1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) İkinci Kısmında, Özel Borç İlişkileri başlığı altında düzenlenen "Ödünç Sözleşmeleri" ana kategorisi, kendi içerisinde "Kullanım Ödüncü" (Ariyet) ve "Tüketim Ödüncü" (Karz) olmak üzere iki alt ayrıma tabi tutulmuştur. İnceleme konumuz olan TBK m. 382 hükmü, kullanım ödüncü sözleşmesine ilişkin yasal çerçevenin (TBK m. 379-385) "Hükümleri" kenar başlıklı alt bölümünde yer almaktadır [1].
Kullanım ödüncü sözleşmesi, ödünç verenin bir şeyin karşılıksız olarak kullanılmasını ödünç alana bırakmayı ve ödünç alanın da o şeyi kullandıktan sonra geri vermeyi üstlendiği sözleşmedir [1]. Bu sözleşme türünün en belirgin özelliği, ivazsız (karşılıksız) olması ve ödünç alanın sözleşme konusu eşyanın mülkiyetini değil, yalnızca kullanım hakkını elde etmesidir. Roma hukukundaki kökeni itibarıyla commodatum olarak adlandırılan bu sözleşmede [2], karşılıksız bir yarar sağlayan ödünç verenin (kıymet verenin) hukuki durumunun korunması esastır [3].
TBK m. 382 hükmü, "Bir şeyi birlikte ödünç alanlar, ondan müteselsilen sorumlu olurlar" amir hükmüyle, kullanım ödüncünde birden fazla ödünç alanın bulunması halinde kanundan doğan bir müteselsil sorumluluk hali tesis etmiştir [1], [4]. Borçlar hukukumuzda kural olarak borçlular arasında teselsül karinesi bulunmamaktadır; teselsülün doğabilmesi için ya tarafların açık irade beyanı (sözleşme) ya da açık bir kanun hükmü gerekmektedir (TBK m. 162) [5]. TBK m. 382, ivazsız bir kazandırma niteliği taşıyan bu sözleşmede ödünç verenin riskini minimize etmek gayesiyle, doğrudan doğruya kanuni bir müteselsil borçluluk hali ihdas etmiştir. Bu düzenleme, ödünç verenin, eşyanın iadesi veya uğradığı zararın tazmini için birlikte ödünç alanların her birine borcun tamamı için başvurabilmesine hukuki zemin hazırlar.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Birlikte Ödünç Alma (Aktif Çokluk)
"Birlikte ödünç alma", aynı sözleşme ilişkisinde, ödünç alan tarafında (borçlu safında) birden fazla gerçek veya tüzel kişinin bulunması durumunu ifade eder. Sözleşmenin kurulması anında, birden fazla kişinin ortak bir kullanım gayesiyle eşyayı teslim almaları veya eşyanın kullanımı üzerinde birlikte fiili hakimiyet (zilyetlik) kurmaları şarttır. Burada dikkat edilmesi gereken husus, eşyanın ödünç alanlardan biri tarafından teslim alınmasından sonra, onun kendi inisiyatifiyle eşyayı bir başkasına kullandırması halinin "birlikte ödünç alma" olarak nitelendirilemeyeceğidir. Zira TBK m. 380/2 uyarınca "Ödünç alan, ödünç konusunu başkasına kullandıramaz" [1]. Birlikte ödünç alma, ancak en baştan itibaren ödünç verenin rızasıyla kurulan çok taraflı bir borçlu sıfatını gerektirir.
2.2. Müteselsil Sorumluluk
Borçlar hukukunda müteselsil sorumluluk, alacaklının ifayı borçluların tümünden veya birinden talep edebildiği ve borçlulardan birinin ifasıyla diğerlerinin de alacaklıya karşı borçtan kurtulduğu (ancak iç ilişkide rücu hakkının saklı kaldığı) bir borçluluk türüdür. TBK m. 382'de yer alan müteselsil sorumluluk, ödünç konusunun olağan ve özenli kullanımına (TBK m. 380), zamanında ve aynen iadesine (TBK m. 383, 384) ve bu yükümlülüklerin ihlalinden doğacak zarar ziyanın tazminine ilişkindir [1], [6]. Ödünç veren, eşyanın iadesini veya eşyada meydana gelen zararın tazminini, birlikte ödünç alanlardan mali durumu en elverişli olana (dilediğine) karşı tam miktar üzerinden yöneltebilir. Birlikte ödünç alan, "kendi payım oranında sorumluyum" veya "bölme def'i" gibi itirazlarda bulunamaz [7].
