1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) İkinci Kısmının "Özel Borç İlişkileri" başlığı altındaki Sekizinci Bölümünde "Yayım Sözleşmesi" düzenlenmiştir. Yayım sözleşmesi hükümleri arasında yer alan m. 501, bölümün son maddesi sıfatıyla "Sipariş Üzerine Yayım Sözleşmesi" (eser siparişi sözleşmesi) başlığı altında özel bir düzenleme ihdas etmiştir [1]. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (BK) 385. maddesine tekabül eden bu hüküm, dilde sadeleştirme yapılarak yeni kanuna aktarılmıştır [2].
Hükme göre; bir veya birkaç kişi, yayımcının belirlediği plana göre bir eser meydana getirmeyi üstlenirlerse, eser sahipleri yalnızca sözleşmeyle kararlaştırılan ücrete hak kazanırlar ve bu durumda sözleşme konusu mali haklar yayımcıya ait olur [1, 3]. TBK m. 501, esasen yayımcının planı çerçevesinde bir eser meydana getirilmesi hâlinde, eser üzerindeki hak sahipliğinin kime ait olacağı sorununu çözmeyi amaçlamaktadır [4]. Bu hüküm, klasik yayım sözleşmesinden (TBK m. 487) farklı olarak, eserin henüz ortada olmadığı, bizzat yayımcının inisiyatifi, planı ve siparişi üzerine eserin yaratıldığı özel bir karma sözleşme tipini (Bestellvertrag) düzenlemektedir [5].
Ancak bu hüküm, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun (FSEK) temel prensipleri ile TBK arasındaki çatışmanın (normlar ihtilafı) odak noktalarından birini oluşturmaktadır. Özellikle maddedeki "mali haklar yayımcıya ait olur" ibaresi, FSEK'in yaratıcılık ilkesi ve eser sahipliği kurallarıyla ciddi dogmatik sorunlara yol açmaktadır [4, 6].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Yayımcının Belirlediği Plana Göre Eser Meydana Getirilmesi
Bu kavram, TBK m. 501'in uygulanabilmesi için aranan en temel kurucu unsurdur. Eserin salt sipariş edilmiş olması yeterli değildir; aynı zamanda eserin, "yayımcının belirlediği bir plan ve talimatlar" çerçevesinde meydana getirilmiş olması şarttır [7]. Yayımcı, eserin konusunu, içeriğini, sistematiğini ve diğer hususiyetlerini detaylı bir planla ortaya koymalı, eseri meydana getiren kişi veya kişiler bu planın icracısı konumunda bulunmalıdır [8]. Eğer yazar, bağımsız bir şekilde kendi bilimsel veya sanatsal yaratıcılığını kullanarak eseri kaleme alıyorsa (plan bağımsız ise), bu durumda TBK m. 501 değil, olağan yayım sözleşmesi veya eser sözleşmesi kuralları uygulama alanı bulur.
2.2. Sadece Sözleşmede Kararlaştırılan Ücrete Hak Kazanılması
Maddenin birinci fıkrasındaki "sadece sözleşmeyle kararlaştırılan ücrete hak kazanırlar" ibaresi, siparişi yerine getiren kişilerin (yazarların/sanatçıların), eserin elde edeceği ticari başarıdan, tirajdan veya yeni baskılardan bağımsız, maktu bir ücret alacaklarını ifade eder [8, 9]. Olağan yayım sözleşmelerinde eser sahibi, basım ve satış miktarlarına göre nispi bir telif ücreti (royalty) talep edebilirken, TBK m. 501 kapsamındaki siparişlerde yaratıcılar eser üzerindeki ekonomik getiri beklentisinden mahrum bırakılarak, yalnızca taahhüt ettikleri iş görme edimi karşılığında sabit bir ücrete hak kazanırlar.
