1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 502. ila 514. maddeleri arasında düzenlenen vekâlet sözleşmesi, iş görme borcu doğuran sözleşmelerin temelini oluşturmaktadır [1, 2]. TBK m. 504 hükmü, Dokuzuncu Bölüm, Birinci Ayırım altında "Vekâletin Kapsamı" başlığını taşımakta olup, vekilin temsil ve iş görme yetkisinin sınırlarını tayin eden en önemli emredici ve tamamlayıcı kuralları ihtiva eder [3, 4].
Kural olarak vekâlet sözleşmesinin kapsamı, sözleşme özgürlüğü ilkesi uyarınca tarafların rızalarına ve mutabakatlarına göre belirlenir [5, 6]. Vekile verilen yetki, hukuk düzeninin elverdiği ölçüde tüm hukuki işlemleri yapmak yetkisini kapsıyorsa "genel temsil yetkisi"; belirli bir veya birkaç hukuki işlemle sınırlı kalmak üzere verilmişse "özel temsil yetkisi" söz konusu olur [6]. Ancak tarafların iradeleri sözleşmenin kapsamının belirlenmesinde yeterince açık değilse veya sözleşmede bu hususa hiç değinilmemişse, devreye TBK m. 504/I hükmü girer ve sözleşmenin kapsamı, vekâletin taalluk ettiği "işin niteliğine" göre objektif kıstaslarla belirlenir [3, 5]. Hükmün ikinci fıkrası, üstlenilen işin ifası için zorunlu olan yan ve tamamlayıcı hukuki işlemlerin de vekâletin doğal kapsamına dâhil olduğunu yasal bir karine olarak düzenlemiştir [3, 4]. Maddenin üçüncü fıkrası ise, müvekkilin (vekâlet verenin) malvarlığı üzerinde ağır ekonomik riskler doğurabilecek nitelikteki işlemleri "sınırlı sayı" (numerus clausus) prensibi etrafında sayarak, bu işlemler için vekile mutlaka "özel yetki" verilmesi şartını getirmiştir [4].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Kapsamın İşin Niteliğine Göre Belirlenmesi (TBK m. 504/I)
Vekâlet sözleşmesinde taraflar, ifa edilecek edimin sınırlarını açıkça kararlaştırmamışlarsa, vekilin yetkisinin sınırı, ifası üstlenilen işin mahiyeti ve dürüstlük kuralı (TMK m. 2) çerçevesinde saptanır [3, 5]. İşin niteliği gereği yapılması gereken mutad işlemler, vekâlet verenin zımni iradesi kapsamında değerlendirilir. Bu hüküm, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 388/1. maddesinin sadeleştirilmiş halidir [5].
2.2. Gerekli Hukuki İşlemleri Yapma Yetkisi (TBK m. 504/II)
Vekâlet, özellikle vekilin üstlendiği işin görülmesi için "gerekli hukuki işlemlerin yapılması" yetkisini doğal olarak kapsar [3, 4]. Bu fıkra, vekilin ana edimi ifa edebilmesi için araç niteliğindeki (fer'i) hukuki işlemleri ayrıca bir yetkilendirmeye ihtiyaç duymadan yapabilmesine olanak tanır. İşin görülmesi mantıken hangi hukuki muameleleri zorunlu kılıyorsa, vekil o muameleleri icra salahiyetini haizdir.
2.3. Özel Yetki Gerektiren Hâller (TBK m. 504/III)
Kanun koyucu, vekâlet verenin ekonomik geleceğini veya şahsi haklarını ciddi boyutta tehlikeye atabilecek bazı hukuki işlemlerin, genel bir vekâletname veya genel iş görme yetkisi ile yapılamayacağını öngörmüştür. TBK m. 504/III uyarınca, vekilin şu işlemleri yapabilmesi için vekâletnamede bu işlemlerin açıkça (özel olarak) zikredilmesi şarttır:
- Dava açma, sulh olma, hakeme başvurma: Müvekkilin hukuki durumunu kesin hüküm veya taraf usul işlemleriyle bağlayacak nitelikteki usuli tasarruflardır [4].
- İflas, iflasın ertelenmesi ve konkordato talep etme: Ticari hayatı ve malvarlığının külli tasfiyesini ilgilendiren ağır hukuki tasarruflardır [4].
