1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 437. maddesi, hizmet sözleşmelerinin dördüncü bölümü olan "Derhâl Fesih" başlığı altında, "Sonuçları" alt başlığının "Haklı sebeple fesihte" kısmında düzenlenmiştir [1]. İlgili norm, taraflardan birinin hizmet sözleşmesini TBK m. 435 uyarınca haklı sebeple derhâl feshetmesi hâlinde [2], bu feshin doğuracağı maddi sonuçları ve tazminat yükümlülüklerini tayin eden temel düzenlemedir.
Madde lafzı incelendiğinde, kanun koyucunun haklı fesih sebeplerini ortaya çıkış kaynağına göre ikili bir ayrıma tabi tuttuğu görülmektedir. Birinci fıkra, haklı fesih sebebinin taraflardan birinin sözleşmeye aykırı davranışından (borca aykırılık) kaynaklandığı durumları düzenlerken; ikinci fıkra, haklı fesih sebebinin tarafların kusuru olmaksızın (objektif imkânsızlık, beklenmeyen hâl vb.) ortaya çıktığı "diğer durumları" ele almaktadır [1]. Bu sistematiğin temel amacı, sözleşmeyi ihlal ederek fesihe sebebiyet veren kusurlu taraf ile, kendi iradesi dışında gelişen olaylar neticesinde fesihe katlanmak zorunda kalan tarafın hukuki sorumluluklarını birbirinden kesin hatlarla ayırmaktır.
[Kaynaklar dışı ek bilgi: Bu düzenleme, mehaz İsviçre Borçlar Kanunu'nun (OR) 337b maddesinden dilimize çevrilerek iktibas edilmiştir. Hem İsviçre hem de Türk hukuk doktrininde (örneğin Fikret Eren, Turgut Öz, Sarper Süzek), bu maddenin sözleşmenin müspet (olumlu) ihlalinden doğan zararların tazminini öngördüğü geniş ölçüde kabul edilmektedir.]
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Sözleşmeye Uymamadan Doğan Haklı Fesih ve "Tamamen Giderme" Yükümlülüğü
Maddenin birinci fıkrasında yer alan "taraflardan birinin sözleşmeye uymaması" ifadesi, geniş anlamda borca aykırılığı ifade eder. Borca aykırılık, hizmet sözleşmesinden doğan asli edim yükümlülüklerinin (iş görme veya ücret ödeme) ihlali olabileceği gibi, sadakat, özen veya işçiyi gözetme gibi yan edim yükümlülüklerinin ihlali şeklinde de ortaya çıkabilir [3, 4]. Haklı feshe sebebiyet veren bu aykırılık, TBK m. 112 anlamında kusurlu bir ihlaldir [5]. "Tamamen gidermekle yükümlüdür" ibaresi ise, fesheden tarafın sadece mevcut anlık zararını değil, sözleşmenin devam etmemesinden (erken sona ermesinden) kaynaklanan mahrum kalınan kâr ve diğer tüm maddi kayıplarının karşılanmasını emretmektedir.
2.2. Hizmet İlişkisine Dayanan Haklar
Birinci fıkrada zikredilen "hizmet ilişkisine dayanan bütün haklar" kavramı, işçinin veya işverenin sözleşme feshedilmeseydi elde edeceği tüm menfaatleri kapsar. İşçi açısından bu; fesih bildirim süresine (ihbar öneline) uyulsaydı alınacak ücretler veya belirli süreli sözleşmelerde bakiye sözleşme süresine ait ücretler, primler ve ikramiyelerdir.
[Kaynaklar dışı ek bilgi: Doktrinde Kemal Oğuzman ve Halûk Nomer gibi yazarlar, buradaki tazminatın "müspet zarar" (ifaya dayalı çıkar) olduğunu belirtirler. Yani taraf, sözleşme hiç yapılmamış olsaydı bulunacağı duruma değil; sözleşme süresine uygun ve eksiksiz ifa edilseydi bulunacağı duruma getirilmelidir.]