2.3. Mali Hakların Yayımcıya Ait Olması
Hükmün ikinci fıkrasındaki "sözleşme konusu mali haklar yayımcıya ait olur" ifadesi, kanun koyucunun mali hakların mülkiyetini veya doğrudan tahsisini (cessio legis - kanuni devir) yayımcıya atfettiği bir karinedir [9, 10]. Bu durum, fikri hukukta eser sahibinin doğrudan mali ve manevi hakların tek sahibi olduğu ilkesine [11] çok ciddi bir istisna oluşturmaktadır. Doktrinde, bu ifadenin aslen mali hakların mülkiyetinin değil, mali hakları "kullanma yetkisinin" devri şeklinde anlaşılması gerektiği geniş çapta savunulmaktadır [11, 12].
3. Sistematik İlişkiler
- FSEK m. 8/I (Yaratma Gerçeği İlkesi): FSEK m. 8/I hükmüne göre bir eserin sahibi onu meydana getiren kişidir [6]. Türk fikri mülkiyet hukuku "yaratma gerçeği" ilkesine dayanır. TBK m. 501'de mali hakların "yayımcıya ait olacağı" kuralı, ilk bakışta bu ilkeyle zıtlık içerir. Yayımcı eseri bizzat yaratmadığı hâlde hak sahibi kılınmıştır [4, 6].
- FSEK m. 18/II ve m. 10/4: FSEK m. 18/II uyarınca, memur, hizmetli ve işçilerin meydana getirdikleri eserlerin mali haklarını kullanma yetkisi bunları çalıştıranlara aittir. FSEK m. 10/4 ise birden fazla kimsenin iştirakiyle vücuda getirilen ayrılmaz bütün teşkil eden eserlerde mali hakların, eseri bir araya getiren gerçek/tüzel kişi tarafından "kullanılacağını" belirtir [9, 11]. TBK m. 501'de ise mali hakların "kullanılacağından" değil, bizzat "yayımcıya ait olacağından" bahsedilmiştir [9]. Özel kanun konumundaki FSEK'in bu hükümleri ile TBK m. 501 arasında çatışma bulunmakta olup, bu çatışmanın "lex specialis derogat legi generali" (özel kanun genel kanunu ilga eder) ilkesi çerçevesinde çözümlenmesi gerektiği doktrinde ifade edilmektedir [13].
- İsviçre Borçlar Kanunu (OR) m. 393: TBK m. 501'in kaynağı OR Art. 393'tür. İsviçre hukukunda bu hüküm, İsviçre Telif Hakları Kanunu ile birlikte yorumlanmakta ve genellikle "yardımcı kişi" (Gehilfe) pozisyonundaki kişilerin yarattığı, bağımsız eser vasfı taşımayan metinler veya "örtülü kanuni devir (cessio legis)" görüşü çerçevesinde değerlendirilmektedir [10, 12].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay, eser niteliğindeki yaratımlara ilişkin uyuşmazlıklarda temel ilke olarak daima FSEK hükümlerini (özel kanun) merkeze almaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri (özellikle Fikri Mülkiyet davalarına bakan 11. Hukuk Dairesi), mali hakların devrinde FSEK m. 52'deki yazılılık ve hakların tek tek sayılması kuralını sıkı bir şekilde aramaktadır [14].
TBK m. 501 ile ilgili olarak yargı içtihatlarında benimsenen temel yaklaşım; yaratma gerçeği ilkesi (FSEK m. 8) gereğince mali ve manevi hakların aslen eseri meydana getirene ait olduğu, TBK m. 501'deki "mali haklar yayımcıya ait olur" kuralının ancak bir "kullanma yetkisi devri karinesi" (veya iş sahibinin eser üzerindeki mali hakları kullanma salahiyeti) olarak dar yoruma (restriktive Auslegung) tabi tutulması gerektiğidir [15]. Yargıtay, eseri fiilen meydana getiren kişinin yaratıcı faaliyeti sergilediği durumlarda, sırf yayımcının planı dâhilinde hareket edildi diye eser sahipliğinin (mülkiyet boyutunda) yayımcıya geçmesini FSEK'in emredici yapısına aykırı bulma eğilimindedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: Türkiye çapında yayın yapan "A Ansiklopedisi" yayımcısı olan B A.Ş., ansiklopedinin tıp terimleri bölümünün yazımı için Doktor C ile bir sözleşme yapar. B A.Ş., madde başlıklarını, yazım kurallarını, kelime sınırlarını ve sayfa düzenini son derece katı bir yönerge (plan) ile C'ye teslim eder. Doktor C, bu plana sadık kalarak metinleri yazar ve teslim eder. Kararlaştırılan 50.000 TL ücret kendisine ödenir. Bir yıl sonra ansiklopedi beklenenden çok satar ve C, ilave telif ücreti talebiyle dava açar.