- Kambiyo taahhüdünde bulunma: Müvekkili poliçe, bono veya çek gibi soyut nitelikli ve ağır takip yollarına tabi kambiyo senetleri ile borç altına sokma işlemidir [4, 7]. Vekâlet sözleşmesinde vekilin müvekkili adına kambiyo taahhüdünde bulunabilmesi mutlaka özel yetkiyi gerektirir [7].
- Bağışlama yapma ve kefil olma: İvazsız (karşılıksız) kazandırmalar ve üçüncü kişinin borcunu kişisel olarak teminat altına alan işlemler (TBK m. 581 vd.), müvekkilin malvarlığını doğrudan eksilten veya ağır risk altına sokan işlemlerdir [4, 8, 9].
- Taşınmazı devretme ve bir hak ile sınırlandırma: Mülkiyetin devri veya taşınmaz üzerinde irtifak, rehin (ipotek) gibi sınırlı ayni hakların tesisi, özel yetkiye tabidir [4, 6].
3. Sistematik İlişkiler
- TBK m. 503 (Vekâlet Sözleşmesinin Örtülü Kabul ile Kurulması) ile İlişkisi: TBK m. 503, belirli şartlar altında (örneğin vekilin resmi sıfata sahip olması veya bu işleri yapmayı meslek edinmesi) susmanın (örtülü kabulün) vekâlet sözleşmesini kuracağını öngörür [3, 10]. Ancak doktrinde, TBK m. 504/III uyarınca özel yetki gerektiren konularda (örneğin dava açma, sulh olma, hakeme başvurma) yapılan bir icabın zımnen (susma ile) kabul edilemeyeceği savunulmaktadır [11]. Zira özel yetki gerektiren bir işlemin yapılması önerisi reddedilmediğinde, susmanın özel yetkiyi de kapsayacak genişlikte bir kabul beyanı olarak değerlendirilmesi kanunun koruyucu amacına aykırıdır [11].
- TBK m. 548 ve m. 551 (Ticari Temsilci ve Ticari Vekil) ile İlişkisi: TBK m. 504'teki vekil ile tacir yardımcıları arasında yetki kapsamı bakımından ciddi farklar vardır. Örneğin, kambiyo taahhüdünde bulunma yetkisi adi vekâlette (TBK m. 504/III) ve ticari vekillikte (TBK m. 551/2) mutlaka özel ve açık bir yetkilendirmeyi gerektirirken; en geniş yetkili tacir yardımcısı olan ticari temsilci, TBK m. 548/1 uyarınca özel bir yetkilendirmeye gerek olmaksızın işletme amacı dahilinde doğrudan kambiyo taahhüdünde bulunmaya yetkilidir [7, 12, 13]. Keza, taşınmazların devri ve sınırlandırılması yasağı hem adi vekil (TBK 504/III) hem de ticari temsilci (TBK 548/2) için ortaktır [4, 14, 15].
- TBK m. 583 (Kefaletin Şekli) ile İlişkisi: TBK m. 504/III uyarınca kefil olabilmek için özel yetki aranmasının yanı sıra, vekile verilecek bu özel yetkinin (kefil olma vaadinin) kendisinin de TBK m. 583 uyarınca kefaletin şekil şartlarına (yazılı şekil, azami miktarın ve kefalet tarihinin el yazısı ile belirtilmesi vb.) tabi olması gerekir [16].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay kararlarında, vekile tanınan özel yetkilerin dar yorumlanması ilkesi hâkimdir.
Kooperatif Hissesi Devri Bakımından Yargıtay Hukuk Genel Kurulu İçtihadı:
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik uygulamasına göre, bir vekâletnamede vekile "taşınmaz mal satın alması, satması, bankalarda işlem yapması, motorlu taşıt alıp satması" konularında özel yetki verilmiş olsa dahi, kooperatif üyeliğinin (hissesinin) devrine ilişkin açık bir yetki verilmemişse, vekilin kooperatif hissesini devretme yetkisi bulunmadığı kabul edilmektedir [17]. Yargıtay, vekilin yapacağı hukuki işlemlerin vekâletnamede sayılarak sınırlandırıldığı (özel temsil yetkisi) hâllerde, metinde geçmeyen bir tasarruf işleminin yorum yoluyla vekile tanınamayacağını vurgulamaktadır [17].
