RESMİ METİN

II. Üçüncü kişilere ait olan eşya


Madde 337 - Üçüncü kişilerin, kiraya verenin kiracıya ait olmadığını bildiği veya bilmesi gerektiği eşya ile çalınmış, kaybolmuş veya başka bir biçimde malikinin elinden iradesi dışında çıkmış eşya üzerindeki hakları, kiraya verenin hapis hakkından önce gelir. Kiraya veren, kiracı tarafından kiralanana getirilmiş olan taşınırların kiracının mülkiyetinde olmadığını kira sözleşmesi devam ederken öğrendiği hâlde, sözleşmeyi en yakın fesih döneminin sonu için feshetmezse, bu eşya üzerindeki hapis hakkını kaybeder.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 336. maddesi, kiraya verene, işlemiş bir yıllık ve işlemekte olan altı aylık kira bedelinin güvencesi olmak üzere, kiralananda bulunan ve kiralananın döşenmesine veya kullanılmasına yarayan taşınırlar üzerinde bir hapis hakkı (ius retentionis) tanımıştır. Kural olarak, kanun koyucu hapis hakkının kapsamını belirlerken eşyanın doğrudan kiracının mülkiyetinde olmasını mutlak bir şart olarak aramamıştır. Bu durum, mülkiyet hakkı ile kiraya verenin alacağını güvence altına alma menfaatinin çatışmasına sebebiyet vermektedir. İşte Türk Borçlar Kanunu m. 337, kiraya verenin hapis hakkı ile üçüncü kişilerin mülkiyet (veya sınırlı ayni) hakları arasındaki bu çatışmayı çözümlemek üzere sevk edilmiş bir istisna hükmüdür.

TBK m. 337, İsviçre Borçlar Kanunu (OR) m. 268a hükmü ile paralellik taşımaktadır. Madde, kiraya verenin üçüncü kişiye ait eşyalar üzerinde hapis hakkı iddia edebilmesinin sınırlarını iki temel ölçüte dayandırmıştır: Kiraya verenin sübjektif durumu (iyiniyeti) ve eşyanın malikin elinden çıkış biçimi (irade dışı elden çıkma). Maddenin ikinci fıkrası ise, eşyanın üçüncü kişiye ait olduğunun kiraya veren tarafından "sonradan öğrenilmesi" durumunda, kiraya verenin hapis hakkını koruyabilmesi için yerine getirmesi gereken fesih külfetini düzenlemektedir. Bu yönüyle hüküm, hem eşya hukuku kurallarının (zilyetliğin iyiniyetle kazanılması ve taşınır davası) kira hukukundaki özel bir yansıması hem de borçlar hukuku dogmatiği bakımından hapis hakkının tesisine ve sürdürülmesine ilişkin sınırları çizen tamamlayıcı bir normdur.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Kiraya Verenin İyiniyetinin Bulunmaması (Bildiği veya Bilmesi Gerektiği Hâller)

TBK m. 337/I hükmü, hapis hakkının üçüncü kişiye ait eşyalar üzerinde doğabilmesini, kiraya verenin iyiniyetli olmasına bağlamıştır. Kiraya veren, kiralanana getirilen eşyaların kiracıya ait olmadığını biliyor ya da hâlin gereklerine göre gerekli özeni göstermesine rağmen bilebilecek durumda değilse (örneğin eşyanın üzerinde kiralama şirketine ait olduğuna dair belirgin bir ibare yoksa) iyiniyetli kabul edilir ve TMK m. 988 kıyasen uygulama alanı bularak hapis hakkı doğar. Ancak kiraya veren, eşyanın üçüncü bir kişiye ait olduğunu biliyor veya bilebilecek durumda ise (kötüniyetli ise), üçüncü kişinin mülkiyet hakkı kiraya verenin hapis hakkından önce gelir.