Hukuki analiz: Olayda TBK m. 501 şartları eksiksiz olarak gerçekleşmiştir. Bir kişi (C), yayımcının (B A.Ş.) belirlediği plana göre bir eser meydana getirmeyi üstlenmiştir [2, 4]. TBK m. 501 f. 1 gereğince C, sadece kararlaştırılan ücrete (50.000 TL) hak kazanır. Sözleşmede aksine bir hüküm (örneğin satıştan pay/royalty) bulunmadığından ilave ücret talebi reddedilecektir.
Olay 2: X Yayınevi, ünlü yazar Y'ye "Osmanlı Tarihi" temalı bir roman yazması için sipariş verir. Ancak yayınevi konunun sadece genel çerçevesini belirler; kurgu, karakterler, olay örgüsü ve üslup tamamen Y'nin sanatsal yaratıcılığına bırakılır. Roman yayımlandıktan sonra Yayınevi, TBK m. 501'e dayanarak romanın sinema uyarlaması haklarının (işleme hakkı) da kendisine ait olduğunu iddia eder.
Hukuki analiz: Bu olayda, yayımcının "belirlediği bir plan" etrafında salt icracı nitelikte bir eser meydana getirilmesi söz konusu değildir; yazar geniş bir yaratıcılık serbestisine sahiptir [8]. Dolayısıyla, burada TBK m. 501 değil, genel yayım sözleşmesi hükümleri (TBK m. 487 vd.) uygulanır. Mali hakların devri FSEK m. 52 uyarınca açık, yazılı ve hakların tek tek sayıldığı bir sözleşmeyle yapılmadıkça [14], sinema uyarlaması (işleme) hakkı yayımcıya geçmez.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Bir sözleşmenin TBK m. 501 kapsamında "sipariş üzerine yayım" (Bestellvertrag) olduğunu iddia eden yayımcı, söz konusu "planın" kendisi tarafından önceden somut, detaylı ve çerçevesi çizilmiş şekilde hazırlandığını; karşı tarafın (eseri meydana getirenin) bu planı salt icra ettiğini ispat etmekle yükümlüdür [7, 8].
- Zamanaşımı / Süreler: Taraflar arasındaki sözleşmesel ücrete ilişkin alacak talepleri, TBK m. 146 uyarınca genel on yıllık zamanaşımı süresine tabidir. FSEK ihlallerinden kaynaklanan tazminat talepleri ise FSEK ve TBK haksız fiil / vekaletsiz işgörme zamanaşımı hükümlerine (TBK m. 72) göre değerlendirilir.
- Görevli/yetkili mahkeme: Fikir ve sanat eserlerinden kaynaklanan ve FSEK m. 10/4 veya m. 18 hükümlerinin de tartışılacağı uyuşmazlıklar, mutlak ticari dava niteliğinde olup 5846 sayılı FSEK uygulamasını gerektirdiği için görevli mahkeme Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'dir.
- Yaygın uygulama hataları: Uygulamada sıklıkla düşülen hata, yayımcının her eser siparişini otomatik olarak TBK m. 501 kapsamında değerlendirmesidir. Yayımcının yüzeysel direktifleri, maddedeki "belirlenen plan" kriterini karşılamaz [8]. Diğer bir hata ise mali hakların mülkiyetinin mutlak surette yayımcıda olduğunun sanılmasıdır; FSEK karşısında TBK m. 501 dar yorumlanmalıdır [15].
7. Eleştirel Değerlendirme
TBK m. 501 hükmü, lafzi formülasyonu itibarıyla Türk fikri mülkiyet doktrininde yoğun eleştirilere maruz kalmaktadır. Hükmün ikinci fıkrasındaki "sözleşme konusu mali haklar yayımcıya ait olur" ifadesi, FSEK m. 8/I'de düzenlenen "yaratma gerçeği ilkesi" ile ontolojik bir çatışma içindedir [4, 6]. FSEK, eserin yaratıcısını asıl hak sahibi olarak tanımlarken; TBK m. 501, eserin bizzat yayımcının malvarlığında (orijiner olarak) doğduğu gibi dogmatik açıdan hatalı bir sonuç yaratmaktadır.