2.3. Diğer Durumlarda Hâkimin Takdir Yetkisi
Maddenin ikinci fıkrası, feshin "diğer durumlardan" kaynaklanmasını düzenler. Sözleşmeye aykırılık teşkil etmeyen ancak TBK m. 435 uyarınca "hizmet ilişkisini sürdürmesi beklenemeyen bütün durum ve koşullar" (örneğin işçinin veya işverenin ağır ve sürekli hastalığa yakalanması, işyerinin yangın, sel gibi mücbir sebeplerle kullanılamaz hâle gelmesi) bu kapsama girer. Bu gibi hâllerde bir tarafın kusurundan bahsedilemeyeceğinden, zararın tamamen giderilmesi hakkaniyete aykırı olacaktır. Bu nedenle kanun koyucu, hâkime Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 4 [6] uyarınca geniş bir takdir yetkisi vererek, feshin maddi sonuçlarını "serbestçe" değerlendirmesini öngörmüştür [1].
3. Sistematik İlişkiler
- TBK m. 435 (Haklı Sebepler): TBK m. 437'nin uygulanabilmesinin ön şartı, ortada TBK m. 435 anlamında geçerli bir haklı fesih sebebinin bulunmasıdır. Sözleşmeyi fesheden taraf için dürüstlük kurallarına göre ilişkinin sürdürülmesinin beklenemez olması şartı aranır [2].
- TBK m. 438 (Haklı Sebebe Dayanmayan Fesih): TBK m. 437 haklı feshin sonuçlarını düzenlerken, m. 438 haksız feshin sonuçlarını (örneğin bakiye süre ücreti ve altı aya kadar ek tazminat) düzenler [7]. Bu iki madde birbirinin zıddı senaryolara uygulanır.
- TBK m. 112 ve 114 (Borca Aykırılık): Sözleşmeye uymama hâlinde ödenecek zararın tayininde, borçlar hukukunun genel sorumluluk normları olan TBK m. 112 vd. kıyasen veya tamamlayıcı olarak uygulama alanı bulur [3]. İşçi veya işverenin kusursuzluğunu ispat edemediği durumlarda tam tazminat yükümlülüğü doğar.
- TMK m. 4 (Hâkimin Takdir Yetkisi): TBK m. 437/2'de belirtilen hâkimin "serbestçe değerlendirme" yetkisi, kaynağını ve sınırlarını doğrudan TMK m. 4'teki "hukuka ve hakkaniyete göre karar verme" ilkesinden alır [1, 6].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili (özellikle 9. ve 22.) Hukuk Dairelerinin yerleşik içtihatlarına göre, haklı sebeple feshe yol açan eylemlerin değerlendirilmesinde maddi zararın tam olarak ispatı ve nedensellik bağının varlığı kesinlikle aranır. Yargıtay kararlarında, işçinin veya işverenin sözleşmeyi haklı nedenle feshetmesi durumunda, feshe neden olan tarafın ödemesi gereken tazminatın hesabında, eğer fesih bir borca aykırılık neticesinde gerçekleşmişse, ifa edilmeyen bakiye sürenin (veya ihbar süresinin) karşılığı olan maddi zararın hesaplanması gerektiği vurgulanmaktadır (Örn. YİBK Kararları, T: 24.06.1959, E: 31, K: 26 gibi kararlarda geçmişe dayanan köklü bir bakiye süre ücreti hesaplama prensibi yatmaktadır) [8, 9].
Öte yandan, işçinin özen borcuna (TBK m. 400) aykırı davranarak işverene zarar vermesi hâlinde, işverenin hem sözleşmeyi haklı nedenle feshedebileceği hem de uğradığı fiili zararı (makine hasarı vb.) ve mahrum kalınan kârı TBK m. 437 kapsamında talep edebileceği içtihatlarda istikrar kazanmıştır [4, 10].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Sözleşmeye Aykırılıktan Doğan Fesih):
Bir kimya fabrikasında başmühendis olarak çalışan (A), iş sağlığı ve güvenliği kurallarını kasten ihlal ederek işyerinde yangın çıkmasına ve büyük bir maddi hasara sebebiyet vermiştir (İşçinin özen borcuna ve sadakat borcuna aykırılık). İşveren (B), hizmet sözleşmesini derhâl ve haklı sebeple feshetmiştir.
