1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 338. maddesi, kira sözleşmelerine ilişkin genel hükümler kısmında, "Kiraya Verenin Hapis Hakkı" başlığı altında "Hakkın Kullanılması" alt başlığıyla düzenlenmiştir [1, 2]. Kiraya verenin hapis hakkı, kural olarak işlemiş bir yıllık ve işlemekte olan altı aylık kira bedelinin güvencesi olmak üzere, kiralananda bulunan ve kiralananın döşenmesine veya kullanılmasına yarayan taşınırlar üzerinde kurulan kanuni bir rehin hakkıdır [3, 4].
TBK m. 338 hükmü, bu hakkın pratik hayatta nasıl kullanılacağını, özellikle de kiracının kiralanan taşınmazı veya hapis hakkına konu taşınırları başka bir yere taşımak istemesi durumunda kiraya verenin başvurabileceği hukuki yolları düzenlemektedir [1, 2]. Genel hapis hakkı (TMK m. 950 vd.) alacaklının eşyaya zilyet olması temelinde doğarken, kiraya verenin hapis hakkı zilyetlik devri gerekmeksizin kanundan doğan özel bir rehin türüdür [5, 6]. Kanun koyucu, kiracının ödemezlik def'ine başvurarak veya eşyaları kaçırarak alacaklıyı zarara uğratmasını engellemek amacıyla kiraya verene, sulh hâkimi veya icra müdürü kararıyla eşyaları alıkoyma yetkisi tanımıştır [1, 2, 7].
Hükmün ikinci fıkrası ise, alıkoyma kararının konusunu oluşturan eşyaların gizlice veya zorla götürülmesi (kaçırılması) hâlinde kiraya verenin bu eşyaları geri getirtme hakkını ve bunun usulünü düzenlemektedir [2]. Bu düzenleme, hukukumuzda mülkiyet veya zilyetlik temelli bir istihkak davası niteliğinde olmayıp, bizzat hapis hakkının korunmasına yönelik özel bir geri getirme mekanizmasıdır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Alıkoyma Kararı (Sulh Hâkimi veya İcra Müdürü Kararı)
Kiracının eşyaları taşımaya teşebbüs etmesi durumunda kiraya verenin, alacağını güvence altına alacak miktardaki taşınırı alıkoyabilmesi, ancak yetkili makamların kararı ile mümkündür [1, 2]. Kanun metninde açıkça "sulh hâkiminin veya icra müdürünün kararıyla" denilerek, hakkın kullanılmasının devlet güvencesi ve denetimi altında gerçekleştirileceği vurgulanmıştır [2]. Kiraya verenin, devlet organlarına başvurmaksızın eşyalara fiilen el koyması, kural olarak ihkak-ı hak yasağına aykırılık teşkil eder [8].
2.2. Gizlice veya Zorla Götürülme
Maddenin ikinci fıkrasında yer alan "gizlice veya zorla götürülme", kiracının veya üçüncü kişilerin, kiraya verenin hapis hakkını ihlal edecek şekilde, eşyaları kiraya verenin rızası veya haberi olmaksızın (gizlice) yahut onun iradesine aykırı bir direnç göstererek (zorla) kiralanan dışına çıkarmasıdır [2]. Hapis hakkı, eşyaların kiralanandan çıkarılması ile kural olarak ortadan kalkmamaktadır; bu nedenle kanun, kiraya verene eşyaları yasal statüsüne (kiralanana) döndürme yetkisi bahşetmiştir [9].
2.3. On Günlük Süre ve Niteliği
Kanun koyucu, eşyaların geri getirilmesi talebi için on günlük bir süre öngörmüştür [2]. Doktrinde de altı çizildiği üzere, bu on günlük süre bir zamanaşımı süresi değil, kesin bir hak düşürücü süredir [9]. Önemle belirtilmelidir ki bu süre, eşyaların kiralanana fiilen geri getirilmesi için öngörülen bir süre değil; kiraya verenin yetkili mercilere (kolluk, icra dairesi vb.) başvuru yapması için tanınmış bir süredir. Süre içerisinde başvuru yapılmışsa, eşyaların iadesi daha uzun bir zaman diliminde gerçekleşse dahi hak korunmuş olur [10].
