1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) "Özel Borç İlişkileri"ni düzenleyen İkinci Kısmında, "Kısmi Ödemeli Satışlar" alt ayrımında yer alan "Ön Ödemeli Taksitle Satış" sözleşmesi, modern tüketim toplumunda alıcıların korunması ihtiyacı neticesinde İsviçre Borçlar Kanunu (OR) örnek alınarak kanunlaştırılmıştır [1]. Ön ödemeli taksitle satış sözleşmesi, alıcının taşınır bir malın satış bedelini önceden kısım kısım ödemeyi, satıcının da bedelin tamamen ödenmesinden sonra satılanı alıcıya devretmeyi üstlendikleri, kendine özgü (sui generis) bir satım sözleşmesi türüdür [2, 3].
Bu sözleşme tipinde alıcı, ifa menfaatine (mala) henüz kavuşmadan uzun süreli bir borç altına girmekte ve kredi ilişkisine benzer bir risk taşımaktadır. TBK m. 270, "Sözleşmenin süresi" kenar başlığı altında, ön ödemeli taksitle satış sözleşmelerinin alıcı üzerinde yaratabileceği bu uzun süreli, belirsiz ve yıpratıcı ekonomik yükümlülüğü sınırlandırmak amacıyla emredici bir zaman kısıtlaması getirmiştir [4]. Hüküm, kanun koyucunun alıcıyı koruma saikiyle sözleşme özgürlüğüne müdahale ettiği, ön ödeme borcunu doğrudan kanun gereği sona erdiren ve hareketsizlik durumunda sözleşmenin tasfiyesini emreden, son derece spesifik ve teknik bir tasfiye rejimidir [4, 5].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Maddenin lafzı incelendiğinde, iki farklı hukuki müessesenin iki ayrı fıkrada düzenlendiği görülmektedir. İlk fıkra ön ödeme borcunun kanun gereği sükût etmesini, ikinci fıkra ise ifa talep edilmeyen uzun süreli sözleşmelerin tasfiyesini düzenler.
2.1. Ön Ödemeleri İfa Borcunun Beş Yıllık Üst Sınırı (TBK m. 270/1)
TBK m. 270/1 uyarınca, "Ön ödemeleri ifa borcu, beş yılın geçmesiyle sona erer" [5]. Ön ödemeli taksitle satış sözleşmelerinde alıcının asli borcu olan ön ödeme yükümlülüğünü sona erdiren bu sebep, kanun koyucu tarafından açıkça hükme bağlanmıştır [4]. Hükmün amacı, alıcının sonu gelmeyecek olan hem de peşin bedeli aşırı bir şekilde aşabilecek olan kısmi ödemelere maruz kalmasını önlemektir [4].
Bu beş yıllık sürenin sonunda, yapılan ön ödemelerin kararlaştırılan satış bedeline ulaşmış olması icap eder; aksi takdirde, beş yılın sonunda henüz ifa edilmemiş olan herhangi bir ön ödeme borcu kalmışsa, satıcı bunların yerine getirilmesine ilişkin talep hakkını sürenin geçmesiyle kaybeder [4]. Alıcının ön ödemelere ilişkin bu tarihten sonra hukuki olarak icra edilebilir bir borcu kalmaz [4].
2.2. Sürenin Başlangıç Anı ve Hukuki Niteliği
Kanun metninde beş yıllık sürenin ne zaman başlayacağına açıkça yer verilmemiştir. Ancak doktrinde (örneğin Çörtoğlu, Ozanoğlu gibi yazarların da işaret ettiği üzere) bu sürenin sözleşmenin kuruluşundan itibaren işlemeye başlayacağı kabul edilmektedir [4]. Sürenin hukuki niteliği, teknik anlamda bir hak düşürücü süre veya zamanaşımı olmaktan ziyade, kanunla belirlenmiş "azami sözleşme ifa süresi"dir. Satıcının talep hakkı bu sürenin dolmasıyla kanun gereği ortadan kalkar [4].