2.2. İrade Dışı Elden Çıkan Eşya (Çalınmış, Kaybolmuş Eşya)

Maddenin ilk fıkrasındaki ikinci istisna, eşyanın zilyedinin (malikinin) elinden rızası hilafına çıkmış olmasıdır. Eşya çalınmış, kaybolmuş veya malikin iradesi dışında başka bir yolla elinden çıkmışsa, kiraya veren tamamen iyiniyetli olsa dahi hapis hakkı kazanamaz. Bu durum, Türk Medeni Kanunu’nun 989. maddesinde düzenlenen "taşınır davası"nın mutlak etkisinin bir sonucudur. Eşya malikin elinden iradesi dışında çıkmışsa, malik eşyayı her zilyetten (ve bu bağlamda hapis hakkı iddia eden kiraya verenden) talep edebilir. Bu nedenle, irade dışı elden çıkan eşyalar bakımından kiraya verenin iyiniyeti korunmaz.

2.3. Sonradan Öğrenme ve Fesih Külfeti (TBK m. 337/II)

TBK m. 337/II hükmü, kiraya verenin, eşyanın üçüncü kişiye ait olduğunu sözleşme kurulduktan ve eşya kiralanana getirildikten sonra öğrenmesi durumunu düzenler. Düzenlemeye göre; kiraya veren, eşyanın kiracıya ait olmadığını kira sözleşmesi devam ederken öğrendiği hâlde, sözleşmeyi en yakın fesih döneminin sonu için feshetmezse, bu eşya üzerindeki hapis hakkını kaybeder.

Doktrindeki hâkim görüşe göre (Feyzioğlu, Tunçomağ, Ural Çınar, Aral/Ayrancı, Zevkliler/Gökyayla); iyiniyetin arandığı an, "eşyaların kiralanana getirildiği" andır. Sonradan kötüniyetli hâle gelmek, kural olarak doğmuş olan hapis hakkını geçmişe etkili olarak ortadan kaldırmaz. Ancak kanun koyucu, malikin menfaatini korumak adına kiraya verene bir "külfet" yüklemiştir. Kiraya veren, gerçeği öğrendikten sonra en yakın fesih dönemi için sözleşmeyi feshetmezse, ileriye dönük olarak o eşya üzerindeki hapis hakkını kaybeder. Buradaki hapis hakkı, ancak fesih ihbarının ileri sürülebileceği dönemin sonuna kadar olan alacaklar için geçerliliğini korur, yeni kira dönemi için hapis hakkı ileri sürülemez.

3. Sistematik İlişkiler

  • TMK m. 3 (İyiniyetin Korunması) — Kanunun iyiniyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda asıl olan iyiniyetin varlığıdır. TBK m. 337/I kapsamında kiraya verenin, eşyanın üçüncü kişiye ait olduğunu bildiği veya bilmesi gerektiğini ispat yükü, eşyanın mülkiyetini iddia eden üçüncü kişiye aittir.
  • TMK m. 950 (Hapis Hakkı) — Alacaklıya, borçluya ait olup onun rızasıyla zilyedi bulunduğu taşınırları muaccel bir borca karşılık alıkoyma yetkisi veren hapis hakkı müessesesinin, kira hukukundaki yansıması TBK m. 336 ve 337'dir. TMK m. 950/3 uyarınca da alacaklı, borçluya ait olmayan taşınırlar üzerinde "zilyetliğin iyiniyetle kazanılmasının korunduğu ölçüde" hapis hakkına sahip olmaktadır. TBK m. 337 tam olarak bu ilkeyi yansıtır.
  • TMK m. 988 ve m. 989 (Taşınır Davası ve İyiniyetle Zilyetliğin Kazanılması) — Eşyanın emin sıfatıyla zilyetten (örneğin eşyayı kiracıya ödünç veren kişiden) iyiniyetle edinilmesi halinde hapis hakkı korunur (TMK m. 988). Ancak eşya çalınmış veya kaybolmuşsa (TMK m. 989), iyiniyet korunmaz ve hapis hakkı tesis edilemez.
  • İİK m. 270-271 (Hapis Hakkının Korunması) — Kiraya veren, TBK m. 336 ve 337 çerçevesinde üzerinde hapis hakkı doğan eşyaların kiracı tarafından gizlice veya zorla götürülmesi halinde, icra müdürlüğünden veya sulh hâkimliğinden bu eşyaların geri getirilmesini talep edebilir.