Hukuki Analiz: Ortada taraflardan birinin (işçi A'nın) sözleşmeye uymamasından doğan bir haklı fesih sebebi vardır. TBK m. 437/1 uyarınca işçi (A), sebep olduğu tüm doğrudan zararları (yangın hasarı vb.) ve sözleşmenin aniden sona ermesi nedeniyle işveren (B)'nin "hizmet ilişkisine dayanan bütün haklarını" (örneğin üretimin durması nedeniyle yoksun kalınan kâr/müspet zarar) tamamen gidermekle yükümlüdür. İşveren, TBK m. 112 çerçevesinde kusur karinesinden faydalanarak bu zararı talep edecektir.
Olay 2 (Kusursuz / Diğer Durumlara Dayalı Fesih):
Özel bir şirkette uzun yıllardır genel müdür olarak görev yapan (C), geçirdiği ağır bir beyin kanaması neticesinde yatağa bağımlı hâle gelmiş ve fiilen işini yapması kalıcı olarak imkânsızlaşmıştır. İşveren (D), ilişkinin sürdürülemez hâle gelmesi nedeniyle sözleşmeyi derhâl haklı sebeple feshetmiştir.
Hukuki Analiz: Burada işçi (C)'nin sözleşmeye aykırı bir davranışı veya kusuru bulunmamaktadır; objektif olarak işgörme ediminin imkânsızlaşması (diğer durum) söz konusudur. Bu durumda TBK m. 437/2 devreye girer. Hâkim, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını, olayın vehametini ve TMK m. 4 gereği hakkaniyet ilkesini dikkate alarak feshin maddi sonuçlarını serbestçe takdir eder. İşçinin hiçbir tazminat ödememesine karar verebileceği gibi, taraflar arasında dürüstlük kuralı çerçevesinde adil bir risk paylaştırması yapabilir.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat Yükü: Feshe dayanak olan haklı sebebi (sözleşmeye aykırılığı) ve bu nedenle uğradığı zararın miktarını ispat külfeti, iddia eden tarafa (davacıy) aittir (TBK m. 50/1). Karşı taraf ise (borçlu), kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat ederek tazminat borcundan kurtulabilir (TBK m. 112) [5].
- Zamanaşımı / Süreler: Sözleşmeye aykırılıktan doğan bu tür tazminat talepleri, ayrı bir düzenleme olmadığı sürece, TBK m. 146 uyarınca 10 yıllık genel zamanaşımı süresine tabidir [11-13].
- Görevli/Yetkili Mahkeme: Uyuşmazlığın tarafları işçi ve işveren statüsünde ise (İş Kanunu kapsamına girsin veya girmesin, 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m. 5 uyarınca) uyuşmazlığın çözüm yeri görevli İş Mahkemeleridir [14].
- Yaygın Uygulama Hataları: Uygulamada sıklıkla TBK m. 437 (haklı nedenle fesih tazminatı) ile TBK m. 438 (haklı sebebe dayanmayan haksız fesih tazminatı) birbirine karıştırılmaktadır. Birinde feshedenin haklı çıkıp karşı taraftan tazminat istemesi söz konusu iken; diğerinde feshedenin haksız çıkıp karşı tarafa bakiye süre ücretini ödemesi düzenlenmektedir.
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde TBK m. 437'nin kaleme alınış biçimi yapısal bazı eleştirilere tabi tutulmaktadır. Özellikle birinci fıkrada yer alan "hizmet ilişkisine dayanan bütün haklar göz önünde tutularak" ibaresi, soyut ve sınırları belirsiz bir ifadedir. Kanun koyucunun burada "müspet zarar" kavramını açıkça zikretmemesi, yargılamalar sırasında tazminat sınırının belirlenmesinde tereddütlere yol açabilmektedir.
