RESMİ METİN

3. Kiracının ölümü


Madde 333 - Kiracının ölmesi durumunda mirasçıları, yasal fesih bildirim süresine uyarak en yakın fesih dönemi sonu için sözleşmeyi feshedebilirler.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) kira sözleşmelerine ilişkin genel hükümleri arasında yer alan 333. maddesi, kiracının ölümünün kira ilişkisi üzerindeki etkisini ve bu durumun taraflar açısından doğurduğu hukuki sonuçları düzenlemektedir [1]. Kira sözleşmesi, taraflara karşılıklı borç yükleyen, sürekli nitelikte bir borç ilişkisi kurar. Kural olarak, şahsa sıkı sıkıya bağlı olmayan malvarlığı hakları ve borçları, kişinin ölümü ile sona ermez ve Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 599. maddesinde ifadesini bulan "külli halefiyet" ilkesi gereğince mirasçılara geçer [2], [3].

Bu bağlamda TBK m. 333, kira sözleşmesinin kiracının ölümü ile kendiliğinden sona ermeyeceği, aksine mirasçılar ile devam edeceği kuralını zımnen teyit etmekte ve mirasçılara, sözleşmeyi yasal fesih bildirim sürelerine uyarak en yakın fesih dönemi sonu için feshetme hakkı tanımaktadır [2]. Söz konusu düzenleme, mehaz İsviçre Borçlar Kanunu’nun (OR) 266i maddesine paralel olarak kaleme alınmıştır [2]. İlgili hüküm, ölüm olgusunun kiracının mirasçıları üzerinde yaratabileceği öngörülemeyen mali ve şahsi külfetleri hafifletmek amacıyla, onlara sözleşmeyi kanuni yollarla sona erdirme imkânı sunan bir "olağanüstü fesih hakkı" niteliği taşımaktadır [4]. Buna karşılık, aynı hak kiraya verene tanınmamış olup, bu durum doktrinde ciddi eleştirilere ve uygulama sorunlarına konu olmaktadır [5], [6], [7].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Külli Halefiyet İlkesi ve Kira İlişkisinin Devamı

Kiracının ölümü halinde kira sözleşmesi infisah etmez; ölen kiracının mirasçıları, külli halefiyet prensibi gereği ölüm anında kira sözleşmesinin tarafı sıfatını kanun gereği kazanırlar [2], [3]. Mirasın reddedilmediği senaryoda, kiralananı kullanma hakkı ile kira bedelini ödeme, kiralanana özen gösterme gibi borçlar bir bütün halinde miras ortaklığına geçer [3]. Doktrindeki hâkim görüş bu geçişin külli halefiyetin doğal bir sonucu olduğunu belirtirken; diğer bir görüş, kullandırma borcu doğuran sözleşmelerden doğan hakkın aslen terekede yer almaması gerektiğini, dolayısıyla TBK m. 333'ün bu kurala getirilmiş yasal bir istisna olduğunu savunur [3], [8].

2.2. Olağanüstü Fesih Hakkı ve Süreler

TBK m. 333, mirasçılara bir olağanüstü fesih hakkı bahşetmektedir [4]. Ancak bu fesih hakkı derhal hüküm doğuran bir bozucu yenilik doğuran hak niteliğinde tasarlanmamıştır. Mirasçılar, yasal fesih bildirim süresine (örneğin taşınmaz kiralarında TBK m. 329 uyarınca üç aylık süre) uyarak, en yakın fesih dönemi sonu için (altı aylık kira dönemlerinin sonu) sözleşmeyi feshedebilirler [9]. Bu fesih bildiriminin, fesih döneminin sonundan en az yasal bildirim süresi kadar önce kiraya verene ulaşmış olması şarttır.

2.3. Birlikte Hareket İlkesi (Elbirliği Mülkiyeti)

Mirasçıların birden fazla olması durumunda, tereke üzerinde elbirliği (iştirak halinde) mülkiyeti (TMK m. 640) söz konusu olur. Kira sözleşmesini feshetme hakkı da terekeye dâhil bir hak olduğundan, kural olarak tüm mirasçıların fesih bildirimini birlikte yapmaları veya temsilcileri vasıtasıyla oybirliğiyle hareket etmeleri zorunludur [10], [11]. Mirasçılardan yalnızca birinin veya bir kısmının yaptığı fesih bildirimi, kısmi fesih yasağı gereğince geçersiz olacaktır [11], [12], [13].

2.4. Makul Düşünme Süresi (Spatium Deliberandi)

Ölüm olayının, yasal fesih bildirim süresinin bitimine çok yakın bir tarihte gerçekleşmesi halinde mirasçıların hakkı kullanması fiilen imkânsızlaşabilir. Türk ve İsviçre doktrininde, bu gibi durumlarda mirasçılara, durumun özelliklerine göre (örneğin işyeri kiralarında ticari faaliyetin sürdürülüp sürdürülmeyeceği kararının alınabilmesi için) en fazla dört haftaya kadar çıkabilen bir "makul düşünme süresi" tanınması gerektiği, bu süre içindeki bildirimin bir sonraki fesih dönemi için değil, ilk fesih dönemi için geçerli sayılması gerektiği kabul edilmektedir [14], [15], [16].