3. Sistematik İlişkiler
- TBK m. 162 (Müteselsil Borçluluk) ile İlişkisi: TBK m. 162 uyarınca, "Birden çok borçludan her biri, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirirse, müteselsil borçluluk doğar. Böyle bir bildirim yoksa müteselsil borçluluk ancak kanunun öngördüğü hâllerde doğar" [5]. TBK m. 382, işte bu ikinci cümlenin somutlaşmış bir tezahürüdür; yani taraflar sözleşmede özel olarak kararlaştırmasalar dahi kanun hükmü gereği müteselsil borçluluk doğar.
- TBK m. 386 vd. (Tüketim Ödüncü) ile Karşılaştırmalı Analizi: Sistematik açıdan en kritik ilişki, tüketim ödüncü (karz) ile kullanım ödüncü (ariyet) arasındaki normatif farkta yatmaktadır. Tüketim ödüncü sözleşmesinde, misli eşya veya paranın mülkiyeti ödünç alana geçmekte ve iade borcu aynı neviden eşya ile sağlanmaktadır [8], [9]. Türk Borçlar Kanunu'nda, tüketim ödüncünde birden fazla ödünç alanın bulunması ihtimaline yönelik kanuni bir müteselsil sorumluluk hükmü (TBK m. 386-392 arasında) bulunmamaktadır [5], [10]. Doktrinde de haklı olarak vurgulandığı üzere, tüketim ödüncünde TBK m. 162'deki genel kural gereği kural olarak müteselsil borçluluktan söz edilemeyecekken; kullanım ödüncünde ve misli şeylerin birlikte saklanması sözleşmelerinde (TBK m. 567) kanuni teselsül mevcuttur [11], [12], [13].
- TBK m. 380 (Ödünç Alanın Kullanım Hakkı Sınırları) ile İlişkisi: TBK m. 380, ödünç alanın eşyayı sadece sözleşmede kararlaştırılan amaca uygun kullanabileceğini, aksi halde beklenmedik hallerden dahi sorumlu olacağını amirdir [1]. Birden fazla kişinin eşyayı ödünç alması durumunda, içlerinden birinin sözleşmeye aykırı kullanımı sebebiyle eşya zarara uğrarsa, TBK m. 382 gereğince bu kusurlu davranışın riskini tüm ödünç alanlar müteselsilen taşır.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay kararlarında, kullanım ödüncü sözleşmelerinin doğası gereği ivazsız ve bir itimat ilişkisi olmasından hareketle, ödünç verenin haklarının geniş yorumlandığı görülmektedir. Müteselsil sorumluluğa ilişkin uyuşmazlıklarda Yargıtay (özellikle mülga 818 sayılı BK m. 301 dönemi ve yeni TBK m. 382 uygulamalarında), alacaklının (ödünç verenin) borçlular arasında seçim yapma hakkını mutlak olarak tanır. Yargıtay içtihatlarında, ödünç konusu bir aracın birden fazla kişi tarafından birlikte tatil maksadıyla bedelsiz olarak teslim alınması ve akabinde kaza sonucu aracın pert olması durumunda, aracı kullanan dışındaki diğer zilyetlerin de hasardan kanuni teselsül gereği tam ve müteselsil olarak sorumlu olduğuna hükmedilmiştir. Burada Yargıtay, ödünç veren açısından haksız fiil (TBK m. 49) ile sözleşmeye aykırılık (TBK m. 112) hükümlerinin yarışması prensibini dikkate almakta ve doğrudan TBK m. 382'ye dayanan akdi müteselsil sorumluluğun, ispat kolaylığı açısından (kusur karinesi) alacaklı lehine sonuç doğuracağını belirtmektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1:
A (ödünç veren), mülkiyeti kendisine ait olan yüksek maliyetli profesyonel bir tarım makinesini, aynı köyde çiftçilik yapan B ve C'ye (birlikte ödünç alanlar), hasat döneminde tarlalarını sürmeleri için bir aylığına ücretsiz olarak verir. Hasat esnasında C'nin kullanım hatası (kullanım talimatlarına uymama) sebebiyle makinenin motoru geri dönülmez şekilde arızalanır. A, doğan 150.000 TL'lik zararın tamamının tazmini için doğrudan B'ye karşı dava açar.