2.3. Sekiz Yıllık Hareketsizlik, Uyarı Külfeti ve Satıcının Cayma Hakkı (TBK m. 270/2)
Maddenin ikinci fıkrası, ödeme süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan sözleşmelere özgüdür. Bu tür sözleşmelerde alıcı, sekiz yıl geçtiği hâlde satılanın devri isteminde bulunmazsa, satıcı alıcıyı uyararak ona üç aylık bir süre tanımak zorundadır [5].
Alıcı bu üç aylık ihtar süresi içinde kayıtsız kalırsa, satıcı adeta alıcının yerine geçerek, alıcıya TBK m. 269 hükmü kapsamında tanınan "sözleşmeden cayma hakkına" sahip olur [6]. Burada satıcıya tanınan hak, klasik temerrüt veya sözleşmeye aykırılık feshi değil, kanunun özel olarak tasarladığı bir tasfiye imkânıdır. Satıcı, bu hakkı kullandığında alıcının yatırmış olduğu meblağdan cayma parası kesintisi yaparak (TBK m. 269/2 uyarınca toplam alacağın %2'si ile %5'i arasında) kalan kısmı alıcıya iade ederek sözleşme ilişkisini nihayete erdirir [7].
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 270 hükmü, borçlar hukuku sistematiği içerisinde tek başına değil, diğer emredici normlarla bir bütün olarak ele alınmalıdır:
- TBK m. 264 (Ön Ödemeli Taksitle Satışın Şekli ve İçeriği): TBK m. 270'in uygulanabilmesi için sözleşmenin TBK m. 264 kapsamında geçerli bir ön ödemeli taksitle satış sözleşmesi olarak yazılı şekilde kurulmuş olması zorunludur [3].
- TBK m. 269 (Sözleşmeden Cayma ve Cayma Parası): TBK m. 270/2 uyarınca 8 yıllık hareketsizlik sonucu satıcının elde edeceği hak, doğrudan TBK m. 269'da düzenlenen cayma hakkıdır [6, 7]. Buna göre satıcı, toplam alacağın yüzde ikisinden az ve yüzde beşinden fazla olmamak üzere bir cayma parasını alıcının ödemelerinden keserek alıkoyabilir ve bakiyeyi alıcıya iade eder [7].
- TBK m. 265 (Ödemelerin Güvenceye Bağlanması): 8 yıllık hareketsizlik halinde satıcının iade edeceği meblağlar, genellikle TBK m. 265 uyarınca alıcı adına açılan faiz/getiri sağlayan banka hesabında birikmiş olan fonlardır [8]. Sözleşme cayma ile sona erdiğinde satıcı bu hesap üzerindeki haklarını kaybeder veya cayma bedelini tahsil edip gerisini alıcıya bırakır [9].
- Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (TKHK) ile İlişkisi: Ön ödemeli taksitli satışlar çoğunlukla tüketicilerle yapıldığından, TKHK m. 4'teki tüketici sözleşmelerine ilişkin emredici koruma hükümleri ile TBK hükümleri arasında tüketici lehine olan hükümlerin öncelikle uygulanması (lex specialis) ilkesi geçerlidir [10, 11].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Ön ödemeli taksitle satış kurumu, özellikle 6098 sayılı TBK ile İsviçre Hukukundan daha sistemli bir şekilde iktibas edildiği için (İsviçre Federal Kanunu'ndan uyarlanmıştır [12]), uygulamasında yüksek mahkeme içtihatları sözleşme serbestisinin sınırlarını katı bir şekilde çizer. Yargıtay uygulamasında bu tür üst süre ve bildirim şartlarına ilişkin kurallar:
- Emredici Nitelik: TBK m. 270'teki azami sürelerin alıcı aleyhine uzatılamayacağı, bu yöndeki sözleşme kayıtlarının TBK m. 27 uyarınca kesin hükümsüz (batıl) olacağı kabul edilmektedir.
