1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) "Özel Borç İlişkileri" kısmının "Yayım Sözleşmesi" başlıklı sekizinci bölümünde yer alan 495. maddesi, eser üzerindeki çeviri hakkının yayımcıya geçiş şartlarını düzenlemektedir [1]. Kanun koyucu bu maddede, "Çeviri hakkının yayımcıya geçebilmesi, bunun sözleşmede açıkça belirtilmiş olmasına bağlıdır" hükmüne yer vererek, çeviri yetkisinin devrini sıkı bir şekil ve irade şartına bağlamıştır [2].
Madde, yayım sözleşmesinin doğası gereği eser sahibinin haklarının yalnızca sözleşmenin ifasının gerektirdiği ölçüde ve süreyle yayımcıya geçeceği temel kuralının (TBK m. 489) [3] spesifik bir uzantısıdır. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (BK) 379. maddesine paralel olarak kaleme alınmış olan bu hükümde, eski kanuna kıyasla esasa ilişkin bir farklılık yaratılmamış; yalnızca dilde arılaştırmaya gidilerek madde metni ifade bakımından düzeltilmiştir [4].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Çeviri Hakkının Hukuki Niteliği ve İşleme Hakkı ile Bağlantısı
Fikri mülkiyet hukuku dogmatiği çerçevesinde bir eserin başka bir dile çevrilmesi, eserin aslına sadık kalınarak yapılan bir "işleme" (adaptasyon) faaliyetidir [4]. Çeviri hakkı da bu bağlamda doğrudan eser sahibinin mali hakları arasında yer alan "işleme hakkı" şemsiyesi altında değerlendirilmektedir [4]. Eserin orijinal dilinden farklı bir dilde yayımlanması, eserin salt çoğaltılması ve yayılmasının ötesinde, eserin muhtevasına müdahale içeren bir süreç olduğundan, bu hakkın devri yayımcı lehine olağan (zımni) bir hak aktarımı olarak kabul edilemez [2, 4].
2.2. Açıkça Belirtilme (Açık İrade Beyanı) Şartı
TBK m. 495 hükmü lafzi olarak incelendiğinde, çeviri hakkının yayımcıya geçebilmesi için tarafların bu yöndeki iradelerinin sözleşmede "açıkça belirtilmiş olması" şart koşulmuştur [2]. Bu durum, yayım sözleşmesinde genel ifadelerle mali hakların devredildiğine dair kayıtların, çeviri hakkını kapsamayacağını ortaya koymaktadır. Açık ibare (örneğin; "eserin İngilizceye çevrilmesi ve bu dilde yayımlanması hakkı yayımcıya aittir" şeklindeki bir kloz) bulunmaksızın, yayımcı kendi inisiyatifiyle eseri başka bir dile çevirtip basamaz [2, 4].
3. Sistematik İlişkiler
- 818 Sayılı Mülga BK m. 379: TBK m. 495, mehaz ve mülga kanundaki 379. maddenin güncellenmiş ve sadeleştirilmiş halidir; iki metin arasında hukuk mantığı ve ortaya çıkardığı sonuçlar bakımından tam bir paralellik mevcuttur [4].
- 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) m. 6 ve m. 21: Madde, FSEK'in işleme hakkını düzenleyen hükümleriyle doğrudan ilişkilidir. FSEK m. 6 ve 21 uyarınca tercüme işlemi kesin surette "işleme hakkı" kapsamında mütalaa edilmektedir [4]. FSEK sistematiğinde de hakların devrinin dar yorumlanması (kapsamın dar tutulması) ilkesi geçerli olduğundan, TBK m. 495'in getirdiği "açıkça belirtilme" kuralı FSEK'in emredici yapısıyla tam bir uyum içindedir [4].