Hukuki analiz: TBK m. 382 hükmü uyarınca, eşyayı birlikte ödünç alan B ve C, eşyanın usulüne uygun kullanılması ve iadesi hususunda müteselsilen sorumludurlar [1], [4]. Zararın münhasıran C'nin kusurlu hareketinden doğmuş olması, dış ilişkide (A'ya karşı) B'nin müteselsil sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. A, dilediği takdirde zararın tamamını makineyi o an bizzat kullanmayan B'den tahsil edebilir. B, ödemeyi yaptıktan sonra, iç ilişkide TBK m. 167 (müteselsil borçlular arası rücu) genel hükümleri çerçevesinde asıl kusurlu olan C'ye rücu edecektir [14].
Olay 2:
X ve Y adlı iki üniversite öğrencisi, ortak bitirme projeleri için yapacakları sunumda kullanmak maksadıyla Z'den bir adet yüksek çözünürlüklü projeksiyon cihazını ariyet olarak (kullanım ödüncü sözleşmesiyle) alırlar. Sözleşmede iade tarihi 15 Mayıs olarak belirlenmiştir. Cihaz, 14 Mayıs gecesi X ve Y'nin ikamet ettiği öğrenci evinden, her ikisinin de açık bıraktığı pencereden giren bir şahıs tarafından çalınır.
Hukuki analiz: Sözleşmenin konusu bir parça borcudur ve mülkiyet Z'dedir. X ve Y'nin olağan koruma özenini göstermemesi (açık pencere), TBK m. 112 uyarınca kusur teşkil eder. Z, projeksiyon cihazının bedelini TBK m. 382 uyarınca her ikisinden müteselsilen talep edebilir. Kullanım ödüncünde hırsızlık vakıasının bir mücbir sebep (force majeure) olarak kabul edilip edilmeyeceği öğretide tartışılsa da, somut olayda illiyet bağını kesecek şiddette bir kaçınılmazlık değil, aksine borçluların ağır veya hafif ihmali söz konusu olduğundan, müteselsil tazmin borcu doğar [3], [15].
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat Yükü: Ödünç veren taraf, eşyanın "birlikte" ödünç alındığını, yani sözleşmenin karşı tarafında her iki (veya daha fazla) kişinin ortak iradesi bulunduğunu ispatla mükelleftir (TBK m. 6 uyarınca) [16]. Buna mukabil, zarardan kurtulmak isteyen birlikte ödünç alanlar, eşyayı sağlam ve usulüne uygun iade ettiklerini veya zararın doğmasında kendilerine hiçbir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmelidir (TBK m. 112, TBK m. 380) [4].
- Zamanaşımı / Süreler: Kullanım ödüncü sözleşmesinden doğan eşyayı iade veya zarar tazmin borçlarına ilişkin davalar, sözleşmeye aykırılığa dayandığı için TBK m. 146 gereğince on (10) yıllık genel zamanaşımı süresine tabidir. Süre, sözleşmenin sona erdiği (iadenin muaccel olduğu) tarihten (TBK m. 383, 384) itibaren işlemeye başlar [6].
- Görevli/yetkili mahkeme: Uyuşmazlığın temelinde ivazsız bir kullanım ödüncü bulunduğu için, ticari bir iş niteliği taşımadığı sürece uyuşmazlıkların çözümünde genel mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemeleri görevlidir. Yetkili mahkeme ise HMK genel yetki kurallarına göre davalılardan birinin yerleşim yeri veya ifa yeri (eşyanın iade edileceği yer) mahkemesidir.
- Yaygın uygulama hataları: Mahkemeler veya vekiller tarafından sıklıkla yapılan bir hata, kullanım ödüncü ile tüketim ödüncünün (karz) niteliklerinin birbirine karıştırılmasıdır. Tüketim ödüncü sözleşmesinde birden fazla borçlunun bulunması halinde, karine olarak paylı borçluluk söz konusuyken; yanlışlıkla TBK m. 382'nin (veya mülga BK'daki karşılığının) bu sözleşmelere kıyasen tatbik edilmesi ağır hukuki hatalara sebebiyet vermektedir [5], [13]. Müteselsil sorumluluk münhasıran "kullanım ödüncüne" ait normatif bir sonuçtur.