- Bildirim Şartının İspatı: İkinci fıkrada belirtilen satıcının 3 aylık süre tanıyarak uyardığına ilişkin ispat yükü satıcıdadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında, bu tarz yenilik doğuran ve karşı tarafın hukuki durumunu ağırlaştıran ihtarların noter vasıtasıyla, iadeli taahhütlü mektupla veya güvenli elektronik imza ile yapılması hukuki güvenliğin gereği sayılmaktadır.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1:
(A), 01.01.2020 tarihinde bir beyaz eşya firması (S) ile toplam 60.000 TL bedelli bir çeyiz paketini ön ödemeli taksitle satış sözleşmesi kapsamında almak üzere anlaşmış ve her ay 500 TL ödemeyi taahhüt etmiştir. (A), 5 yıl boyunca düzenli ödeme yapmış ve 30.000 TL ödemiştir. 01.01.2025 tarihi geldiğinde (S), kalan 30.000 TL için (A)'yı temerrüde düşürüp icra takibi başlatmıştır.
Hukuki analiz: TBK m. 270/1 uyarınca, ön ödemeleri ifa borcu beş yılın geçmesiyle sona erer [5]. Bu sürenin sonunda alıcının ön ödemelere ilişkin herhangi bir borcu kalmaz ve satıcının talep hakkı düşer [4]. Bu nedenle, (S)'nin (A)'ya karşı başlattığı icra takibi mesnetsizdir. (A), borcun kanun gereği sona erdiğini itiraz olarak ileri sürebilir. Sözleşme bu noktada ifa edilmemiş kısımlar açısından imkânsızlaşır ve alıcı TBK m. 269 kapsamında sözleşmeden cayarak ödediklerini (getirileriyle birlikte, cayma cezası kesintisi hariç) geri isteyebilir.
Olay 2:
Alıcı (B), Satıcı (S)'den bir piyano için ön ödemeli sözleşme yapmış, ancak dördüncü yıldan sonra ödemeleri kesmiş ve ortadan kaybolmuştur. Sözleşme tarihinden itibaren 8 yıl geçmiş, (B) piyanoyu talep etmemiştir. (S), sözleşmeyi tasfiye etmek istemektedir.
Hukuki analiz: TBK m. 270/2 uygulanır. Ödeme süresi belirsiz veya bir yıldan uzun olan bu sözleşmede 8 yıl geçtiği için satıcı (S), (B)'ye ulaşarak (veya bilinen son mernis adresine ihtarname göndererek) 3 aylık bir süre vermelidir [5]. (B) bu süre zarfında da malı devralmaz veya bir girişimde bulunmazsa, (S), TBK m. 269 uyarınca cayma hakkını kullanabilir [5]. (S), sözleşme bedelinin %2'si ile %5'i oranında cayma parasını (B)'nin ödediği tutardan mahsup eder ve kalanı (B)'nin banka hesabına yatırarak sözleşmeyi hukuka uygun şekilde tasfiye eder [5, 7].
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat Yükü: TBK m. 270/2 kapsamında 8 yılın dolduğu ve alıcıya 3 aylık mehil verildiğinin ispatı satıcıya aittir. Bu husus HMK m. 190 uyarınca ispat yükü genel kurallarına tabidir.
- Zamanaşımı / Süreler: 5 yıllık süre bir azami ifa süresidir, zamanaşımı değildir, hâkim tarafından veya icra merciince uyuşmazlığın mahiyetine göre değerlendirilir [4]. 8 yıllık süre de eylemsizlik süresidir; ardından verilecek 3 aylık uyarı süresi yenilik doğuran niteliktedir [5, 6].
- Görevli/Yetkili Mahkeme: Bu sözleşmeler genellikle tüketicilerle yapıldığı için uyuşmazlıklar malın değerine göre Tüketici Hakem Heyetleri veya Tüketici Mahkemelerinde görülür. Alıcının tacir sıfatıyla hareket ettiği istisnai durumlarda Asliye Ticaret Mahkemeleri görevlidir (Ancak TBK m. 263/2 uyarınca alıcının tacir olduğu durumlarda TBK m. 270 zaten uygulanmaz [13, 14]; bu husus hayati bir ayrıntıdır).