Doktrinde, örneğin Özgür Güvenç ve Ayşe Karaca tarafından haklı olarak belirtildiği üzere, FSEK m. 18/II (çalışanların meydana getirdiği eserler) ve FSEK m. 10/4 (birden çok kişinin iştiraki) hükümlerinde kanun koyucu mali hakların "kullanma yetkisinin" (Ausübungsrecht) işveren veya sipariş verende olduğunu çok özenli bir şekilde belirtmiştir [6, 9, 11]. Hâl böyleyken, TBK m. 501'de hakların "yayımcıya ait olacağı" (mülkiyetin geçişi - cessio legis) yönündeki dikkatsiz ifade, fikri hukuk sistematiği ile çelişmektedir [9, 11].
Reform ve lege ferenda (olması gereken hukuk) açısından; TBK m. 501 hükmü yeniden ele alınmalı ve ikinci fıkra, "Bu durumda sözleşme konusu mali hakları kullanma yetkisi yayımcıya ait olur" şeklinde değiştirilmelidir [11, 16]. Alternatif olarak, bu hükmün yalnızca "yardımcı kişi (Gehilfe)" statüsünde, esere bağımsız bir fikri katkı sunmayan şahısların faaliyetleri bakımından (dar yorumla) uygulanması gerektiği kabul edilmelidir [15]. FSEK'in özel kanun niteliği karşısında (lex specialis derogat legi generali), TBK'nın bu hükmü ancak FSEK m. 10/4 ve 18/II'nin genel prensipleri ışığında amaca uygun olarak yorumlanarak uygulanmalıdır [13].
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) İkinci Kısmının "Özel Borç İlişkileri" başlığı altındaki Sekizinci Bölümünde "Yayım Sözleşmesi" düzenlenmiştir. Yayım sözleşmesi hükümleri arasında yer alan m. 501, bölümün son maddesi sıfatıyla "Sipariş Üzerine Yayım Sözleşmesi" (eser siparişi sözleşmesi) başlığı altında özel bir düzenleme ihdas etmiştir [1]. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (BK) 385. maddesine tekabül eden bu hüküm, dilde sadeleştirme yapılarak yeni kanuna aktarılmıştır [2].
Hükme göre; bir veya birkaç kişi, yayımcının belirlediği plana göre bir eser meydana getirmeyi üstlenirlerse, eser sahipleri yalnızca sözleşmeyle kararlaştırılan ücrete hak kazanırlar ve bu durumda sözleşme konusu mali haklar yayımcıya ait olur [1, 3]. TBK m. 501, esasen yayımcının planı çerçevesinde bir eser meydana getirilmesi hâlinde, eser üzerindeki hak sahipliğinin kime ait olacağı sorununu çözmeyi amaçlamaktadır [4]. Bu hüküm, klasik yayım sözleşmesinden (TBK m. 487) farklı olarak, eserin henüz ortada olmadığı, bizzat yayımcının inisiyatifi, planı ve siparişi üzerine eserin yaratıldığı özel bir karma sözleşme tipini (Bestellvertrag) düzenlemektedir [5].
Ancak bu hüküm, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun (FSEK) temel prensipleri ile TBK arasındaki çatışmanın (normlar ihtilafı) odak noktalarından birini oluşturmaktadır. Özellikle maddedeki "mali haklar yayımcıya ait olur" ibaresi, FSEK'in yaratıcılık ilkesi ve eser sahipliği kurallarıyla ciddi dogmatik sorunlara yol açmaktadır [4, 6].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Yayımcının Belirlediği Plana Göre Eser Meydana Getirilmesi
Bu kavram, TBK m. 501'in uygulanabilmesi için aranan en temel kurucu unsurdur. Eserin salt sipariş edilmiş olması yeterli değildir; aynı zamanda eserin, "yayımcının belirlediği bir plan ve talimatlar" çerçevesinde meydana getirilmiş olması şarttır [7]. Yayımcı, eserin konusunu, içeriğini, sistematiğini ve diğer hususiyetlerini detaylı bir planla ortaya koymalı, eseri meydana getiren kişi veya kişiler bu planın icracısı konumunda bulunmalıdır [8]. Eğer yazar, bağımsız bir şekilde kendi bilimsel veya sanatsal yaratıcılığını kullanarak eseri kaleme alıyorsa (plan bağımsız ise), bu durumda TBK m. 501 değil, olağan yayım sözleşmesi veya eser sözleşmesi kuralları uygulama alanı bulur.