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde ve mukayeseli hukukta (örneğin İsviçre Borçlar Kanunu OR m. 308) TBK m. 382 hükmünün varlık sebebi, ivazsız karakter taşıyan bu sözleşmenin doğasından temellenir. Ödünç veren, kendi malvarlığı değerini sırf bir iyilik, nezaket veya dostane ilişki kapsamında bedelsiz olarak karşı taraflara kullandırmaktadır [2], [17]. Bu fedakarlığın karşısında, kanun koyucunun ödünç verenin haklarını güvence altına almak maksadıyla, teselsül kuralını emredici (veya en azından kanuni yedek norm) olarak getirmesi adalet felsefesiyle ve hakkaniyetle tam bir uyum içerisindedir.
Ancak, madde lafzının "Bir şeyi birlikte ödünç alanlar..." şeklinde geniş bırakılması, uygulamada zilyetliğin fiili devri ile sözleşmesel iradenin çakışmadığı anlarda tespit zorlukları doğurmaktadır. Bir eşyayı sadece bir kişi talep edip teslim aldıktan sonra, fiilen eşini veya arkadaşını bu eşyanın kullanımına dahil etmesi durumu "birlikte ödünç alma" olarak yorumlanmamalıdır. Doktrinde (örneğin Fikret Eren, Kemal Oğuzman ve Turgut Öz gibi otoritelerin sistematiğinden çıkarılacak genel borçlar hukuku prensipleri doğrultusunda), sözleşmenin sübjektif esaslı unsurlarında baştan itibaren bir irade uyuşmasının (konsensüs) bulunması gerektiği kabul edilir [18], [19]. Aksi takdirde, haksız zilyet veya alt-kullanıcı durumunda olan kişilerin doğrudan akdi teselsül içine çekilmesi sözleşmelerin nispiliği ilkesine aykırılık teşkil eder. Bu tür durumlarda haksız fiil veya vekaletsiz iş görme hükümlerinin devreye girmesi dogmatik açıdan çok daha tutarlı olacaktır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) İkinci Kısmında, Özel Borç İlişkileri başlığı altında düzenlenen "Ödünç Sözleşmeleri" ana kategorisi, kendi içerisinde "Kullanım Ödüncü" (Ariyet) ve "Tüketim Ödüncü" (Karz) olmak üzere iki alt ayrıma tabi tutulmuştur. İnceleme konumuz olan TBK m. 382 hükmü, kullanım ödüncü sözleşmesine ilişkin yasal çerçevenin (TBK m. 379-385) "Hükümleri" kenar başlıklı alt bölümünde yer almaktadır [1].
Kullanım ödüncü sözleşmesi, ödünç verenin bir şeyin karşılıksız olarak kullanılmasını ödünç alana bırakmayı ve ödünç alanın da o şeyi kullandıktan sonra geri vermeyi üstlendiği sözleşmedir [1]. Bu sözleşme türünün en belirgin özelliği, ivazsız (karşılıksız) olması ve ödünç alanın sözleşme konusu eşyanın mülkiyetini değil, yalnızca kullanım hakkını elde etmesidir. Roma hukukundaki kökeni itibarıyla commodatum olarak adlandırılan bu sözleşmede [2], karşılıksız bir yarar sağlayan ödünç verenin (kıymet verenin) hukuki durumunun korunması esastır [3].
