1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) "Özel Borç İlişkileri" kısmının Dokuzuncu Bölümü'nde düzenlenen vekâlet sözleşmesi, iş görme amacı güden sözleşmelerin temel ve tipik bir modelini oluşturmaktadır. TBK m. 502/I hükmü uyarınca vekâlet sözleşmesi; "vekilin, vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir" [1, 2].
Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (eBK) 386. maddesine ve mehaz İsviçre Borçlar Kanunu'nun (OR) 394. maddesine tekabül eden bu düzenleme, iş görme borcu doğuran sözleşmeler sistematiğinin merkezinde yer alır [3]. Kanun koyucu, TBK m. 502/II hükmü ile vekâlet sözleşmesine ilişkin kuralları bir "torba hüküm" (Auffangbecken) niteliğine büründürmüş ve kanunda açıkça düzenlenmemiş olan (isimsiz) diğer iş görme sözleşmelerine de niteliklerine uygun düştükleri ölçüde vekâlet hükümlerinin uygulanacağını emretmiştir [2, 4].
Vekâlet sözleşmesi, kural olarak rızai (tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarıyla kurulan) bir sözleşmedir ve TBK m. 11 çerçevesinde kanunda aksine bir emredici norm bulunmadıkça herhangi bir geçerlilik şekline tabi tutulmamıştır [5].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. İş Görme veya İşlem Yapma Edimi (Özen Borcu)
Vekâlet sözleşmesinin asli edimi, maddi bir fiilin icrası veya hukuki bir işlemin yapılması suretiyle bir "işin görülmesi"dir [6, 7]. Vekâlet sözleşmesini diğer iş görme sözleşmelerinden (özellikle eser sözleşmesinden) ayıran en temel kavramsal unsur, vekilin ediminin bir "sonuç borcu" (obligation de résultat) değil, bir "özen borcu" (obligation de moyens) olmasıdır [8, 9]. Vekil, üstlendiği işi görürken, sonucun elde edilmemesi rizikosunu kural olarak taşımaz; vekilin borcu, o sonuca ulaşmak için gerekli olan bilimsel, teknik veya mesleki özeni ve sadakati göstermektir [10-12]. Örneğin, hekim ile hasta arasındaki tedavi sözleşmesi kural olarak bir vekâlet sözleşmesidir ve hekim iyileşme garantisi vermeksizin teşhis ve tedavi edimini tıp biliminin verilerine göre özenle yerine getirmekle yükümlüdür [13, 14].
2.2. Başkasının Menfaatine ve İradesine Uygunluk
Vekil, iş görme borcunu ifa ederken bağımsız hareket edebilmekle birlikte, gördüğü işi mutlaka vekâlet verenin menfaatine ve onun iradesine uygun olarak yerine getirmelidir [5, 10]. İşin başkasının menfaatine yapılması, vekâlet sözleşmesinin temel unsurlarındandır. Taraflar arasındaki sıkı güven ilişkisi, vekile sadakat borcu yüklemekte ve eylemlerinin vekâlet verenin haklı menfaatlerine (TBK m. 506) adanmasını zorunlu kılmaktadır [15].
2.3. İvaz (Ücret) Unsuru ve Sözleşmenin Hukuki Niteliği
TBK m. 502/III hükmü, vekâlet sözleşmesinde ücretin zorunlu bir kurucu unsur olmadığını açıkça ifade etmektedir: "Sözleşme veya teamül varsa vekil, ücrete hak kazanır" [2]. Bu hüküm, vekâlet sözleşmesinin niteliği itibarıyla kural olarak ücretsiz (ivazsız) bir sözleşme olduğunu, ancak tarafların kararlaştırması veya mesleki bir faaliyetin varlığı (teamül) halinde ücretli hale gelebileceğini göstermektedir [6, 16].
