1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) Özel Borç İlişkilerini düzenleyen İkinci Kısmının, Satış Sözleşmesine ayrılan Birinci Bölümünde, "Beğenme Koşuluyla Satış" (Roma hukukundaki adlandırmasıyla pactum displicentiae) kurumu TBK m. 249 vd. hükümlerinde düzenlenmiştir [1-3]. Beğenme koşuluyla satış, alıcının satılanı deneyerek veya gözden geçirerek beğenmesi koşuluyla (taliki şart) akdedilen özgül bir satış türüdür [2, 4]. Bu yapı içerisinde TBK m. 251 hükmü, deneme veya gözden geçirme fiilinin satıcının yanında (zilyetliğinde) gerçekleştirildiği ihtimali düzenlemektedir.
Hükmün sistematiği, zilyetliğin devredilip devredilmemesine göre ikili bir ayrım üzerine kuruludur. Şayet mal alıcıya teslim edilmiş olsaydı, alıcının susması kural olarak zımni bir kabul (icazet) sayılacak ve sözleşme kesin bağlayıcılık kazanacaktı (TBK m. 252) [5, 6]. Ancak TBK m. 251 kapsamında mal satıcının zilyetliğinde kalmaya devam ettiği için, alıcının hareketsiz kalması (susması) zımni kabul olarak değerlendirilmez; aksine, kanun koyucu bu durumda satıcının malı daha fazla bekletme külfetinden kurtulmasını öngörerek, satıcıyı sözleşmeyle bağlılıktan kurtarmıştır [5, 6]. Bu kural, mülkiyetin ve zilyetliğin henüz devredilmediği bir aşamada, satıcının ticari ve ekonomik tasarruf yetkisini belirsiz bir süreyle kısıtlamama amacına hizmet eder.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Deneme veya Gözden Geçirmenin Satıcının Yanında Yapılması
Maddenin uygulanabilmesi için temel ön koşul, satım konusu malın zilyetliğinin alıcıya devredilmemiş olması, yani malın satıcının hakimiyet alanında (mağazasında, deposunda, fabrikasında vb.) bulunmasıdır [5]. Bu fiili durum, satıcının edimi üzerinde tasarruf yetkisini fiilen elinde tuttuğu, ancak hukuken sözleşmenin şarta bağlı olmasından dolayı malı başkasına devredemediği bir askı evresini ifade eder [5].
2.2. Sözleşme veya Âdete Göre Gerekli Süre (TBK m. 251/I)
Sözleşmenin tarafları, deneme veya gözden geçirme için belirli bir süre öngörmüş olabilirler. Taraflarca açık veya örtülü bir süre tayin edilmemişse, ticari teamüller veya yerel âdet kuralları devreye girer [5]. Alıcı, bu "gerekli süre" zarfında malı inceleyip kabul iradesini satıcıya yöneltmezse (susarsa), süre sonunda satıcı kendiliğinden sözleşme ile bağlı olmaktan kurtulur [5]. Burada satıcının bağlılıktan kurtulması için ek bir fesih veya dönme beyanına ihtiyaç yoktur; alıcının eylemsizliği, geciktirici şartın (beğenme koşulunun) gerçekleşmediği anlamına gelir.
2.3. Satıcının İhtarı ve "Hemen" Bildirim Yükümlülüğü (TBK m. 251/II)
Eğer taraflar arasında bir süre kararlaştırılmamış ve somut olayda uygulanabilecek belirgin bir âdet de yoksa, TBK m. 251/II hükmü uyarınca satıcı sonsuza dek beklemek zorunda bırakılmamıştır. Satıcı, makul (uygun) bir süre bekledikten sonra alıcıya bir ihtar (bildirim) yönelterek, satılanı kabul edip etmediğini açıklamasını talep edebilir [5]. Alıcı bu ihtara "hemen" (derhal, dürüstlük kuralının gerektirdiği en kısa sürede) cevap vermezse, satıcının sözleşmeyle olan bağlılığı yine kendiliğinden ortadan kalkar [5, 6]. Buradaki "hemen" ibaresi, ticari hayatın olağan akışı içinde haberleşme vasıtalarının hızı ve olayın özellikleri dikkate alınarak objektif olarak takdir edilmelidir [6].
