1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) "Eser Sözleşmesi"ne ilişkin yedinci bölümünün "Sözleşmenin sona ermesi" alt başlığında yer alan 486. maddesi, yüklenicinin şahsına bağlı (intuitu personae) eser sözleşmelerinin, yüklenicinin ölümü veya yeteneğini kaybetmesi üzerine kendiliğinden sona ermesini (infisah) ve bu durumun tasfiye rejimini düzenlemektedir. Bu hüküm, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (BK) 371. maddesinin karşılığı olup, İsviçre Borçlar Kanunu'nda (OR) madde 379'a tekabül etmektedir.
Kural olarak, borçlar hukukunda taraflardan birinin ölümü, borç ilişkisini sona erdirmez; borçlar ve alacaklar külli halefiyet ilkesi (TMK m. 599) gereği mirasçılara intikal eder [1]. Ancak kanun koyucu, edimin bizzat borçlu tarafından yerine getirilmesinin önem taşıdığı, yüklenicinin kişisel niteliklerinin, sanatının, uzmanlığının veya becerisinin sözleşmenin kurulmasında belirleyici olduğu hâllerde bu kurala bir istisna getirmiştir. Eser sözleşmesinde yüklenicinin eseri şahsen ifa etme yükümlülüğü TBK m. 471 bağlamında bir karine olarak düzenlenmişse de [2], her eser sözleşmesi bütünüyle şahsi nitelik taşımaz. TBK m. 486 ise salt "yüklenicinin kişisel özellikleri göz önünde tutularak" kurulan sözleşmeleri hedef alarak, sözleşmenin kanun gereğince (ipso iure) sona ermesini ve bu sona erme anından sonra ifa edilmiş kısmın bedelinin ödenmesi koşullarını hükme bağlamaktadır [3].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Yüklenicinin Kişisel Özellikleri Göz Önünde Tutularak Yapılmış Sözleşme
Bu kavram, doktrinde intuitu personae (şahsa bağlı) sözleşme olarak ifade edilir. Eser sözleşmesinin niteliği gereği, yüklenicinin kendi yeteneklerini kullanmasının zorunlu olmadığı (örneğin sıradan bir istinat duvarı inşası) durumlarda yüklenicinin ölümü sözleşmeyi sona erdirmez; sözleşme mirasçılarla devam eder [1, 2]. Ancak, tanınmış bir ressama portre yaptırılması, özel bir yazılımcıya spesifik bir algoritma yazdırılması veya bir hekime estetik ameliyat yaptırılması gibi durumlarda, edim yüklenicinin şahsından bağımsız düşünülemez. Bu husus, TBK m. 471'de yer alan "yüklenicinin özen ve sadakat borcu ile işi bizzat yapma yükümlülüğü" ile doğrudan bağlantılıdır [2]. Hükmün uygulanabilmesi için iş sahibinin, sözleşmeyi akdederken diğer tarafın kişisel becerisini, uzmanlığını ve sanatsal kimliğini esas almış olması şarttır.
2.2. Ölüm veya Kusuru Olmaksızın Yeteneği Kaybetme
Sözleşmeyi sona erdiren olgular; yüklenicinin hayatını kaybetmesi veya eseri tamamlayacak bedensel, zihinsel ya da hukuki yeteneğini yitirmesidir. Trafik kazası geçirip ellerini kaybeden bir heykeltıraş veya ağır bir hastalığa yakalanıp bilincini yitiren bir yazar bu kapsamdadır. Kanun koyucu burada çok kritik bir şart koşmuştur: Yetenek kaybı "kusuru olmaksızın" gerçekleşmelidir. Yüklenici, kendi ağır kusuru veya kastıyla (örneğin aşırı alkollü araç kullanarak kaza yapması sonucu) yeteneğini kaybederse, TBK m. 486 uyarınca kendiliğinden sona erme değil; borçlunun kusurlu imkânsızlığı (TBK m. 112) veya temerrüdü hükümleri devreye girer ve iş sahibinin müspet zararını tazmin yükümlülüğü doğar.