3. Sistematik İlişkiler

  • TMK m. 599 ve m. 640 (Külli Halefiyet ve Miras Ortaklığı): TBK m. 333 hükmünün işlemesi, doğrudan TMK m. 599'daki mirasın kanun gereği ve derhal geçişi ilkesine dayanır [2]. Ancak TMK m. 640/2 gereği fesih hakkının oybirliği ile kullanılması zorunluluğu, mirasçılardan birine ulaşılamadığı durumlarda TBK m. 333'ün pratikliğini zedelemektedir [10], [17].
  • TBK m. 356 (Konut ve Çatılı İşyeri Kiralarında Ölüm Halinde Sözleşmenin Sürdürülmesi): TBK m. 333, kira sözleşmelerinin genel hükümleri arasında yer alır. Ancak konut ve çatılı işyeri kiraları için özel bir hüküm olan TBK m. 356 mevcuttur [18]. Buna göre, ölen kiracı ile aynı konutta oturanlar veya ölen kiracının aynı meslek ve sanatı yürüten ortakları/mirasçıları sözleşmeyi sürdürebilir [19], [18]. Doktrinde, TBK m. 356'da belirtilen kişilerin sözleşmeye devam etmek istemeleri halinde, bu özel intikal kuralının (TBK m. 356) öncelikle uygulanacağı ve genel nitelikteki TBK m. 333'ün bertaraf edileceği belirtilmektedir [20], [21], [22].
  • TBK m. 331 (Önemli Sebeplerle Fesih): Kiracının ölümü halinde kiraya verene fesih hakkı tanınmamış olması ciddi mağduriyetler yaratabilir. Mirasçıların bilinmediği veya ulaşılamadığı, kiralananın sahipsiz kaldığı durumlarda kiraya veren, TBK m. 331'e dayanarak kira ilişkisinin devamının kendisi için çekilmez hale geldiğini iddia edip olağanüstü fesih yoluna başvurabilir [23], [24], [25].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri, kiracının ölümü halinde sözleşmenin doğrudan sona ermeyeceği, ancak mirasçıların taraf sıfatı kazanacağı yönündeki kanuni kuralı titizlikle uygulamaktadır. Yargıtay kararlarında öne çıkan temel prensipler şunlardır:

  1. Mecburi Dava Arkadaşlığı: Kiracının ölümünden sonra kiraya verenin tahliye veya kira alacağı talebiyle açacağı davalarda ya da başlatacağı icra takiplerinde, ölen kiracının tespit edilebilen tüm mirasçılarına husumet yöneltilmesi zorunludur. Terekede elbirliği mülkiyeti bulunduğundan mirasçılar arasında mecburi dava arkadaşlığı vardır; mirasçılardan bir kısmına tebligat yapılmaksızın davanın esasına girilemez veya tahliye kararı verilemez [26].
  2. Kiraya Verenin Sırf Ölüm Nedeniyle Tahliye İsteyememesi: Yargıtay, TBK m. 333'ün açık lafzı karşısında, sözleşmede aksine açık bir düzenleme bulunmadıkça kiraya verenin sırf kiracının ölümünü gerekçe göstererek tahliye davası açamayacağını hüküm altına almaktadır.
  3. Alt Kira Bağlantısı: Asıl kiracının ölümü halinde onun mirasçıları sözleşmeyi devam ettirirse, alt kira ilişkisi de ayakta kalır. Ancak mirasçılar TBK m. 333 uyarınca fesih hakkını kullanırsa, asıl kira sözleşmesi sona ereceğinden alt kiracının da tahliyesi gerekir.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Kurmaca Senaryo): (A), mülkiyeti (B)’ye ait olan taşınmazı 01.01.2023 başlangıç tarihli ve belirsiz süreli bir sözleşmeyle depo olarak kiralamıştır. (A), yasal fesih bildirim süresinin bitimine (fesih dönemi sonundan 3 ay öncesi) yalnızca 3 gün kala, 28.09.2023 tarihinde ani bir kalp krizi ile vefat etmiştir. (A)'nın üç mirasçısı bulunmaktadır ve mirasçılar, sözleşmeyi devralmak istememektedir. Hukuki analiz: TBK m. 333 uyarınca mirasçılar sözleşmeyi yasal bildirim süresine uyarak feshedebilirler. Olayda ölüm tarihi, bildirim süresinin dolmasına 3 gün kala gerçekleşmiştir. Mirasçıların 3 gün içinde tereke durumunu değerlendirip fesih bildirimi yapmaları hakkaniyete aykırıdır. Doktrindeki yerleşik görüşe göre, mirasçılara "makul bir düşünme süresi" (spatium deliberandi) tanınması gerekir [14], [15]. Mirasçılar, bu makul süre (örneğin 2-3 hafta) içinde fesih bildirimi yaparlarsa, bu bildirim gecikmiş sayılmaz ve en yakın fesih dönemi sonu (31.12.2023) için geçerli hukuki sonuç doğurur [16].