2.2. Sadece Sözleşmede Kararlaştırılan Ücrete Hak Kazanılması
Maddenin birinci fıkrasındaki "sadece sözleşmeyle kararlaştırılan ücrete hak kazanırlar" ibaresi, siparişi yerine getiren kişilerin (yazarların/sanatçıların), eserin elde edeceği ticari başarıdan, tirajdan veya yeni baskılardan bağımsız, maktu bir ücret alacaklarını ifade eder [8, 9]. Olağan yayım sözleşmelerinde eser sahibi, basım ve satış miktarlarına göre nispi bir telif ücreti (royalty) talep edebilirken, TBK m. 501 kapsamındaki siparişlerde yaratıcılar eser üzerindeki ekonomik getiri beklentisinden mahrum bırakılarak, yalnızca taahhüt ettikleri iş görme edimi karşılığında sabit bir ücrete hak kazanırlar.
2.3. Mali Hakların Yayımcıya Ait Olması
Hükmün ikinci fıkrasındaki "sözleşme konusu mali haklar yayımcıya ait olur" ifadesi, kanun koyucunun mali hakların mülkiyetini veya doğrudan tahsisini (cessio legis - kanuni devir) yayımcıya atfettiği bir karinedir [9, 10]. Bu durum, fikri hukukta eser sahibinin doğrudan mali ve manevi hakların tek sahibi olduğu ilkesine [11] çok ciddi bir istisna oluşturmaktadır. Doktrinde, bu ifadenin aslen mali hakların mülkiyetinin değil, mali hakları "kullanma yetkisinin" devri şeklinde anlaşılması gerektiği geniş çapta savunulmaktadır [11, 12].
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay, eser niteliğindeki yaratımlara ilişkin uyuşmazlıklarda temel ilke olarak daima FSEK hükümlerini (özel kanun) merkeze almaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri (özellikle Fikri Mülkiyet davalarına bakan 11. Hukuk Dairesi), mali hakların devrinde FSEK m. 52'deki yazılılık ve hakların tek tek sayılması kuralını sıkı bir şekilde aramaktadır [14].
TBK m. 501 ile ilgili olarak yargı içtihatlarında benimsenen temel yaklaşım; yaratma gerçeği ilkesi (FSEK m. 8) gereğince mali ve manevi hakların aslen eseri meydana getirene ait olduğu, TBK m. 501'deki "mali haklar yayımcıya ait olur" kuralının ancak bir "kullanma yetkisi devri karinesi" (veya iş sahibinin eser üzerindeki mali hakları kullanma salahiyeti) olarak dar yoruma (restriktive Auslegung) tabi tutulması gerektiğidir [15]. Yargıtay, eseri fiilen meydana getiren kişinin yaratıcı faaliyeti sergilediği durumlarda, sırf yayımcının planı dâhilinde hareket edildi diye eser sahipliğinin (mülkiyet boyutunda) yayımcıya geçmesini FSEK'in emredici yapısına aykırı bulma eğilimindedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: Türkiye çapında yayın yapan "A Ansiklopedisi" yayımcısı olan B A.Ş., ansiklopedinin tıp terimleri bölümünün yazımı için Doktor C ile bir sözleşme yapar. B A.Ş., madde başlıklarını, yazım kurallarını, kelime sınırlarını ve sayfa düzenini son derece katı bir yönerge (plan) ile C'ye teslim eder. Doktor C, bu plana sadık kalarak metinleri yazar ve teslim eder. Kararlaştırılan 50.000 TL ücret kendisine ödenir. Bir yıl sonra ansiklopedi beklenenden çok satar ve C, ilave telif ücreti talebiyle dava açar. Hukuki analiz: Olayda TBK m. 501 şartları eksiksiz olarak gerçekleşmiştir. Bir kişi (C), yayımcının (B A.Ş.) belirlediği plana göre bir eser meydana getirmeyi üstlenmiştir [2, 4]. TBK m. 501 f. 1 gereğince C, sadece kararlaştırılan ücrete (50.000 TL) hak kazanır. Sözleşmede aksine bir hüküm (örneğin satıştan pay/royalty) bulunmadığından ilave ücret talebi reddedilecektir.
