edilecek tüm kazancın talep edilmesi kanunun mantığına aykırıdır [26]. Giderilmesi gereken zarar, feshin bizatihi "uygun olmayan zamanda" yapılmasından kaynaklanan zarardır; diğer bir ifadeyle, güvenin sarsılmasından ve feshin zamansızlığından doğan olumsuz nitelikteki zararlar (yapılan boşa giden masraflar, kaçırılan kesin fırsatlar) tazmin kapsamındadır [2, 25, 26].
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili özel dairelerinin yerleşik içtihatlarına göre, TBK m. 512 hükmü kamu düzeni düşüncesiyle ihdas edilmiş emredici bir kuraldır [6, 7, 29]. Yargıtay, tarafların vekâlet sözleşmesinin (örneğin bir avukatlık sözleşmesi veya mimari proje çizim sözleşmesi) feshini zorlaştıracak, feshin her zaman yapılabileceğine ilişkin kuralı bertaraf edecek ağır cezai şartları (TBK m. 179 vd.) kesin hükümsüz (batıl) saymaktadır [2, 7, 30, 31]. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin kararlarında da vurgulandığı üzere, sırf vekâlet sözleşmesini haklı veya haksız feshettiği için karşı tarafı fahiş bir cezai şart ödemekle yükümlü kılan düzenlemeler, TBK m. 512'nin tanıdığı mutlak fesih hakkını fiilen kullanılamaz hâle getireceğinden geçersizdir [30]. İsviçre Federal Mahkemesi (BGE) uygulamaları da bu yönde olup, fesih hakkını engelleyen ceza koşulları ancak zararı dengeleyen çok sınırlı oranlarda (örneğin %10-%15) geçerli kabul edilmektedir [32].
Ayrıca Yargıtay, "uygun olmayan zamanda" fesih nedeniyle istenecek zararın, sözleşme tamamlansaydı elde edilecek toplam hak ediş (kâr) olmadığını; feshin zamansızlığından doğan kanıtlanmış somut zarar (masraflar vb.) olduğunu içtihat etmektedir [25, 26].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Kurmaca Senaryo): Türkiye'nin önde gelen bir inşaat şirketi (A), dev ölçekli bir konut projesinin tüm mimari çizim ve teknik yönetimi işlerini, ünlü bir mimarlık ofisi (B) ile imzalanan bir sözleşmeyle (vekâlet hükümleri ağırlıklı eser-vekâlet karma sözleşmesi) B'ye vermiştir. B, bu büyük proje nedeniyle ofisine yeni personeller almış ve yıl içindeki diğer tüm teklifleri reddetmiştir. Proje çizimlerinin teslimine çok kısa bir süre kala, hiçbir makul hukuki gerekçe veya B'nin kusuru olmaksızın, A şirketi sözleşmeyi tek taraflı olarak feshettiğini bildirmiştir. Hukuki Analiz: TBK m. 512/I uyarınca A şirketinin mimarlık ofisiyle olan sözleşmeyi (vekâlet ilişkisi boyutuyla) her zaman ve tek taraflı feshetme hakkı vardır ve bu fesih geçerlidir; sözleşme ileriye etkili olarak sona erer [11, 12]. Ancak bu fesih, ciddi bir gerekçeye dayanmadığı ve B'nin reddettiği işler ile istihdam masrafları nazara alındığında "uygun olmayan zamanda" yapılmıştır [16, 22]. Dolayısıyla A şirketi, TBK m. 512/II uyarınca B'nin bu zamansız fesihten doğan zararını (yaptığı boşa giden masraflar ve reddettiği kesinleşmiş işlerden doğan fırsat kaybı gibi) ödemekle yükümlüdür [23]. Fakat B, sözleşme baştan sona ifa edilseydi kazanacağı toplam mimarlık kârını tazminat olarak talep edemez [26, 33].
Olay 2 (Kurmaca Senaryo): Müvekkil (C), ticari bir davasının takibi için Avukat (D) ile anlaşmıştır. Süreç içerisinde Avukat D, duruşmalara mazeretsiz katılmamış, bilirkişi raporuna itiraz süresini kaçırmış ve C'nin yazılı talimatlarına aykırı hareket etmiştir. Bunun üzerine C, sözleşmeyi tek taraflı olarak feshederek D'yi azletmiştir. D, azlin davanın karar aşamasında gerçekleştiğini, uygun olmayan zamanda yapıldığını ve tazminat haklarının doğduğunu ileri sürmüştür. Hukuki Analiz: C'nin fesih işlemi (azil), vekil D'nin sadakat ve özen borcuna, talimatlara uyma yükümlülüğüne açıkça aykırı eylemleri nedeniyle "haklı sebebe" dayanmaktadır [18, 20]. Bir fesih haklı sebebe dayanıyorsa, hangi yargılama aşamasında yapılmış olursa olsun TBK m. 512/II bağlamında "uygun olmayan zamanda" yapılmış kabul edilemez [18]. Bu nedenle Avukat D, feshin zamansızlığından bahisle herhangi bir tazminat talebinde bulunamaz. Aksine, C'nin bu kötü ifa nedeniyle uğradığı zararlar varsa, D bunları genel hükümlere (TBK m. 112) göre ödemekle yükümlü olur [27].
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde TBK m. 512/I (ve İsviçre karşılığı OR Art. 404) hükmünün emredicilik vasfı ciddi tartışmalara ve eleştirilere konu olmuştur [35]. Özellikle ticari nitelikli, yüksek meblağlı ve kompleks karma sözleşmelerde (örneğin büyük inşaat projelerindeki mimari tasarım veya dev ticari aracılık / brokerlık sözleşmeleri), sırf işin içinde vekâlet unsuru var diye taraflardan birinin dilediği an cezasız olarak (sadece uygun olmayan zaman zararıyla sınırlı şekilde) çekilip gidebilmesi, ticari hayatın güvenilirliğini sarsıcı bulunmaktadır [35, 36].
Nitekim İsviçreli yazar Peter Gauch dâhil olmak üzere modern doktrindeki bazı ağırlıklı görüşler, bu hükmün salt "düzenleyici" nitelikte sayılması gerektiğini, tacirler arasındaki ticari işlerde profesyonel tarafların fesih hakkını sınırlandıran cezai şartlar koyabilmeleri gerektiğini savunmuştur [35, 37]. Buna karşın gerek İsviçre Federal Mahkemesi gerekse Yargıtay yerleşik içtihatlarında hükmün "emredici" niteliğinden (Jus cogens) taviz vermemektedir [6, 35, 38]. Hukuk politikası bağlamında (de lege ferenda), kanun koyucunun ivazlı (ücretli) ve profesyonel/ticari vekâlet sözleşmeleri ile salt şahsi güvene dayalı ücretsiz vekâlet sözleşmeleri arasında bir tasnife gitmesi ve TBK m. 512'nin mutlak emrediciliğini ticari/ivazlı işler bakımından yumuşatması gerektiği yönündeki reform önerileri akademide güçlü biçimde savunulmaktadır.
Metodolojik Not
[Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.]