RESMİ METİN

IV. İşsahibi yüzünden ifanın imkânsızlaşması


Madde 485 - Eserin tamamlanması, işsahibi ile ilgili beklenmedik olay dolayısıyla imkânsızlaşırsa yüklenici, yaptığı işin değerini ve bu değere girmeyen giderlerini isteyebilir. İfa imkânsızlığının ortaya çıkmasında işsahibi kusurluysa, yüklenicinin ayrıca tazminat isteme hakkı vardır.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Türk Borçlar Kanunu’nun 485. maddesi, eser sözleşmesine özgü sona erme hallerinden biri olan "işsahibi yüzünden ifanın imkânsızlaşması" kurumunu düzenlemektedir [1]. Eser sözleşmeleri (istisna akdi), iki tarafa karşılıklı borç yükleyen, sinallagmatik nitelikte sözleşmelerdir [2]. Kural olarak bu tür sözleşmelerde ifa, borçlunun (yüklenicinin) sorumlu olmadığı bir sebeple imkânsızlaşırsa, borçlu borcundan kurtulur ancak karşı taraftan (işsahibinden) karşı edimi (ücreti) talep edemez; şayet almışsa sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca iade etmekle yükümlüdür (TBK m. 136) [3], [4]. Hasarın alacaklıya yüklenmesine ilişkin genel hükmün istisnalarından birini teşkil eden TBK m. 485 ise, ifa imkânsızlığının bizzat işsahibi ile ilgili beklenmedik bir olaydan kaynaklandığı halleri kapsayarak, yasa koyucu tarafından özel bir risk (hasar) dağılımı öngörmektedir.

Maddenin birinci fıkrası uyarınca, imkânsızlığın işsahibinin şahsından veya onun risk alanından kaynaklandığı durumlarda yüklenici, o ana kadar ifa etmiş olduğu işin değerini ve bu değere dâhil olmayan zorunlu giderlerini işsahibinden talep edebilmektedir [1]. Bu yönüyle hüküm, eserin tamamlanması ve teslimi riskini (hasarı) kural olarak yükleniciye yükleyen genel sistemden (TBK m. 483) ayrılarak, hakkaniyet gereği riski işsahibine intikal ettirmektedir. Maddenin ikinci fıkrası ise, imkânsızlığın salt bir "beklenmedik hal" boyutunu aşıp işsahibinin "kusuruna" dayandığı ihtimalleri düzenlemekte ve yükleniciye müspet zararlarını (örneğin mahrum kalınan kâr) kapsayacak şekilde ilave bir tazminat talep hakkı tanımaktadır [5].

İsviçre Borçlar Kanunu'ndaki (OR) paralel düzenlemelerle uyumlu olan bu hüküm, sözleşmenin edim dengesinin alacaklı (işsahibi) tarafından bozulması durumunda, yüklenicinin emeğinin ve harcamalarının korunması amacını gütmektedir.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. İfa İmkânsızlığı

İfa imkânsızlığı, edimin yerine getirilmesinin fiilen veya hukuken mümkün olmamasını ifade eder [6]. TBK m. 485 kapsamında ele alınan imkânsızlık, sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan "sonraki imkânsızlık" niteliğindedir [7]. İmkânsızlığın geçici değil, sürekli ve kesin bir nitelik taşıması gerekir. Borcun ifasının objektif veya sübjektif olarak imkânsız hale gelmesi neticesinde, yüklenicinin eseri tamamlama asli edimi hukuken sona erer.

2.2. İşsahibi ile İlgili Beklenmedik Olay

Beklenmedik hâl (cas fortuit), borçlunun işletmesi ve faaliyeti dışında gerçekleşen, kaçınılmaz ve öngörülemez olaylardır [8], [9]. TBK m. 485'in uygulanabilmesi için bu beklenmedik olayın "işsahibinin şahsında" veya doğrudan onun "risk/faaliyet alanında" meydana gelmiş olması elzemdir [10]. Sadece işsahibinin risk alanına dâhil olan imkânsızlık sebepleri bu madde kapsamında değerlendirilebilir [11]. Örneğin işsahibinin ölümü (eğer eserin inşası sıkı sıkıya onun şahsına bağlı bir amaç taşıyorsa), işsahibinin ağır bir hastalığa yakalanması veya işsahibinin mülkiyetindeki arsanın jeolojik olarak inşaata elverişsiz olduğunun sonradan ortaya çıkması (arsanın çökmesi vb.) gibi haller bu kapsama girer.

2.3. Yapılan İşin Değeri ve Giderlerin İadesi

Hüküm uyarınca sözleşme sona erdiğinde tasfiye süreci başlar. Yüklenici, o ana kadar sarf ettiği emeğin ve ifa ettiği imalatın "objektif değerini" talep hakkına sahiptir [1]. Bu değerin içine girmeyen ancak eserin ifası için yapılmış olan kalıp, iskele, özel makine kiralama gibi yan giderler de talep edilebilir. Bu talep, sebepsiz zenginleşme talebinden farklıdır; zira işsahibi zenginleşmemiş olsa dahi (örneğin yapılan temelin arsa çökmesi sonucu tamamen yok olması durumu) yüklenici bu bedeli kanundan doğan özel tasfiye kuralı (TBK m. 485) gereği alacaktır.