2.3. Sözleşmenin Kendiliğinden Sona Ermesi (İnfisah)
Hükümde yer alan "kendiliğinden sona erer" ifadesi, tarafların herhangi bir fesih beyanına veya mahkeme kararına ihtiyaç bulunmadığını gösterir. Ölüm veya yetenek kaybının gerçekleştiği an itibarıyla borç ilişkisi ex nunc (ileriye etkili) olarak sona erer [3]. Bu andan itibaren yüklenicinin (veya mirasçılarının) eseri tamamlama borcu ve iş sahibinin de eserin tamamı için bedel ödeme borcu ortadan kalkar.
2.4. Tamamlanan Kısımdan Yararlanma ve Karşılığını Verme Yükümlülüğü
TBK m. 486'nın getirdiği en önemli tasfiye kuralı şudur: Sözleşme sona erdiğinde, eser henüz tamamlanmamış ve ayıpsız olarak teslim edilmemiş olsa dahi, iş sahibi eğer eserin o ana kadar tamamlanan kısmından yararlanabilecek durumda ise, bu kısmı kabul etmek ve değerini ödemek zorundadır [1, 3]. Bu durum, sebepsiz zenginleşme kurallarının eser sözleşmesine özgülenmiş sözleşmesel bir tasfiye modelidir. Doktrinde Fikret Eren ve Turgut Öz gibi yazarların da altını çizdiği üzere, iş sahibinin "yararlanabilmesi" sübjektif bir değerlendirmeyi de içerir. Yararlanma imkânı yoksa (örneğin yarım kalmış bir tablonun iş sahibi için hiçbir estetik değeri olmaması), iş sahibi kısmı reddedebilir ve herhangi bir bedel ödemez.
3. Sistematik İlişkiler
- TBK m. 471 (Yüklenicinin Genel Borçları): Yüklenicinin eseri şahsen meydana getirme veya kendi yönetimi altında yaptırma yükümlülüğünün sınırlarını çizer. TBK m. 486, m. 471'deki "kişisel özelliklerin önem taşıdığı" durumların imkânsızlık hâlindeki özel bir sonucudur [2].
- TBK m. 136 (Kusursuz İmkânsızlık): Kural olarak borçlunun kusuru olmaksızın ifa imkânsızlaşırsa borç sona erer ve alınanlar sebepsiz zenginleşme uyarınca iade edilir. TBK m. 486, eser sözleşmeleri bakımından TBK m. 136'nın özel bir görünümüdür (lex specialis); zira tamamen iade yerine, kısmi kabul ve kısmi ifa (değerin ödenmesi) esası getirilmiştir.
- TMK m. 599 (Külli Halefiyet): Miras hukukundaki külli halefiyet prensibinin borçlar hukuku alanındaki istisnalarından birini teşkil eder. Şahsa bağlı edimler terekeye dâhil olmaz ve mirasçılara geçmez.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Dairelerinin (özellikle 15. Hukuk Dairesi ve kapanması sonrası görevi devralan 6. Hukuk Dairesi) kararlarında, TBK m. 486'nın (mülga BK m. 371) uygulanmasında en hassas nokta "kişisel özelliklerin" tespitidir. Yargıtay, standart bina inşaatı, hafriyat dökümü, standart tesisat işleri gibi olağan eser sözleşmelerinde yüklenicinin ölümünün sözleşmeyi sona erdirmeyeceğine, mirasçıların eseri tamamlayabileceğine hükmetmektedir.