Doktrinde, vekâlet sözleşmesinin iki tarafa borç yükleyen sözleşmeler sistematiğindeki yeri ciddi tartışmalara konu olmuştur. Ücretsiz vekâlet sözleşmeleri "eksik iki tarafa borç yükleyen sözleşme" kabul edilirken; ücretli vekâlet sözleşmelerinin "tam iki tarafa borç yükleyen (sinallagmatik) sözleşme" niteliğine bürüneceği (Fahrettin Aral, Vehbi Umut Erkan gibi yazarlarca) savunulmaktadır [17-19]. Ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, vekâlet sözleşmesini genel bir ifadeyle "eksik iki tarafa borç yükleyen bir akittir. Çünkü vekil, bir edimi ifa borcu altına girmekte ve fakat müvekkil ancak bazı durumların varlığı halinde borç altına girmektedir" şeklinde nitelendirmektedir [7, 20].
2.4. İsimsiz İş Görme Sözleşmelerine Kıyasen Uygulanma
TBK m. 502/II, vekâlet hükümlerinin kanunda düzenlenmemiş olan iş görme sözleşmelerine kıyasen uygulanmasını amirdir [2]. İsviçre Federal Mahkemesi ve Yargıtay içtihatlarında, yapıları itibarıyla kendine özgü (sui generis) olan veya diğer sözleşme tiplerine dâhil edilemeyen sözleşmelere (örneğin taşınmaz yönetimi sözleşmeleri, tıbbi danışmanlık veya avukatlık dışı hukuki/finansal danışmanlıklar) vekâlet hükümleri tatbik edilmektedir [4, 21, 22].
3. Sistematik İlişkiler
- TBK m. 470 (Eser Sözleşmesi): Eser sözleşmesinde yüklenici (müteahhit) bir sonuç meydana getirmeyi garanti eder (sonuç borcu) [8, 23]. Vekâlet sözleşmesinde ise böyle bir sonuç garantisi yoktur; edim fiilinin kendisi borcun konusunu oluşturur [5]. Örneğin, diş protezi veya estetik cerrahi müdahaleleri garanti edilen somut sonuçları nedeniyle eser sözleşmesi sayılırken, standart hekimlik hizmetleri vekâlet sözleşmesi kabul edilir [24, 25].
- TBK m. 393 (Hizmet Sözleşmesi): Hizmet sözleşmesinde, işçinin işverene "bağımlı" olarak (zaman ve hiyerarşi açısından) iş görmesi unsuru esastır [26, 27]. Vekâlet sözleşmesinde ise vekil, edimini yerine getirirken zamanını kendisi ayarlar ve emir-talimat zincirine işçi gibi tabi olmadan "bağımsız" hareket eder [5].
- TBK m. 512 (Sözleşmenin Tek Taraflı Sona Erdirilmesi): Vekâlet sözleşmesinin kişisel güven ilişkisine dayanması nedeniyle, taraflara her zaman ve hiçbir şarta bağlı olmaksızın sözleşmeyi tek taraflı feshetme (azil ve istifa) yetkisi tanınmıştır [28-30].
- TBK m. 510/II (Vekilin Uğradığı Zararın Giderilmesi): Vekâlet sözleşmesinde müvekkil, vekilin işi ifa ederken uğradığı zararları kural olarak tazminle yükümlüdür ve bundan ancak kusursuzluğunu ispatlayarak kurtulabilir [31, 32].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Hukuk Daireleri (özellikle 3. ve 13. Hukuk Daireleri), TBK m. 502'nin sınırlarını çizerken şu temel prensipleri yerleşik içtihat haline getirmiştir:
- Şekil Serbestisi ve Örtülü Kurulma: Vekâlet sözleşmesi kural olarak hiçbir şekle bağlı değildir. Yargıtay, TBK m. 6 ve TBK m. 503 uyarınca vekâletin zımnen de verilebileceğini ve örtülü kabul ile sözleşmenin kurulabileceğini kabul etmektedir [5, 33].
- Özen Borcunun İhlalinin Değerlendirilmesi: Yargıtay, vekilin özen borcunu işçi gibi yerine getirmek zorunda olduğunu, asgari düzeyde dahi bir tereddüt doğuran durumlarda gerekli tüm araştırmaları yapması gerektiğini belirtmektedir [34, 35]. Hekim-hasta uyuşmazlıklarında (estetik müdahaleler hariç), hekimin vekil olarak tıbbi standartlara uyup uymadığı, komplikasyon-malpraktis ayrımı yapılarak değerlendirilmektedir [36, 37].