TBK m. 382 hükmü, "Bir şeyi birlikte ödünç alanlar, ondan müteselsilen sorumlu olurlar" amir hükmüyle, kullanım ödüncünde birden fazla ödünç alanın bulunması halinde kanundan doğan bir müteselsil sorumluluk hali tesis etmiştir [1], [4]. Borçlar hukukumuzda kural olarak borçlular arasında teselsül karinesi bulunmamaktadır; teselsülün doğabilmesi için ya tarafların açık irade beyanı (sözleşme) ya da açık bir kanun hükmü gerekmektedir (TBK m. 162) [5]. TBK m. 382, ivazsız bir kazandırma niteliği taşıyan bu sözleşmede ödünç verenin riskini minimize etmek gayesiyle, doğrudan doğruya kanuni bir müteselsil borçluluk hali ihdas etmiştir. Bu düzenleme, ödünç verenin, eşyanın iadesi veya uğradığı zararın tazmini için birlikte ödünç alanların her birine borcun tamamı için başvurabilmesine hukuki zemin hazırlar.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Birlikte Ödünç Alma (Aktif Çokluk)
"Birlikte ödünç alma", aynı sözleşme ilişkisinde, ödünç alan tarafında (borçlu safında) birden fazla gerçek veya tüzel kişinin bulunması durumunu ifade eder. Sözleşmenin kurulması anında, birden fazla kişinin ortak bir kullanım gayesiyle eşyayı teslim almaları veya eşyanın kullanımı üzerinde birlikte fiili hakimiyet (zilyetlik) kurmaları şarttır. Burada dikkat edilmesi gereken husus, eşyanın ödünç alanlardan biri tarafından teslim alınmasından sonra, onun kendi inisiyatifiyle eşyayı bir başkasına kullandırması halinin "birlikte ödünç alma" olarak nitelendirilemeyeceğidir. Zira TBK m. 380/2 uyarınca "Ödünç alan, ödünç konusunu başkasına kullandıramaz" [1]. Birlikte ödünç alma, ancak en baştan itibaren ödünç verenin rızasıyla kurulan çok taraflı bir borçlu sıfatını gerektirir.
2.2. Müteselsil Sorumluluk
Borçlar hukukunda müteselsil sorumluluk, alacaklının ifayı borçluların tümünden veya birinden talep edebildiği ve borçlulardan birinin ifasıyla diğerlerinin de alacaklıya karşı borçtan kurtulduğu (ancak iç ilişkide rücu hakkının saklı kaldığı) bir borçluluk türüdür. TBK m. 382'de yer alan müteselsil sorumluluk, ödünç konusunun olağan ve özenli kullanımına (TBK m. 380), zamanında ve aynen iadesine (TBK m. 383, 384) ve bu yükümlülüklerin ihlalinden doğacak zarar ziyanın tazminine ilişkindir [1], [6]. Ödünç veren, eşyanın iadesini veya eşyada meydana gelen zararın tazminini, birlikte ödünç alanlardan mali durumu en elverişli olana (dilediğine) karşı tam miktar üzerinden yöneltebilir. Birlikte ödünç alan, "kendi payım oranında sorumluyum" veya "bölme def'i" gibi itirazlarda bulunamaz [7].
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay kararlarında, kullanım ödüncü sözleşmelerinin doğası gereği ivazsız ve bir itimat ilişkisi olmasından hareketle, ödünç verenin haklarının geniş yorumlandığı görülmektedir. Müteselsil sorumluluğa ilişkin uyuşmazlıklarda Yargıtay (özellikle mülga 818 sayılı BK m. 301 dönemi ve yeni TBK m. 382 uygulamalarında), alacaklının (ödünç verenin) borçlular arasında seçim yapma hakkını mutlak olarak tanır. Yargıtay içtihatlarında, ödünç konusu bir aracın birden fazla kişi tarafından birlikte tatil maksadıyla bedelsiz olarak teslim alınması ve akabinde kaza sonucu aracın pert olması durumunda, aracı kullanan dışındaki diğer zilyetlerin de hasardan kanuni teselsül gereği tam ve müteselsil olarak sorumlu olduğuna hükmedilmiştir. Burada Yargıtay, ödünç veren açısından haksız fiil (TBK m. 49) ile sözleşmeye aykırılık (TBK m. 112) hükümlerinin yarışması prensibini dikkate almakta ve doğrudan TBK m. 382'ye dayanan akdi müteselsil sorumluluğun, ispat kolaylığı açısından (kusur karinesi) alacaklı lehine sonuç doğuracağını belirtmektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: A (ödünç veren), mülkiyeti kendisine ait olan yüksek maliyetli profesyonel bir tarım makinesini, aynı köyde çiftçilik yapan B ve C'ye (birlikte ödünç alanlar), hasat döneminde tarlalarını sürmeleri için bir aylığına ücretsiz olarak verir. Hasat esnasında C'nin kullanım hatası (kullanım talimatlarına uymama) sebebiyle makinenin motoru geri dönülmez şekilde arızalanır. A, doğan 150.000 TL'lik zararın tamamının tazmini için doğrudan B'ye karşı dava açar. Hukuki analiz: TBK m. 382 hükmü uyarınca, eşyayı birlikte ödünç alan B ve C, eşyanın usulüne uygun kullanılması ve iadesi hususunda müteselsilen sorumludurlar [1], [4]. Zararın münhasıran C'nin kusurlu hareketinden doğmuş olması, dış ilişkide (A'ya karşı) B'nin müteselsil sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. A, dilediği takdirde zararın tamamını makineyi o an bizzat kullanmayan B'den tahsil edebilir. B, ödemeyi yaptıktan sonra, iç ilişkide TBK m. 167 (müteselsil borçlular arası rücu) genel hükümleri çerçevesinde asıl kusurlu olan C'ye rücu edecektir [14].