Kiracının Tahliye Taahhüdü Vermesi Bakımından Yargıtay Uygulaması:
TBK m. 504/III'te tahliye taahhüdünde bulunmak açıkça özel yetki gerektiren işlemler arasında sayılmamıştır [18]. Doktrinde bir kısım yazarlar, TBK m. 504'teki sayımın sınırlı sayı (numerus clausus) olduğunu, bu sebeple genel vekâletname ile tahliye taahhüdü verilebileceğini savunsa da; Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, tahliye taahhüdü verilmesini müvekkil açısından ağır risk taşıyan olağanüstü nitelikte bir iş olarak değerlendirmekte ve bunun geçerli olabilmesi için vekâletnamede bu yönde (tahliye taahhüdü vermeye ilişkin) açık ve özel bir yetkinin bulunması gerektiğini içtihat etmektedir [18, 19].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1:
A (vekâlet veren), genel işlerinin takibi, faturaların ödenmesi ve malvarlığının yönetimi amacıyla B’yi (vekil) genel vekâletname ile yetkilendirmiştir. B, A’nın nakit ihtiyacını karşılamak bahanesiyle, A’ya ait olan bir taşınmazı tapu sicil müdürlüğünde C’ye satmış ve devretmiştir. A, bu işlemden haberdar olduğunda tapu iptal ve tescil davası açmıştır.
Hukuki Analiz: TBK m. 504/III hükmü son derece açıktır; vekil özel olarak yetkili kılınmadıkça taşınmazı devredemez ve bir hak ile sınırlandıramaz [4]. B'ye verilen genel vekâletname taşınmaz devri yetkisini kapsamaz. Dolayısıyla, B'nin C ile yaptığı işlem yetkisiz temsil (TBK m. 46) hükümlerine tabidir. A bu işleme icazet (onay) vermediği sürece taşınmaz devri geçersiz olup, A'nın mülkiyet hakkı devam etmektedir ve tapu iptal davası kabul edilmelidir.
Olay 2:
Tüzel kişi tacir T Şirketi, işletmenin bazı rutin satım sözleşmelerini imzalaması için D'yi ticari vekil (TBK m. 551) olarak tayin etmiştir. D, şirketin hammadde alımlarından doğan borçlarını ötelemek amacıyla E Şirketi lehine T Şirketi unvanını kullanarak bir bono (kambiyo senedi) düzenlemiştir. E Şirketi, vade geldiğinde T Şirketine karşı kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibi başlatmıştır.
Hukuki Analiz: TBK m. 551/2 hükmü ile TBK m. 504/III hükmünün sistematik ilişkisi uyarınca, ticari vekiller açıkça yetkili kılınmadıkça kambiyo taahhüdünde bulunamazlar [20]. Eğer D bir ticari temsilci (TBK m. 548) olsaydı, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı kambiyo taahhüdünde bulunma yetkisi yasa gereği var kabul edilecekti [7, 13]. Ancak D sadece bir ticari vekildir ve kendisine poliçe/bono düzenleme yetkisi özel olarak verilmemiştir [7]. Bu nedenle bono, T Şirketini bağlamaz.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat Yükü: Bir hukuki işlemin (örneğin sulh olma veya kefil olma) vekil tarafından geçerli olarak yapıldığını ve müvekkili bağladığını iddia eden taraf (genellikle üçüncü kişi), vekile bu konuda TBK m. 504/III uyarınca özel yetki verildiğini ispatlamakla yükümlüdür.
- Zamanaşımı / Süreler: Özel yetki aşımına dayalı yetkisiz temsil hâllerinde, işlemin müvekkili bağlamaması nedeniyle açılacak davalar (örneğin yolsuz tescilin düzeltilmesi) ayni hakka dayandığı için kural olarak zamanaşımına tabi değildir.
- Görevli Mahkeme: Vekâlet akdinden veya özel yetkinin aşılmasından doğan iç ilişkiye dair (vekilin sadakat ve özen borcuna aykırılığı, tazminat) uyuşmazlıklarda kural olarak Asliye Hukuk Mahkemeleri görevlidir.
