1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) "Özel Borç İlişkileri" başlıklı İkinci Kısmının, Birinci Bölümü satış sözleşmesine ayrılmıştır. Satış sözleşmesi, kanun koyucu tarafından alt ayırımlara tabi tutulmuş olup, TBK m. 209 hükmü "Taşınır Satışı" başlığı altındaki İkinci Ayırım'ın ilk maddesidir ve "Konusu" alt başlığını taşımaktadır [1, 2].
TBK m. 209 hükmü, taşınır satışının kapsamını ve sınırlarını belirlerken olumsuz (negatif) bir tanımlama yöntemi benimsemiştir. Hükmün birinci fıkrası uyarınca; "Taşınır satışı, Türk Medenî Kanunu uyarınca taşınmaz sayılanlar dışında kalan ve diğer kanunlarda taşınır olarak belirtilen şeylerin satışıdır" [2]. Yasa koyucu burada doğrudan bir tanımlama yapmak yerine, Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) eşya hukuku kurallarına atıf yapmış ve taşınmaz (gayrimenkul) mülkiyetinin konusu olmayan her türlü maddi eşya (cismani varlığı olan şey) ile doğal güçlerin satışını, taşınır satışı rejimi içine almıştır [3-5].
Maddenin ikinci fıkrası ise, eşya hukukunun temel prensiplerinden biri olan "bütünleyici parça (mütemmim cüz)" kuralına, borçlar hukuku ekseninde istisnai bir nitelik kazandırmaktadır. TMK m. 684 uyarınca bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur ve bu parçalar asıl şeyden ayrılmadıkça bağımsız bir mülkiyet veya tasarruf işlemi konusu olamazlar [6]. Ancak TBK m. 209/f. 2, henüz arzdan (topraktan veya asıl şeyden) ayrılmamış olmakla birlikte, "ayrıldıktan sonra mülkiyeti devredilecek" olan ürünlerin, yapı yıkıntılarının veya taş ocağından çıkarılacak taşların satışını doğrudan "taşınır satışı" olarak nitelendirmiştir [2]. Bu düzenleme, ticari hayatın gereksinimlerine yanıt veren ve hukuki işlemlerde pratiklik sağlayan farazi bir taşınır vasfı atfıdır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. "Taşınmaz Sayılanlar Dışında Kalanlar" ve Taşınır Kavramı
Maddenin kalbinde yer alan "taşınmaz sayılanlar dışında kalan şeyler" ifadesinin analizi için TMK m. 704'e bakmak zorunludur. TMK m. 704 uyarınca taşınmaz mülkiyetinin konusu şunlardır: Arazi, tapu kütüğünde ayrı sayfaya kaydedilen bağımsız ve sürekli haklar ile kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümler [7, 8]. İşte bu üç kategori dışında kalan ve fiziki bir varlığa sahip olup bir yerden başka bir yere niteliği bozulmaksızın nakledilebilen eşyalar, taşınır mülkiyetinin (TMK m. 762) ve dolayısıyla taşınır satışının (TBK m. 209) konusunu oluşturur [3, 9].
Öğretide (Örneğin; Eren, Oğuzman/Seliçi/Oktay-Özdemir) isabetle vurgulandığı üzere, TMK m. 762 bağlamında "nitelikleri itibarıyla taşınabilen maddi şeyler ile edinmeye elverişli olan ve taşınmaz mülkiyetinin kapsamına girmeyen doğal güçler" (örneğin elektrik, su, doğal gaz) taşınır satımının objesi kabul edilmektedir [3, 9, 10].
2.2. Bütünleyici Parçaların (Mütemmim Cüz) Satışı (TBK m. 209/2)
Hükmün ikinci fıkrası uyarınca; ürünler, bir yapının yıkıntıları ve taş ocağından çıkarılacak taşlar gibi, asıl şeyden ayrıldıktan sonra mülkiyeti devredilecek olan bütünleyici parçaların satışı da taşınır satışıdır [2]. TMK m. 684 kapsamında bir eşyanın asli unsuru olan ve o eşya tahrip edilmeksizin, zarara uğratılmaksızın ya da yapısı değiştirilmeksizin ayrılması mümkün olmayan unsurlar bütünleyici parçadır [6]. Kural olarak, bütünleyici parça üzerinde asıl şeyden bağımsız bir ayni hak kurulamaz. Ancak TBK m. 209/2, ayni hak tesisi aşamasını değil, bir "borçlandırıcı işlemi" düzenlediği için, tarafların gelecekte ayrılacak olan bu parçaları şimdiden bir "taşınır satışı" sözleşmesine konu yapmalarına olanak tanımıştır [2, 10].
