1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 257. maddesi, Özel Borç İlişkileri kısmının Satış Sözleşmesi bölümünde, "Taksitle Satış" başlığı altında "Alıcının def'ileri" kenar başlığıyla düzenlenmiştir [1]. Taksitle satış sözleşmeleri, yapıları gereği alıcının ekonomik olarak satıcıya nazaran daha zayıf konumda bulunduğu ve çoğunlukla satıcı tarafından önceden tek taraflı olarak hazırlanan genel işlem koşulları (formüler sözleşmeler) ihtiva eden hukuki işlemlerdir [2]. Kanun koyucu, bu sosyo-ekonomik dengesizliği gidermek amacıyla taksitle satış sözleşmelerine ilişkin hükümleri büyük ölçüde emredici nitelikte ihdas etmiştir [3, 4].
TBK m. 257 hükmü, alıcının takas hakkından önceden feragat edemeyeceğini ve satıcının alacağını üçüncü bir kişiye devretmesi hâlinde alıcının sahip olduğu def’ilerin (savunma imkânlarının) ortadan kaldırılamayacağını öngörerek, sözleşme özgürlüğünün (sözleşme serbestisi ilkesinin) sınırlarını alıcı lehine emredici olarak çizmiştir [2, 5]. Kanun koyucunun buradaki temel amacı, satıcının formüler nitelikteki sözleşme şartlarıyla alıcının yasal savunma mekanizmalarını baştan bertaraf etmesinin önüne geçmektir [2].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Takas Hakkından Önceden Feragat Yasağı (TBK m. 257/I)
Maddenin birinci fıkrası, alıcının, satıcının taksitle satıştan doğan alacağı ile kendisinin satıcıdan olan alacağını takas etme hakkından önceden feragat edemeyeceğini açıkça düzenlemektedir [1]. Takas, borçlu olunan edim ile alacaklı olunan edimin karşılıklı olarak birbirini karşıladığı oranda sona erdirilmesini sağlayan, tek taraflı ve yenilik doğuran bir irade beyanıdır [2].
TBK m. 145 (mülga BK m. 124) düzenlemesine göre, borçlunun takas hakkından önceden feragat etmesi kural olarak mümkündür ve genel hükümler çerçevesinde bu tür feragat anlaşmaları geçerli kabul edilmektedir [2]. Ancak TBK m. 257/I hükmü, bu genel kurala taksitle satış sözleşmeleri bağlamında kesin bir istisna getirmiştir [2]. Uygulamada, özellikle standart (formüler) nitelikteki sözleşmelerde satıcılar tarafından alıcıların takas haklarından feragat ettiklerine dair hükümler yaygın biçimde kullanılmaktaydı [2]. Kanun koyucu, alıcının takas beyanıyla borcundan kurtulma imkânının, henüz doğmamış bir uyuşmazlık için önceden elinden alınmasını hakkaniyete aykırı bulmuş ve bu fıkrayı emredici bir hukuk kuralı olarak ihdas etmiştir. Bu yasak sayesinde, alıcı, kendi alacağını satıcının taksit alacağı ile her zaman takas edebilme güvencesine sahip kılınmıştır.
2.2. Alacağın Devri Durumunda Def'ilerin İleri Sürülmesi (TBK m. 257/II)
Maddenin ikinci fıkrası, satıcının satış bedeline ilişkin alacağını devretmesi durumunda, alıcının bu alacağa ilişkin def'ilerinin sınırlanamayacağı ve ortadan kaldırılamayacağını öngörmektedir [6]. Alacağın devri (temliki), alacaklının alacak hakkını borçlunun rızasına gerek olmaksızın üçüncü bir kişiye devrettiği bir tasarruf işlemidir.