- Alt Sözleşmelerin Niteliği: Yargıtay, taşınmaz simsarlığı (emlak komisyonculuğu) gibi sözleşmelerin aslında vekâlet sözleşmesinin bir alt türü niteliğinde olduğunu, hazırlık işlemleri sonrasında asıl sözleşme kurulduğunda ücrete hak kazanılacağını emretmektedir [38, 39].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Hekimlik Sözleşmesi ve Sonuç Garantisi):
Ahmet, özel bir hastanede görevli hekim Mehmet'e kronik bel ağrıları sebebiyle başvurur. Cerrahi bir operasyon geçirmesine ve hekimin tıp biliminin gerektirdiği tüm özeni harcamasına rağmen ağrıları geçmeyen Ahmet, hekim aleyhine "sözleşmenin ihlali ve ayıplı ifa" iddiasıyla tazminat davası açar.
Hukuki analiz: TBK m. 502 uyarınca hekim ile hasta arasındaki ilişki kural olarak vekâlet sözleşmesidir. Vekil durumundaki hekim, bir sonucun (tam iyileşmenin) garantisini üstlenmemekte, edim fiilini tıbbi standartlara ve özen borcuna sadık kalarak ifa etmeyi üstlenmektedir. Hekim, tıbbi müdahaleyi özenle gerçekleştirmişse (malpraktis yoksa), salt hastanın iyileşmemesi sebebiyle sorumlu tutulamaz. Dava, vekilin özen borcunu ihlal etmediği gerekçesiyle reddedilmelidir.
Olay 2 (Teamülen Ücret Ödenmesi Gereken Haller):
Bir anonim şirketin talebi üzerine, bağımsız bir mali müşavir şirketin mali tablolarının analizini yapar. Taraflar arasında herhangi bir yazılı sözleşme imzalanmamış ve ücret konusunda anlaşmaya varılmamıştır. İşlem tamamlandıktan sonra müşavir, rayiç bedel üzerinden ücret talep etmiş; şirket ise sözleşmede ücret kararlaştırılmadığı için işin ivazsız bir vekâlet sözleşmesi kapsamında ifa edildiğini ileri sürerek ödemeden kaçınmıştır.
Hukuki analiz: TBK m. 502/III hükmü, vekâlet sözleşmesinde "sözleşme veya teamül varsa" vekilin ücrete hak kazanacağını açıkça düzenler. Mali müşavirlik faaliyeti gibi uzmanlık gerektiren mesleki işlerin görülmesinde, ticari ve mesleki teamüller gereği işin bir ücret karşılığında yapıldığı karinedir. Bu nedenle, şirket ile mali müşavir arasında yazılı bir ücret anlaşması bulunmasa dahi, TBK m. 502/III uyarınca teamül gereği müşavir, meslek odasının tarifelerine veya piyasa rayicine göre ücrete hak kazanır.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: TBK m. 502 gereği vekâlet sözleşmesi geçerlilik şekline tabi olmasa da, ihtilaf halinde sözleşmenin varlığı, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 200'deki parasal sınırları aşan hallerde yazılı delille (senetle) ispat edilmek zorundadır. Karşı tarafın açık muvafakati olmaksızın tanık dinletilemez.
- Zamanaşımı / Süreler: Vekâlet sözleşmesinden kaynaklanan ücret ve tazminat alacakları, kanunlarda aksine düzenleme (örneğin avukatlık sözleşmesine ilişkin özel hükümler veya haksız fiil boyutunun varlığı) bulunmadığı hallerde, kural olarak beş yıllık (TBK m. 147/5) zamanaşımı süresine tabidir.
- Görevli/yetkili mahkeme: Vekâlet veren taraf, 6502 sayılı Kanun kapsamında tüketici sıfatına haiz ise (örneğin hasta, avukatın müvekkili sıradan vatandaş vs.), görevli mahkeme Tüketici Mahkemeleridir. Ticari iş niteliğindeki vekâlet ilişkilerinde Asliye Ticaret; diğer hallerde ise Asliye Hukuk Mahkemeleri görevlidir.