2.3. Tapusuz Taşınmazların Durumu
Doktrinde hararetle tartışılan ve Türk hukuk uygulamasına yön veren bir diğer mühim kavram "tapusuz taşınmazlar"dır. Fiziksel ve coğrafi anlamda (TMK m. 704) bir "arazi" parçası olmasına rağmen, tapu siciline henüz kaydedilmemiş (tescili yapılmamış) tapusuz taşınmazların devri, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları ve yerleşik öğreti (Tandoğan, Yavuz vd.) uyarınca taşınmaz satışı hükümlerine değil, taşınır satışı hükümlerine tabidir [11, 12]. Zira tapu siciline kayıtlı olmayan bir arazinin mülkiyeti tescille değil, zilyetliğin devri (TMK m. 763) ile geçmektedir. Bu nedenle resmi şekil şartı da aranmaksızın taşınır satışı rejimine tabi tutulurlar.
3. Sistematik İlişkiler
- TMK m. 762 (Taşınır Mülkiyetinin Konusu) ile İlişkisi: TBK m. 209'un "diğer kanunlarda taşınır olarak belirtilen şeyler" atfı, doğrudan TMK m. 762'yi işaret etmektedir. Doğal güçlerin (elektrik enerjisi, doğalgaz vb.) satışı bu atıf sayesinde taşınır satışı rejimine girer [3, 9, 10].
- TMK m. 684 ve 685 ile İlişkisi: Asıl şey-bütünleyici parça ve doğal ürünler ilişkisi bakımından TMK'nın getirdiği ayni hak sınırlamalarına, TBK m. 209 borçlar hukuku perspektifinden esneklik getirmekte ve henüz ayrılmamış doğal ürünlerin (TMK m. 685) taşınır satışı olarak borçlandırıcı işleme konu edilmesine imkân tanımaktadır [6, 13].
- TBK m. 246 ile İlişkisi: Taşınmaz satışında boşluk bulunan hallerde, TBK m. 246 uyarınca taşınır satışına ilişkin kurallar kıyas yoluyla taşınmaz satışına da uygulanır [14, 15]. TBK m. 209 bu sistematik zincirin başlangıç ve tanım normudur.
- TBK m. 208 (Yarar ve Hasarın Geçişi) ile İlişkisi: Satış konusunun taşınır olup olmadığının TBK m. 209'a göre tespiti, hasarın geçiş anını belirleyen m. 208 bakımından kritik öneme sahiptir. Zira taşınır satışlarında yarar ve hasar zilyetliğin devri ile, taşınmaz satışlarında ise tescil anında geçer [16-18].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerinin yerleşik içtihatlarında TBK m. 209'un (mülga 818 sayılı BK m. 182 vd.) sınırları titizlikle çizilmiştir.
- Tarladaki Ürünün (Ayaktaki Mahsulün) Satışı: Yargıtay, ağaçtaki meyvenin, henüz tarladan hasat edilmemiş pamuğun veya buğdayın satışını TBK m. 209/2 (mülga BK uygulamasında ilgili hükümler) çerçevesinde kesin bir dille "taşınır satışı" kabul etmektedir. Bu itibarla, sözleşmenin resmi şekilde yapılması gerekmez; yazılı veya sözlü şekil de geçerlidir.
- Tapusuz Taşınmazların Satışı: Yargıtay İBBGK 22.11.1944 tarih ve E. 27, K. 32 sayılı kararı başta olmak üzere, tapusuz gayrimenkul zilyedliğinin devri suretiyle yapılan satışlar, hukuken menkul (taşınır) satışı hükümlerinde değerlendirilmiş ve tescile tabi olmadıkları için resmi şekil şartı aranmamıştır [11, 19].
