RESMİ METİN

III. Aşırı yararlanma


Madde 28 - Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir. Zarar gören bu hakkını, düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda kalmada ise, bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl içinde kullanabilir.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 28. maddesi, borçlar hukuku dogmatiğinin temelini oluşturan Sözleşme Özgürlüğü (İrade Muhtariyeti) ilkesinin, zayıf tarafı korumak ve sosyal adaleti tesis etmek amacıyla sınırlandırıldığı en önemli kurumlardan biri olan Aşırı Yararlanma (Gabin) müessesesini düzenlemektedir. İlgili madde; "Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir." hükmünü amirdir.

Borçlar hukuku sistematiği içerisinde Aşırı Yararlanma kurumu, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'ndaki (BK m. 21) "Gabin" kavramının modern bir dille yeniden kaleme alınmış hâlidir. Kurumun TBK sistematiğindeki yeri, sözleşme özgürlüğünün sınırlarını çizen kesin hükümsüzlük (TBK m. 27) düzenlemelerinden hemen sonra, irade bozuklukları olan yanılma, aldatma ve korkutma (TBK m. 30 vd.) düzenlemelerinden ise hemen önce gelmektedir. Bu sistematik tercih, doktrinde kurumun hukuki niteliği üzerine büyük tartışmalara zemin hazırlamış; aşırı yararlanmanın salt bir İrade Sakatlığı mı yoksa sözleşme serbestisini sınırlandıran bir Ahlaka Aykırılık hâli mi olduğu hususu, Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer gibi değerli yazarlar tarafından derinlemesine irdelenmiştir. Baskın görüşe göre, Aşırı Yararlanma, kanun koyucunun irade sakatlığı hâlleri ile TBK m. 27’deki kesin hükümsüzlük sınırları arasında, zayıfı spesifik bir sömürüden korumak için tasarladığı Kendine Özgü (Sui Generis) bir sözleşme özgürlüğü sınırlamasıdır.

Karşılaştırmalı hukuk ve mehaz kanun ilişkisi bakımından, kurumun tarihi kökenleri Roma Hukukundaki "laesio enormis" kuralına dayanmakla birlikte, modern Türk hukukundaki doğrudan dayanağı İsviçre Borçlar Kanunu'nun (OR) 21. maddesidir (OR Art. 21). Gerek mehaz İsviçre Hukukunda (OR Art. 21) gerekse Türk Hukukunda (TBK m. 28) edimler arası oransızlık tek başına sözleşmeyi sakatlamak için yeterli görülmemiş; bu oransızlığın sömürü amacı (yararlanma kastı) ile yaratılması şart koşulmuştur. Ancak 6098 sayılı TBK, mülga BK ve mehaz OR'den farklı olarak, mağdura yalnızca sözleşmeyi iptal etme hakkı tanımakla yetinmemiş; aynı zamanda sözleşmeyi ayakta tutarak Oransızlığın Giderilmesini talep etme hakkını da sisteme dâhil ederek zayıf tarafı koruyan çok daha esnek ve devrimci bir mekanizma yaratmıştır.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

TBK m. 28 hükmünün fiilen işletilebilmesi ve bir sözleşmenin Aşırı Yararlanma sebebiyle iptal edilebilmesi veya uyarlanabilmesi için, maddede yer alan objektif ve sübjektif unsurların kümülatif (birlikte) gerçekleşmesi zorunludur. Doktrinde Eren, Oğuzman/Öz ve Nomer'in öğretileri ışığında bu kavramlar şu şekilde tahlil edilmektedir:

A. Objektif Unsur: Edimler Arasında Açık Oransızlık Bir sözleşmede Aşırı Yararlanmadan bahsedilebilmesi için öncelikle tarafların yüklendikleri edimler arasında "açık bir oransızlık" bulunmalıdır. Hukuk sistemi, serbest piyasa ekonomisinin bir gereği olarak, sözleşme özgürlüğü (TBK m. 26) çerçevesinde tarafların edim ve karşı edimlerini serbestçe belirlemelerine izin verir ve kural olarak edimler arasında matematiksel bir tam eşitlik aramaz. Ancak, bu eşitsizliğin ortalama zekâya sahip, makul ve dürüst bir insanın ilk bakışta fark edebileceği kadar fahiş ve gözle görülür bir seviyeye ulaşması hâlinde Açık Oransızlık unsuru gerçekleşmiş kabul edilir. Bu oransızlığın tespiti, sözleşmenin ifa edildiği an değil, bizzat "sözleşmenin akdedildiği an" (kurulma anı) esas alınarak yapılır. Sözleşme kurulduktan sonra piyasa şartlarındaki dalgalanmalar nedeniyle ortaya çıkan değer kayıpları Aşırı Yararlanma kapsamında değil, ancak şartları varsa Aşırı İfa Güçlüğü (TBK m. 138) kapsamında değerlendirilebilir.