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay içtihatlarında, kiraya verenin hapis hakkının, kural olarak kiralananda bulunan haczi kabil tüm taşınırları kapsadığı, mülkiyetin üçüncü kişiye ait olduğu iddialarının ancak TBK m. 337 (mülga BK m. 268) çerçevesinde değerlendirilebileceği kabul edilmektedir.

Yerleşik Yargıtay uygulamasına göre; kiralanandaki eşyaların üçüncü kişiye ait olduğu sebebiyle hapis hakkına itiraz edildiğinde, ispat yükü eşyanın kendisine ait olduğunu ve kiraya verenin kötüniyetli olduğunu (bunu bildiğini veya bilmesi gerektiğini) iddia eden üçüncü kişiye aittir (TMK m. 3). Eğer eşya, finansal kiralama (leasing) yoluyla edinilmiş ve finansal kiralama siciline tescil edilmişse, bu sicil aleniyet taşıdığından kiraya verenin iyiniyet iddiası dinlenmez ve kiraya verenin hapis hakkı bu eşyalar üzerinde doğmaz. Benzer şekilde, mülkiyeti muhafaza kaydıyla satılan ve usulüne uygun tescil edilen eşyalar bakımından da kiraya verenin bilmesi gerektiği karinesi işler. Yargıtay, hapis hakkının tesis edilmek istendiği eşya eğer niteliği itibarıyla üçüncü kişiye ait olduğu çok açık olan bir eşya ise (örneğin tamir için bırakılan müşteri malları), kiraya verenin iyiniyet savunmasını kabul etmemektedir.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Kurmaca Senaryo): (A), mülkiyetindeki dükkânı (B)'ye kiraya vermiştir. (B), işyerinde kullanmak üzere (C) şirketinden bir fotokopi makinesini aylık bedelle kiralamış ve dükkâna getirmiştir. (B)'nin kira borçlarını ödemede temerrüde düşmesi üzerine (A), hapis hakkını kullanarak içerideki tüm malların haczini talep etmiştir. (C) şirketi, istihkak iddiasında bulunarak, fotokopi makinesinin mülkiyetinin kendisine ait olduğunu ve dükkânın camında kocaman puntolarla "Bu makine C şirketine aittir" yazılı bir etiket bulunduğunu kanıtlamıştır. Hukuki analiz: TBK m. 337/I hükmü uyarınca, kiraya veren (A)'nın eşyanın kiracı (B)'ye ait olmadığını bilmesi veya bilmesi gerektiği hâllerde hapis hakkı doğmaz. Makinenin üzerinde mülkiyetin (C)'ye ait olduğunu gösteren açık bir ibare bulunması, (A)'nın gerekli özeni göstermediğini (bilmesi gerektiğini) kanıtlar niteliktedir. Dolayısıyla (C)'nin istihkak iddiası hapis hakkından önce gelecek ve fotokopi makinesi hapis hakkı kapsamından çıkarılacaktır.