Genel hükümler arasında yer alan TBK m. 188 (mülga BK m. 167/I) uyarınca borçlu, devri öğrendiği sırada devredene karşı sahip olduğu savunmaları, alacağı devralana karşı da ileri sürebilir [2]. Ancak bu genel kural yedek hukuk kuralı niteliğinde olduğundan, taraflar sözleşmede alıcının devralana karşı def'i ileri süremeyeceğini kararlaştırabilmekteydi. TBK m. 257/II düzenlemesi ile, TBK m. 188'de yer alan bu yedek hukuk kuralı, taksitle satış sözleşmeleri bakımından emredici hukuk kuralı niteliğine dönüştürülmüştür [2].
Bu hükmün varlık sebebi, uygulamada satıcıların taksit alacaklarını bankalara, finansal kiralama (leasing) veya faktoring şirketlerine devrederek aradan çekilmesi ve bu durumda alıcının (örneğin malın ayıplı olması nedeniyle ortaya çıkan) itiraz ve def'ilerini yeni alacaklıya karşı ileri sürmesinin sözleşmedeki klozlarla engellenmesidir. Kanun koyucu, alacağın devredilmesi hâlinde alıcının satıcıya karşı sahip olduğu itirazları devralana karşı da tam olarak ileri sürebilmesini mutlak olarak güvence altına almıştır [2, 5].
3. Sistematik İlişkiler
- TBK m. 145 (Takas Hakkından Önceden Feragat): TBK m. 257/I, TBK m. 145'in öngördüğü takas hakkından önceden feragat edilebileceği kuralının taksitle satış sözleşmelerindeki mutlak istisnasıdır [2].
- TBK m. 188 (Def'ilerin İleri Sürülmesi): Alacağın devrinde borçlunun devredene karşı sahip olduğu def'ileri devralana karşı da ileri sürebileceğini öngören bu yedek hukuk kuralı, TBK m. 257/II ile taksitle satışlarda bertaraf edilemez bir emredici norm seviyesine çıkarılmıştır [2].
- TBK m. 273 (Ortak Hükümler): TBK m. 273/I hükmü, taksitle satışa ilişkin hükümlerden alıcının def’ilerine ve satıcının alacağının devrine ilişkin olan kısımların (yani m. 257 hükmünün), ön ödemeli taksitle satış sözleşmelerinde de doğrudan uygulanacağını emretmektedir [5, 7, 8].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Not: Sunulan kaynak metinler içerisinde TBK m. 257'ye ilişkin doğrudan ve spesifik bir Yargıtay kararı özeti yer almamaktadır. Ancak maddenin yapısı ve kaynaklarda yer alan doktrinel tespitler ışığında Yargıtay'ın genel yaklaşımına dair şu saptamalar yapılabilir:
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri, taksitle satış sözleşmelerinde alıcı ve tüketiciyi koruyucu nitelikteki emredici kuralların etrafından dolanılmasını (kanuna karşı hile) önleyici bir içtihat politikası benimsemektedir. Özellikle satıcının alacağını bir finansman kurumuna devrettiği durumlarda, matbu sözleşmelerde yer alan "borçlu (alıcı), maldaki ayıpları veya teslim edilmeme olgusunu devralana karşı ileri süremez" şeklindeki kayıtlar TBK m. 257/II ve m. 27/I (kesin hükümsüzlük) uyarınca geçersiz kabul edilmektedir. Söz konusu kayıtların bulunması hâlinde dahi borçlu, ödemezlik def'i veya ayıba bağlı bedel indirimi def'ilerini devralan üçüncü kişiye karşı engelsiz biçimde ileri sürebilmektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Takas Hakkından Önceden Feragat Yasağı):
Alıcı (A), Satıcı (S) firmasından taksitle bir mobilya takımı satın almıştır. Sözleşmenin 8. maddesinde "Alıcı, işbu sözleşmeden doğan borçlarını hiçbir surette satıcıdan olan başka alacakları ile takas edemez, takas hakkından gayrikabili rücu feragat etmiştir" şeklinde bir hüküm bulunmaktadır. A, sözleşmeden bağımsız olarak S'nin aracının kendi evinin duvarına çarpması sonucu doğan kesinleşmiş bir haksız fiil alacağına sahiptir. S, taksitlerin ödenmesini talep ettiğinde A, bu taksit borcunu haksız fiil tazminat alacağı ile takas ettiğini beyan etmiştir. S ise sözleşmenin 8. maddesini ileri sürerek takası reddetmektedir.