- Yıkılacak Binanın Enkaz Satışı: Kentsel dönüşüm veya sair sebeplerle yıkımına karar verilen bir binanın içindeki hurdaların, demirlerin veya yıkıntı taşlarının satışı, binanın kendisi halen TMK m. 704 anlamında gayrimenkul vasfını korusa dahi, Yargıtay tarafından TBK m. 209/2 gereğince doğrudan taşınır satışı olarak nitelendirilmekte ve taraflar arasındaki sözleşme serbestisi kapsamında adi yazılı şekil dahi yeterli görülmektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Tapusuz Arazinin Satışı):
Bir dağ köyünde bulunan ve kadastro çalışması geçmediği için tapu kütüğüne kayıtlı olmayan bir arazi parçası, A tarafından B'ye adi yazılı bir satış sözleşmesi ve elden teslim (zilyetliğin devri) ile satılmış, satış bedeli nakden ödenmiştir. İki yıl sonra bölgede tapulama çalışması yapılacağı duyulunca, A, "Taşınmaz satışları tapuda resmi şekilde yapılmalıdır, bizim adi yazılı sözleşmemiz kesin hükümsüzdür" diyerek arazinin iadesini talep etmiştir.
Hukuki analiz: TBK m. 209 ve TMK m. 704 ile 762 hükümleri uyarınca, tapusuz taşınmazların mülkiyetinin devrini konu alan işlemler taşınmaz satışı (TBK m. 237) hükümlerine değil, "taşınır satışı" hükümlerine tabidir [11]. Zilyetliğin devri (TMK m. 763) ile mülkiyet hukuken geçerli bir biçimde alıcı B'ye geçmiştir. A'nın resmi şekil eksikliği iddiası mesnetsizdir ve reddedilmelidir.
Olay 2 (Henüz Toplanmamış Mahsulün ve Yıkıntının Satışı):
Bir kereste fabrikası sahibi olan X, kendisine ait orman arazisinde henüz kesilmemiş halde dikili duran ağaçları (kereste yapılmak üzere) ve arazinin köşesinde bulunan eski bir deponun yıkıntısından çıkacak tuğlaları Y şirketine, sadece kendi aralarında imzaladıkları bir adi yazılı belge ile satmıştır. X daha sonra, ağaçların ve deponun halen arazinin bütünleyici parçası (TMK m. 684) olduğunu ve araziden ayrılmadıkça resmi şekil olmaksızın satılamayacağını iddia etmiştir.
Hukuki analiz: TBK m. 209/f. 2 hükmü son derece açıktır. "Ürünler, bir yapının yıkıntıları... gibi, taşınmazdan ayrıldıktan sonra mülkiyeti devredilecek bütünleyici parçaların satılması da taşınır satışıdır." [2]. Tarafların asıl iradesi arazinin devri değil, ondan sonradan ayrılacak olan ağaçların ve yıkıntıların ekonomik değerinin devridir. Bu işlem taşınır satışı olduğundan, herhangi bir resmi geçerlilik şekline tabi tutulmaksızın hukuken bağlayıcıdır.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Taşınır satımında sözleşmenin kurulduğu, HMK m. 200'de öngörülen senetle ispat sınırını geçiyorsa, yazılı delille ispat edilmelidir. Ancak taşınırın niteliği gereği, sözleşmenin konusunun TBK m. 209'a uyup uymadığını (taşınır mı, taşınmaz mı olduğu) belirleme yetkisi, resen hukuku uygulamakla görevli olan (HMK m. 33) hâkime aittir.
- Zamanaşımı / Süreler: Taşınır satışlarından doğan uyuşmazlıklarda alacak hakkı, kural olarak TBK m. 146 uyarınca on (10) yıllık genel zamanaşımı süresine tabidir. Ayıptan doğan sorumluluğa ilişkin davalar ise TBK m. 231 uyarınca, malın devrinden itibaren iki (2) yıllık özel zamanaşımı süresine tabidir [20-22].
- Görevli/yetkili mahkeme: Uyuşmazlığın taraflarından birinin veya her ikisinin sıfatına göre Asliye Hukuk, Asliye Ticaret (her iki taraf için ticari iş ise) veya Tüketici Mahkemesi görevlidir.