- Yaygın Uygulama Hataları: Satıcıların 5 yıllık süre dolmasına rağmen alıcılardan ön ödeme tahsil etmeye devam etmeleri hukuka aykırıdır. Doktrinde kanuni süre aşılmasına rağmen ön ödeme borcu ifa edilirse sözleşmenin geçerliliğini koruyup korumayacağı tartışmalı olsa da, ağır basan görüş bu ödemelerin sözleşmeyi kendiliğinden yürürlükte tutmayacağı yönündedir (Zweifel görüşü) [4]. Şayet alıcı 5 yıldan sonra ödeme yapmışsa, bu tutarların sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde talep edilip edilemeyeceği öğretide ciddi tartışma konusudur.
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde TBK m. 270 hakkında önemli eleştiriler mevcuttur. Hükümde, "beş yıllık sürenin ne zaman başlayacağı" açıkça ifade edilmemiştir [4]. Doktrindeki yazarlar (örneğin Çörtoğlu, Ozanoğlu) bu sürenin sözleşmenin kuruluşundan itibaren başlaması gerektiğini ifade ederek kanundaki bu lafzi boşluğu doldurmaktadırlar [4].
Ayrıca, kanuni azami sürenin aşılmasına rağmen ön ödeme yapılması halinde bu ödemelerin hukuki durumu tartışmalıdır. Satıcının 5 yıldan sonra ödeme talep hakkı kesinlikle düşmekle birlikte [4], şayet alıcı rızasıyla ödeme yaparsa bunun Borçlar Kanunu anlamında "eksik borcun ifası" mı (TBK m. 78/2 - zamanaşımına uğramış borcun ifası kıyasen) yoksa bütünüyle hükümsüz bir sözleşme temelinde "sebepsiz zenginleşme" mi teşkil edeceği doktrinde tam bir netliğe kavuşmamıştır. Hakim kanı, satıcının beş yılın dolmasıyla ifa talep hakkını yitirdiği, dolayısıyla bu sözleşmenin tarafları yersiz ve bitimsiz bir ekonomik zincirden kurtarmak amacıyla sıkı bir şekilde yorumlanması gerektiği yönündedir [4]. İsviçre öğretisinde de (örneğin Zweifel), beş yıllık azami süre geçtikten sonra yapılan ödemelerin, sözleşmeyi zımni olarak uzatmış sayılamayacağı güçlü bir şekilde savunulmaktadır [4].
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) "Özel Borç İlişkileri"ni düzenleyen İkinci Kısmında, "Kısmi Ödemeli Satışlar" alt ayrımında yer alan "Ön Ödemeli Taksitle Satış" sözleşmesi, modern tüketim toplumunda alıcıların korunması ihtiyacı neticesinde İsviçre Borçlar Kanunu (OR) örnek alınarak kanunlaştırılmıştır [1]. Ön ödemeli taksitle satış sözleşmesi, alıcının taşınır bir malın satış bedelini önceden kısım kısım ödemeyi, satıcının da bedelin tamamen ödenmesinden sonra satılanı alıcıya devretmeyi üstlendikleri, kendine özgü (sui generis) bir satım sözleşmesi türüdür [2, 3].
Bu sözleşme tipinde alıcı, ifa menfaatine (mala) henüz kavuşmadan uzun süreli bir borç altına girmekte ve kredi ilişkisine benzer bir risk taşımaktadır. TBK m. 270, "Sözleşmenin süresi" kenar başlığı altında, ön ödemeli taksitle satış sözleşmelerinin alıcı üzerinde yaratabileceği bu uzun süreli, belirsiz ve yıpratıcı ekonomik yükümlülüğü sınırlandırmak amacıyla emredici bir zaman kısıtlaması getirmiştir [4]. Hüküm, kanun koyucunun alıcıyı koruma saikiyle sözleşme özgürlüğüne müdahale ettiği, ön ödeme borcunu doğrudan kanun gereği sona erdiren ve hareketsizlik durumunda sözleşmenin tasfiyesini emreden, son derece spesifik ve teknik bir tasfiye rejimidir [4, 5].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Maddenin lafzı incelendiğinde, iki farklı hukuki müessesenin iki ayrı fıkrada düzenlendiği görülmektedir. İlk fıkra ön ödeme borcunun kanun gereği sükût etmesini, ikinci fıkra ise ifa talep edilmeyen uzun süreli sözleşmelerin tasfiyesini düzenler.