- Yaygın uygulama hataları: Uygulamada, vekâlet sözleşmesi ile eser sözleşmesi sıklıkla birbirine karıştırılmaktadır. Örneğin, bir mimarın salt mimari çizim ve proje üretmesi eser sözleşmesi iken, idare nezdinde ruhsat takiplerini yürütmesi vekâlet sözleşmesi unsurları barındırır. Bu ayrımın doğru yapılmaması, eksik/ayıplı ifa iddialarında yanlış kanuni hükümlerin (ayıptan doğan sorumluluk vs. özen borcuna aykırılık) ileri sürülmesine ve davanın usulden/esastan kaybına neden olmaktadır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk hukuk doktrininde vekâlet sözleşmesine ilişkin en yoğun eleştiriler, TBK m. 502/II hükmünün "isimsiz iş görme sözleşmelerine vekâlet hükümlerinin uygulanacağı" yönündeki toptancı (genelleyici) tutumuna yöneliktir. Doktrindeki pek çok otorite, bu hükmün oldukça muğlak olduğunu; kendine özgü (sui generis) veya karma yapılı modern sözleşmelerin (franchising, factoring, tek satıcılık, management vs.) sırf iş görme niteliği taşıdıkları için vekâlet hükümlerine, özellikle de TBK m. 512'deki "her zaman ve şartsız tek taraflı feshedilebilme" kuralına tabi tutulmasının, modern ticari hayatın güvenlik ve öngörülebilirlik ilkeleriyle bağdaşmadığını savunmaktadır [4, 40-42].
Ayrıca, maddenin ücretsiz ve ücretli vekâleti aynı şemsiye altında düzenlemesi de eleştirilmektedir. Özellikle ücretsiz vekâlette (örneğin salt bir hatır taşıması veya basit bir iş görme) vekilin salt sadakat ve özen borcuyla sınırlandırılması makul kabul edilirken; yüksek meblağlı profesyonel danışmanlık sözleşmelerinde ivaz unsurunun varlığı, sözleşmeyi doktrinde tartışıldığı üzere "tam iki tarafa borç yükleyen" bir niteliğe sokmakta olup, kanunun her iki varyasyonu tek madde ve eşit sorumluluk rejiminde harmanlaması zaman zaman hakkaniyete aykırı yargı sonuçlarına sebebiyet verebilmektedir [17, 19, 43].
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) "Özel Borç İlişkileri" kısmının Dokuzuncu Bölümü'nde düzenlenen vekâlet sözleşmesi, iş görme amacı güden sözleşmelerin temel ve tipik bir modelini oluşturmaktadır. TBK m. 502/I hükmü uyarınca vekâlet sözleşmesi; "vekilin, vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir" [1, 2].
Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (eBK) 386. maddesine ve mehaz İsviçre Borçlar Kanunu'nun (OR) 394. maddesine tekabül eden bu düzenleme, iş görme borcu doğuran sözleşmeler sistematiğinin merkezinde yer alır [3]. Kanun koyucu, TBK m. 502/II hükmü ile vekâlet sözleşmesine ilişkin kuralları bir "torba hüküm" (Auffangbecken) niteliğine büründürmüş ve kanunda açıkça düzenlenmemiş olan (isimsiz) diğer iş görme sözleşmelerine de niteliklerine uygun düştükleri ölçüde vekâlet hükümlerinin uygulanacağını emretmiştir [2, 4].