- TBK m. 488 (Şekil Şartı): Yayım sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına bağlandığından [5], m. 495'te aranan açık irade beyanının da bu yazılı sözleşme metni içerisinde sarih bir biçimde yer alması gerekmektedir.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Eser sözleşmeleri ve yayım sözleşmelerine ilişkin Yargıtay (özellikle Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi kararlarını inceleyen Hukuk Daireleri ile Yargıtay Hukuk Genel Kurulu) kararlarında, mali hakların devrinin ve ruhsat verilmesinin sınırları dar yorumlanmaktadır. Yargıtay içtihatlarında, FSEK m. 52 kapsamında mali haklara dair sözleşme ve tasarrufların yazılı olmasının ve devredilen hakların ayrı ayrı gösterilmesinin zorunlu olduğu hususu yerleşik bir kuraldır [5]. Bu sebeple, sözleşmede sadece "basım ve yayım hakkı" devredilmişse, Yüksek Mahkeme bunu yalnızca orijinal dilde çoğaltma ve yayma olarak değerlendirmekte, TBK m. 495 ve FSEK m. 21 hükümleri uyarınca çeviri (işleme) hakkının devredilmiş sayılabilmesi için sözleşmede açık bir devir beyanı aramaktadır. Aksi takdirde yapılan çeviri ve basım, eser sahibinin mali ve manevi haklarına tecavüz niteliği taşır.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1:
Bir akademisyen, kaleme aldığı makalesinin Türkçe basımı için bir yayıneviyle standart bir yayım sözleşmesi imzalamıştır. Sözleşmede "esere ilişkin basım ve yayım haklarının süresiz olarak yayınevine devredildiği" belirtilmiştir. Bir yıl sonra yayınevi, yazarın iznini almadan makaleyi Almancaya çevirterek Almanya'daki bir bilimsel dergide yayımlatmıştır.
Hukuki analiz: TBK m. 495 uyarınca çeviri hakkının yayımcıya geçebilmesi için bunun sözleşmede "açıkça" belirtilmesi zorunludur [2]. Olaydaki "basım ve yayım hakları" şeklindeki genel ifade, FSEK m. 6 ve m. 21 uyarınca işleme hakkı (çeviri hakkı) niteliğindeki bu tasarrufu kapsamaz [4]. Yayınevi, yazardan açık bir yetki almadığı için FSEK ve TBK m. 495'i ihlal etmiş olup, hukuki tazminat sorumluluğu altındadır.
Olay 2:
Tanınmış bir yazar ile yayınevi arasında kurulan yazılı yayım sözleşmesinde, "Eserin Türkiye dahilinde Türkçe olarak basılması ile Avrupa birliğine üye ülkelerde İngilizce diline çevrilerek yayımlanması hususundaki mali haklar yayımcıya devredilmiştir" ibaresi yer almaktadır. Yayınevi eseri İngilizceye çevirterek basmıştır. Yazar, ayrıca bir onay vermediğini belirterek itiraz etmiştir.
Hukuki analiz: Yayım sözleşmesinde (TBK m. 488 gereği yazılı olarak) çeviri hakkının devredildiği şüpheye yer bırakmayacak biçimde, açıkça düzenlenmiştir. TBK m. 495'te aranan "sözleşmede açıkça belirtilmiş olma" şartı yerine getirildiğinden [2], yazarın itirazı mesnetsizdir ve yayımcının tasarrufu hukuka uygundur.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat Yükü: Çeviri hakkının tarafına devredildiğini iddia eden yayımcı, bu hususu yazılı yayım sözleşmesindeki açık bir kloz ile ispat etmekle yükümlüdür. Zımni devir veya teamül iddiası dinlenmez [2].
- Görevli Mahkeme: Çeviri hakkının izinsiz kullanımı, yayım sözleşmesine aykırılığın yanı sıra bir telif hakkı ihlali (işleme hakkına tecavüz) doğuracağından, uyuşmazlığın çözümünde Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemeleri görevlidir.
- Yaygın Uygulama Hataları: Sektörde tip sözleşmeler kullanılarak yalnızca "telif hakkı devri" veya "mali hakların tümü devredilmiştir" gibi genel ifadelerle çeviri hakkının da alındığının zannedilmesi en yaygın hukuki yanılgıdır. FSEK'te yer alan hakların ayrı ayrı gösterilmesi şartı (FSEK m. 52) ve TBK m. 495 kuralı göz ardı edilmektedir.
7. Eleştirel Değerlendirme
TBK m. 495 hükmünün varlığı ve lüzumu, modern telif hukuku doktrini ışığında ciddi şekilde eleştirilmektedir. Bilindiği üzere, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na (FSEK m. 6 ve m. 21) göre tercüme yapmak, eseri işleme (işlenme eser yaratma) faaliyeti olarak kabul edilmekte ve işleme hakkı kategorisinde değerlendirilmektedir [4].
FSEK sistematiğinde, mali hakların devrine (veya lisans verilmesine) ilişkin herhangi bir sözleşmede, söz konusu hakkın (burada işleme/çeviri hakkının) açıkça ve ayrıca devralınmamış olması durumunda, bu hakkın kullanımı hukuken mümkün değildir [4]. Dolayısıyla, işleme hakkına dair sözleşmesel bir devir bulunmaksızın, bir eserin sırf yayım sözleşmesi kuruldu diye çevrilip yayımlanması zaten FSEK çerçevesinde imkânsızdır [4].