[Kaynaklar dışı ek bilgi: Fikret Eren ve Sarper Süzek gibi otoriteler, sözleşmenin haklı nedenle feshi üzerine talep edilecek zararın, doktrindeki "İkame (Sübjektif) Teori" ve "Fark (Objektif) Teorisi" tartışmalarında olduğu gibi müspet zarar çerçevesinde sınırlandırılması gerektiğini belirtmektedir. Zira haklı fesheden taraf, sözleşmeyi bozucu yenilik doğuran bir hak ile sona erdirmekte ise de kanun koyucunun ona "sözleşme devam etseydi kavuşacağı durum" (müspet zarar) garantisini özel bir kanun hükmü ile verdiğini kabul etmek metodolojik olarak en tutarlı yaklaşımdır.]
Ayrıca ikinci fıkrada yer alan hâkimin takdir yetkisi son derece isabetli bir düzenleme olmakla birlikte; kusursuz feshin "diğer durumları" uygulamasında hâkimlerin çoğu zaman asgari objektif kriterlerden yoksun kalarak birbirinden tamamen zıt nitelikte hakkaniyet indirimleri veya tazminat reddi kararları verebildiği görülmektedir. Bu hususta Yargıtay'ın içtihatları birleştirme mekanizmalarını daha aktif işleterek "diğer durumlara" ilişkin somut ve çerçeveleyici ilkeler koyması, hukuki öngörülebilirlik ilkesi bakımından zorunluluk arz etmektedir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 437. maddesi, hizmet sözleşmelerinin dördüncü bölümü olan "Derhâl Fesih" başlığı altında, "Sonuçları" alt başlığının "Haklı sebeple fesihte" kısmında düzenlenmiştir [1]. İlgili norm, taraflardan birinin hizmet sözleşmesini TBK m. 435 uyarınca haklı sebeple derhâl feshetmesi hâlinde [2], bu feshin doğuracağı maddi sonuçları ve tazminat yükümlülüklerini tayin eden temel düzenlemedir.
Madde lafzı incelendiğinde, kanun koyucunun haklı fesih sebeplerini ortaya çıkış kaynağına göre ikili bir ayrıma tabi tuttuğu görülmektedir. Birinci fıkra, haklı fesih sebebinin taraflardan birinin sözleşmeye aykırı davranışından (borca aykırılık) kaynaklandığı durumları düzenlerken; ikinci fıkra, haklı fesih sebebinin tarafların kusuru olmaksızın (objektif imkânsızlık, beklenmeyen hâl vb.) ortaya çıktığı "diğer durumları" ele almaktadır [1]. Bu sistematiğin temel amacı, sözleşmeyi ihlal ederek fesihe sebebiyet veren kusurlu taraf ile, kendi iradesi dışında gelişen olaylar neticesinde fesihe katlanmak zorunda kalan tarafın hukuki sorumluluklarını birbirinden kesin hatlarla ayırmaktır.
[Kaynaklar dışı ek bilgi: Bu düzenleme, mehaz İsviçre Borçlar Kanunu'nun (OR) 337b maddesinden dilimize çevrilerek iktibas edilmiştir. Hem İsviçre hem de Türk hukuk doktrininde (örneğin Fikret Eren, Turgut Öz, Sarper Süzek), bu maddenin sözleşmenin müspet (olumlu) ihlalinden doğan zararların tazminini öngördüğü geniş ölçüde kabul edilmektedir.]
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Sözleşmeye Uymamadan Doğan Haklı Fesih ve "Tamamen Giderme" Yükümlülüğü
Maddenin birinci fıkrasında yer alan "taraflardan birinin sözleşmeye uymaması" ifadesi, geniş anlamda borca aykırılığı ifade eder. Borca aykırılık, hizmet sözleşmesinden doğan asli edim yükümlülüklerinin (iş görme veya ücret ödeme) ihlali olabileceği gibi, sadakat, özen veya işçiyi gözetme gibi yan edim yükümlülüklerinin ihlali şeklinde de ortaya çıkabilir [3, 4]. Haklı feshe sebebiyet veren bu aykırılık, TBK m. 112 anlamında kusurlu bir ihlaldir [5]. "Tamamen gidermekle yükümlüdür" ibaresi ise, fesheden tarafın sadece mevcut anlık zararını değil, sözleşmenin devam etmemesinden (erken sona ermesinden) kaynaklanan mahrum kalınan kâr ve diğer tüm maddi kayıplarının karşılanmasını emretmektedir.