Olay 2: X Yayınevi, ünlü yazar Y'ye "Osmanlı Tarihi" temalı bir roman yazması için sipariş verir. Ancak yayınevi konunun sadece genel çerçevesini belirler; kurgu, karakterler, olay örgüsü ve üslup tamamen Y'nin sanatsal yaratıcılığına bırakılır. Roman yayımlandıktan sonra Yayınevi, TBK m. 501'e dayanarak romanın sinema uyarlaması haklarının (işleme hakkı) da kendisine ait olduğunu iddia eder. Hukuki analiz: Bu olayda, yayımcının "belirlediği bir plan" etrafında salt icracı nitelikte bir eser meydana getirilmesi söz konusu değildir; yazar geniş bir yaratıcılık serbestisine sahiptir [8]. Dolayısıyla, burada TBK m. 501 değil, genel yayım sözleşmesi hükümleri (TBK m. 487 vd.) uygulanır. Mali hakların devri FSEK m. 52 uyarınca açık, yazılı ve hakların tek tek sayıldığı bir sözleşmeyle yapılmadıkça [14], sinema uyarlaması (işleme) hakkı yayımcıya geçmez.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
TBK m. 501 hükmü, lafzi formülasyonu itibarıyla Türk fikri mülkiyet doktrininde yoğun eleştirilere maruz kalmaktadır. Hükmün ikinci fıkrasındaki "sözleşme konusu mali haklar yayımcıya ait olur" ifadesi, FSEK m. 8/I'de düzenlenen "yaratma gerçeği ilkesi" ile ontolojik bir çatışma içindedir [4, 6]. FSEK, eserin yaratıcısını asıl hak sahibi olarak tanımlarken; TBK m. 501, eserin bizzat yayımcının malvarlığında (orijiner olarak) doğduğu gibi dogmatik açıdan hatalı bir sonuç yaratmaktadır.
Doktrinde, örneğin Özgür Güvenç ve Ayşe Karaca tarafından haklı olarak belirtildiği üzere, FSEK m. 18/II (çalışanların meydana getirdiği eserler) ve FSEK m. 10/4 (birden çok kişinin iştiraki) hükümlerinde kanun koyucu mali hakların "kullanma yetkisinin" (Ausübungsrecht) işveren veya sipariş verende olduğunu çok özenli bir şekilde belirtmiştir [6, 9, 11]. Hâl böyleyken, TBK m. 501'de hakların "yayımcıya ait olacağı" (mülkiyetin geçişi - cessio legis) yönündeki dikkatsiz ifade, fikri hukuk sistematiği ile çelişmektedir [9, 11].
Reform ve lege ferenda (olması gereken hukuk) açısından; TBK m. 501 hükmü yeniden ele alınmalı ve ikinci fıkra, "Bu durumda sözleşme konusu mali hakları kullanma yetkisi yayımcıya ait olur" şeklinde değiştirilmelidir [11, 16]. Alternatif olarak, bu hükmün yalnızca "yardımcı kişi (Gehilfe)" statüsünde, esere bağımsız bir fikri katkı sunmayan şahısların faaliyetleri bakımından (dar yorumla) uygulanması gerektiği kabul edilmelidir [15]. FSEK'in özel kanun niteliği karşısında (lex specialis derogat legi generali), TBK'nın bu hükmü ancak FSEK m. 10/4 ve 18/II'nin genel prensipleri ışığında amaca uygun olarak yorumlanarak uygulanmalıdır [13].
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.