Vekâlet sözleşmesi, kural olarak rızai (tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarıyla kurulan) bir sözleşmedir ve TBK m. 11 çerçevesinde kanunda aksine bir emredici norm bulunmadıkça herhangi bir geçerlilik şekline tabi tutulmamıştır [5].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. İş Görme veya İşlem Yapma Edimi (Özen Borcu)
Vekâlet sözleşmesinin asli edimi, maddi bir fiilin icrası veya hukuki bir işlemin yapılması suretiyle bir "işin görülmesi"dir [6, 7]. Vekâlet sözleşmesini diğer iş görme sözleşmelerinden (özellikle eser sözleşmesinden) ayıran en temel kavramsal unsur, vekilin ediminin bir "sonuç borcu" (obligation de résultat) değil, bir "özen borcu" (obligation de moyens) olmasıdır [8, 9]. Vekil, üstlendiği işi görürken, sonucun elde edilmemesi rizikosunu kural olarak taşımaz; vekilin borcu, o sonuca ulaşmak için gerekli olan bilimsel, teknik veya mesleki özeni ve sadakati göstermektir [10-12]. Örneğin, hekim ile hasta arasındaki tedavi sözleşmesi kural olarak bir vekâlet sözleşmesidir ve hekim iyileşme garantisi vermeksizin teşhis ve tedavi edimini tıp biliminin verilerine göre özenle yerine getirmekle yükümlüdür [13, 14].
2.2. Başkasının Menfaatine ve İradesine Uygunluk
Vekil, iş görme borcunu ifa ederken bağımsız hareket edebilmekle birlikte, gördüğü işi mutlaka vekâlet verenin menfaatine ve onun iradesine uygun olarak yerine getirmelidir [5, 10]. İşin başkasının menfaatine yapılması, vekâlet sözleşmesinin temel unsurlarındandır. Taraflar arasındaki sıkı güven ilişkisi, vekile sadakat borcu yüklemekte ve eylemlerinin vekâlet verenin haklı menfaatlerine (TBK m. 506) adanmasını zorunlu kılmaktadır [15].
2.3. İvaz (Ücret) Unsuru ve Sözleşmenin Hukuki Niteliği
TBK m. 502/III hükmü, vekâlet sözleşmesinde ücretin zorunlu bir kurucu unsur olmadığını açıkça ifade etmektedir: "Sözleşme veya teamül varsa vekil, ücrete hak kazanır" [2]. Bu hüküm, vekâlet sözleşmesinin niteliği itibarıyla kural olarak ücretsiz (ivazsız) bir sözleşme olduğunu, ancak tarafların kararlaştırması veya mesleki bir faaliyetin varlığı (teamül) halinde ücretli hale gelebileceğini göstermektedir [6, 16].
Doktrinde, vekâlet sözleşmesinin iki tarafa borç yükleyen sözleşmeler sistematiğindeki yeri ciddi tartışmalara konu olmuştur. Ücretsiz vekâlet sözleşmeleri "eksik iki tarafa borç yükleyen sözleşme" kabul edilirken; ücretli vekâlet sözleşmelerinin "tam iki tarafa borç yükleyen (sinallagmatik) sözleşme" niteliğine bürüneceği (Fahrettin Aral, Vehbi Umut Erkan gibi yazarlarca) savunulmaktadır [17-19]. Ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, vekâlet sözleşmesini genel bir ifadeyle "eksik iki tarafa borç yükleyen bir akittir. Çünkü vekil, bir edimi ifa borcu altına girmekte ve fakat müvekkil ancak bazı durumların varlığı halinde borç altına girmektedir" şeklinde nitelendirmektedir [7, 20].
2.4. İsimsiz İş Görme Sözleşmelerine Kıyasen Uygulanma
TBK m. 502/II, vekâlet hükümlerinin kanunda düzenlenmemiş olan iş görme sözleşmelerine kıyasen uygulanmasını amirdir [2]. İsviçre Federal Mahkemesi ve Yargıtay içtihatlarında, yapıları itibarıyla kendine özgü (sui generis) olan veya diğer sözleşme tiplerine dâhil edilemeyen sözleşmelere (örneğin taşınmaz yönetimi sözleşmeleri, tıbbi danışmanlık veya avukatlık dışı hukuki/finansal danışmanlıklar) vekâlet hükümleri tatbik edilmektedir [4, 21, 22].