2.4. Susmanın Hukuki Sonucu: Bağlılıktan Kurtulma
İrade beyanlarının yorumu bağlamında, genel borçlar hukuku prensiplerine göre susma kural olarak kabul anlamına gelmez. TBK m. 251 hükmü bu genel ilkenin özel bir yansımasıdır. Alıcıya ret beyanında bulunma külfeti dahi yüklenmemiş, alıcının sadece sükut etmesi, iradesinin malı almama yönünde olduğu varsayımına yol açmıştır [5]. Mal, alıcı zilyetliğinde olsaydı, hukuki durum tam tersi şekilde (zımni kabul) işleyecekti [6].
3. Sistematik İlişkiler
- TBK m. 249 ve m. 250 (Beğenme Koşuluyla Satışın Tanımı ve Mülkiyetin Geçişi): TBK m. 251, m. 249'daki genel tanımın ifa evresindeki bir ihtimalidir [2, 3]. TBK m. 250 uyarınca mülkiyet ve hasar, beğenme (kabul) şartı gerçekleşene kadar satıcıda kalır [2]. TBK m. 251 uygulandığında, alıcının susması ile şart kesin olarak gerçekleşmez ve mülkiyet satıcıda kalmaya devam eder, sözleşme ortadan kalkar.
- TBK m. 252 (Deneme veya Gözden Geçirmenin Alıcının Yanında Yapılması): TBK m. 251'in tam zıddı niteliğindedir. TBK m. 252 uyarınca, eğer mal alıcıya teslim edilmişse ve alıcı süresi içinde malı reddetmezse veya bedelini öderse, beğenme koşulu gerçekleşmiş (kabul edilmiş) sayılır [5, 6].
- TBK m. 170 (Geciktirici Koşul): Türk ve İsviçre doktrininde genel kabul gören görüşe göre, beğenme koşuluyla satış bir geciktirici şarta (taliki şarta) bağlı sözleşmedir [4]. Şartın gerçekleşmesi (alıcının beğenmesi) sadece alıcının iradesine bırakılmıştır. TBK m. 251, bu iradi şartın gerçekleşmemesi (susma) hâlinde sözleşmenin akıbetini tayin eden usulü düzenler.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri (özellikle mülga 13. ve 19. Hukuk Daireleri ile yeni 3. Hukuk Dairesi), beğenme koşuluyla satışlarda alıcının irade serbestisine büyük önem atfetmektedir [6]. Yargıtay içtihatlarında, deneme veya muayenenin satıcının mahallinde yapılması gereken durumlarda (TBK m. 251), alıcının süresi içinde müspet (olumlu) bir irade açıklamamasının sözleşmenin kurucu unsurunun (kabul şartının) tamamlanmasını engellediği vurgulanmaktadır. Yargıtay, bu tür durumlarda mülkiyetin ve zilyetliğin satıcıda kalmasını esas alarak, satıcının malı bir üçüncü kişiye satmasının geçerli olduğuna, alıcının herhangi bir müspet zarar veya ifa talebinde bulunamayacağına karar vermektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1:
Bir endüstriyel makine üreticisi olan (S), bir tekstil firması olan (A) ile özel bir makinenin satışı konusunda anlaşır. Sözleşmeye göre (A), makineyi (S)'nin fabrikasında üç gün boyunca test edip beğendiği takdirde makineyi teslim alacaktır. Ancak (A), kararlaştırılan üç günlük süre zarfında makineyi test etmeye gelmemiş ve herhangi bir yazılı/sözlü beyanda bulunmamıştır. Bunun üzerine (S), makineyi üçüncü bir kişi olan (Ü)'ye satmıştır. (A), dördüncü gün gelerek makinenin kendisine teslimini talep etmiştir.
Hukuki analiz: Somut olayda deneme satıcının (S) yanında yapılacaktır ve sözleşme ile 3 günlük bir süre öngörülmüştür. TBK m. 251/I hükmü gereğince, alıcı (A) belirlenen süre içinde kabul beyanını açıklamadığı için, 3. günün bitimiyle satıcı (S) sözleşmeyle bağlılıktan kendiliğinden kurtulmuştur [5]. Bu nedenle (S)'nin makineyi (Ü)'ye satması hukuka uygundur, (A)'nın herhangi bir tazminat veya ifa talebi hakkı doğmaz.
Olay 2:
Koleksiyoner (A), bir antika galerisine (S) giderek değerli bir gramofon satın almak için beğenme koşuluyla anlaşmıştır. Gramofon satıcı (S)'de kalmış, ancak inceleme ve kabul iradesinin bildirilmesi için net bir süre öngörülmemiştir. Bir ay geçmesine rağmen (A) galeriyi aramamıştır. (S), noter aracılığıyla (A)'ya bir ihtarname çekerek 3 gün içinde kararını bildirmesini istemiştir. (A) ihtarı tebliğ almasına rağmen 15 gün boyunca cevap vermemiştir.