Buna karşılık, el işçiliği gerektiren sanatsal faaliyetler, özel uzmanlık gerektiren mimari proje çizimleri, estetik cerrahi müdahaleler gibi sözleşmelerde yüklenicinin vefatı hâlinde Yargıtay sözleşmenin infisah ettiğini kabul etmektedir. Tasfiye aşamasında Yargıtay, "tamamlanan kısımdan yararlanma" kriterini objektif iyiniyet (TMK m. 2) çerçevesinde değerlendirmekte; yarım kalan eserin piyasa rayiçleri (veya sözleşme fiyatları oranlanarak) üzerinden bilirkişi marifetiyle hesaplanacak bedelinin yüklenici mirasçılarına ödenmesine karar vermektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo):
Türkiye'nin önde gelen bir hattat ve tezhip ustası (Y), bir vakfın (İ) yeni inşa edilen camisinin kubbe içi tezyinatını bizzat kendi tasarımı ve el işçiliğiyle yapmak üzere sözleşme imzalamıştır. İşin %40'lık kısmı tamamlandıktan sonra (Y), tatil için bulunduğu yerde geçirdiği kusursuz bir kalp krizi sonucu hayatını kaybetmiştir. (Y)'nin mirasçıları kalan işi tamamlamak istediklerini vakfa bildirmiş, vakıf ise sözleşmenin sona erdiğini savunarak ödeme yapmaktan kaçınmıştır.
Hukuki analiz: İş, (Y)'nin şahsi sanatsal becerisine ve yeteneğine (intuitu personae) bağlı olarak kurulduğundan, sözleşme TBK m. 486 uyarınca ölüm anında kendiliğinden sona ermiştir. Mirasçıların işi tamamlama hakkı yoktur. Vakıf, caminin kubbesinde yer alan ve objektif olarak estetik bir bütünlüğe kavuşmuş olan %40'lık kısımdan yararlanıyor ise (eseri söküp attırmıyorsa), bu kısmın hakkaniyete uygun bedelini mirasçılara ödemekle yükümlüdür.
Olay 2 (kurmaca senaryo):
Yazılım mühendisi (A), (B) Bankası için spesifik bir kriptolojik güvenlik yazılımı kodlamak üzere sözleşme akdetmiştir. (A), koda ilişkin temel çatı mimarisini bitirmiş ancak arayüze entegrasyon safhasında kendi ağır kusuruyla (aşırı hız) trafik kazası geçirerek zihinsel melekelerini yitirmiştir.
Hukuki analiz: Her ne kadar sözleşme (A)'nın şahsi yeteneklerine bağlı olsa da, yetenek kaybı "kusuru olmaksızın" gerçekleşmemiştir (ağır kusur mevcuttur). Bu nedenle TBK m. 486 hükmü doğrudan uygulanmaz. (A), sözleşmeyi kusuruyla ifa edemez hâle geldiği için TBK m. 112 (borca aykırılık/kusurlu imkânsızlık) gereğince (B) Bankasına karşı müspet zararların tazmini yükümlülüğü altındadır.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Sözleşmenin "yüklenicinin şahsi niteliklerine bağlı olarak" yapıldığını ispat yükü, bunu iddia eden tarafa aittir. Eserin tamamlanan kısmından "yararlanmanın mümkün olmadığını" savunan iş sahibi, bu faydasızlığı kanıtlamakla mükelleftir (Örn: "Yarım kalan algoritma diğer yazılımcılar tarafından tamamlanamaz niteliktedir").
- Zamanaşımı / Süreler: Sözleşme sona erdiğinde, mirasçıların (veya yeteneğini yitiren yüklenicinin) tamamlanan kısmın bedelini talep hakkı, TBK m. 146 uyarınca genel zamanaşımı süresi olan on (10) yıla tabidir. Süre, ölüm veya yetenek kaybının gerçekleştiği (infisah) tarihte işlemeye başlar.
- Görevli/yetkili mahkeme: İş sahibinin veya yüklenicinin tacir sıfatına ve işin ticari işletmeyle ilgisine göre Asliye Ticaret Mahkemesi veya Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir. Eğer iş sahibi kanun kapsamında tüketici konumundaysa (örneğin evine şahsi kullanım için özel tasarım mobilya yaptıran kişi), uyuşmazlık Tüketici Mahkemesi'nde görülür.