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Hukuk Daireleri (özellikle 3. ve 13. Hukuk Daireleri), TBK m. 502'nin sınırlarını çizerken şu temel prensipleri yerleşik içtihat haline getirmiştir:
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Hekimlik Sözleşmesi ve Sonuç Garantisi): Ahmet, özel bir hastanede görevli hekim Mehmet'e kronik bel ağrıları sebebiyle başvurur. Cerrahi bir operasyon geçirmesine ve hekimin tıp biliminin gerektirdiği tüm özeni harcamasına rağmen ağrıları geçmeyen Ahmet, hekim aleyhine "sözleşmenin ihlali ve ayıplı ifa" iddiasıyla tazminat davası açar. Hukuki analiz: TBK m. 502 uyarınca hekim ile hasta arasındaki ilişki kural olarak vekâlet sözleşmesidir. Vekil durumundaki hekim, bir sonucun (tam iyileşmenin) garantisini üstlenmemekte, edim fiilini tıbbi standartlara ve özen borcuna sadık kalarak ifa etmeyi üstlenmektedir. Hekim, tıbbi müdahaleyi özenle gerçekleştirmişse (malpraktis yoksa), salt hastanın iyileşmemesi sebebiyle sorumlu tutulamaz. Dava, vekilin özen borcunu ihlal etmediği gerekçesiyle reddedilmelidir.
Olay 2 (Teamülen Ücret Ödenmesi Gereken Haller): Bir anonim şirketin talebi üzerine, bağımsız bir mali müşavir şirketin mali tablolarının analizini yapar. Taraflar arasında herhangi bir yazılı sözleşme imzalanmamış ve ücret konusunda anlaşmaya varılmamıştır. İşlem tamamlandıktan sonra müşavir, rayiç bedel üzerinden ücret talep etmiş; şirket ise sözleşmede ücret kararlaştırılmadığı için işin ivazsız bir vekâlet sözleşmesi kapsamında ifa edildiğini ileri sürerek ödemeden kaçınmıştır. Hukuki analiz: TBK m. 502/III hükmü, vekâlet sözleşmesinde "sözleşme veya teamül varsa" vekilin ücrete hak kazanacağını açıkça düzenler. Mali müşavirlik faaliyeti gibi uzmanlık gerektiren mesleki işlerin görülmesinde, ticari ve mesleki teamüller gereği işin bir ücret karşılığında yapıldığı karinedir. Bu nedenle, şirket ile mali müşavir arasında yazılı bir ücret anlaşması bulunmasa dahi, TBK m. 502/III uyarınca teamül gereği müşavir, meslek odasının tarifelerine veya piyasa rayicine göre ücrete hak kazanır.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk hukuk doktrininde vekâlet sözleşmesine ilişkin en yoğun eleştiriler, TBK m. 502/II hükmünün "isimsiz iş görme sözleşmelerine vekâlet hükümlerinin uygulanacağı" yönündeki toptancı (genelleyici) tutumuna yöneliktir. Doktrindeki pek çok otorite, bu hükmün oldukça muğlak olduğunu; kendine özgü (sui generis) veya karma yapılı modern sözleşmelerin (franchising, factoring, tek satıcılık, management vs.) sırf iş görme niteliği taşıdıkları için vekâlet hükümlerine, özellikle de TBK m. 512'deki "her zaman ve şartsız tek taraflı feshedilebilme" kuralına tabi tutulmasının, modern ticari hayatın güvenlik ve öngörülebilirlik ilkeleriyle bağdaşmadığını savunmaktadır [4, 40-42].
Ayrıca, maddenin ücretsiz ve ücretli vekâleti aynı şemsiye altında düzenlemesi de eleştirilmektedir. Özellikle ücretsiz vekâlette (örneğin salt bir hatır taşıması veya basit bir iş görme) vekilin salt sadakat ve özen borcuyla sınırlandırılması makul kabul edilirken; yüksek meblağlı profesyonel danışmanlık sözleşmelerinde ivaz unsurunun varlığı, sözleşmeyi doktrinde tartışıldığı üzere "tam iki tarafa borç yükleyen" bir niteliğe sokmakta olup, kanunun her iki varyasyonu tek madde ve eşit sorumluluk rejiminde harmanlaması zaman zaman hakkaniyete aykırı yargı sonuçlarına sebebiyet verebilmektedir [17, 19, 43].
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.