Doktrindeki haklı eleştiriler çerçevesinde; FSEK hükümleri mali hakların (ve özelde çeviri / işleme hakkının) devrini halihazırda son derece sıkı şekil şartlarına ve ayrı ayrı belirleme kuralına bağlamışken, TBK m. 495'te bu hususun tekrarlanmasının hukuki bir katma değer yaratmadığı görülmektedir. Bu nedenle, akademik bir değerlendirmeyle ifade etmek gerekirse, TBK m. 495 hükmüne aslında yasal sistematiğimizde "gerek de bulunmamaktadır" [4]. Kanun koyucunun, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nu (BK m. 379) yeni kanuna aktarırken, gelişen telif hakları mevzuatını ve FSEK'in konuyu zaten tüketici şekilde düzenlediği gerçeğini tam olarak dikkate almadığı sonucuna varılmaktadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) "Özel Borç İlişkileri" kısmının "Yayım Sözleşmesi" başlıklı sekizinci bölümünde yer alan 495. maddesi, eser üzerindeki çeviri hakkının yayımcıya geçiş şartlarını düzenlemektedir [1]. Kanun koyucu bu maddede, "Çeviri hakkının yayımcıya geçebilmesi, bunun sözleşmede açıkça belirtilmiş olmasına bağlıdır" hükmüne yer vererek, çeviri yetkisinin devrini sıkı bir şekil ve irade şartına bağlamıştır [2].
Madde, yayım sözleşmesinin doğası gereği eser sahibinin haklarının yalnızca sözleşmenin ifasının gerektirdiği ölçüde ve süreyle yayımcıya geçeceği temel kuralının (TBK m. 489) [3] spesifik bir uzantısıdır. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (BK) 379. maddesine paralel olarak kaleme alınmış olan bu hükümde, eski kanuna kıyasla esasa ilişkin bir farklılık yaratılmamış; yalnızca dilde arılaştırmaya gidilerek madde metni ifade bakımından düzeltilmiştir [4].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Çeviri Hakkının Hukuki Niteliği ve İşleme Hakkı ile Bağlantısı
Fikri mülkiyet hukuku dogmatiği çerçevesinde bir eserin başka bir dile çevrilmesi, eserin aslına sadık kalınarak yapılan bir "işleme" (adaptasyon) faaliyetidir [4]. Çeviri hakkı da bu bağlamda doğrudan eser sahibinin mali hakları arasında yer alan "işleme hakkı" şemsiyesi altında değerlendirilmektedir [4]. Eserin orijinal dilinden farklı bir dilde yayımlanması, eserin salt çoğaltılması ve yayılmasının ötesinde, eserin muhtevasına müdahale içeren bir süreç olduğundan, bu hakkın devri yayımcı lehine olağan (zımni) bir hak aktarımı olarak kabul edilemez [2, 4].
2.2. Açıkça Belirtilme (Açık İrade Beyanı) Şartı
TBK m. 495 hükmü lafzi olarak incelendiğinde, çeviri hakkının yayımcıya geçebilmesi için tarafların bu yöndeki iradelerinin sözleşmede "açıkça belirtilmiş olması" şart koşulmuştur [2]. Bu durum, yayım sözleşmesinde genel ifadelerle mali hakların devredildiğine dair kayıtların, çeviri hakkını kapsamayacağını ortaya koymaktadır. Açık ibare (örneğin; "eserin İngilizceye çevrilmesi ve bu dilde yayımlanması hakkı yayımcıya aittir" şeklindeki bir kloz) bulunmaksızın, yayımcı kendi inisiyatifiyle eseri başka bir dile çevirtip basamaz [2, 4].