Hukuki analiz: Süre kararlaştırılmayan ve yerleşik bir âdetin bulunmadığı bu ihtimalde, satıcı TBK m. 251/II uyarınca uygun bir süre bekledikten sonra (A)'ya ihtar çekmiştir. Alıcı (A), bu ihtara "hemen" cevap vermek zorundadır [5, 6]. İhtardan sonraki 15 günlük hareketsizlik, makul sürenin aşıldığını gösterir. Dolayısıyla satıcı (S) sözleşmeyle bağlılıktan kurtulur.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Taraflar arasında bir süre kararlaştırılmadığı durumlarda satıcının TBK m. 251/II uyarınca sözleşmeden kurtulabilmesi için alıcıya "ihtar" çektiğini ve alıcının "hemen" cevap vermediğini ispat yükü satıcı üzerindedir. Sürenin varlığı iddia ediliyorsa, bu sürenin varlığını (sözleşme veya âdet olarak) ispat yükü yine buna dayanan taraftadır.
- Zamanaşımı / Süreler: TBK m. 251/II'deki "uygun bir süre" ve "hemen" ibareleri kesin nitelikte maddi hukuk süreleri olmayıp, hâkim tarafından TMK m. 4 uyarınca takdir edilir. Bu sürelerin kaçırılması, hak düşürücü nitelikte olup alıcının malı alma hakkını (geciktirici şartı gerçekleştirme yetkisini) sona erdirir [6].
- Görevli/yetkili mahkeme: Tarafların sıfatına göre Asliye Ticaret Mahkemesi (her ikisi tacir ve ticari işletmeyle ilgili ise), Tüketici Mahkemesi veya Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir. Yetkili mahkeme ise HMK m. 6 vd. uyarınca belirlenir.
- Yaygın uygulama hataları: Uygulamada satıcıların, zilyetliği devretmedikleri hâlde alıcının sükut etmesini TBK m. 252'deki "kabul sayılma" ile karıştırarak alıcıya karşı alacak (semen) davası açtıkları görülmektedir. Zilyetlik alıcıya geçmemişse alıcının susması borç altına girmesi anlamına gelmez; sözleşmeyi bağlayıcılıktan kurtarır [5, 6].
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Hukukunda TBK m. 251 hükmü doktrinde kaleme alınış biçimi yönünden ciddi eleştirilere tabi tutulmuştur. 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 249. maddesinde "muayene satıcının yanında yapılırsa" (deneme satıcının yanında gerçekleşirse) şeklinde fiili bir durum ifade ediliyorken; 6098 sayılı TBK m. 251'de ifade "satıcının yanında yapılmak gerekip de" şeklinde değiştirilmiştir [5].
Doktrinde bu lafzi değişiklik, sanki kanun koyucunun denemenin satıcının yanında yapılmasını emredici bir "hukuki gereklilik" veya "sözleşmesel bir zorunluluk" olarak aradığı izlenimi yarattığı için eleştirilmiştir [5]. Oysa ki, gözden geçirmenin satıcının yanında gerçekleşmesi hukuki bir zorunluluktan (gereklilikten) ziyade tamamen maddi/fiili bir durumdur [5]. Taraflar özel olarak bunu şart koşmamış olsa bile, eşya sadece satıcının yanında bulunuyorsa ve deneme orada gerçekleşiyorsa bu kural uygulanmalıdır. Hükmün lâfzının bu şekilde kısıtlayıcı bir yapıya bürünmesi, kanun koyucunun amacı ile tam uyuşmayan bir redaksiyon hatası olarak değerlendirilmekte olup, amaca uygun (teleolojik) yorum yöntemleriyle bu hatanın aşılarak eski yasadaki fiilî durum anlayışının korunması gerektiği doktrinde ağırlıklı olarak savunulmaktadır [5].
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) Özel Borç İlişkilerini düzenleyen İkinci Kısmının, Satış Sözleşmesine ayrılan Birinci Bölümünde, "Beğenme Koşuluyla Satış" (Roma hukukundaki adlandırmasıyla pactum displicentiae) kurumu TBK m. 249 vd. hükümlerinde düzenlenmiştir [1-3]. Beğenme koşuluyla satış, alıcının satılanı deneyerek veya gözden geçirerek beğenmesi koşuluyla (taliki şart) akdedilen özgül bir satış türüdür [2, 4]. Bu yapı içerisinde TBK m. 251 hükmü, deneme veya gözden geçirme fiilinin satıcının yanında (zilyetliğinde) gerçekleştirildiği ihtimali düzenlemektedir.