2.2. Hizmet İlişkisine Dayanan Haklar
Birinci fıkrada zikredilen "hizmet ilişkisine dayanan bütün haklar" kavramı, işçinin veya işverenin sözleşme feshedilmeseydi elde edeceği tüm menfaatleri kapsar. İşçi açısından bu; fesih bildirim süresine (ihbar öneline) uyulsaydı alınacak ücretler veya belirli süreli sözleşmelerde bakiye sözleşme süresine ait ücretler, primler ve ikramiyelerdir.
[Kaynaklar dışı ek bilgi: Doktrinde Kemal Oğuzman ve Halûk Nomer gibi yazarlar, buradaki tazminatın "müspet zarar" (ifaya dayalı çıkar) olduğunu belirtirler. Yani taraf, sözleşme hiç yapılmamış olsaydı bulunacağı duruma değil; sözleşme süresine uygun ve eksiksiz ifa edilseydi bulunacağı duruma getirilmelidir.]
2.3. Diğer Durumlarda Hâkimin Takdir Yetkisi
Maddenin ikinci fıkrası, feshin "diğer durumlardan" kaynaklanmasını düzenler. Sözleşmeye aykırılık teşkil etmeyen ancak TBK m. 435 uyarınca "hizmet ilişkisini sürdürmesi beklenemeyen bütün durum ve koşullar" (örneğin işçinin veya işverenin ağır ve sürekli hastalığa yakalanması, işyerinin yangın, sel gibi mücbir sebeplerle kullanılamaz hâle gelmesi) bu kapsama girer. Bu gibi hâllerde bir tarafın kusurundan bahsedilemeyeceğinden, zararın tamamen giderilmesi hakkaniyete aykırı olacaktır. Bu nedenle kanun koyucu, hâkime Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 4 [6] uyarınca geniş bir takdir yetkisi vererek, feshin maddi sonuçlarını "serbestçe" değerlendirmesini öngörmüştür [1].
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili (özellikle 9. ve 22.) Hukuk Dairelerinin yerleşik içtihatlarına göre, haklı sebeple feshe yol açan eylemlerin değerlendirilmesinde maddi zararın tam olarak ispatı ve nedensellik bağının varlığı kesinlikle aranır. Yargıtay kararlarında, işçinin veya işverenin sözleşmeyi haklı nedenle feshetmesi durumunda, feshe neden olan tarafın ödemesi gereken tazminatın hesabında, eğer fesih bir borca aykırılık neticesinde gerçekleşmişse, ifa edilmeyen bakiye sürenin (veya ihbar süresinin) karşılığı olan maddi zararın hesaplanması gerektiği vurgulanmaktadır (Örn. YİBK Kararları, T: 24.06.1959, E: 31, K: 26 gibi kararlarda geçmişe dayanan köklü bir bakiye süre ücreti hesaplama prensibi yatmaktadır) [8, 9].