2.4. Kolluk Gücünün Yardımıyla Geri Getirme
Gizlice veya zorla götürülen eşyalar, on gün içinde "kolluk gücünün yardımıyla kiralanana geri getirilir" denilmek suretiyle, kiraya verene doğrudan icrai bir himaye sağlanmıştır [2]. Öğretide, zorunluluğun söz konusu olduğu anî durumlarda, icra dairesine başvurulmadan doğrudan kolluktan (polis, jandarma) yardım istenebileceği kabul edilmektedir [10].
3. Sistematik İlişkiler
- İİK m. 271 (Hapis Hakkı İçin Eşyanın Geri Alınması): TBK m. 338 hükmü, İcra ve İflas Kanunu m. 271 ile doğrudan bağlantılıdır. TBK m. 338'in madde gerekçesinde de açıkça belirtildiği üzere, bu düzenleme İİK m. 271'e uyumlu hâle getirilmek amacıyla kaleme alınmıştır [9]. İİK m. 271, kiraya verenin hapis hakkına tabi eşyaların gizlice veya zorla götürülmelerinden itibaren on gün içinde icra dairesine talepte bulunarak iadeyi sağlayabileceğini düzenlemektedir. Her iki kanun maddesi birbirini tamamlayıcı niteliktedir [9].
- TBK m. 64/III (Kendi Hakkını Koruma / Kuvvet Kullanma): Devletin yetkili organlarına (kolluk, icra dairesi) zamanında başvurmanın imkânsız olduğu ve hakkın kaybolma tehlikesinin bulunduğu istisnai durumlarda, doktrinde kiraya verenin TBK m. 64/III uyarınca şartları oluştuğu takdirde kendi hakkını bizzat koruyabileceği ifade edilmektedir [10].
- TMK m. 950 vd. (Genel Hapis Hakkı): Genel hapis hakkı ile kiraya verenin hapis hakkı doğuş anı ve şartları itibarıyla farklıdır. TMK m. 950'de alacaklının eşyaya zilyet olması şartı aranırken, kira hukukunda zilyetlik aranmaksızın, eşyanın kiralanana getirilmesi yeterlidir [6]. TBK m. 338, bu kanuni rehin hakkının icrası aşamasını TMK m. 950'den farklılaştıran özel bir usul öngörmektedir.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay içtihatlarında, kiraya verenin hapis hakkını tek taraflı ve yetkili merci kararı olmadan cebren kullanması ağır yaptırımlara tabi tutulmaktadır. Yargıtay kararlarında (örneğin 13. HD. 01.02.2005 T., E. 2004/17295, K. 2005/1144), kiraya verenin kira bedelini ödememesi nedeniyle kiracının evine girerek eşyalarını alması, doğrudan doğruya "ihkak-ı hak" olarak değerlendirilmemiş, olayın özelliklerine göre yağma (gasp) veya hırsızlık suçlarının unsurlarının oluşabileceğine dikkat çekilerek davalıların mahkûm edildikleri açıkça vurgulanmıştır [8]. Dolayısıyla Yargıtay, hapis hakkının kullanılmasının mutlak surette TBK m. 338 ve İİK m. 271 usullerine (sulh hâkimi, icra müdürü veya kolluk kararına) tabi olduğunu, fiili el koymaların suç teşkil edeceğini kabul etmektedir [8].
Bununla birlikte Yargıtay (örneğin Y. 21. HD. 29.11.2005 T., E. 2005/6074, K. 2005/12377), hapis hakkının defter tutulması suretiyle tescili ve haczi aşamasında, bu hakkın kiraya verene diğer haciz alacaklılarına karşı öncelik ve rüçhan hakkı tanıdığını belirtmektedir [10].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1:
Bir çatılı işyeri (mağaza) kiracısı A, altı aylık kira bedelini ödememiş ve kiraya veren B'nin haberi olmadan, gece yarısı mağazadaki tüm değerli ticari mallarını kamyonlara yükleyerek başka bir depoya nakletmiştir. Olaydan iki gün sonra durumu öğrenen B, malların geri getirilmesi için harekete geçmek istemektedir.
