1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 222. maddesi, satış sözleşmesinde satıcının ayıptan doğan sorumluluğunun sınırlandırıldığı veya tamamen ortadan kalktığı istisnai hâlleri düzenlemektedir. Satıcının ayıptan sorumlu tutulabilmesi için gerekli olan maddi şartlardan biri, alıcının sözleşmenin kurulduğu sırada satılandaki ayıbı bilmemesidir [1-4]. Bu kural, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 197. maddesinin ve mehaz İsviçre Borçlar Kanunu’nun (OR) 200. maddesinin karşılığını oluşturmaktadır [5, 6].
Satış sözleşmesinin temel niteliği gereği satıcı, alıcıya bildirdiği niteliklerin bulunmamasından veya malın kullanım amacı bakımından değerini ya da beklenen faydalarını ortadan kaldıran eksikliklerden kural olarak sorumludur (TBK m. 219) [7, 8]. Ancak TBK m. 222 hükmü, dürüstlük kuralının (TMK m. 2) satış hukukundaki özel bir yansıması olarak, alıcının bilerek ve isteyerek ayıplı bir malı satın alması hâlinde satıcının sorumluluğuna gidemeyeceğini hüküm altına almıştır [9, 10]. Hüküm, birinci fıkrasında alıcının fiilen bildiği ayıpları, ikinci fıkrasında ise olağan bir inceleme ile bilebilecek durumda olduğu (aşikâr) ayıpları düzenlemektedir. Bu durum, hukuki öngörülebilirlik ve sözleşme dengesi (synallagma) açısından büyük bir önem taşır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Sözleşmenin Kurulduğu Sırada Alıcı Tarafından Bilinen Ayıplar (TBK m. 222/1)
Satıcının ayıptan dolayı sorumlu tutulabilmesi için, alıcının sözleşmenin kurulduğu sırada satılandaki ayıbı bilmiyor olması gerekir [2]. Alıcı, maldaki herhangi bir maddi, hukuki veya ekonomik eksikliği biliyor ve buna rağmen çekince ileri sürmeksizin sözleşmeyi akdediyorsa, satılanı bu ayıplı hâliyle kabul etmiş sayılır. Satıcının sorumluluktan kurtulabilmesi için ayıbın sözleşmenin icrası (teslim) aşamasında değil, tam olarak sözleşmenin kurulduğu an itibarıyla alıcı tarafından fiilen biliniyor olması şarttır. Doktrindeki yerleşik görüşlere göre, alıcının bu ayıbı bilerek sözleşme yapması, maldaki eksikliğin alıcı nezdinde satışın temel unsuru (veya değer düşürücü bir unsur) olarak görülmediğini, rızanın bu şartlar altında oluştuğunu gösterir.
2.2. Aşikâr Ayıplar ve Satılanı Yeterince Gözden Geçirme (TBK m. 222/2)
Maddenin ikinci fıkrası, alıcının "yeterince gözden geçirmekle görebileceği" ayıplara odaklanmaktadır. Doktrinde bu tür ayıplara aşikâr ayıp adı verilmektedir [11, 12]. Aşikâr ayıp, alıcının satış sözleşmesinin kurulduğu sırada, özel bir uzmanlığa gerek duymaksızın, olağan bir dikkat ve inceleme ile kolaylıkla fark edebileceği ayıplardır [12]. Örneğin, bir mobilyanın üzerindeki derin çizik veya bir ceketin kolunun bariz şekilde kısa olması aşikâr ayıptır [13].
Burada lafzi ve kavramsal bir soruna temas etmek zaruridir: TBK m. 222/2'de kullanılan "gözden geçirme" ifadesi ile, TBK m. 223'te teslimden sonra yapılması gereken "gözden geçirme" (muayene) külfeti sıklıkla karıştırılmaktadır [5, 14]. Mehaz İsviçre Borçlar Kanunu m. 200/2'de bu husus "mutad dikkatin sarfıyla fark edilebilen ayıp (gewöhnlichen Aufmerksamkeit)" şeklinde ifade edilmiştir [5]. TBK m. 222'deki eylemin teslim sonrası teknik bir muayene (gözden geçirme) değil, sözleşmenin kuruluş aşamasındaki "olağan inceleme" ve "olağan dikkat" (dikkat gösterme) olarak anlaşılması gerektiği doktrinde vurgulanmaktadır [5, 14]. Alıcı, kendisinden beklenen asgari dikkati göstermemiş ve ağır ihmali sonucu aşikâr bir ayıbı fark edememişse, TMK m. 2 uyarınca satıcının sorumluluğuna gidemez [9, 15].