Öte yandan, işçinin özen borcuna (TBK m. 400) aykırı davranarak işverene zarar vermesi hâlinde, işverenin hem sözleşmeyi haklı nedenle feshedebileceği hem de uğradığı fiili zararı (makine hasarı vb.) ve mahrum kalınan kârı TBK m. 437 kapsamında talep edebileceği içtihatlarda istikrar kazanmıştır [4, 10].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Sözleşmeye Aykırılıktan Doğan Fesih): Bir kimya fabrikasında başmühendis olarak çalışan (A), iş sağlığı ve güvenliği kurallarını kasten ihlal ederek işyerinde yangın çıkmasına ve büyük bir maddi hasara sebebiyet vermiştir (İşçinin özen borcuna ve sadakat borcuna aykırılık). İşveren (B), hizmet sözleşmesini derhâl ve haklı sebeple feshetmiştir. Hukuki Analiz: Ortada taraflardan birinin (işçi A'nın) sözleşmeye uymamasından doğan bir haklı fesih sebebi vardır. TBK m. 437/1 uyarınca işçi (A), sebep olduğu tüm doğrudan zararları (yangın hasarı vb.) ve sözleşmenin aniden sona ermesi nedeniyle işveren (B)'nin "hizmet ilişkisine dayanan bütün haklarını" (örneğin üretimin durması nedeniyle yoksun kalınan kâr/müspet zarar) tamamen gidermekle yükümlüdür. İşveren, TBK m. 112 çerçevesinde kusur karinesinden faydalanarak bu zararı talep edecektir.
Olay 2 (Kusursuz / Diğer Durumlara Dayalı Fesih): Özel bir şirkette uzun yıllardır genel müdür olarak görev yapan (C), geçirdiği ağır bir beyin kanaması neticesinde yatağa bağımlı hâle gelmiş ve fiilen işini yapması kalıcı olarak imkânsızlaşmıştır. İşveren (D), ilişkinin sürdürülemez hâle gelmesi nedeniyle sözleşmeyi derhâl haklı sebeple feshetmiştir. Hukuki Analiz: Burada işçi (C)'nin sözleşmeye aykırı bir davranışı veya kusuru bulunmamaktadır; objektif olarak işgörme ediminin imkânsızlaşması (diğer durum) söz konusudur. Bu durumda TBK m. 437/2 devreye girer. Hâkim, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını, olayın vehametini ve TMK m. 4 gereği hakkaniyet ilkesini dikkate alarak feshin maddi sonuçlarını serbestçe takdir eder. İşçinin hiçbir tazminat ödememesine karar verebileceği gibi, taraflar arasında dürüstlük kuralı çerçevesinde adil bir risk paylaştırması yapabilir.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde TBK m. 437'nin kaleme alınış biçimi yapısal bazı eleştirilere tabi tutulmaktadır. Özellikle birinci fıkrada yer alan "hizmet ilişkisine dayanan bütün haklar göz önünde tutularak" ibaresi, soyut ve sınırları belirsiz bir ifadedir. Kanun koyucunun burada "müspet zarar" kavramını açıkça zikretmemesi, yargılamalar sırasında tazminat sınırının belirlenmesinde tereddütlere yol açabilmektedir.
[Kaynaklar dışı ek bilgi: Fikret Eren ve Sarper Süzek gibi otoriteler, sözleşmenin haklı nedenle feshi üzerine talep edilecek zararın, doktrindeki "İkame (Sübjektif) Teori" ve "Fark (Objektif) Teorisi" tartışmalarında olduğu gibi müspet zarar çerçevesinde sınırlandırılması gerektiğini belirtmektedir. Zira haklı fesheden taraf, sözleşmeyi bozucu yenilik doğuran bir hak ile sona erdirmekte ise de kanun koyucunun ona "sözleşme devam etseydi kavuşacağı durum" (müspet zarar) garantisini özel bir kanun hükmü ile verdiğini kabul etmek metodolojik olarak en tutarlı yaklaşımdır.]
Ayrıca ikinci fıkrada yer alan hâkimin takdir yetkisi son derece isabetli bir düzenleme olmakla birlikte; kusursuz feshin "diğer durumları" uygulamasında hâkimlerin çoğu zaman asgari objektif kriterlerden yoksun kalarak birbirinden tamamen zıt nitelikte hakkaniyet indirimleri veya tazminat reddi kararları verebildiği görülmektedir. Bu hususta Yargıtay'ın içtihatları birleştirme mekanizmalarını daha aktif işleterek "diğer durumlara" ilişkin somut ve çerçeveleyici ilkeler koyması, hukuki öngörülebilirlik ilkesi bakımından zorunluluk arz etmektedir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.