Hukuki analiz: TBK m. 338/II ve İİK m. 271 uyarınca kiraya veren B, eşyaların gizlice götürülmesinden itibaren hak düşürücü süre olan 10 gün içerisinde icra müdürlüğüne veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde kolluk kuvvetlerine başvurarak eşyaların mağazaya iadesini talep edebilir. Başvuru süresi eşyanın kaçırıldığı andan başlar, öğrenme tarihinden değil. B, ikinci günde öğrendiğine göre kalan sekiz gün içerisinde resmi makamlara başvurarak malların icra ve kolluk marifetiyle eski konumuna getirilmesini sağlayabilir [2, 9].
Olay 2:
Konut kiracısı C, kira borcunu ödememesi üzerine evden taşınma hazırlıklarına başlamış ve nakliye şirketini çağırmıştır. Durumu gören kiraya veren D, kendi inisiyatifiyle evin kapısına dikilmiş, C'nin eşyalarını taşımasını fiziksel güç kullanarak engellemiş ve televizyon, buzdolabı gibi eşyalara zorla el koymuştur.
Hukuki analiz: TBK m. 338/I gereğince kiraya veren hapis hakkını tek başına zor kullanarak icra edemez. Alıkoyma işleminin mutlak surette sulh hâkiminin veya icra müdürünün kararıyla gerçekleştirilmesi zorunludur [1, 2]. D'nin resmi karar olmaksızın kendi başına güç kullanarak eşyaları alıkoyması hukuka aykırıdır ve Yargıtay içtihatlarına göre ihkak-ı hak sınırlarını aşarak yağma veya hırsızlık gibi ceza hukuku yaptırımlarını doğurabileceği gibi [8], D'yi haksız fiil sorumluluğu ile de karşı karşıya bırakacaktır.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Kiraya veren, alıkoyma talep ettiği eşyaların kiralanana getirilmiş olduğunu, kira borcunun vadesinin geldiğini (işlemiş veya işlemekte olan sınırlar dahilinde) ispatla yükümlüdür. Kiracı ise borcun ödendiğini veya eşyaların haczedilemez nitelikte olduğunu kanıtlamalıdır.
- Zamanaşımı / Süreler: Eşyaların gizlice veya zorla götürülmesi hâlinde geri getirme talebi için kanunda öngörülen on (10) günlük süre kesin bir hak düşürücü süredir [9]. Bu süre, kiraya verenin fiili öğrenme tarihinden değil, eşyaların kiralanandan çıkarıldığı an itibariyle işlemeye başlar [9].
- Görevli/yetkili mahkeme: Hapis hakkının tespiti ve eşyaların alıkonulması için kararı verecek merci Sulh Hukuk Mahkemesi hâkimi veya İcra Dairesi müdürüdür [2]. Geri getirme aşamasında ise İİK m. 271 bağlamında icra daireleri ve eylemli geri getirmede kolluk güçleri yetkilidir.
- Yaygın uygulama hataları: En yaygın hata, kiraya verenin icra veya mahkeme kararı olmadan kiracının eşyalarına el koymasıdır. Ayrıca, on günlük hak düşürücü sürenin "öğrenme tarihinden itibaren" işleyeceğinin zannedilmesi, başvuruların reddedilmesine yol açan önemli bir yanılgıdır [9]. Bir diğer husus ise, konut kiralarında hapis hakkının haczedilemeyen eşyalar (örneğin temel yaşam için zorunlu ev eşyaları) üzerinde kullanılamayacağı kuralının (TBK m. 336/3) göz ardı edilmesidir [4].