- Yaygın uygulama hataları: Uygulamada mahkemelerin veya avukatların, şahsa bağlı olmayan standart inşaat/taşeron sözleşmelerinde dahi vefat hâlinde hemen TBK m. 486'ya dayanmaları yaygın bir hatadır. Şahsa bağlılık istisnai bir durumdur; olağan işlerde mirasçılar ifaya devam edebilir veya sözleşme genel temerrüt kuralları çerçevesinde feshedilebilir.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk hukuku ve İsviçre hukuku doktrininde (Gauch, Tercier, Eren, Oğuzman vb.), maddenin kaleme alınış biçimi itibarıyla bazı eleştiriler mevcuttur. Öncelikle, iş sahibinin "yararlanabilecek ise" kıstasının sübjektif mi yoksa objektif mi yorumlanacağı hususunda tartışmalar bulunmaktadır. Baskın görüşe göre, iş sahibinin kendi özel ve somut menfaatlerine göre sübjektif faydası esas alınmalıdır; zira iş sahibi, sırf objektif piyasa değeri var diye, yarım kalmış ve kendi işine yaramayan bir sanat eserini veya makine parçasını devralmaya zorlanmamalıdır.
Bunun yanı sıra, yüklenicinin hafif kusuruyla yeteneğini kaybetmesi durumunda hükmün uygulanıp uygulanmayacağı tartışmalıdır. Kanun lafzı "kusuru olmaksızın" demektedir. Lafzi yoruma sıkı sıkıya bağlı kalındığında, hafif ihmalde dahi maddenin uygulanamayacağı ve yüklenicinin tam tazminat sorumluluğuna maruz kalacağı sonucu çıkar ki, bu durum doktrinde hakkaniyete aykırı bulunmaktadır. Hakimin bu noktada TMK m. 4 (hakkaniyet) prensibini işleterek tasfiye rejimini esnetmesi gerektiği savunulmaktadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) "Eser Sözleşmesi"ne ilişkin yedinci bölümünün "Sözleşmenin sona ermesi" alt başlığında yer alan 486. maddesi, yüklenicinin şahsına bağlı (intuitu personae) eser sözleşmelerinin, yüklenicinin ölümü veya yeteneğini kaybetmesi üzerine kendiliğinden sona ermesini (infisah) ve bu durumun tasfiye rejimini düzenlemektedir. Bu hüküm, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (BK) 371. maddesinin karşılığı olup, İsviçre Borçlar Kanunu'nda (OR) madde 379'a tekabül etmektedir.
Kural olarak, borçlar hukukunda taraflardan birinin ölümü, borç ilişkisini sona erdirmez; borçlar ve alacaklar külli halefiyet ilkesi (TMK m. 599) gereği mirasçılara intikal eder [1]. Ancak kanun koyucu, edimin bizzat borçlu tarafından yerine getirilmesinin önem taşıdığı, yüklenicinin kişisel niteliklerinin, sanatının, uzmanlığının veya becerisinin sözleşmenin kurulmasında belirleyici olduğu hâllerde bu kurala bir istisna getirmiştir. Eser sözleşmesinde yüklenicinin eseri şahsen ifa etme yükümlülüğü TBK m. 471 bağlamında bir karine olarak düzenlenmişse de [2], her eser sözleşmesi bütünüyle şahsi nitelik taşımaz. TBK m. 486 ise salt "yüklenicinin kişisel özellikleri göz önünde tutularak" kurulan sözleşmeleri hedef alarak, sözleşmenin kanun gereğince (ipso iure) sona ermesini ve bu sona erme anından sonra ifa edilmiş kısmın bedelinin ödenmesi koşullarını hükme bağlamaktadır [3].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Yüklenicinin Kişisel Özellikleri Göz Önünde Tutularak Yapılmış Sözleşme
Bu kavram, doktrinde intuitu personae (şahsa bağlı) sözleşme olarak ifade edilir. Eser sözleşmesinin niteliği gereği, yüklenicinin kendi yeteneklerini kullanmasının zorunlu olmadığı (örneğin sıradan bir istinat duvarı inşası) durumlarda yüklenicinin ölümü sözleşmeyi sona erdirmez; sözleşme mirasçılarla devam eder [1, 2]. Ancak, tanınmış bir ressama portre yaptırılması, özel bir yazılımcıya spesifik bir algoritma yazdırılması veya bir hekime estetik ameliyat yaptırılması gibi durumlarda, edim yüklenicinin şahsından bağımsız düşünülemez. Bu husus, TBK m. 471'de yer alan "yüklenicinin özen ve sadakat borcu ile işi bizzat yapma yükümlülüğü" ile doğrudan bağlantılıdır [2]. Hükmün uygulanabilmesi için iş sahibinin, sözleşmeyi akdederken diğer tarafın kişisel becerisini, uzmanlığını ve sanatsal kimliğini esas almış olması şarttır.