2.4. İşsahibinin Kusuru ve Tazminat Talebi

İkinci fıkrada düzenlenen kusur hali, işsahibinin imkânsızlığa salt bir tesadüf ile değil, sözleşmesel özen veya hazırlık yükümlülüklerine aykırı davranarak sebebiyet vermesini ifade eder [5]. İşsahibi, inşaat ruhsatı için gerekli olan vekâletnameyi vermekten imtina ettiğini kesin olarak beyan ederse veya imalat için sağlaması gereken malzemeyi bilerek ve kusuruyla yok ederse, sübjektif kusurlu imkânsızlık gündeme gelir. Bu durumda yüklenicinin, sırf yaptığı masrafları değil, "tam tazminat" niteliğinde olan müspet zararını (işin tamamlanmasıyla elde edeceği net kârı) da talep etme hakkı doğar [12].

3. Sistematik İlişkiler

  • TBK m. 136 (Kusursuz İmkânsızlık ve Hasar): Tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde kusursuz imkânsızlık halinde hasar kural olarak borçludadır ve borçlu karşı edimi talep edemez [3]. TBK m. 485, imkânsızlığın işsahibinin risk alanında doğması durumunda bu kurala bir istisna getirerek hasarı işsahibine yükler [13], [4].
  • TBK m. 483 (Eserin Yok Olması): Eserin teslimden önce beklenmedik olay sonucu yok olması durumunda hasar kural olarak yükleniciye aittir (TBK m. 483/1) [14]. Ancak eserin işsahibince sağlanan arsanın ayıbı sebebiyle yok olması durumunda yüklenici uyarısını yapmışsa TBK m. 483/2 devreye girer [14]. TBK m. 485 ise daha genel anlamda eserin yapımının doğrudan doğruya işsahibinin şahsından doğan sebeplerle tamamen imkânsızlaşmasını düzenler.
  • TBK m. 97 ve 112 (Alacaklı Temerrüdü ve Borca Aykırılık): İşsahibinin kusuruyla ifayı imkânsızlaştırması, aynı zamanda alacaklının ifayı kabule veya hazırlık fiillerine (örneğin ruhsat alımına) iştirak etmemesi anlamına gelir [12]. Bu durum, TBK m. 112 gereğince kusurlu borca aykırılık teşkil eder [15].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtisas daireleri, eser sözleşmesinde imkânsızlık ve işsahibinin risk alanı kavramlarını katı bir biçimde değerlendirmektedir. Yargıtay içtihatlarına göre, bir olayın ifa imkânsızlığı olarak kabul edilebilmesi için, edimin ifasının sadece zorlaşması (aşırı ifa güçlüğü) yeterli değildir; mutlak surette fiili veya hukuki engellerle engellenmiş olması aranır.

İlgili İçtihat İlkesi: Yargıtay'ın yerleşik kararlarında, işsahibi tarafından alınması gereken yapı ruhsatının belediyece imar planı iptali nedeniyle verilmemesi veya arsanın istimlâk edilmesi, "işsahibinin risk alanında doğan objektif/hukuki imkânsızlık" olarak kabul edilmektedir (TBK m. 485/1 uygulaması). Ancak işsahibinin sırf kendi ihmaliyle (örneğin vekâletname vermekten kasten kaçınması) bu duruma yol açtığı ispatlanırsa, Yargıtay, yüklenicinin mahrum kaldığı kâr dâhil tüm müspet zararını talep edebileceğine hükmetmektedir (TBK m. 485/2 uygulaması) [12], [16].

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1: Arsa sahibi (A), özel bir jeolojik yapıya sahip arazisi üzerine otel inşa etmesi için müteahhit (B) ile eser sözleşmesi imzalamıştır. Müteahhit (B) temel kazılarına başlamış ve ciddi miktarda beton dökümü gerçekleştirmiştir. Ancak bir süre sonra, (A)'nın arazisinin tam altından geçen fay hattında meydana gelen radikal bir kayma sebebiyle arazinin yapılaşmaya tamamen uygun olmadığı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı raporuyla kesinleşmiş ve arsada inşaat yapılması hukuken yasaklanmıştır. Hukuki analiz: Somut olayda inşaatın tamamlanması, yüklenici (B)'nin hiçbir kusuru olmaksızın, doğrudan doğruya arsa sahibinin mülkiyetindeki arazinin niteliğinden ve idari karardan doğan bir sebeple (işsahibinin risk alanında) imkânsızlaşmıştır. TBK m. 485/1 hükmü uyarınca müteahhit (B), o ana kadar yaptığı hafriyat ve temel atma işlerinin objektif bedelini ve bu bedele dâhil edilemeyen şantiye kurulumu gibi diğer giderlerini arsa sahibi (A)'dan talep edebilir. Olayda (A)'nın kusuru bulunmadığından müspet zarar (kâr mahrumiyeti) istenemez.