B. Sübjektif Unsur (Mağdur Açısından): Zarar Görenin Zayıf Durumu Açık oransızlığın tek başına sözleşmeyi sakatlamaya yetmeyeceği doktrinde ittifakla kabul edilmektedir. Bu oransızlığın, mağdurun içinde bulunduğu spesifik bir zayıflık hâlinden kaynaklanması gerekir. Kanun koyucu bu zayıflık hâllerini üç ana başlıkta toplamıştır:

  1. Zor Durumda Kalma (Müzayaka): Kişinin şahsi, ekonomik, ailevi veya manevi nitelikteki ağır ve acil bir tehlikeyi savuşturmak için, normal şartlarda asla yapmayacağı adaletsiz bir sözleşmeyi yapmaya mecbur kalmasıdır. Çocuğunun ameliyat parası için evini yok pahasına satan bir babanın durumu bu kapsama girer.
  2. Düşüncesizlik (Hiffet): Kişinin yaşı, yapısal karakteri, anlık öfkesi, aşırı heyecanı veya dikkatsizliği nedeniyle, giriştiği hukuki işlemin kendi malvarlığında doğuracağı ağır sonuçları ölçüp tartamaması ve sonunu düşünmeden hareket etmesi hâlidir.
  3. Deneyimsizlik (Toyluk): Kişinin genel yaşam tecrübesinde veya girdiği o bilgi birikimine sahip olmayan bir kişinin, piyasanın kurallarını bilmediği için fahiş şartları kabul etmesi toyluk unsurunu doldurur. Doktrinde bu üç hâlin "sınırlı sayı" (numerus clausus) olup olmadığı tartışmalıdır. Ancak baskın görüş, kanunun amacının zayıfı korumak olduğunu belirterek, bu üç kavrama benzeyen ve irade zafiyeti yaratan diğer ağır durumların da amaca uygun yorumla bu kapsama dâhil edilebileceğini savunmaktadır.

C. Sübjektif Unsur (Sömüren Açısından): Yararlanma (Sömürme) Kastı Aşırı yararlanmanın dogmatik mimarisini tamamlayan en önemli unsur, sözleşmenin karşı tarafının (sömürenin) mağdurun içinde bulunduğu bu zayıf durumu bilmesi ve bu zayıflıktan kasten faydalanarak (istismar ederek) edimler arasında o fahiş oransızlığı yaratma iradesine sahip olmasıdır. Eğer karşı taraf, edimler arasındaki açık oransızlığı ve mağdurun zayıf durumunu bilmiyorsa veya tesadüfen bu sonuç ortaya çıkmışsa, ortada bir Sömürme Kastı bulunmadığından Aşırı Yararlanma müessesesi işlemez. Borçlar hukukunun burada cezalandırdığı temel eylem, salt fahiş fiyat uygulanması değil; ahlaka aykırı bir "fırsatçılık" ve sömürü iradesidir.

D. Yaptırım: İptal Edilebilirlik ve Oransızlığın Giderilmesi Seçimlik Hakları TBK m. 28, mağdura sözleşmenin akıbetini belirleme konusunda iki adet Yenilik Doğuran Hak bahşetmiştir:

  1. Sözleşme ile Bağlı Olmama (İptal Hakkı): Doktrinde Oğuzman/Öz ve Eren tarafından detaylıca tartışıldığı üzere, mağdur tek taraflı bir bozucu yenilik doğuran hak kullanarak sözleşmeyi baştan itibaren (ex tunc) geçersiz kılabilir ve ifa ettiği edimi sebepsiz zenginleşme veya istihkak davası ile geri isteyebilir.
  2. Oransızlığın Giderilmesini İsteme: Yeni TBK'nın hukukumuza kazandırdığı bu hak, Nomer ve Eren tarafından Değiştirilmiş Kısmi Hükümsüzlük veya sözleşmeyi ayakta tutma (favor negotii) ilkesinin bir uzantısı olarak tanımlanır. Mağdur, sözleşmeyi iptal etmek yerine, dilerse sömürenin haksızca elde ettiği fahiş kısmın indirilmesini veya kendi ediminin artırılmasını talep ederek sözleşmeyi adil bir dengeye çekebilir.