- Yaygın Uygulama Hataları: Uygulamada sıklıkla, "ahzu kabz", "ibra", "dava takibi" gibi yetkileri içeren genel dava vekâletnamelerinin veya adi genel vekâletnamelerin, müvekkili ağır yük altına sokan "kefalet", "bağışlama" veya yukarıda da değinildiği gibi "tahliye taahhüdü verilmesi" işlemlerini de kapsadığı varsayılmaktadır [8, 18]. Oysa TBK m. 504/III açıkça bu işlemleri istisna kılmış olup, genel mahiyetteki ifadeler bu özel yetkilerin varlığına karine teşkil etmez.
7. Eleştirel Değerlendirme
TBK m. 504/III'te düzenlenen "özel yetki gerektiren hâller" listesinin sınırlı sayı (numerus clausus) ilkesine tabi olup olmadığı doktrinde derin tartışmalara neden olmaktadır [18]. Kanun koyucunun saydığı istisnalar (kambiyo taahhüdü, kefalet, dava açma vd.) müvekkil açısından çok ağır riskler içeren konulardır [4]. Ancak ticari hayatın ve sosyal ilişkilerin karmaşıklığı, kanunda sayılmayan ama müvekkil için en az kefalet kadar ağır sonuçlar doğuran işlemlerin (örneğin konut kiralarında tahliye taahhüdü verilmesi) ortaya çıkmasına neden olmaktadır [18, 19].
Doktrindeki lafzi yorum taraftarları, kanun koyucunun öngörmediği istisnaların yorum yoluyla genişletilemeyeceğini ve istisnaların dar yorumlanması gerektiğini (singularia non sunt extenda) savunmaktadır [18, 21]. Buna karşın, gai (amaca yönelik) yorum taraftarları ve Yargıtay içtihatları, olağanüstü nitelik taşıyan ve müvekkilin malvarlığında ağır tahribat yapacak işlemlerin, TBK m. 504/III'te açıkça yazmasa bile özel yetki gerektirmesi gerektiğini haklı olarak savunmaktadır [18, 19]. Kanunun lafzındaki bu sınırlayıcı yapının, gelecekteki olası uyuşmazlıkları (örneğin dijital varlıkların devri, ağır ceza koşulu içeren taahhütler altına girme vb.) çözmekte yetersiz kalabileceği; bu nedenle maddenin "gibi ağır sonuç doğuran işlemler" şeklinde örnekleyici bir yapıya dönüştürülerek esnetilmesinin yerinde olacağı yönünde reform önerileri gündeme gelmelidir. Ayrıca, TBK m. 504/III'te belirtilen işlemlere ilişkin örtülü (zımni) kabul ihtimalinin doktriner olarak dışlanması (TBK m. 503 ile birlikte değerlendirildiğinde), dürüstlük kuralı ekseninde daha belirgin yasal güvencelere bağlanmalıdır [11].
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 502. ila 514. maddeleri arasında düzenlenen vekâlet sözleşmesi, iş görme borcu doğuran sözleşmelerin temelini oluşturmaktadır [1, 2]. TBK m. 504 hükmü, Dokuzuncu Bölüm, Birinci Ayırım altında "Vekâletin Kapsamı" başlığını taşımakta olup, vekilin temsil ve iş görme yetkisinin sınırlarını tayin eden en önemli emredici ve tamamlayıcı kuralları ihtiva eder [3, 4].