2.1. Ön Ödemeleri İfa Borcunun Beş Yıllık Üst Sınırı (TBK m. 270/1)
TBK m. 270/1 uyarınca, "Ön ödemeleri ifa borcu, beş yılın geçmesiyle sona erer" [5]. Ön ödemeli taksitle satış sözleşmelerinde alıcının asli borcu olan ön ödeme yükümlülüğünü sona erdiren bu sebep, kanun koyucu tarafından açıkça hükme bağlanmıştır [4]. Hükmün amacı, alıcının sonu gelmeyecek olan hem de peşin bedeli aşırı bir şekilde aşabilecek olan kısmi ödemelere maruz kalmasını önlemektir [4].
Bu beş yıllık sürenin sonunda, yapılan ön ödemelerin kararlaştırılan satış bedeline ulaşmış olması icap eder; aksi takdirde, beş yılın sonunda henüz ifa edilmemiş olan herhangi bir ön ödeme borcu kalmışsa, satıcı bunların yerine getirilmesine ilişkin talep hakkını sürenin geçmesiyle kaybeder [4]. Alıcının ön ödemelere ilişkin bu tarihten sonra hukuki olarak icra edilebilir bir borcu kalmaz [4].
2.2. Sürenin Başlangıç Anı ve Hukuki Niteliği
Kanun metninde beş yıllık sürenin ne zaman başlayacağına açıkça yer verilmemiştir. Ancak doktrinde (örneğin Çörtoğlu, Ozanoğlu gibi yazarların da işaret ettiği üzere) bu sürenin sözleşmenin kuruluşundan itibaren işlemeye başlayacağı kabul edilmektedir [4]. Sürenin hukuki niteliği, teknik anlamda bir hak düşürücü süre veya zamanaşımı olmaktan ziyade, kanunla belirlenmiş "azami sözleşme ifa süresi"dir. Satıcının talep hakkı bu sürenin dolmasıyla kanun gereği ortadan kalkar [4].
2.3. Sekiz Yıllık Hareketsizlik, Uyarı Külfeti ve Satıcının Cayma Hakkı (TBK m. 270/2)
Maddenin ikinci fıkrası, ödeme süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan sözleşmelere özgüdür. Bu tür sözleşmelerde alıcı, sekiz yıl geçtiği hâlde satılanın devri isteminde bulunmazsa, satıcı alıcıyı uyararak ona üç aylık bir süre tanımak zorundadır [5]. Alıcı bu üç aylık ihtar süresi içinde kayıtsız kalırsa, satıcı adeta alıcının yerine geçerek, alıcıya TBK m. 269 hükmü kapsamında tanınan "sözleşmeden cayma hakkına" sahip olur [6]. Burada satıcıya tanınan hak, klasik temerrüt veya sözleşmeye aykırılık feshi değil, kanunun özel olarak tasarladığı bir tasfiye imkânıdır. Satıcı, bu hakkı kullandığında alıcının yatırmış olduğu meblağdan cayma parası kesintisi yaparak (TBK m. 269/2 uyarınca toplam alacağın %2'si ile %5'i arasında) kalan kısmı alıcıya iade ederek sözleşme ilişkisini nihayete erdirir [7].