3. Sistematik İlişkiler

TBK m. 28 hükmünün, borçlar hukuku dogmatiğinin diğer geçersizlik rejimleri ve temel ilkeleriyle olan organik ilişkileri, kurumun hukuki niteliğini daha da belirginleştirmektedir.

A. Kesin Hükümsüzlük / Ahlaka Aykırılık (TBK m. 27) ile Kesişim ve Çatışma: Aşırı yararlanma ile TBK m. 27'deki Ahlaka Aykırılık arasındaki ilişki ("Taleplerin Yarışması" sorunu) öğretinin en çetin konularından biridir. Bir tarafın zor durumunu istismar ederek fahiş bir menfaat sağlamak özünde ahlaka aykırı bir eylemdir. Bazı yazarlar, aşırı yararlanmanın tamamen özel bir ahlaka aykırılık hâli (Lex Specialis) olduğunu savunur. Ancak Nomer, Eren ve Oğuzman/Öz'ün yaklaşımlarına göre; TBK m. 27'deki ahlaka aykırılık, sözleşmenin "objektif konusunun veya amacının" baştan itibaren ahlaksız olması (örneğin kumar borcu veya fuhşa teşvik) durumudur ve kesin hükümsüzlük (mutlak butlan) yaptırımına tabidir. Oysa Aşırı Yararlanma'da satılan mal veya hizmet son derece yasal ve ahlakidir; ahlaksız olan husus, sömürenin "yararlanma davranışıdır". Kanun koyucu, ticari hayatın güvenliği ve zayıfın kendi inisiyatifini koruması adına, gabini TBK m. 27'deki mutlak butlan giyotininden ayırmış ve 1 yıllık süreye tabi bir İptal Edilebilirlik yaptırımına bağlamıştır. Dolayısıyla iki kurum arasında genel-özel hüküm ilişkisinden ziyade, yaptırım felsefesi açısından bir ayrışma söz konusudur.

B. İrade Bozuklukları (Hata, Hile, İkrah) ile Farkı: TBK m. 30 ve devamında düzenlenen yanılma, aldatma ve korkutma hâllerinde de kişinin iradesi sakatlanmaktadır. Ancak Aşırı Yararlanma salt bir irade sakatlığı değildir. Gabinde kişi, fahiş şartları kabul ettiğinin farkındadır; iradesi ile beyanı arasında bir uyumsuzluk yoktur. Sadece içinde bulunduğu zayıf durum nedeniyle irade oluşumu süreci dışsal faktörlerce sakatlanmıştır. Üstelik irade bozukluklarında edimler arasında fahiş bir oransızlık aranmazken, gabin için bu açık oransızlık (objektif unsur) kurucu bir şarttır.

C. TMK m. 2 (Dürüstlük Kuralı) ile Organik Bağ: Aşırı yararlanma kurumunun felsefi temeli, bütünüyle Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesindeki Dürüstlük Kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağıdır. Bir kişinin, diğerinin bilgisizliğini veya çaresizliğini silah olarak kullanıp, sözleşme özgürlüğü maskesi altında onu ekonomik bir yıkıma sürüklemesi, dürüstlük kuralı uyarınca hukukun himaye etmeyeceği bir kötüniyet eylemidir.

4. Pratik Olay Analizleri

Olay 1 (Müzayaka ve Açık Oransızlık Hâli): Ağır bir hastalığa yakalanan çocuğunu acilen yurtdışında tedavi ettirmesi gereken ve bankalardan kredi bulamayan bir baba (A) çaresizlik içerisinde mahalledeki bir tefeciye (B) başvurur. Baba, piyasa değeri 5 Milyon TL olan yegâne evini, sırf o anki nakit ihtiyacını karşılamak için tefeciye 1 Milyon TL'ye devretmeyi kabul eder. Bu olayda TBK m. 28'in tüm kurucu unsurları gerçekleşmiştir. Evin gerçek değeri ile satış bedeli arasındaki devasa fark Açık Oransızlık (objektif unsur) şartını doldurur. Babanın çocuğunu kurtarmak için içine düştüğü can havli, hukuken tipik bir Zor Durumda Kalma (Müzayaka) hâlidir. Tefecinin, babanın bu çaresizliğini bilmesi ve bunu fırsat bilerek malı yok pahasına ele geçirme amacı ise Sömürme Kastını oluşturur. Baba, çocuğunun tedavisi bitip zor durumu ortadan kalktığı tarihten itibaren 1 yıl içinde İptal Hakkını kullanarak evi geri alabileceği gibi; dilerse sözleşmeyi ayakta tutarak tefeciden aradaki 4 Milyon TL'lik fahiş oransızlığın giderilmesini (kalan bedelin kendisine ödenmesini) de talep edebilir.