2.2. Ölüm veya Kusuru Olmaksızın Yeteneği Kaybetme
Sözleşmeyi sona erdiren olgular; yüklenicinin hayatını kaybetmesi veya eseri tamamlayacak bedensel, zihinsel ya da hukuki yeteneğini yitirmesidir. Trafik kazası geçirip ellerini kaybeden bir heykeltıraş veya ağır bir hastalığa yakalanıp bilincini yitiren bir yazar bu kapsamdadır. Kanun koyucu burada çok kritik bir şart koşmuştur: Yetenek kaybı "kusuru olmaksızın" gerçekleşmelidir. Yüklenici, kendi ağır kusuru veya kastıyla (örneğin aşırı alkollü araç kullanarak kaza yapması sonucu) yeteneğini kaybederse, TBK m. 486 uyarınca kendiliğinden sona erme değil; borçlunun kusurlu imkânsızlığı (TBK m. 112) veya temerrüdü hükümleri devreye girer ve iş sahibinin müspet zararını tazmin yükümlülüğü doğar.
2.3. Sözleşmenin Kendiliğinden Sona Ermesi (İnfisah)
Hükümde yer alan "kendiliğinden sona erer" ifadesi, tarafların herhangi bir fesih beyanına veya mahkeme kararına ihtiyaç bulunmadığını gösterir. Ölüm veya yetenek kaybının gerçekleştiği an itibarıyla borç ilişkisi ex nunc (ileriye etkili) olarak sona erer [3]. Bu andan itibaren yüklenicinin (veya mirasçılarının) eseri tamamlama borcu ve iş sahibinin de eserin tamamı için bedel ödeme borcu ortadan kalkar.
2.4. Tamamlanan Kısımdan Yararlanma ve Karşılığını Verme Yükümlülüğü
TBK m. 486'nın getirdiği en önemli tasfiye kuralı şudur: Sözleşme sona erdiğinde, eser henüz tamamlanmamış ve ayıpsız olarak teslim edilmemiş olsa dahi, iş sahibi eğer eserin o ana kadar tamamlanan kısmından yararlanabilecek durumda ise, bu kısmı kabul etmek ve değerini ödemek zorundadır [1, 3]. Bu durum, sebepsiz zenginleşme kurallarının eser sözleşmesine özgülenmiş sözleşmesel bir tasfiye modelidir. Doktrinde Fikret Eren ve Turgut Öz gibi yazarların da altını çizdiği üzere, iş sahibinin "yararlanabilmesi" sübjektif bir değerlendirmeyi de içerir. Yararlanma imkânı yoksa (örneğin yarım kalmış bir tablonun iş sahibi için hiçbir estetik değeri olmaması), iş sahibi kısmı reddedebilir ve herhangi bir bedel ödemez.
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Dairelerinin (özellikle 15. Hukuk Dairesi ve kapanması sonrası görevi devralan 6. Hukuk Dairesi) kararlarında, TBK m. 486'nın (mülga BK m. 371) uygulanmasında en hassas nokta "kişisel özelliklerin" tespitidir. Yargıtay, standart bina inşaatı, hafriyat dökümü, standart tesisat işleri gibi olağan eser sözleşmelerinde yüklenicinin ölümünün sözleşmeyi sona erdirmeyeceğine, mirasçıların eseri tamamlayabileceğine hükmetmektedir.