Kural olarak vekâlet sözleşmesinin kapsamı, sözleşme özgürlüğü ilkesi uyarınca tarafların rızalarına ve mutabakatlarına göre belirlenir [5, 6]. Vekile verilen yetki, hukuk düzeninin elverdiği ölçüde tüm hukuki işlemleri yapmak yetkisini kapsıyorsa "genel temsil yetkisi"; belirli bir veya birkaç hukuki işlemle sınırlı kalmak üzere verilmişse "özel temsil yetkisi" söz konusu olur [6]. Ancak tarafların iradeleri sözleşmenin kapsamının belirlenmesinde yeterince açık değilse veya sözleşmede bu hususa hiç değinilmemişse, devreye TBK m. 504/I hükmü girer ve sözleşmenin kapsamı, vekâletin taalluk ettiği "işin niteliğine" göre objektif kıstaslarla belirlenir [3, 5]. Hükmün ikinci fıkrası, üstlenilen işin ifası için zorunlu olan yan ve tamamlayıcı hukuki işlemlerin de vekâletin doğal kapsamına dâhil olduğunu yasal bir karine olarak düzenlemiştir [3, 4]. Maddenin üçüncü fıkrası ise, müvekkilin (vekâlet verenin) malvarlığı üzerinde ağır ekonomik riskler doğurabilecek nitelikteki işlemleri "sınırlı sayı" (numerus clausus) prensibi etrafında sayarak, bu işlemler için vekile mutlaka "özel yetki" verilmesi şartını getirmiştir [4].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Kapsamın İşin Niteliğine Göre Belirlenmesi (TBK m. 504/I)
Vekâlet sözleşmesinde taraflar, ifa edilecek edimin sınırlarını açıkça kararlaştırmamışlarsa, vekilin yetkisinin sınırı, ifası üstlenilen işin mahiyeti ve dürüstlük kuralı (TMK m. 2) çerçevesinde saptanır [3, 5]. İşin niteliği gereği yapılması gereken mutad işlemler, vekâlet verenin zımni iradesi kapsamında değerlendirilir. Bu hüküm, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 388/1. maddesinin sadeleştirilmiş halidir [5].
2.2. Gerekli Hukuki İşlemleri Yapma Yetkisi (TBK m. 504/II)
Vekâlet, özellikle vekilin üstlendiği işin görülmesi için "gerekli hukuki işlemlerin yapılması" yetkisini doğal olarak kapsar [3, 4]. Bu fıkra, vekilin ana edimi ifa edebilmesi için araç niteliğindeki (fer'i) hukuki işlemleri ayrıca bir yetkilendirmeye ihtiyaç duymadan yapabilmesine olanak tanır. İşin görülmesi mantıken hangi hukuki muameleleri zorunlu kılıyorsa, vekil o muameleleri icra salahiyetini haizdir.
2.3. Özel Yetki Gerektiren Hâller (TBK m. 504/III)
Kanun koyucu, vekâlet verenin ekonomik geleceğini veya şahsi haklarını ciddi boyutta tehlikeye atabilecek bazı hukuki işlemlerin, genel bir vekâletname veya genel iş görme yetkisi ile yapılamayacağını öngörmüştür. TBK m. 504/III uyarınca, vekilin şu işlemleri yapabilmesi için vekâletnamede bu işlemlerin açıkça (özel olarak) zikredilmesi şarttır:
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay kararlarında, vekile tanınan özel yetkilerin dar yorumlanması ilkesi hâkimdir.
Kooperatif Hissesi Devri Bakımından Yargıtay Hukuk Genel Kurulu İçtihadı: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik uygulamasına göre, bir vekâletnamede vekile "taşınmaz mal satın alması, satması, bankalarda işlem yapması, motorlu taşıt alıp satması" konularında özel yetki verilmiş olsa dahi, kooperatif üyeliğinin (hissesinin) devrine ilişkin açık bir yetki verilmemişse, vekilin kooperatif hissesini devretme yetkisi bulunmadığı kabul edilmektedir [17]. Yargıtay, vekilin yapacağı hukuki işlemlerin vekâletnamede sayılarak sınırlandırıldığı (özel temsil yetkisi) hâllerde, metinde geçmeyen bir tasarruf işleminin yorum yoluyla vekile tanınamayacağını vurgulamaktadır [17].
Kiracının Tahliye Taahhüdü Vermesi Bakımından Yargıtay Uygulaması: TBK m. 504/III'te tahliye taahhüdünde bulunmak açıkça özel yetki gerektiren işlemler arasında sayılmamıştır [18]. Doktrinde bir kısım yazarlar, TBK m. 504'teki sayımın sınırlı sayı (numerus clausus) olduğunu, bu sebeple genel vekâletname ile tahliye taahhüdü verilebileceğini savunsa da; Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, tahliye taahhüdü verilmesini müvekkil açısından ağır risk taşıyan olağanüstü nitelikte bir iş olarak değerlendirmekte ve bunun geçerli olabilmesi için vekâletnamede bu yönde (tahliye taahhüdü vermeye ilişkin) açık ve özel bir yetkinin bulunması gerektiğini içtihat etmektedir [18, 19].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: A (vekâlet veren), genel işlerinin takibi, faturaların ödenmesi ve malvarlığının yönetimi amacıyla B’yi (vekil) genel vekâletname ile yetkilendirmiştir. B, A’nın nakit ihtiyacını karşılamak bahanesiyle, A’ya ait olan bir taşınmazı tapu sicil müdürlüğünde C’ye satmış ve devretmiştir. A, bu işlemden haberdar olduğunda tapu iptal ve tescil davası açmıştır. Hukuki Analiz: TBK m. 504/III hükmü son derece açıktır; vekil özel olarak yetkili kılınmadıkça taşınmazı devredemez ve bir hak ile sınırlandıramaz [4]. B'ye verilen genel vekâletname taşınmaz devri yetkisini kapsamaz. Dolayısıyla, B'nin C ile yaptığı işlem yetkisiz temsil (TBK m. 46) hükümlerine tabidir. A bu işleme icazet (onay) vermediği sürece taşınmaz devri geçersiz olup, A'nın mülkiyet hakkı devam etmektedir ve tapu iptal davası kabul edilmelidir.