Hukuki analiz: TBK m. 257/I hükmü son derece açıktır; taksitle satış sözleşmelerinde alıcının takas hakkından önceden feragat etmesi yasaktır [1, 2, 7]. Sözleşmenin 8. maddesinde yer alan feragat kaydı kesin olarak hükümsüzdür (batıldır). A'nın takas beyanı geçerlidir ve taksit borcu takas edilen miktar oranında sona erer.
Olay 2 (Alacağın Devrinde Def'ilerin Sınırlanamaması):
Tüketici (A), Satıcı (S)'den taksitli olarak bir ticari donanım satın almıştır. S, satış bedeli alacağını (B) Bankasına devretmiştir. Satış sözleşmesinde "Satıcı alacağını üçüncü kişilere temlik edebilir. Alıcı, sözleşme konusu malın ayıplı olması, teslim edilmemesi veya benzeri her türlü itiraz ve def'ilerini yalnızca Satıcıya karşı ileri sürebilir, devralan kuruma karşı ödemezlik def'i ileri süremez" hükmü yer almaktadır. Donanım teslim edilmemiş olmasına rağmen (B) Bankası taksitleri talep etmektedir.
Hukuki analiz: TBK m. 257/II gereğince, alacağın devredilmesi durumunda alıcının def'ileri hiçbir şekilde sınırlandırılamaz ve ortadan kaldırılamaz [2, 5, 6]. Malın teslim edilmemesi nedeniyle ortaya çıkan ödemezlik def'i (TBK m. 97), devralan (B) Bankasına karşı tam ve eksiksiz biçimde ileri sürülebilir. Sözleşmedeki engelleyici kloz, TBK m. 257/II'nin emredici yapısı karşısında kesin hükümsüzdür.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Alıcının takas hakkını kullanabilmesi için karşı alacağının (takasa konu edeceği kendi alacağının) varlığını, muacceliyetini ve takas edilebilirliğini genel ispat kuralları uyarınca ispatlaması gerekir. Alacağın devrinde ise, devralana karşı def'i ileri süren alıcı, bu def'inin devir anından önce (veya en geç devri öğrendiği an itibarıyla) mevcut olduğunu ispat yükü altındadır.
- Zamanaşımı / Süreler: Takas hakkı tek taraflı bir irade beyanı olup kural olarak bir süreye tabi değildir; ancak takas edilecek alacağın takas beyanı yapıldığı anda zamanaşımına uğramamış olması kuraldır. Def'ilerin ileri sürülmesi (örneğin ayıp def'i) ise TBK m. 231'de öngörülen zamanaşımı ve ayıp bildirim sürelerine riayet edilmiş olmasına bağlıdır [9].
- Görevli/yetkili mahkeme: Uyuşmazlığın tarafının "tüketici" sıfatını taşıması ve işlemin Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında kalması hâlinde görevli mahkeme Tüketici Mahkemeleridir. TBK m. 262 uyarınca, taksitle satış sözleşmesinden doğacak uyuşmazlıklarda alıcının yerleşim yeri mahkemesinin yetkisi kesindir ve bu yetkiden önceden feragat edilemez [10].
- Yaygın uygulama hataları: İşletmelerin satım sözleşmelerini bir finansal kiralama veya kredi sözleşmesi formuna sokarak satıcının ayıptan ve ifa yükümlülüğünden doğan sorumluluklarını bertaraf etmeye çalışmaları ve matbu sözleşmelere takastan feragat hükümleri koymaları sıklıkla karşılaşılan, ancak TBK m. 257 karşısında hükümsüz olan uygulamalardır [2].