Hükmün sistematiği, zilyetliğin devredilip devredilmemesine göre ikili bir ayrım üzerine kuruludur. Şayet mal alıcıya teslim edilmiş olsaydı, alıcının susması kural olarak zımni bir kabul (icazet) sayılacak ve sözleşme kesin bağlayıcılık kazanacaktı (TBK m. 252) [5, 6]. Ancak TBK m. 251 kapsamında mal satıcının zilyetliğinde kalmaya devam ettiği için, alıcının hareketsiz kalması (susması) zımni kabul olarak değerlendirilmez; aksine, kanun koyucu bu durumda satıcının malı daha fazla bekletme külfetinden kurtulmasını öngörerek, satıcıyı sözleşmeyle bağlılıktan kurtarmıştır [5, 6]. Bu kural, mülkiyetin ve zilyetliğin henüz devredilmediği bir aşamada, satıcının ticari ve ekonomik tasarruf yetkisini belirsiz bir süreyle kısıtlamama amacına hizmet eder.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Deneme veya Gözden Geçirmenin Satıcının Yanında Yapılması
Maddenin uygulanabilmesi için temel ön koşul, satım konusu malın zilyetliğinin alıcıya devredilmemiş olması, yani malın satıcının hakimiyet alanında (mağazasında, deposunda, fabrikasında vb.) bulunmasıdır [5]. Bu fiili durum, satıcının edimi üzerinde tasarruf yetkisini fiilen elinde tuttuğu, ancak hukuken sözleşmenin şarta bağlı olmasından dolayı malı başkasına devredemediği bir askı evresini ifade eder [5].
2.2. Sözleşme veya Âdete Göre Gerekli Süre (TBK m. 251/I)
Sözleşmenin tarafları, deneme veya gözden geçirme için belirli bir süre öngörmüş olabilirler. Taraflarca açık veya örtülü bir süre tayin edilmemişse, ticari teamüller veya yerel âdet kuralları devreye girer [5]. Alıcı, bu "gerekli süre" zarfında malı inceleyip kabul iradesini satıcıya yöneltmezse (susarsa), süre sonunda satıcı kendiliğinden sözleşme ile bağlı olmaktan kurtulur [5]. Burada satıcının bağlılıktan kurtulması için ek bir fesih veya dönme beyanına ihtiyaç yoktur; alıcının eylemsizliği, geciktirici şartın (beğenme koşulunun) gerçekleşmediği anlamına gelir.
2.3. Satıcının İhtarı ve "Hemen" Bildirim Yükümlülüğü (TBK m. 251/II)
Eğer taraflar arasında bir süre kararlaştırılmamış ve somut olayda uygulanabilecek belirgin bir âdet de yoksa, TBK m. 251/II hükmü uyarınca satıcı sonsuza dek beklemek zorunda bırakılmamıştır. Satıcı, makul (uygun) bir süre bekledikten sonra alıcıya bir ihtar (bildirim) yönelterek, satılanı kabul edip etmediğini açıklamasını talep edebilir [5]. Alıcı bu ihtara "hemen" (derhal, dürüstlük kuralının gerektirdiği en kısa sürede) cevap vermezse, satıcının sözleşmeyle olan bağlılığı yine kendiliğinden ortadan kalkar [5, 6]. Buradaki "hemen" ibaresi, ticari hayatın olağan akışı içinde haberleşme vasıtalarının hızı ve olayın özellikleri dikkate alınarak objektif olarak takdir edilmelidir [6].
2.4. Susmanın Hukuki Sonucu: Bağlılıktan Kurtulma
İrade beyanlarının yorumu bağlamında, genel borçlar hukuku prensiplerine göre susma kural olarak kabul anlamına gelmez. TBK m. 251 hükmü bu genel ilkenin özel bir yansımasıdır. Alıcıya ret beyanında bulunma külfeti dahi yüklenmemiş, alıcının sadece sükut etmesi, iradesinin malı almama yönünde olduğu varsayımına yol açmıştır [5]. Mal, alıcı zilyetliğinde olsaydı, hukuki durum tam tersi şekilde (zımni kabul) işleyecekti [6].