2.3. Satıcının Ayrıca Üstlenmesi (Özel Garanti / Tekeffül)
Maddenin ikinci fıkrasının son cümlesi çok önemli bir istisna getirir: "...ancak böyle bir ayıbın bulunmadığını ayrıca üstlenmişse sorumlu olur." Alıcı aşikâr bir ayıbı olağan dikkatle görebilecek durumda olsa dahi, satıcı malda söz konusu ayıbın bulunmadığına dair açıkça bir garanti vermişse (özel tekeffül), alıcının ihmali artık satıcının sorumluluğunu ortadan kaldırmaz [10]. Satıcının bu üstlenmesi, alıcıda meşru bir güven oluşturduğu için, kanun koyucu bu durumda satıcının beyanına üstünlük tanımaktadır.
3. Sistematik İlişkiler
- TBK m. 219 (Satıcının Ayıptan Sorumluluğu Genel Kuralı): TBK m. 222, 219. maddedeki sorumluluğun negatif koşuludur. Yani m. 219'un işletilebilmesi için, m. 222'deki ihlallerin (alıcının ayıbı bilmesi) söz konusu olmaması gerekir [7, 8].
- TBK m. 223 (Gözden Geçirme ve Satıcıya Bildirme Külfeti): TBK m. 222 sözleşmenin kuruluş anındaki olağan incelemeyi kapsarken, TBK m. 223 teslim sonrasındaki hukuki muayene ve ihbar külfetlerini kapsar [5, 12, 14]. Açık ve aşikâr ayıp ayrımı bu iki madde ekseninde yapılmaktadır.
- TMK m. 2 ve TMK m. 3 (Dürüstlük Kuralı ve İyiniyet): Alıcının maldaki ayıbı bilerek veya ağır ihmaliyle bilmeyerek devralmasına rağmen sonradan satıcıyı sorumlu tutmaya çalışması hakkın kötüye kullanılması yasağına ve iyiniyet kurallarına aykırılık teşkil eder [9, 10].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili özel dairelerinin (özellikle mülga 13. HD ve halihazırdaki 3. HD) yerleşik içtihatlarına göre; alıcının malı görerek, inceleyerek ve "hali hazır durumu ile" (haliyle) satın alması durumunda satıcının aşikâr ayıplardan dolayı sorumluluğu doğmaz. Yargıtay, özellikle ikinci el araç veya taşınmaz satışlarında "alıcının sözleşme anında bilebilecek durumda olduğu, çıplak gözle veya olağan bir incelemeyle fark edilebilen" maddi nitelikteki eksikliklerin sonradan ayıp iddiasına konu edilemeyeceğini sıklıkla hükme bağlamaktadır. Ancak Yargıtay, satıcının "böyle bir ayıp kesinlikle yoktur" diyerek alıcıyı kasten yanılttığı veya özel bir taahhüt altına girdiği vakıalarda, alıcının ağır ihmali bulunsa dahi satıcıyı TBK m. 222/2 uyarınca sorumlu tutmaktadır.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Aşikâr Ayıp ve İhmal):
(A) isimli tacir, ofisinde kullanmak üzere (B) mobilya firmasından teşhir ürünü olan bir toplantı masası satın almıştır. Sözleşme kurulurken masa mağazada alıcının önündedir ve masanın tam ortasında, örtülmemiş, yaklaşık yirmi santimetrelik derin bir çatlak bulunmaktadır. (A), aceleyle sözleşmeyi imzalamış ve masayı teslim almıştır. Ertesi gün (A), masanın ortasındaki çatlak nedeniyle ayıptan doğan haklarını kullanmak için (B)'ye başvurmuştur.