7. Eleştirel Değerlendirme
TBK m. 338 ve bağlantılı olduğu İİK m. 271 hükümlerine doktrinde çeşitli eleştiriler yöneltilmiştir. Bunların başında, on günlük hak düşürücü sürenin başlangıç anının "öğrenme tarihi" yerine "eşyaların fiilen çıkarıldığı an" olarak kabul edilmesi gelmektedir. Öğretide haklı olarak işaret edildiği üzere, kiraya verenin eşyaların gizlice kaçırıldığını olaydan çok sonra, örneğin on günden daha uzun bir zaman dilimi geçtikten sonra öğrenmesi durumunda başvurabileceği bir hakkın kalmaması, hakkaniyete ve koruma amacına aykırılık teşkil etmektedir [9, 10].
Ayrıca, yasa koyucunun "alıkoyabilir" (TBK m. 338/1) şeklindeki ifadesi, her ne kadar sulh hâkimi ve icra müdürü kararına bağlanmış olsa da, uygulamada pratik zorluklar yaratmaktadır. Taşınma hazırlığındaki bir kiracıya karşı icra müdürlüğünden karar almak zaman alacağı için, kiraya verenin hakkını korumak için doğrudan kolluk gücüne başvurabilmesi (TBK m. 64/III anlamında kendini koruma) daha açık ve sınırları çizilmiş bir şekilde kanun metnine derç edilmelidir [10]. Diğer taraftan, hapis hakkının konusuna giren malların konut kiraları bakımından İİK m. 82/1-3'te sayılan haczedilmezlik kurallarına takılması (TBK m. 336/3), kurumun konut kiraları açısından neredeyse işlevsiz hâle gelmesine yol açmaktadır. Bu durum hapis hakkının temel olarak çatılı işyeri kiralarında uygulanabilir bir müessese olarak kalmasına sebep olmaktadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur. Yasal hükümlerin ve doktriner görüşlerin tamamı, kaynaklarda yer alan verilerle temellendirilmiş ve ilgili kanun maddelerinin gerekçeleri dikkate alınarak analiz edilmiştir.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 338. maddesi, kira sözleşmelerine ilişkin genel hükümler kısmında, "Kiraya Verenin Hapis Hakkı" başlığı altında "Hakkın Kullanılması" alt başlığıyla düzenlenmiştir [1, 2]. Kiraya verenin hapis hakkı, kural olarak işlemiş bir yıllık ve işlemekte olan altı aylık kira bedelinin güvencesi olmak üzere, kiralananda bulunan ve kiralananın döşenmesine veya kullanılmasına yarayan taşınırlar üzerinde kurulan kanuni bir rehin hakkıdır [3, 4].
TBK m. 338 hükmü, bu hakkın pratik hayatta nasıl kullanılacağını, özellikle de kiracının kiralanan taşınmazı veya hapis hakkına konu taşınırları başka bir yere taşımak istemesi durumunda kiraya verenin başvurabileceği hukuki yolları düzenlemektedir [1, 2]. Genel hapis hakkı (TMK m. 950 vd.) alacaklının eşyaya zilyet olması temelinde doğarken, kiraya verenin hapis hakkı zilyetlik devri gerekmeksizin kanundan doğan özel bir rehin türüdür [5, 6]. Kanun koyucu, kiracının ödemezlik def'ine başvurarak veya eşyaları kaçırarak alacaklıyı zarara uğratmasını engellemek amacıyla kiraya verene, sulh hâkimi veya icra müdürü kararıyla eşyaları alıkoyma yetkisi tanımıştır [1, 2, 7].
Hükmün ikinci fıkrası ise, alıkoyma kararının konusunu oluşturan eşyaların gizlice veya zorla götürülmesi (kaçırılması) hâlinde kiraya verenin bu eşyaları geri getirtme hakkını ve bunun usulünü düzenlemektedir [2]. Bu düzenleme, hukukumuzda mülkiyet veya zilyetlik temelli bir istihkak davası niteliğinde olmayıp, bizzat hapis hakkının korunmasına yönelik özel bir geri getirme mekanizmasıdır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Alıkoyma Kararı (Sulh Hâkimi veya İcra Müdürü Kararı)
Kiracının eşyaları taşımaya teşebbüs etmesi durumunda kiraya verenin, alacağını güvence altına alacak miktardaki taşınırı alıkoyabilmesi, ancak yetkili makamların kararı ile mümkündür [1, 2]. Kanun metninde açıkça "sulh hâkiminin veya icra müdürünün kararıyla" denilerek, hakkın kullanılmasının devlet güvencesi ve denetimi altında gerçekleştirileceği vurgulanmıştır [2]. Kiraya verenin, devlet organlarına başvurmaksızın eşyalara fiilen el koyması, kural olarak ihkak-ı hak yasağına aykırılık teşkil eder [8].