Olay 2: İşsahibi (C), fabrikasındaki kimyasal atıkların temizlenmesi ve arıtma tesisi kurulması için uzman yüklenici (D) ile anlaşmıştır. Tesisin kurulması aşamasında (C), çevresel etki değerlendirme (ÇED) raporunun alınması için yükleniciye sağlaması gereken teknik verileri kasıtlı olarak tahrif ederek vermiş, bu durumun tespiti üzerine ilgili idare fabrikanın faaliyetini tamamen durdurmuş ve arıtma tesisi yapım işi hukuken ve fiilen imkânsızlaşmıştır. Hukuki analiz: İmkânsızlığın ortaya çıkmasında işsahibi (C)'nin kasten veya ihmalen hareket ederek hukuka aykırı belge sunması kusur teşkil etmektedir. TBK m. 485/2 hükmü gereğince, yüklenici (D), sadece yaptığı masrafları ve o ana kadarki işin değerini istemekle kalmaz; işsahibinin kusuru sebebiyle bu sözleşmenin tamamlanamaması yüzünden elde etmekten mahrum kaldığı net kârını da (müspet zarar) tam tazminat prensibi doğrultusunda (C)'den tahsil edebilir [5].

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Eserin tamamlanmasının imkânsızlaştığını, bu durumun işsahibinin şahsı veya risk alanı ile ilgili olduğunu ispat külfeti, alacağını talep eden yüklenicinin üzerindedir (TMK m. 6). Yüklenici ilave olarak TBK m. 485/2'ye dayanarak müspet zarar (kâr kaybı vb.) talep ediyorsa, işsahibinin olaydaki kastını veya ihmalini de (kusurunu) hukuken ispat etmekle yükümlüdür [15], [5].
  • Zamanaşımı / Süreler: İfa imkânsızlığı sebebiyle TBK m. 485'e dayanılarak açılacak tazminat ve alacak (işin bedeli) davaları, kanunda aksine özel bir hüküm bulunmadığından TBK m. 146 uyarınca on yıllık genel zamanaşımı süresine tabidir [17]. Zamanaşımı süresi, imkânsızlığın kesinleştiği ve alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren işlemeye başlar.
  • Görevli/yetkili mahkeme: Taraflar arasındaki uyuşmazlığın niteliğine göre, taraflar tacir niteliği taşıyorsa ve iş ticari işletmeleriyle ilgiliyse görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir. Tüketici işlemi sınırlarına giren bir istisna akdi ise Tüketici Mahkemesi; diğer durumlarda genel yetkili Asliye Hukuk Mahkemeleri görevlidir. Yetkili mahkeme ise HMK genel kuralları uyarınca davalının yerleşim yeri veya sözleşmenin ifa yeri mahkemesidir.
  • Yaygın uygulama hataları: Yüklenicilerin, eserin ifasının salt ham madde fiyatlarındaki fahiş artışlar gibi kendi ekonomik risk alanlarındaki sebeplerle güçleşmesini (aşırı ifa güçlüğü, TBK m. 138), TBK m. 485 kapsamında "imkânsızlık" olarak niteleyerek davalar ikame etmeleri uygulamada çok sık karşılaşılan dogmatik bir hatadır. Edimin ifasının iflas vb. nedenlerle ağırlaşması imkânsızlık değil, olsa olsa uyarlama davasının konusudur [18], [19].

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk hukuk doktrininde (Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz vb.) TBK m. 485 (ve mülga BK m. 371) hükmünün ele alınış biçimi, hasar kuralları ve borca aykırılık rejiminin sistematik sınırları bakımından ciddi tartışmalara zemin hazırlamıştır. Fikret Eren ve Turgut Öz gibi müellifler, "işsahibi ile ilgili beklenmedik olay" kavramının oldukça muğlak olduğunu belirtmekte ve bu risk alanının belirlenmesinde "Kimin hâkimiyet alanında gerçekleşti?" kıstasının özenle tatbik edilmesi gerektiğini savunmaktadırlar [20], [21].

Maddede yer alan "yaptığı işin değerini ve bu değere girmeyen giderlerini isteyebilir" ibaresi, dogmatik bağlamda salt bir sebepsiz zenginleşme temeline mi yoksa sözleşmesel bir denkleştirme hakkına mı dayandığı noktasında öğretide fikir ayrılıkları yaratmaktadır. Klasik görüşe göre sözleşme, imkânsızlık anından itibaren "ex nunc" (ileriye etkili) olarak sona ermekte ve o ana kadar ifa edilen kısım geçerliliğini korumaktadır. Kusur şartına bağlanan ikinci fıkra uygulamasında, işsahibinin kusuru bulunduğu durumlarda talep edilecek "tazminat" kaleminin net olarak müspet zarar (kâr mahrumiyeti dâhil) olduğuna dair kanuni bir açıklık bulunmaması da metinsel bir zafiyet olarak değerlendirilebilir; her ne kadar Yargıtay içtihatları bunu müspet zarar olarak teşmil etse de, İsviçre-Türk eşya ve borçlar hukuku sistematiğinde ifa imkânsızlığının sonuçlarının daha rijit ve kesin sınırlarla çizilmesi gerektiği reform önerileri arasında zikredilmektedir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.