Buna karşılık, el işçiliği gerektiren sanatsal faaliyetler, özel uzmanlık gerektiren mimari proje çizimleri, estetik cerrahi müdahaleler gibi sözleşmelerde yüklenicinin vefatı hâlinde Yargıtay sözleşmenin infisah ettiğini kabul etmektedir. Tasfiye aşamasında Yargıtay, "tamamlanan kısımdan yararlanma" kriterini objektif iyiniyet (TMK m. 2) çerçevesinde değerlendirmekte; yarım kalan eserin piyasa rayiçleri (veya sözleşme fiyatları oranlanarak) üzerinden bilirkişi marifetiyle hesaplanacak bedelinin yüklenici mirasçılarına ödenmesine karar vermektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): Türkiye'nin önde gelen bir hattat ve tezhip ustası (Y), bir vakfın (İ) yeni inşa edilen camisinin kubbe içi tezyinatını bizzat kendi tasarımı ve el işçiliğiyle yapmak üzere sözleşme imzalamıştır. İşin %40'lık kısmı tamamlandıktan sonra (Y), tatil için bulunduğu yerde geçirdiği kusursuz bir kalp krizi sonucu hayatını kaybetmiştir. (Y)'nin mirasçıları kalan işi tamamlamak istediklerini vakfa bildirmiş, vakıf ise sözleşmenin sona erdiğini savunarak ödeme yapmaktan kaçınmıştır. Hukuki analiz: İş, (Y)'nin şahsi sanatsal becerisine ve yeteneğine (intuitu personae) bağlı olarak kurulduğundan, sözleşme TBK m. 486 uyarınca ölüm anında kendiliğinden sona ermiştir. Mirasçıların işi tamamlama hakkı yoktur. Vakıf, caminin kubbesinde yer alan ve objektif olarak estetik bir bütünlüğe kavuşmuş olan %40'lık kısımdan yararlanıyor ise (eseri söküp attırmıyorsa), bu kısmın hakkaniyete uygun bedelini mirasçılara ödemekle yükümlüdür.
Olay 2 (kurmaca senaryo): Yazılım mühendisi (A), (B) Bankası için spesifik bir kriptolojik güvenlik yazılımı kodlamak üzere sözleşme akdetmiştir. (A), koda ilişkin temel çatı mimarisini bitirmiş ancak arayüze entegrasyon safhasında kendi ağır kusuruyla (aşırı hız) trafik kazası geçirerek zihinsel melekelerini yitirmiştir. Hukuki analiz: Her ne kadar sözleşme (A)'nın şahsi yeteneklerine bağlı olsa da, yetenek kaybı "kusuru olmaksızın" gerçekleşmemiştir (ağır kusur mevcuttur). Bu nedenle TBK m. 486 hükmü doğrudan uygulanmaz. (A), sözleşmeyi kusuruyla ifa edemez hâle geldiği için TBK m. 112 (borca aykırılık/kusurlu imkânsızlık) gereğince (B) Bankasına karşı müspet zararların tazmini yükümlülüğü altındadır.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk hukuku ve İsviçre hukuku doktrininde (Gauch, Tercier, Eren, Oğuzman vb.), maddenin kaleme alınış biçimi itibarıyla bazı eleştiriler mevcuttur. Öncelikle, iş sahibinin "yararlanabilecek ise" kıstasının sübjektif mi yoksa objektif mi yorumlanacağı hususunda tartışmalar bulunmaktadır. Baskın görüşe göre, iş sahibinin kendi özel ve somut menfaatlerine göre sübjektif faydası esas alınmalıdır; zira iş sahibi, sırf objektif piyasa değeri var diye, yarım kalmış ve kendi işine yaramayan bir sanat eserini veya makine parçasını devralmaya zorlanmamalıdır.
Bunun yanı sıra, yüklenicinin hafif kusuruyla yeteneğini kaybetmesi durumunda hükmün uygulanıp uygulanmayacağı tartışmalıdır. Kanun lafzı "kusuru olmaksızın" demektedir. Lafzi yoruma sıkı sıkıya bağlı kalındığında, hafif ihmalde dahi maddenin uygulanamayacağı ve yüklenicinin tam tazminat sorumluluğuna maruz kalacağı sonucu çıkar ki, bu durum doktrinde hakkaniyete aykırı bulunmaktadır. Hakimin bu noktada TMK m. 4 (hakkaniyet) prensibini işleterek tasfiye rejimini esnetmesi gerektiği savunulmaktadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.