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde, TBK m. 257 hükmü son derece isabetli bir düzenleme olarak kabul edilmektedir. Mülga Borçlar Kanunu döneminde yedek hukuk kuralı olan hükümlerin (özellikle mülga BK m. 167/I, yeni TBK m. 188), genel işlem şartları yoluyla zayıf taraf olan alıcının aleyhine sistematik biçimde dışlanması ciddi mağduriyetler yaratmaktaydı [2].
Öğreti (doktrin), kanun koyucunun TBK m. 188’de (BK m. 167/I) yer alan "borçlunun devri öğrendiği sırada devredene karşı sahip olduğu savunmaları devralana karşı da ileri sürebileceği" yönündeki yedek hukuk kuralını, taksitle satış sözleşmeleri bağlamında emredici bir kurala (TBK m. 257/II) dönüştürmesini, "koruyucu hukuk" mantığının başarılı bir yansıması olarak nitelendirmektedir [2]. Nitekim sözleşme serbestisi kisvesi altında, alıcının satıcıdan olan haklı alacaklarını takas edememesi veya alacağın bir faktoring şirketine devredilmesiyle birlikte malı alamadığı hâlde bedel ödemeye zorlanması hukukun temel ilkeleriyle bağdaşmaz. Hüküm bu yönüyle doktrinden tam not almış olup, sözleşmenin zayıf tarafını oluşturan alıcıyı koruma amacına teleolojik açıdan da tam uyum sağlamaktadır [2, 5].
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 257. maddesi, Özel Borç İlişkileri kısmının Satış Sözleşmesi bölümünde, "Taksitle Satış" başlığı altında "Alıcının def'ileri" kenar başlığıyla düzenlenmiştir [1]. Taksitle satış sözleşmeleri, yapıları gereği alıcının ekonomik olarak satıcıya nazaran daha zayıf konumda bulunduğu ve çoğunlukla satıcı tarafından önceden tek taraflı olarak hazırlanan genel işlem koşulları (formüler sözleşmeler) ihtiva eden hukuki işlemlerdir [2]. Kanun koyucu, bu sosyo-ekonomik dengesizliği gidermek amacıyla taksitle satış sözleşmelerine ilişkin hükümleri büyük ölçüde emredici nitelikte ihdas etmiştir [3, 4].
TBK m. 257 hükmü, alıcının takas hakkından önceden feragat edemeyeceğini ve satıcının alacağını üçüncü bir kişiye devretmesi hâlinde alıcının sahip olduğu def’ilerin (savunma imkânlarının) ortadan kaldırılamayacağını öngörerek, sözleşme özgürlüğünün (sözleşme serbestisi ilkesinin) sınırlarını alıcı lehine emredici olarak çizmiştir [2, 5]. Kanun koyucunun buradaki temel amacı, satıcının formüler nitelikteki sözleşme şartlarıyla alıcının yasal savunma mekanizmalarını baştan bertaraf etmesinin önüne geçmektir [2].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Takas Hakkından Önceden Feragat Yasağı (TBK m. 257/I)
Maddenin birinci fıkrası, alıcının, satıcının taksitle satıştan doğan alacağı ile kendisinin satıcıdan olan alacağını takas etme hakkından önceden feragat edemeyeceğini açıkça düzenlemektedir [1]. Takas, borçlu olunan edim ile alacaklı olunan edimin karşılıklı olarak birbirini karşıladığı oranda sona erdirilmesini sağlayan, tek taraflı ve yenilik doğuran bir irade beyanıdır [2].