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Eser sözleşmeleri ve yayım sözleşmelerine ilişkin Yargıtay (özellikle Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi kararlarını inceleyen Hukuk Daireleri ile Yargıtay Hukuk Genel Kurulu) kararlarında, mali hakların devrinin ve ruhsat verilmesinin sınırları dar yorumlanmaktadır. Yargıtay içtihatlarında, FSEK m. 52 kapsamında mali haklara dair sözleşme ve tasarrufların yazılı olmasının ve devredilen hakların ayrı ayrı gösterilmesinin zorunlu olduğu hususu yerleşik bir kuraldır [5]. Bu sebeple, sözleşmede sadece "basım ve yayım hakkı" devredilmişse, Yüksek Mahkeme bunu yalnızca orijinal dilde çoğaltma ve yayma olarak değerlendirmekte, TBK m. 495 ve FSEK m. 21 hükümleri uyarınca çeviri (işleme) hakkının devredilmiş sayılabilmesi için sözleşmede açık bir devir beyanı aramaktadır. Aksi takdirde yapılan çeviri ve basım, eser sahibinin mali ve manevi haklarına tecavüz niteliği taşır.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: Bir akademisyen, kaleme aldığı makalesinin Türkçe basımı için bir yayıneviyle standart bir yayım sözleşmesi imzalamıştır. Sözleşmede "esere ilişkin basım ve yayım haklarının süresiz olarak yayınevine devredildiği" belirtilmiştir. Bir yıl sonra yayınevi, yazarın iznini almadan makaleyi Almancaya çevirterek Almanya'daki bir bilimsel dergide yayımlatmıştır. Hukuki analiz: TBK m. 495 uyarınca çeviri hakkının yayımcıya geçebilmesi için bunun sözleşmede "açıkça" belirtilmesi zorunludur [2]. Olaydaki "basım ve yayım hakları" şeklindeki genel ifade, FSEK m. 6 ve m. 21 uyarınca işleme hakkı (çeviri hakkı) niteliğindeki bu tasarrufu kapsamaz [4]. Yayınevi, yazardan açık bir yetki almadığı için FSEK ve TBK m. 495'i ihlal etmiş olup, hukuki tazminat sorumluluğu altındadır.
Olay 2: Tanınmış bir yazar ile yayınevi arasında kurulan yazılı yayım sözleşmesinde, "Eserin Türkiye dahilinde Türkçe olarak basılması ile Avrupa birliğine üye ülkelerde İngilizce diline çevrilerek yayımlanması hususundaki mali haklar yayımcıya devredilmiştir" ibaresi yer almaktadır. Yayınevi eseri İngilizceye çevirterek basmıştır. Yazar, ayrıca bir onay vermediğini belirterek itiraz etmiştir. Hukuki analiz: Yayım sözleşmesinde (TBK m. 488 gereği yazılı olarak) çeviri hakkının devredildiği şüpheye yer bırakmayacak biçimde, açıkça düzenlenmiştir. TBK m. 495'te aranan "sözleşmede açıkça belirtilmiş olma" şartı yerine getirildiğinden [2], yazarın itirazı mesnetsizdir ve yayımcının tasarrufu hukuka uygundur.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
TBK m. 495 hükmünün varlığı ve lüzumu, modern telif hukuku doktrini ışığında ciddi şekilde eleştirilmektedir. Bilindiği üzere, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na (FSEK m. 6 ve m. 21) göre tercüme yapmak, eseri işleme (işlenme eser yaratma) faaliyeti olarak kabul edilmekte ve işleme hakkı kategorisinde değerlendirilmektedir [4].
FSEK sistematiğinde, mali hakların devrine (veya lisans verilmesine) ilişkin herhangi bir sözleşmede, söz konusu hakkın (burada işleme/çeviri hakkının) açıkça ve ayrıca devralınmamış olması durumunda, bu hakkın kullanımı hukuken mümkün değildir [4]. Dolayısıyla, işleme hakkına dair sözleşmesel bir devir bulunmaksızın, bir eserin sırf yayım sözleşmesi kuruldu diye çevrilip yayımlanması zaten FSEK çerçevesinde imkânsızdır [4].
Doktrindeki haklı eleştiriler çerçevesinde; FSEK hükümleri mali hakların (ve özelde çeviri / işleme hakkının) devrini halihazırda son derece sıkı şekil şartlarına ve ayrı ayrı belirleme kuralına bağlamışken, TBK m. 495'te bu hususun tekrarlanmasının hukuki bir katma değer yaratmadığı görülmektedir. Bu nedenle, akademik bir değerlendirmeyle ifade etmek gerekirse, TBK m. 495 hükmüne aslında yasal sistematiğimizde "gerek de bulunmamaktadır" [4]. Kanun koyucunun, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nu (BK m. 379) yeni kanuna aktarırken, gelişen telif hakları mevzuatını ve FSEK'in konuyu zaten tüketici şekilde düzenlediği gerçeğini tam olarak dikkate almadığı sonucuna varılmaktadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.