Olay 2 (Kurmaca Senaryo): Kiracı (X), yalnız yaşadığı konutta vefat etmiştir. Kiraya veren (Y), kiracı (X)'in hiçbir yasal mirasçısını bulamamış, kiralanan daire içindeki eşyalarla birlikte kilitli kalmıştır. Aylar geçmesine rağmen kiralar ödenmemiş ve mirasçılardan hiç kimse ortaya çıkmamıştır. Hukuki analiz: TBK m. 333 kiraya verene ölüm sebebiyle doğrudan fesih hakkı tanımamaktadır [5], [6], [7]. (Y), kiracının ölümü nedeniyle kendiliğinden sözleşmeyi sona erdiremez. Ancak, muhatapsız kalan kiraya veren (Y), sözleşmenin çekilmez hale geldiğine dayanarak TBK m. 331 (Önemli Sebeplerle Olağanüstü Fesih) uyarınca sözleşmeyi feshedebilir [23], [25]. Doktrindeki bir diğer çözüm önerisi ise; (Y)'nin, tereke yöneticisi atanmasını istemesi veya mirasçıların yararına olmak üzere "gerçek vekâletsiz işgörme" (TBK m. 526 vd.) hükümleri çerçevesinde kiralananı tahliye ederek, eşyaları yasal mirasçılar adına yediemine tevdi etmesidir [27], [28], [29], [30].

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Sözleşmeyi TBK m. 333 uyarınca feshetmek isteyen kişiler, ölen kiracının yasal mirasçısı olduklarını resmi bir veraset ilamı (mirasçılık belgesi) ile ispat etmekle yükümlüdür.
  • Zamanaşımı / Süreler: Fesih hakkı, sonsuz bir hak değildir. En yakın fesih dönemi sonu için yasal fesih bildirim süresi içinde kullanılmalıdır. Mirasçılar ilk fesih dönemi için bu bildirimde bulunmazlarsa, sözleşme devam eder ve fesih hakkı bir sonraki fesih dönemleri için kullanılabilir [9].
  • Görevli/yetkili mahkeme: Kira ilişkisinden kaynaklanan ve mirasçıların tahliyesini ya da kira bedelinin tahsilini amaçlayan her türlü sulh uyuşmazlığında, miktar ve değere bakılmaksızın Sulh Hukuk Mahkemesi görevlidir (HMK m. 4/1-a) [31]. Yetkili mahkeme, davalı mirasçıların yerleşim yeri veya sözleşmenin ifa yeri mahkemesidir.
  • Yaygın uygulama hataları:
    1. Mirasçılardan yalnızca birinin fesih ihtarı göndermesi (Elbirliği mülkiyeti nedeniyle TMK m. 640/2 ihlali) [10].
    2. Kiraya verenin, kiracının öldüğü gün sözleşmenin infisah ettiğini zannederek taşınmaza girmesi ve eşyaları tahliye etmesi (Konut dokunulmazlığının ihlali ve haksız fiil sorumluluğu doğurur).
    3. Konut kiralarında ölen eşiyle birlikte oturan sağ kalan eşin, TBK m. 356'daki hakkını görmezden gelerek kiraya verenin derhal tahliye talep etmesi [32], [21].

7. Eleştirel Değerlendirme

TBK m. 333, kurgusu itibariyle önemli yasa boşlukları ve dengesizlikler barındırmaktadır. Hüküm, yalnızca tek bir mirasçının olduğu veya tüm mirasçıların ulaşılabilir ve uyum içinde hareket ettiği ideal bir senaryoya göre kaleme alınmıştır [33]. Uygulamada ise mirasçı sayısının fazla olduğu, mirasçılara ulaşılamadığı veya mirasçıların birbirleriyle ihtilaflı olup ortak fesih kararı (birlikte hareket ilkesi gereği) alamadıkları hallerde kiraya veren, muhatapsız, gelirsiz ve taşınmazı kullanamaz bir şekilde bağlı kalmaktadır [34], [35], [33], [36].

Kanun koyucu, kiracıyı koruma saikiyle, kiraya verene kiracının ölümü halinde hiçbir hak tanımamıştır [5], [6]. Oysa kira sözleşmesi, kiracının kişisel özelliklerinin ve ödeme gücünün önem arz ettiği, güvene dayalı sürekli bir sözleşmedir [37]. İsviçre ve Türk doktrinindeki eleştiriler, kuralın ters yüz edilmesi yönündedir (de lege ferenda): Kira sözleşmesi kiracının ölümü ile kural olarak kendiliğinden sona ermeli, ancak TBK m. 356 kapsamında kalan ve kiralananda haklı bir yaşam menfaati olan kişilere (birlikte yaşayan eş, ortak vb.) sözleşmeyi devam ettirme opsiyonu tanınmalıdır [37], [38], [39]. Böyle bir reform, kullanmayacakları bir konut/işyeri için mirasçıların gereksiz yere kira borcu yükü altına girmesini önleyeceği gibi, kiraya vereni de muhatapsız kalma riskinden kurtaracak ve her iki tarafın menfaatini adil bir zeminde dengeleyecektir [39].


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.