2.2. Gizlice veya Zorla Götürülme
Maddenin ikinci fıkrasında yer alan "gizlice veya zorla götürülme", kiracının veya üçüncü kişilerin, kiraya verenin hapis hakkını ihlal edecek şekilde, eşyaları kiraya verenin rızası veya haberi olmaksızın (gizlice) yahut onun iradesine aykırı bir direnç göstererek (zorla) kiralanan dışına çıkarmasıdır [2]. Hapis hakkı, eşyaların kiralanandan çıkarılması ile kural olarak ortadan kalkmamaktadır; bu nedenle kanun, kiraya verene eşyaları yasal statüsüne (kiralanana) döndürme yetkisi bahşetmiştir [9].
2.3. On Günlük Süre ve Niteliği
Kanun koyucu, eşyaların geri getirilmesi talebi için on günlük bir süre öngörmüştür [2]. Doktrinde de altı çizildiği üzere, bu on günlük süre bir zamanaşımı süresi değil, kesin bir hak düşürücü süredir [9]. Önemle belirtilmelidir ki bu süre, eşyaların kiralanana fiilen geri getirilmesi için öngörülen bir süre değil; kiraya verenin yetkili mercilere (kolluk, icra dairesi vb.) başvuru yapması için tanınmış bir süredir. Süre içerisinde başvuru yapılmışsa, eşyaların iadesi daha uzun bir zaman diliminde gerçekleşse dahi hak korunmuş olur [10].
2.4. Kolluk Gücünün Yardımıyla Geri Getirme
Gizlice veya zorla götürülen eşyalar, on gün içinde "kolluk gücünün yardımıyla kiralanana geri getirilir" denilmek suretiyle, kiraya verene doğrudan icrai bir himaye sağlanmıştır [2]. Öğretide, zorunluluğun söz konusu olduğu anî durumlarda, icra dairesine başvurulmadan doğrudan kolluktan (polis, jandarma) yardım istenebileceği kabul edilmektedir [10].
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay içtihatlarında, kiraya verenin hapis hakkını tek taraflı ve yetkili merci kararı olmadan cebren kullanması ağır yaptırımlara tabi tutulmaktadır. Yargıtay kararlarında (örneğin 13. HD. 01.02.2005 T., E. 2004/17295, K. 2005/1144), kiraya verenin kira bedelini ödememesi nedeniyle kiracının evine girerek eşyalarını alması, doğrudan doğruya "ihkak-ı hak" olarak değerlendirilmemiş, olayın özelliklerine göre yağma (gasp) veya hırsızlık suçlarının unsurlarının oluşabileceğine dikkat çekilerek davalıların mahkûm edildikleri açıkça vurgulanmıştır [8]. Dolayısıyla Yargıtay, hapis hakkının kullanılmasının mutlak surette TBK m. 338 ve İİK m. 271 usullerine (sulh hâkimi, icra müdürü veya kolluk kararına) tabi olduğunu, fiili el koymaların suç teşkil edeceğini kabul etmektedir [8].