Olay 2 (Kurmaca Senaryo): (X), konut olarak kullanmak üzere (Y)'den bir daire kiralamıştır. (X), dairesine antika bir tablo getirerek asmıştır. (Y), tablonun kime ait olduğunu bilmemekte ve (X)'e ait olduğunu sanmaktadır. Ancak söz konusu tablo, gerçek malik (Z)'nin evinden çalınmış bir eserdir. (X)'in kira bedellerini ödememesi üzerine (Y), tablo üzerinde hapis hakkı iddia etmiştir. (Z) durumu öğrenerek tabloyu talep etmektedir. Hukuki analiz: TBK m. 337/I hükmünün ikinci bendi uyarınca; çalınmış, kaybolmuş veya malikinin iradesi dışında elinden çıkmış eşyalar üzerinde kiraya verenin hapis hakkı, kiraya veren (Y) ne kadar iyiniyetli olursa olsun tesis edilemez. Tablo, malik (Z)'nin elinden hırsızlık (irade dışı) yoluyla çıktığı için, (Y)'nin hapis hakkı iddiası (Z)'nin mülkiyet hakkına karşı ileri sürülemez. Tablo, (Z)'ye iade edilmelidir.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Eşyanın mülkiyetinin kiracıya ait olmadığına dair üçüncü kişinin mülkiyet iddiası tek başına hapis hakkını düşürmez. Üçüncü kişi, kiraya verenin "kötüniyetini" (bunu sözleşme kurulurken veya eşya getirilirken bildiğini/bilmesi gerektiğini) yahut eşyanın "elinden iradesi dışında çıktığını" (çalınma/kaybolma) ispat etmekle yükümlüdür (TMK m. 3).
  • Zamanaşımı / Süreler: TBK m. 337/II kapsamında, eşyanın başkasına ait olduğunu kira ilişkisi devam ederken öğrenen kiraya veren, "en yakın fesih döneminin sonu için" sözleşmeyi feshetmelidir. Bu süre içinde fesih hakkı kullanılmazsa, o tarihten sonra doğacak alacaklar için söz konusu eşya üzerinde hapis hakkı ileri sürülemez.
  • Görevli/yetkili mahkeme: Hapis hakkının kullanılmasına veya buna yönelik itirazlara ilişkin istihkak davası niteliğindeki çekişmelerde, uyuşmazlığın niteliği gereği ve icra takibi aşamasında HMK m. 4 uyarınca kural olarak Sulh Hukuk Mahkemeleri veya İcra Hukuk Mahkemeleri (İİK m. 270 vd. özel prosedürleri dâhilinde) görevlidir.
  • Yaygın uygulama hataları: TBK m. 337/II'de yer alan "sözleşmeyi... feshetmezse" ibaresinin, kiraya verene doğrudan bağımsız ve olağanüstü bir fesih hakkı bahşettiğinin sanılması yaygın bir hatadır. Doktrinde açıkça ifade edildiği üzere, bu hüküm yeni bir fesih sebebi yaratmaz; sadece hapis hakkını korumak için mevcut kanuni/sözleşmesel fesih imkânlarının kullanılmasını şart koşar.

7. Eleştirel Değerlendirme

TBK m. 337/II hükmünün lafzı ("sözleşmeyi en yakın fesih döneminin sonu için feshetmezse, bu eşya üzerindeki hapis hakkını kaybeder") doktrinde yoğun tartışmalara ve haklı eleştirilere maruz kalmıştır (Eren, Özel Hükümler; Zevkliler/Gökyayla vb.).

Eleştirilerin odak noktası, hükmün lafzının sanki kiraya verene eşyanın üçüncü kişiye ait olduğunu öğrenmesi durumunda doğrudan bir fesih hakkı veriyormuş gibi algılanmaya müsait olmasıdır. Oysa kira hukukunun katı normatiği içerisinde, sırf kiralanandaki bir eşyanın mülkiyetinin başkasına ait olduğunun öğrenilmesi, özellikle "konut ve çatılı işyeri kiralarında" geçerli bir tahliye veya fesih sebebi oluşturmaz. Konut ve çatılı işyeri kiralarında kiraya veren, bildirim yoluyla fesih hakkını ancak 10 yıllık uzama süresinin sonunda kullanabilmektedir (TBK m. 347). Dolayısıyla, TBK m. 337/II hükmünün, genel kira sözleşmeleri dışında, konut ve çatılı işyeri kiraları bakımından uygulanma kabiliyeti fiilen son derece kısıtlıdır.

Doktrin bu tutarsızlığı gidermek amacıyla; TBK m. 337/II'deki düzenlemenin yeni bir fesih nedeni yaratmadığını, şayet kiraya verenin o an için hukuken elinde geçerli bir fesih imkânı (örneğin belirsiz süreli adi kira sözleşmelerindeki genel fesih hakkı) varsa bunu kullanmasını zorunlu kıldığını, aksi takdirde hapis hakkının o dönemin sonu itibarıyla sona ereceğini kabul etmektedir. Kanun koyucunun, konut ve çatılı işyeri kiralarındaki fesih sınırlamalarını göz ardı ederek bu genel ve katı ifadeyi yasalaştırmış olması, metodolojik açıdan kanun yapma tekniğine aykırı bulunmakta ve de lege ferenda (olması gereken hukuk) bakımından revize edilmesi gerektiği savunulmaktadır.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.