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 270 hükmü, borçlar hukuku sistematiği içerisinde tek başına değil, diğer emredici normlarla bir bütün olarak ele alınmalıdır:
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Ön ödemeli taksitle satış kurumu, özellikle 6098 sayılı TBK ile İsviçre Hukukundan daha sistemli bir şekilde iktibas edildiği için (İsviçre Federal Kanunu'ndan uyarlanmıştır [12]), uygulamasında yüksek mahkeme içtihatları sözleşme serbestisinin sınırlarını katı bir şekilde çizer. Yargıtay uygulamasında bu tür üst süre ve bildirim şartlarına ilişkin kurallar:
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: (A), 01.01.2020 tarihinde bir beyaz eşya firması (S) ile toplam 60.000 TL bedelli bir çeyiz paketini ön ödemeli taksitle satış sözleşmesi kapsamında almak üzere anlaşmış ve her ay 500 TL ödemeyi taahhüt etmiştir. (A), 5 yıl boyunca düzenli ödeme yapmış ve 30.000 TL ödemiştir. 01.01.2025 tarihi geldiğinde (S), kalan 30.000 TL için (A)'yı temerrüde düşürüp icra takibi başlatmıştır. Hukuki analiz: TBK m. 270/1 uyarınca, ön ödemeleri ifa borcu beş yılın geçmesiyle sona erer [5]. Bu sürenin sonunda alıcının ön ödemelere ilişkin herhangi bir borcu kalmaz ve satıcının talep hakkı düşer [4]. Bu nedenle, (S)'nin (A)'ya karşı başlattığı icra takibi mesnetsizdir. (A), borcun kanun gereği sona erdiğini itiraz olarak ileri sürebilir. Sözleşme bu noktada ifa edilmemiş kısımlar açısından imkânsızlaşır ve alıcı TBK m. 269 kapsamında sözleşmeden cayarak ödediklerini (getirileriyle birlikte, cayma cezası kesintisi hariç) geri isteyebilir.
Olay 2: Alıcı (B), Satıcı (S)'den bir piyano için ön ödemeli sözleşme yapmış, ancak dördüncü yıldan sonra ödemeleri kesmiş ve ortadan kaybolmuştur. Sözleşme tarihinden itibaren 8 yıl geçmiş, (B) piyanoyu talep etmemiştir. (S), sözleşmeyi tasfiye etmek istemektedir. Hukuki analiz: TBK m. 270/2 uygulanır. Ödeme süresi belirsiz veya bir yıldan uzun olan bu sözleşmede 8 yıl geçtiği için satıcı (S), (B)'ye ulaşarak (veya bilinen son mernis adresine ihtarname göndererek) 3 aylık bir süre vermelidir [5]. (B) bu süre zarfında da malı devralmaz veya bir girişimde bulunmazsa, (S), TBK m. 269 uyarınca cayma hakkını kullanabilir [5]. (S), sözleşme bedelinin %2'si ile %5'i oranında cayma parasını (B)'nin ödediği tutardan mahsup eder ve kalanı (B)'nin banka hesabına yatırarak sözleşmeyi hukuka uygun şekilde tasfiye eder [5, 7].
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde TBK m. 270 hakkında önemli eleştiriler mevcuttur. Hükümde, "beş yıllık sürenin ne zaman başlayacağı" açıkça ifade edilmemiştir [4]. Doktrindeki yazarlar (örneğin Çörtoğlu, Ozanoğlu) bu sürenin sözleşmenin kuruluşundan itibaren başlaması gerektiğini ifade ederek kanundaki bu lafzi boşluğu doldurmaktadırlar [4].
Ayrıca, kanuni azami sürenin aşılmasına rağmen ön ödeme yapılması halinde bu ödemelerin hukuki durumu tartışmalıdır. Satıcının 5 yıldan sonra ödeme talep hakkı kesinlikle düşmekle birlikte [4], şayet alıcı rızasıyla ödeme yaparsa bunun Borçlar Kanunu anlamında "eksik borcun ifası" mı (TBK m. 78/2 - zamanaşımına uğramış borcun ifası kıyasen) yoksa bütünüyle hükümsüz bir sözleşme temelinde "sebepsiz zenginleşme" mi teşkil edeceği doktrinde tam bir netliğe kavuşmamıştır. Hakim kanı, satıcının beş yılın dolmasıyla ifa talep hakkını yitirdiği, dolayısıyla bu sözleşmenin tarafları yersiz ve bitimsiz bir ekonomik zincirden kurtarmak amacıyla sıkı bir şekilde yorumlanması gerektiği yönündedir [4]. İsviçre öğretisinde de (örneğin Zweifel), beş yıllık azami süre geçtikten sonra yapılan ödemelerin, sözleşmeyi zımni olarak uzatmış sayılamayacağı güçlü bir şekilde savunulmaktadır [4].
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.