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri (özellikle mülga 13. ve 19. Hukuk Daireleri ile yeni 3. Hukuk Dairesi), beğenme koşuluyla satışlarda alıcının irade serbestisine büyük önem atfetmektedir [6]. Yargıtay içtihatlarında, deneme veya muayenenin satıcının mahallinde yapılması gereken durumlarda (TBK m. 251), alıcının süresi içinde müspet (olumlu) bir irade açıklamamasının sözleşmenin kurucu unsurunun (kabul şartının) tamamlanmasını engellediği vurgulanmaktadır. Yargıtay, bu tür durumlarda mülkiyetin ve zilyetliğin satıcıda kalmasını esas alarak, satıcının malı bir üçüncü kişiye satmasının geçerli olduğuna, alıcının herhangi bir müspet zarar veya ifa talebinde bulunamayacağına karar vermektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: Bir endüstriyel makine üreticisi olan (S), bir tekstil firması olan (A) ile özel bir makinenin satışı konusunda anlaşır. Sözleşmeye göre (A), makineyi (S)'nin fabrikasında üç gün boyunca test edip beğendiği takdirde makineyi teslim alacaktır. Ancak (A), kararlaştırılan üç günlük süre zarfında makineyi test etmeye gelmemiş ve herhangi bir yazılı/sözlü beyanda bulunmamıştır. Bunun üzerine (S), makineyi üçüncü bir kişi olan (Ü)'ye satmıştır. (A), dördüncü gün gelerek makinenin kendisine teslimini talep etmiştir. Hukuki analiz: Somut olayda deneme satıcının (S) yanında yapılacaktır ve sözleşme ile 3 günlük bir süre öngörülmüştür. TBK m. 251/I hükmü gereğince, alıcı (A) belirlenen süre içinde kabul beyanını açıklamadığı için, 3. günün bitimiyle satıcı (S) sözleşmeyle bağlılıktan kendiliğinden kurtulmuştur [5]. Bu nedenle (S)'nin makineyi (Ü)'ye satması hukuka uygundur, (A)'nın herhangi bir tazminat veya ifa talebi hakkı doğmaz.
Olay 2: Koleksiyoner (A), bir antika galerisine (S) giderek değerli bir gramofon satın almak için beğenme koşuluyla anlaşmıştır. Gramofon satıcı (S)'de kalmış, ancak inceleme ve kabul iradesinin bildirilmesi için net bir süre öngörülmemiştir. Bir ay geçmesine rağmen (A) galeriyi aramamıştır. (S), noter aracılığıyla (A)'ya bir ihtarname çekerek 3 gün içinde kararını bildirmesini istemiştir. (A) ihtarı tebliğ almasına rağmen 15 gün boyunca cevap vermemiştir. Hukuki analiz: Süre kararlaştırılmayan ve yerleşik bir âdetin bulunmadığı bu ihtimalde, satıcı TBK m. 251/II uyarınca uygun bir süre bekledikten sonra (A)'ya ihtar çekmiştir. Alıcı (A), bu ihtara "hemen" cevap vermek zorundadır [5, 6]. İhtardan sonraki 15 günlük hareketsizlik, makul sürenin aşıldığını gösterir. Dolayısıyla satıcı (S) sözleşmeyle bağlılıktan kurtulur.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Hukukunda TBK m. 251 hükmü doktrinde kaleme alınış biçimi yönünden ciddi eleştirilere tabi tutulmuştur. 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 249. maddesinde "muayene satıcının yanında yapılırsa" (deneme satıcının yanında gerçekleşirse) şeklinde fiili bir durum ifade ediliyorken; 6098 sayılı TBK m. 251'de ifade "satıcının yanında yapılmak gerekip de" şeklinde değiştirilmiştir [5].
Doktrinde bu lafzi değişiklik, sanki kanun koyucunun denemenin satıcının yanında yapılmasını emredici bir "hukuki gereklilik" veya "sözleşmesel bir zorunluluk" olarak aradığı izlenimi yarattığı için eleştirilmiştir [5]. Oysa ki, gözden geçirmenin satıcının yanında gerçekleşmesi hukuki bir zorunluluktan (gereklilikten) ziyade tamamen maddi/fiili bir durumdur [5]. Taraflar özel olarak bunu şart koşmamış olsa bile, eşya sadece satıcının yanında bulunuyorsa ve deneme orada gerçekleşiyorsa bu kural uygulanmalıdır. Hükmün lâfzının bu şekilde kısıtlayıcı bir yapıya bürünmesi, kanun koyucunun amacı ile tam uyuşmayan bir redaksiyon hatası olarak değerlendirilmekte olup, amaca uygun (teleolojik) yorum yöntemleriyle bu hatanın aşılarak eski yasadaki fiilî durum anlayışının korunması gerektiği doktrinde ağırlıklı olarak savunulmaktadır [5].
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.