Hukuki analiz: Somut olayda masanın tam ortasındaki derin çatlak, herhangi bir uzmana veya detaylı bir gözden geçirmeye ihtiyaç duyulmaksızın tespit edilebilecek nitelikte "aşikâr bir ayıp"tır [12, 13]. Alıcı (A), sözleşmenin kurulduğu sırada yeterli incelemeyi (olağan dikkati) gösterseydi bu ayıbı kolaylıkla görebilecekti. Satıcı (B) tarafından bu ayıbın olmadığına dair özel bir taahhüt de verilmediğinden, TBK m. 222/2 hükmü uyarınca (B) ayıptan sorumlu tutulamaz.
Olay 2 (Satıcının Ayrıca Üstlenmesi):
(X), (Y) galerisinden ikinci el bir araç satın almaktadır. Sözleşme öncesinde (X), aracın sağ kapısında ton farkı ve boya izleri olduğunu fark edip bunu (Y)'ye söyler. Satıcı (Y), "Bu araç kesinlikle orijinaldir, bahsettiğiniz izler boyadan değil fabrikasyon cilasından kaynaklanmaktadır, kapıda kesinlikle boya veya değişen yoktur, ben bunu şahsen garanti ediyorum" der. Aracı satın alan (X), bir ay sonra yaptırdığı ekspertizde sağ kapının ağır hasarlı ve değişmiş olduğunu öğrenir.
Hukuki analiz: Aracın kapısındaki ton farkı esasen alıcı tarafından olağan bir gözlemle fark edilmiş ve aşikâr sayılabilecek bir eksikliktir. Ancak TBK m. 222/2'nin son cümlesi uyarınca, satıcı (Y) bu ayıbın bulunmadığını açıkça ("kesinlikle orijinaldir, değişen yoktur") üstlenmiştir [10]. Satıcının ayrıca garanti vermesi (özel tekeffül) sebebiyle, alıcı durumu bilse veya şüphelense dahi, satıcının ayıptan doğan sorumluluğu devam eder.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Sözleşmenin kurulduğu sırada ayıbın alıcı tarafından bilindiğini ispat yükü kesinlikle satıcıya aittir [16]. TMK m. 6 ve HMK m. 190 genel ispat kuralları uyarınca, kendi lehine hak çıkaran taraf olarak satıcı, alıcının bu ayıptan fiilen haberdar olduğunu veya ayıbın herkesçe görülebilecek kadar aşikâr olduğunu ispatla mükelleftir.
- Zamanaşımı / Süreler: TBK m. 222 kapsamına giren, yani alıcının bildiği veya bilmesi gereken ayıplara dayanılması halinde satıcı sorumlu olmayacağından, herhangi bir ihbar veya zamanaşımı süresi de işlemeye başlamaz; dava esastan reddedilir. Ancak satıcının garanti verdiği hallerde (m. 222/2 son cümle), alıcı teslimden sonra olağan zamanaşımı süresi (TBK m. 231 gereği taşınırlarda kural olarak iki yıl) içinde haklarını kullanabilir.
- Görevli/yetkili mahkeme: Tarafların sıfatına ve işlemin mahiyetine göre değişir. Taraflardan biri tüketici ise Tüketici Mahkemesi (6502 sayılı TKHK m. 73 vd.), her ikisi de tacir ve iş ticari işletmeleriyle ilgiliyse Asliye Ticaret Mahkemesi (TTK m. 4), aksi durumlarda Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir.
- Yaygın uygulama hataları: Yargılama pratiklerinde TBK m. 222'de öngörülen sözleşmenin kuruluşu aşamasındaki olağan inceleme ile, TBK m. 223'te öngörülen ifa (teslim) sonrası gözden geçirme (muayene) kavramlarının birbiriyle karıştırılması en yaygın hatadır. Hukukçuların bu iki müesseseyi birbirine ikame ederek yanlış süre ve ihbar def'ileri ileri sürdüğü görülmektedir [5, 14].
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde TBK m. 222 hükmü, bilhassa kaleme alınış biçimi ve tercih edilen terminoloji ekseninde ağır eleştirilere tabi tutulmuştur. Türk Borçlar Kanunu hazırlanırken mehaz İsviçre Borçlar Kanunu (OR m. 200/2) maddesinde yer alan “mutad dikkatin sarfıyla (gewöhnlichen Aufmerksamkeit)” kavramı, mülga 818 sayılı Kanundaki “muayene” sözcüğünden kurtarılmak istenirken, yanlış ve isabetsiz bir tercih ile “yeterince gözden geçirmekle” şeklinde Türkçeye çevrilmiştir [5, 6].