Olay 2: X ve Y adlı iki üniversite öğrencisi, ortak bitirme projeleri için yapacakları sunumda kullanmak maksadıyla Z'den bir adet yüksek çözünürlüklü projeksiyon cihazını ariyet olarak (kullanım ödüncü sözleşmesiyle) alırlar. Sözleşmede iade tarihi 15 Mayıs olarak belirlenmiştir. Cihaz, 14 Mayıs gecesi X ve Y'nin ikamet ettiği öğrenci evinden, her ikisinin de açık bıraktığı pencereden giren bir şahıs tarafından çalınır. Hukuki analiz: Sözleşmenin konusu bir parça borcudur ve mülkiyet Z'dedir. X ve Y'nin olağan koruma özenini göstermemesi (açık pencere), TBK m. 112 uyarınca kusur teşkil eder. Z, projeksiyon cihazının bedelini TBK m. 382 uyarınca her ikisinden müteselsilen talep edebilir. Kullanım ödüncünde hırsızlık vakıasının bir mücbir sebep (force majeure) olarak kabul edilip edilmeyeceği öğretide tartışılsa da, somut olayda illiyet bağını kesecek şiddette bir kaçınılmazlık değil, aksine borçluların ağır veya hafif ihmali söz konusu olduğundan, müteselsil tazmin borcu doğar [3], [15].
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde ve mukayeseli hukukta (örneğin İsviçre Borçlar Kanunu OR m. 308) TBK m. 382 hükmünün varlık sebebi, ivazsız karakter taşıyan bu sözleşmenin doğasından temellenir. Ödünç veren, kendi malvarlığı değerini sırf bir iyilik, nezaket veya dostane ilişki kapsamında bedelsiz olarak karşı taraflara kullandırmaktadır [2], [17]. Bu fedakarlığın karşısında, kanun koyucunun ödünç verenin haklarını güvence altına almak maksadıyla, teselsül kuralını emredici (veya en azından kanuni yedek norm) olarak getirmesi adalet felsefesiyle ve hakkaniyetle tam bir uyum içerisindedir.
Ancak, madde lafzının "Bir şeyi birlikte ödünç alanlar..." şeklinde geniş bırakılması, uygulamada zilyetliğin fiili devri ile sözleşmesel iradenin çakışmadığı anlarda tespit zorlukları doğurmaktadır. Bir eşyayı sadece bir kişi talep edip teslim aldıktan sonra, fiilen eşini veya arkadaşını bu eşyanın kullanımına dahil etmesi durumu "birlikte ödünç alma" olarak yorumlanmamalıdır. Doktrinde (örneğin Fikret Eren, Kemal Oğuzman ve Turgut Öz gibi otoritelerin sistematiğinden çıkarılacak genel borçlar hukuku prensipleri doğrultusunda), sözleşmenin sübjektif esaslı unsurlarında baştan itibaren bir irade uyuşmasının (konsensüs) bulunması gerektiği kabul edilir [18], [19]. Aksi takdirde, haksız zilyet veya alt-kullanıcı durumunda olan kişilerin doğrudan akdi teselsül içine çekilmesi sözleşmelerin nispiliği ilkesine aykırılık teşkil eder. Bu tür durumlarda haksız fiil veya vekaletsiz iş görme hükümlerinin devreye girmesi dogmatik açıdan çok daha tutarlı olacaktır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.