TBK m. 145 (mülga BK m. 124) düzenlemesine göre, borçlunun takas hakkından önceden feragat etmesi kural olarak mümkündür ve genel hükümler çerçevesinde bu tür feragat anlaşmaları geçerli kabul edilmektedir [2]. Ancak TBK m. 257/I hükmü, bu genel kurala taksitle satış sözleşmeleri bağlamında kesin bir istisna getirmiştir [2]. Uygulamada, özellikle standart (formüler) nitelikteki sözleşmelerde satıcılar tarafından alıcıların takas haklarından feragat ettiklerine dair hükümler yaygın biçimde kullanılmaktaydı [2]. Kanun koyucu, alıcının takas beyanıyla borcundan kurtulma imkânının, henüz doğmamış bir uyuşmazlık için önceden elinden alınmasını hakkaniyete aykırı bulmuş ve bu fıkrayı emredici bir hukuk kuralı olarak ihdas etmiştir. Bu yasak sayesinde, alıcı, kendi alacağını satıcının taksit alacağı ile her zaman takas edebilme güvencesine sahip kılınmıştır.
2.2. Alacağın Devri Durumunda Def'ilerin İleri Sürülmesi (TBK m. 257/II)
Maddenin ikinci fıkrası, satıcının satış bedeline ilişkin alacağını devretmesi durumunda, alıcının bu alacağa ilişkin def'ilerinin sınırlanamayacağı ve ortadan kaldırılamayacağını öngörmektedir [6]. Alacağın devri (temliki), alacaklının alacak hakkını borçlunun rızasına gerek olmaksızın üçüncü bir kişiye devrettiği bir tasarruf işlemidir.
Genel hükümler arasında yer alan TBK m. 188 (mülga BK m. 167/I) uyarınca borçlu, devri öğrendiği sırada devredene karşı sahip olduğu savunmaları, alacağı devralana karşı da ileri sürebilir [2]. Ancak bu genel kural yedek hukuk kuralı niteliğinde olduğundan, taraflar sözleşmede alıcının devralana karşı def'i ileri süremeyeceğini kararlaştırabilmekteydi. TBK m. 257/II düzenlemesi ile, TBK m. 188'de yer alan bu yedek hukuk kuralı, taksitle satış sözleşmeleri bakımından emredici hukuk kuralı niteliğine dönüştürülmüştür [2].
Bu hükmün varlık sebebi, uygulamada satıcıların taksit alacaklarını bankalara, finansal kiralama (leasing) veya faktoring şirketlerine devrederek aradan çekilmesi ve bu durumda alıcının (örneğin malın ayıplı olması nedeniyle ortaya çıkan) itiraz ve def'ilerini yeni alacaklıya karşı ileri sürmesinin sözleşmedeki klozlarla engellenmesidir. Kanun koyucu, alacağın devredilmesi hâlinde alıcının satıcıya karşı sahip olduğu itirazları devralana karşı da tam olarak ileri sürebilmesini mutlak olarak güvence altına almıştır [2, 5].
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Not: Sunulan kaynak metinler içerisinde TBK m. 257'ye ilişkin doğrudan ve spesifik bir Yargıtay kararı özeti yer almamaktadır. Ancak maddenin yapısı ve kaynaklarda yer alan doktrinel tespitler ışığında Yargıtay'ın genel yaklaşımına dair şu saptamalar yapılabilir:
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri, taksitle satış sözleşmelerinde alıcı ve tüketiciyi koruyucu nitelikteki emredici kuralların etrafından dolanılmasını (kanuna karşı hile) önleyici bir içtihat politikası benimsemektedir. Özellikle satıcının alacağını bir finansman kurumuna devrettiği durumlarda, matbu sözleşmelerde yer alan "borçlu (alıcı), maldaki ayıpları veya teslim edilmeme olgusunu devralana karşı ileri süremez" şeklindeki kayıtlar TBK m. 257/II ve m. 27/I (kesin hükümsüzlük) uyarınca geçersiz kabul edilmektedir. Söz konusu kayıtların bulunması hâlinde dahi borçlu, ödemezlik def'i veya ayıba bağlı bedel indirimi def'ilerini devralan üçüncü kişiye karşı engelsiz biçimde ileri sürebilmektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Takas Hakkından Önceden Feragat Yasağı): Alıcı (A), Satıcı (S) firmasından taksitle bir mobilya takımı satın almıştır. Sözleşmenin 8. maddesinde "Alıcı, işbu sözleşmeden doğan borçlarını hiçbir surette satıcıdan olan başka alacakları ile takas edemez, takas hakkından gayrikabili rücu feragat etmiştir" şeklinde bir hüküm bulunmaktadır. A, sözleşmeden bağımsız olarak S'nin aracının kendi evinin duvarına çarpması sonucu doğan kesinleşmiş bir haksız fiil alacağına sahiptir. S, taksitlerin ödenmesini talep ettiğinde A, bu taksit borcunu haksız fiil tazminat alacağı ile takas ettiğini beyan etmiştir. S ise sözleşmenin 8. maddesini ileri sürerek takası reddetmektedir. Hukuki analiz: TBK m. 257/I hükmü son derece açıktır; taksitle satış sözleşmelerinde alıcının takas hakkından önceden feragat etmesi yasaktır [1, 2, 7]. Sözleşmenin 8. maddesinde yer alan feragat kaydı kesin olarak hükümsüzdür (batıldır). A'nın takas beyanı geçerlidir ve taksit borcu takas edilen miktar oranında sona erer.