Bu hatalı tercih, TBK m. 222'deki eylemin tıpkı TBK m. 223'te (teslim sonrası açık ayıpların tespitine matuf teknik gözden geçirme) olduğu gibi algılanmasına yol açmaktadır [5, 14]. Oysa TBK m. 222'nin düzenlediği zaman dilimi, henüz malın mülkiyetinin ve zilyetliğinin devredilmediği, sözleşmenin görüşülüp akdedildiği safhadır. Bu safhada alıcıdan beklenen, malı mülkiyetine geçirmiş birinin yapacağı nitelikli bir "gözden geçirme" değil; malı satın almaya karar veren makul ve ortalama bir kişinin sergileyeceği "olağan dikkattir" [5, 6, 14]. Kavramlar arasındaki bu özensiz tercih, uygulamada hakimler ve avukatlar nezdinde aşikâr ayıp ile açık ayıp kavramlarının birbirine karıştırılmasına sebebiyet vermiş, doktrin (Fikret Eren, Cevdet Yavuz, Mustafa Alper Gümüş, vd.) tarafından haklı olarak lafzi amaca uygun teleolojik bir redüksiyonla (daraltıcı yorumla) yorumlanması gerektiği vurgulanmıştır.
Metodolojik Not
[Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.]
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 222. maddesi, satış sözleşmesinde satıcının ayıptan doğan sorumluluğunun sınırlandırıldığı veya tamamen ortadan kalktığı istisnai hâlleri düzenlemektedir. Satıcının ayıptan sorumlu tutulabilmesi için gerekli olan maddi şartlardan biri, alıcının sözleşmenin kurulduğu sırada satılandaki ayıbı bilmemesidir [1-4]. Bu kural, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 197. maddesinin ve mehaz İsviçre Borçlar Kanunu’nun (OR) 200. maddesinin karşılığını oluşturmaktadır [5, 6].
Satış sözleşmesinin temel niteliği gereği satıcı, alıcıya bildirdiği niteliklerin bulunmamasından veya malın kullanım amacı bakımından değerini ya da beklenen faydalarını ortadan kaldıran eksikliklerden kural olarak sorumludur (TBK m. 219) [7, 8]. Ancak TBK m. 222 hükmü, dürüstlük kuralının (TMK m. 2) satış hukukundaki özel bir yansıması olarak, alıcının bilerek ve isteyerek ayıplı bir malı satın alması hâlinde satıcının sorumluluğuna gidemeyeceğini hüküm altına almıştır [9, 10]. Hüküm, birinci fıkrasında alıcının fiilen bildiği ayıpları, ikinci fıkrasında ise olağan bir inceleme ile bilebilecek durumda olduğu (aşikâr) ayıpları düzenlemektedir. Bu durum, hukuki öngörülebilirlik ve sözleşme dengesi (synallagma) açısından büyük bir önem taşır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Sözleşmenin Kurulduğu Sırada Alıcı Tarafından Bilinen Ayıplar (TBK m. 222/1)
Satıcının ayıptan dolayı sorumlu tutulabilmesi için, alıcının sözleşmenin kurulduğu sırada satılandaki ayıbı bilmiyor olması gerekir [2]. Alıcı, maldaki herhangi bir maddi, hukuki veya ekonomik eksikliği biliyor ve buna rağmen çekince ileri sürmeksizin sözleşmeyi akdediyorsa, satılanı bu ayıplı hâliyle kabul etmiş sayılır. Satıcının sorumluluktan kurtulabilmesi için ayıbın sözleşmenin icrası (teslim) aşamasında değil, tam olarak sözleşmenin kurulduğu an itibarıyla alıcı tarafından fiilen biliniyor olması şarttır. Doktrindeki yerleşik görüşlere göre, alıcının bu ayıbı bilerek sözleşme yapması, maldaki eksikliğin alıcı nezdinde satışın temel unsuru (veya değer düşürücü bir unsur) olarak görülmediğini, rızanın bu şartlar altında oluştuğunu gösterir.