Olay 2: Tüzel kişi tacir T Şirketi, işletmenin bazı rutin satım sözleşmelerini imzalaması için D'yi ticari vekil (TBK m. 551) olarak tayin etmiştir. D, şirketin hammadde alımlarından doğan borçlarını ötelemek amacıyla E Şirketi lehine T Şirketi unvanını kullanarak bir bono (kambiyo senedi) düzenlemiştir. E Şirketi, vade geldiğinde T Şirketine karşı kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibi başlatmıştır. Hukuki Analiz: TBK m. 551/2 hükmü ile TBK m. 504/III hükmünün sistematik ilişkisi uyarınca, ticari vekiller açıkça yetkili kılınmadıkça kambiyo taahhüdünde bulunamazlar [20]. Eğer D bir ticari temsilci (TBK m. 548) olsaydı, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı kambiyo taahhüdünde bulunma yetkisi yasa gereği var kabul edilecekti [7, 13]. Ancak D sadece bir ticari vekildir ve kendisine poliçe/bono düzenleme yetkisi özel olarak verilmemiştir [7]. Bu nedenle bono, T Şirketini bağlamaz.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
TBK m. 504/III'te düzenlenen "özel yetki gerektiren hâller" listesinin sınırlı sayı (numerus clausus) ilkesine tabi olup olmadığı doktrinde derin tartışmalara neden olmaktadır [18]. Kanun koyucunun saydığı istisnalar (kambiyo taahhüdü, kefalet, dava açma vd.) müvekkil açısından çok ağır riskler içeren konulardır [4]. Ancak ticari hayatın ve sosyal ilişkilerin karmaşıklığı, kanunda sayılmayan ama müvekkil için en az kefalet kadar ağır sonuçlar doğuran işlemlerin (örneğin konut kiralarında tahliye taahhüdü verilmesi) ortaya çıkmasına neden olmaktadır [18, 19].
Doktrindeki lafzi yorum taraftarları, kanun koyucunun öngörmediği istisnaların yorum yoluyla genişletilemeyeceğini ve istisnaların dar yorumlanması gerektiğini (singularia non sunt extenda) savunmaktadır [18, 21]. Buna karşın, gai (amaca yönelik) yorum taraftarları ve Yargıtay içtihatları, olağanüstü nitelik taşıyan ve müvekkilin malvarlığında ağır tahribat yapacak işlemlerin, TBK m. 504/III'te açıkça yazmasa bile özel yetki gerektirmesi gerektiğini haklı olarak savunmaktadır [18, 19]. Kanunun lafzındaki bu sınırlayıcı yapının, gelecekteki olası uyuşmazlıkları (örneğin dijital varlıkların devri, ağır ceza koşulu içeren taahhütler altına girme vb.) çözmekte yetersiz kalabileceği; bu nedenle maddenin "gibi ağır sonuç doğuran işlemler" şeklinde örnekleyici bir yapıya dönüştürülerek esnetilmesinin yerinde olacağı yönünde reform önerileri gündeme gelmelidir. Ayrıca, TBK m. 504/III'te belirtilen işlemlere ilişkin örtülü (zımni) kabul ihtimalinin doktriner olarak dışlanması (TBK m. 503 ile birlikte değerlendirildiğinde), dürüstlük kuralı ekseninde daha belirgin yasal güvencelere bağlanmalıdır [11].
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.