Olay 2 (Tacirlerin Durumu ve Deneyimsizlik): Yıllardır tekstil sektöründe faaliyet gösteren anonim şirket sahibi bir tacir (C) aniden pamuk piyasasına girmeye karar verir ve bu sektörün kurdu olan başka bir tüccarla (D) piyasa gerçeklerine hiç uymayan, aşırı derecede kendi aleyhine ve fahiş fiyatlı bir pamuk alım sözleşmesi imzalar. Şirket (C) iflasa sürüklenince mahkemede "Ben bu sektörü bilmiyordum, toyluğumdan ve deneyimsizliğimden faydalandı" diyerek gabin (aşırı yararlanma) iddiasında bulunur. Türk Ticaret Kanunu (TTK m. 18) uyarınca her tacir, ticari işletmesiyle ilgili faaliyetlerinde "basiretli bir iş adamı" gibi hareket etmek zorundadır. Eren, Oğuzman/Öz ve Nomer öğretisinde ve Yargıtay içtihatlarında istikrarla vurgulandığı üzere, bir tacirin kendi ticari faaliyetlerinde "düşüncesizlik (hiffet)" veya "deneyimsizlik (toyluk)" iddialarına sığınarak TBK m. 28 hükümlerinden faydalanması kural olarak mümkün değildir. Çünkü tacir, piyasa şartlarını araştırmakla yükümlüdür. Ancak, şayet tacir (C) ağır bir ekonomik buhran içinde olup fabrikasının kapanmasını engellemek için can havliyle o sözleşmeyi imzalamış olsaydı, "deneyimsizlik" yerine Zor Durumda Kalma (Müzayaka) unsuruna dayanarak aşırı yararlanma davası açabilirdi.

5. Pratik Uygulama Notları

Bu maddenin mahkeme salonlarında ve hukuki uyuşmazlıklarda sağlıklı bir biçimde işletilebilmesi için avukatların ve hâkimlerin usul hukukuna dair şu kurallara dikkat etmesi elzemdir:

Hak Düşürücü Sürelerin İşleyişi: Aşırı yararlanma nedeniyle iptal veya oransızlığın giderilmesi hakkının kullanılması, son derece katı sürelere bağlanmıştır. TBK m. 28 uyarınca zarar gören bu hakkını, düşüncesizlik veya deneyimsizliğini "öğrendiği" tarihten; zor durumda kalmada ise bu durumun "ortadan kalktığı" tarihten başlayarak 1 YIL içinde kullanmalıdır. Ancak her hâlükârda, sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak 5 YIL geçmekle bu hak tamamen düşer. Bu süreler zamanaşımı değil, Hak Düşürücü Süredir ve mahkemece davanın her aşamasında re'sen gözetilir.

Sözleşmeyi Ayakta Tutma İhtimali (Tahvil ve Uyarlama): Yeni TBK m. 28, mağdura "oransızlığın giderilmesini" talep etme hakkı tanıdığı için, avukatların dava açarken öncelikle müvekkillerinin menfaatine hangi yolun (iptal mi yoksa bedel uyarlaması mı) uygun olduğunu tespit etmeleri gerekir. Şayet mağdur iptal hakkını kullanırsa, sözleşme baştan itibaren ortadan kalkar ve verilenler iade edilir. Ancak mağdur malı veya hizmeti muhafaza etmek istiyor sadece fahiş bedelden kurtulmak istiyorsa, "değiştirici yenilik doğuran hak" niteliğindeki oransızlığın giderilmesi talebinde bulunmalıdır.

Sulh Sözleşmelerinde Gabin: Tarafların mahkeme önünde veya dışında anlaştıkları Sulh Sözleşmelerinde gabin hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağı tartışmalıdır. Ancak yargı pratiğinde, sulh sözleşmesi çifte karakterli (hem usul işlemi hem maddi sözleşme) olduğu için, eğer bir taraf diğerinin zayıflığını istismar ederek fahiş bir fedakârlık koparmışsa, bu sulh anlaşmasının da TBK m. 28 kapsamında iptal edilebileceği kabul edilmektedir.

6. Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri, aşırı yararlanma (gabin) kurumunu uygularken hem objektif (açık oransızlık) hem de sübjektif (zayıf durum ve sömürme kastı) unsurların eşzamanlı ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde mevcut olmasını titizlikle aramaktadır.

Yargıtay kararlarında "Açık Oransızlık" test edilirken, sadece sözleşme tarihindeki objektif piyasa rayiç bedeli dikkate alınır. Yüksek Mahkeme, gabin iddialarında mutlaka uzman bilirkişi heyetleri aracılığıyla sözleşme tarihindeki gerçek değer ile kararlaştırılan bedel arasındaki matematiksel uçurumu tespit ettirmektedir. Şayet fahiş bir fiyat farkı yoksa veya bu fark olağan ticari kâr marjı sınırları içindeyse gabin iddiası reddedilir.

Öte yandan Yargıtay, Tacirlerin gabin davası açması hususunda son derece katı bir tutum sergilemektedir. Yargıtay (örneğin 19. Hukuk Dairesi) kararlarında, "Tacirlerin toyluk (deneyimsizlik) veya hiffet (düşüncesizlik) nedenlerine dayanarak gabin iddiasında bulunamayacakları, zira basiretli iş adamı yükümlülüğünün bu sübjektif unsurları bertaraf ettiği" açıkça hükme bağlanmıştır. Tacirlerin sadece, iflasın eşiğine gelme veya ağır bir ekonomik buhran gibi mutlak bir Müzayaka hâlini ispatlamaları durumunda TBK m. 28 hükümlerinden faydalanabileceği içtihatlarla sabittir.

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Borçlar Kanunu'nun 28. maddesi, sosyal adaleti sağlayan en hayati kurumlardan biri olmakla birlikte, doktrinde Eren, Oğuzman/Öz ve Nomer'in eserleri etrafında yoğun felsefi ve dogmatik eleştirilere konu olmaktadır.

En büyük teorik tartışma, Aşırı Yararlanmanın (Gabinin) hukuki genetiği ile ilgilidir. Şayet gabin, güçlü tarafın zayıf tarafı ahlaksızca sömürmesi ise, neden TBK m. 27'deki (Kesin Hükümsüzlük) ahlaka aykırılık rejimine tabi tutulmamıştır? Kesin hükümsüzlük zamanaşımına tabi değilken ve re'sen dikkate alınırken, böylesine ağır bir sömürünün neden mağdurun inisiyatifine bırakıldığı ve neden 1 yıllık çok kısa bir Hak Düşürücü Süre ile sınırlandırıldığı ciddi bir eleştiri konusudur. Doktrindeki bazı yazarlar, 1 yıl gibi kısa bir sürenin geçmesiyle hukuk sisteminin ahlaksız bir sömürüyü "geçerli" kabul ederek adeta ödüllendirdiğini, bunun kamu düzeniyle bağdaşmadığını savunmaktadırlar. Nitekim Eren ve Oğuzman/Öz, kanun koyucunun burada "sözleşme güvenliği" ile "sözleşme adaleti" arasında zoraki bir denge kurmaya çalıştığını, ancak sürenin kısalığının çoğu zaman sömürenin işine yaradığını haklı olarak eleştirmektedirler.

İkinci önemli eleştiri ise, TBK m. 28'in yeni ihdas ettiği "Oransızlığın Giderilmesi" hakkının uygulanma tekniğine ilişkindir. Bir sözleşmedeki fahiş oransızlık giderilirken, sözleşmenin hangi bedel üzerinden ayakta tutulacağı (piyasa rayici mi, yoksa gabin sınırının hemen altındaki bir rakam mı?) kanunda belirsizdir. Nomer'in de işaret ettiği üzere, hâkim bu oransızlığı giderirken sözleşmeye bütünüyle müdahale ederek adeta yeni bir sözleşme yaratmakta, bu da klasik irade muhtariyeti ilkesine yargısal bir müdahale (yargısal aktivizm) riskini doğurmaktadır. Buna rağmen, zayıf tarafı sözleşmeyi tamamen kaybetmekten (iptalden) kurtararak onu adil bir bedelle ayakta tutan bu modern mekanizmanın, borçlar hukuku dogmatiğinde sosyal adalet devleti felsefesini taçlandıran çok yerinde bir adım olduğu doktrinde genel kabul görmektedir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.

Kullanılan kaynaklar:

  • Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
  • Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 28'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
  • Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
  • Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 21.

Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 28. madde metnine dayanır.

Görüş: Kapsamlı ve öğretici yorum benimsenmiştir.

Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.