2.2. Aşikâr Ayıplar ve Satılanı Yeterince Gözden Geçirme (TBK m. 222/2)
Maddenin ikinci fıkrası, alıcının "yeterince gözden geçirmekle görebileceği" ayıplara odaklanmaktadır. Doktrinde bu tür ayıplara aşikâr ayıp adı verilmektedir [11, 12]. Aşikâr ayıp, alıcının satış sözleşmesinin kurulduğu sırada, özel bir uzmanlığa gerek duymaksızın, olağan bir dikkat ve inceleme ile kolaylıkla fark edebileceği ayıplardır [12]. Örneğin, bir mobilyanın üzerindeki derin çizik veya bir ceketin kolunun bariz şekilde kısa olması aşikâr ayıptır [13].
Burada lafzi ve kavramsal bir soruna temas etmek zaruridir: TBK m. 222/2'de kullanılan "gözden geçirme" ifadesi ile, TBK m. 223'te teslimden sonra yapılması gereken "gözden geçirme" (muayene) külfeti sıklıkla karıştırılmaktadır [5, 14]. Mehaz İsviçre Borçlar Kanunu m. 200/2'de bu husus "mutad dikkatin sarfıyla fark edilebilen ayıp (gewöhnlichen Aufmerksamkeit)" şeklinde ifade edilmiştir [5]. TBK m. 222'deki eylemin teslim sonrası teknik bir muayene (gözden geçirme) değil, sözleşmenin kuruluş aşamasındaki "olağan inceleme" ve "olağan dikkat" (dikkat gösterme) olarak anlaşılması gerektiği doktrinde vurgulanmaktadır [5, 14]. Alıcı, kendisinden beklenen asgari dikkati göstermemiş ve ağır ihmali sonucu aşikâr bir ayıbı fark edememişse, TMK m. 2 uyarınca satıcının sorumluluğuna gidemez [9, 15].
2.3. Satıcının Ayrıca Üstlenmesi (Özel Garanti / Tekeffül)
Maddenin ikinci fıkrasının son cümlesi çok önemli bir istisna getirir: "...ancak böyle bir ayıbın bulunmadığını ayrıca üstlenmişse sorumlu olur." Alıcı aşikâr bir ayıbı olağan dikkatle görebilecek durumda olsa dahi, satıcı malda söz konusu ayıbın bulunmadığına dair açıkça bir garanti vermişse (özel tekeffül), alıcının ihmali artık satıcının sorumluluğunu ortadan kaldırmaz [10]. Satıcının bu üstlenmesi, alıcıda meşru bir güven oluşturduğu için, kanun koyucu bu durumda satıcının beyanına üstünlük tanımaktadır.
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili özel dairelerinin (özellikle mülga 13. HD ve halihazırdaki 3. HD) yerleşik içtihatlarına göre; alıcının malı görerek, inceleyerek ve "hali hazır durumu ile" (haliyle) satın alması durumunda satıcının aşikâr ayıplardan dolayı sorumluluğu doğmaz. Yargıtay, özellikle ikinci el araç veya taşınmaz satışlarında "alıcının sözleşme anında bilebilecek durumda olduğu, çıplak gözle veya olağan bir incelemeyle fark edilebilen" maddi nitelikteki eksikliklerin sonradan ayıp iddiasına konu edilemeyeceğini sıklıkla hükme bağlamaktadır. Ancak Yargıtay, satıcının "böyle bir ayıp kesinlikle yoktur" diyerek alıcıyı kasten yanılttığı veya özel bir taahhüt altına girdiği vakıalarda, alıcının ağır ihmali bulunsa dahi satıcıyı TBK m. 222/2 uyarınca sorumlu tutmaktadır.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Aşikâr Ayıp ve İhmal): (A) isimli tacir, ofisinde kullanmak üzere (B) mobilya firmasından teşhir ürünü olan bir toplantı masası satın almıştır. Sözleşme kurulurken masa mağazada alıcının önündedir ve masanın tam ortasında, örtülmemiş, yaklaşık yirmi santimetrelik derin bir çatlak bulunmaktadır. (A), aceleyle sözleşmeyi imzalamış ve masayı teslim almıştır. Ertesi gün (A), masanın ortasındaki çatlak nedeniyle ayıptan doğan haklarını kullanmak için (B)'ye başvurmuştur. Hukuki analiz: Somut olayda masanın tam ortasındaki derin çatlak, herhangi bir uzmana veya detaylı bir gözden geçirmeye ihtiyaç duyulmaksızın tespit edilebilecek nitelikte "aşikâr bir ayıp"tır [12, 13]. Alıcı (A), sözleşmenin kurulduğu sırada yeterli incelemeyi (olağan dikkati) gösterseydi bu ayıbı kolaylıkla görebilecekti. Satıcı (B) tarafından bu ayıbın olmadığına dair özel bir taahhüt de verilmediğinden, TBK m. 222/2 hükmü uyarınca (B) ayıptan sorumlu tutulamaz.