Olay 2 (Alacağın Devrinde Def'ilerin Sınırlanamaması): Tüketici (A), Satıcı (S)'den taksitli olarak bir ticari donanım satın almıştır. S, satış bedeli alacağını (B) Bankasına devretmiştir. Satış sözleşmesinde "Satıcı alacağını üçüncü kişilere temlik edebilir. Alıcı, sözleşme konusu malın ayıplı olması, teslim edilmemesi veya benzeri her türlü itiraz ve def'ilerini yalnızca Satıcıya karşı ileri sürebilir, devralan kuruma karşı ödemezlik def'i ileri süremez" hükmü yer almaktadır. Donanım teslim edilmemiş olmasına rağmen (B) Bankası taksitleri talep etmektedir. Hukuki analiz: TBK m. 257/II gereğince, alacağın devredilmesi durumunda alıcının def'ileri hiçbir şekilde sınırlandırılamaz ve ortadan kaldırılamaz [2, 5, 6]. Malın teslim edilmemesi nedeniyle ortaya çıkan ödemezlik def'i (TBK m. 97), devralan (B) Bankasına karşı tam ve eksiksiz biçimde ileri sürülebilir. Sözleşmedeki engelleyici kloz, TBK m. 257/II'nin emredici yapısı karşısında kesin hükümsüzdür.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde, TBK m. 257 hükmü son derece isabetli bir düzenleme olarak kabul edilmektedir. Mülga Borçlar Kanunu döneminde yedek hukuk kuralı olan hükümlerin (özellikle mülga BK m. 167/I, yeni TBK m. 188), genel işlem şartları yoluyla zayıf taraf olan alıcının aleyhine sistematik biçimde dışlanması ciddi mağduriyetler yaratmaktaydı [2].
Öğreti (doktrin), kanun koyucunun TBK m. 188’de (BK m. 167/I) yer alan "borçlunun devri öğrendiği sırada devredene karşı sahip olduğu savunmaları devralana karşı da ileri sürebileceği" yönündeki yedek hukuk kuralını, taksitle satış sözleşmeleri bağlamında emredici bir kurala (TBK m. 257/II) dönüştürmesini, "koruyucu hukuk" mantığının başarılı bir yansıması olarak nitelendirmektedir [2]. Nitekim sözleşme serbestisi kisvesi altında, alıcının satıcıdan olan haklı alacaklarını takas edememesi veya alacağın bir faktoring şirketine devredilmesiyle birlikte malı alamadığı hâlde bedel ödemeye zorlanması hukukun temel ilkeleriyle bağdaşmaz. Hüküm bu yönüyle doktrinden tam not almış olup, sözleşmenin zayıf tarafını oluşturan alıcıyı koruma amacına teleolojik açıdan da tam uyum sağlamaktadır [2, 5].
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.