Bununla birlikte Yargıtay (örneğin Y. 21. HD. 29.11.2005 T., E. 2005/6074, K. 2005/12377), hapis hakkının defter tutulması suretiyle tescili ve haczi aşamasında, bu hakkın kiraya verene diğer haciz alacaklılarına karşı öncelik ve rüçhan hakkı tanıdığını belirtmektedir [10].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: Bir çatılı işyeri (mağaza) kiracısı A, altı aylık kira bedelini ödememiş ve kiraya veren B'nin haberi olmadan, gece yarısı mağazadaki tüm değerli ticari mallarını kamyonlara yükleyerek başka bir depoya nakletmiştir. Olaydan iki gün sonra durumu öğrenen B, malların geri getirilmesi için harekete geçmek istemektedir. Hukuki analiz: TBK m. 338/II ve İİK m. 271 uyarınca kiraya veren B, eşyaların gizlice götürülmesinden itibaren hak düşürücü süre olan 10 gün içerisinde icra müdürlüğüne veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde kolluk kuvvetlerine başvurarak eşyaların mağazaya iadesini talep edebilir. Başvuru süresi eşyanın kaçırıldığı andan başlar, öğrenme tarihinden değil. B, ikinci günde öğrendiğine göre kalan sekiz gün içerisinde resmi makamlara başvurarak malların icra ve kolluk marifetiyle eski konumuna getirilmesini sağlayabilir [2, 9].
Olay 2: Konut kiracısı C, kira borcunu ödememesi üzerine evden taşınma hazırlıklarına başlamış ve nakliye şirketini çağırmıştır. Durumu gören kiraya veren D, kendi inisiyatifiyle evin kapısına dikilmiş, C'nin eşyalarını taşımasını fiziksel güç kullanarak engellemiş ve televizyon, buzdolabı gibi eşyalara zorla el koymuştur. Hukuki analiz: TBK m. 338/I gereğince kiraya veren hapis hakkını tek başına zor kullanarak icra edemez. Alıkoyma işleminin mutlak surette sulh hâkiminin veya icra müdürünün kararıyla gerçekleştirilmesi zorunludur [1, 2]. D'nin resmi karar olmaksızın kendi başına güç kullanarak eşyaları alıkoyması hukuka aykırıdır ve Yargıtay içtihatlarına göre ihkak-ı hak sınırlarını aşarak yağma veya hırsızlık gibi ceza hukuku yaptırımlarını doğurabileceği gibi [8], D'yi haksız fiil sorumluluğu ile de karşı karşıya bırakacaktır.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
TBK m. 338 ve bağlantılı olduğu İİK m. 271 hükümlerine doktrinde çeşitli eleştiriler yöneltilmiştir. Bunların başında, on günlük hak düşürücü sürenin başlangıç anının "öğrenme tarihi" yerine "eşyaların fiilen çıkarıldığı an" olarak kabul edilmesi gelmektedir. Öğretide haklı olarak işaret edildiği üzere, kiraya verenin eşyaların gizlice kaçırıldığını olaydan çok sonra, örneğin on günden daha uzun bir zaman dilimi geçtikten sonra öğrenmesi durumunda başvurabileceği bir hakkın kalmaması, hakkaniyete ve koruma amacına aykırılık teşkil etmektedir [9, 10].
Ayrıca, yasa koyucunun "alıkoyabilir" (TBK m. 338/1) şeklindeki ifadesi, her ne kadar sulh hâkimi ve icra müdürü kararına bağlanmış olsa da, uygulamada pratik zorluklar yaratmaktadır. Taşınma hazırlığındaki bir kiracıya karşı icra müdürlüğünden karar almak zaman alacağı için, kiraya verenin hakkını korumak için doğrudan kolluk gücüne başvurabilmesi (TBK m. 64/III anlamında kendini koruma) daha açık ve sınırları çizilmiş bir şekilde kanun metnine derç edilmelidir [10]. Diğer taraftan, hapis hakkının konusuna giren malların konut kiraları bakımından İİK m. 82/1-3'te sayılan haczedilmezlik kurallarına takılması (TBK m. 336/3), kurumun konut kiraları açısından neredeyse işlevsiz hâle gelmesine yol açmaktadır. Bu durum hapis hakkının temel olarak çatılı işyeri kiralarında uygulanabilir bir müessese olarak kalmasına sebep olmaktadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur. Yasal hükümlerin ve doktriner görüşlerin tamamı, kaynaklarda yer alan verilerle temellendirilmiş ve ilgili kanun maddelerinin gerekçeleri dikkate alınarak analiz edilmiştir.