Olay 2 (Satıcının Ayrıca Üstlenmesi): (X), (Y) galerisinden ikinci el bir araç satın almaktadır. Sözleşme öncesinde (X), aracın sağ kapısında ton farkı ve boya izleri olduğunu fark edip bunu (Y)'ye söyler. Satıcı (Y), "Bu araç kesinlikle orijinaldir, bahsettiğiniz izler boyadan değil fabrikasyon cilasından kaynaklanmaktadır, kapıda kesinlikle boya veya değişen yoktur, ben bunu şahsen garanti ediyorum" der. Aracı satın alan (X), bir ay sonra yaptırdığı ekspertizde sağ kapının ağır hasarlı ve değişmiş olduğunu öğrenir. Hukuki analiz: Aracın kapısındaki ton farkı esasen alıcı tarafından olağan bir gözlemle fark edilmiş ve aşikâr sayılabilecek bir eksikliktir. Ancak TBK m. 222/2'nin son cümlesi uyarınca, satıcı (Y) bu ayıbın bulunmadığını açıkça ("kesinlikle orijinaldir, değişen yoktur") üstlenmiştir [10]. Satıcının ayrıca garanti vermesi (özel tekeffül) sebebiyle, alıcı durumu bilse veya şüphelense dahi, satıcının ayıptan doğan sorumluluğu devam eder.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde TBK m. 222 hükmü, bilhassa kaleme alınış biçimi ve tercih edilen terminoloji ekseninde ağır eleştirilere tabi tutulmuştur. Türk Borçlar Kanunu hazırlanırken mehaz İsviçre Borçlar Kanunu (OR m. 200/2) maddesinde yer alan “mutad dikkatin sarfıyla (gewöhnlichen Aufmerksamkeit)” kavramı, mülga 818 sayılı Kanundaki “muayene” sözcüğünden kurtarılmak istenirken, yanlış ve isabetsiz bir tercih ile “yeterince gözden geçirmekle” şeklinde Türkçeye çevrilmiştir [5, 6].
Bu hatalı tercih, TBK m. 222'deki eylemin tıpkı TBK m. 223'te (teslim sonrası açık ayıpların tespitine matuf teknik gözden geçirme) olduğu gibi algılanmasına yol açmaktadır [5, 14]. Oysa TBK m. 222'nin düzenlediği zaman dilimi, henüz malın mülkiyetinin ve zilyetliğinin devredilmediği, sözleşmenin görüşülüp akdedildiği safhadır. Bu safhada alıcıdan beklenen, malı mülkiyetine geçirmiş birinin yapacağı nitelikli bir "gözden geçirme" değil; malı satın almaya karar veren makul ve ortalama bir kişinin sergileyeceği "olağan dikkattir" [5, 6, 14]. Kavramlar arasındaki bu özensiz tercih, uygulamada hakimler ve avukatlar nezdinde aşikâr ayıp ile açık ayıp kavramlarının birbirine karıştırılmasına sebebiyet vermiş, doktrin (Fikret Eren, Cevdet Yavuz, Mustafa Alper Gümüş, vd.) tarafından haklı olarak lafzi amaca uygun teleolojik bir redüksiyonla (daraltıcı yorumla) yorumlanması gerektiği vurgulanmıştır.
Metodolojik Not
[Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.]