- Yaygın uygulama hataları: Dikili ağaçların, ayaktaki mahsulün veya yıkılacak bir gayrimenkulün hurdasının devrinin, TMK m. 684 kapsamındaki "bütünleyici parça" algısıyla hatalı olarak taşınmaz satışı zannedilerek tapuda veya noterde işlem yapılmaya zorlanması doktrinde ve pratikte sıklıkla düşülen bir yanılgıdır. TBK m. 209/2 bu yanılgıyı baştan çözen bir "ayrımcı" kuraldır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu m. 209, İsviçre Borçlar Kanunu'ndaki (OR) eşdeğer düzenlemelerin izinden gitmekle birlikte, modern eşya hukuku sistematiği ile senkronize bir biçimde kaleme alınmıştır. Ne var ki, öğretide bazı müelliflerce (örneğin Öz, Ozanoğlu) maddenin tamamen Medeni Kanun atfı üzerinden olumsuz (negatif) bir tanımlama ile yetinmesi dogmatik açıdan eleştirilmektedir [3, 10]. Taşınır tanımının doğrudan ve pozitif bir biçimde, ekonomik değeri haiz ve fiziki egemenlik altına alınabilen objeler olarak Borçlar Kanunu'nun kendisi tarafından tanımlanması gerektiği ileri sürülen bir reform önerisidir.
Ayrıca "tapusuz taşınmazların" durumu maddedeki kavramsal zafiyetlerin en belirgin örneğidir. TMK m. 704'e göre tapusu olmasa da niteliği itibariyle "arazi" olan şey açıkça taşınmazdır. Ancak mülkiyetinin nakli ve tescil prosedürleri gereği tapu sicili olmadığı için zorunlu olarak taşınır mülkiyeti hükümlerine (zilyetliğin devri) tabi tutulmaktadır [11]. Kanunun lafzı ile içtihatların ve doktrinin zorunlu olarak yarattığı bu praksis uyumsuzluğu, mevzuat tekniği açısından aşılması gereken, ilerideki kanunlaşma çalışmalarında tapusuz arazilerin mülkiyet devri prosedürlerini de kapsayan daha rasyonel bir düzenlemeyi mecbur kılmaktadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) "Özel Borç İlişkileri" başlıklı İkinci Kısmının, Birinci Bölümü satış sözleşmesine ayrılmıştır. Satış sözleşmesi, kanun koyucu tarafından alt ayırımlara tabi tutulmuş olup, TBK m. 209 hükmü "Taşınır Satışı" başlığı altındaki İkinci Ayırım'ın ilk maddesidir ve "Konusu" alt başlığını taşımaktadır [1, 2].
TBK m. 209 hükmü, taşınır satışının kapsamını ve sınırlarını belirlerken olumsuz (negatif) bir tanımlama yöntemi benimsemiştir. Hükmün birinci fıkrası uyarınca; "Taşınır satışı, Türk Medenî Kanunu uyarınca taşınmaz sayılanlar dışında kalan ve diğer kanunlarda taşınır olarak belirtilen şeylerin satışıdır" [2]. Yasa koyucu burada doğrudan bir tanımlama yapmak yerine, Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) eşya hukuku kurallarına atıf yapmış ve taşınmaz (gayrimenkul) mülkiyetinin konusu olmayan her türlü maddi eşya (cismani varlığı olan şey) ile doğal güçlerin satışını, taşınır satışı rejimi içine almıştır [3-5].
Maddenin ikinci fıkrası ise, eşya hukukunun temel prensiplerinden biri olan "bütünleyici parça (mütemmim cüz)" kuralına, borçlar hukuku ekseninde istisnai bir nitelik kazandırmaktadır. TMK m. 684 uyarınca bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur ve bu parçalar asıl şeyden ayrılmadıkça bağımsız bir mülkiyet veya tasarruf işlemi konusu olamazlar [6]. Ancak TBK m. 209/f. 2, henüz arzdan (topraktan veya asıl şeyden) ayrılmamış olmakla birlikte, "ayrıldıktan sonra mülkiyeti devredilecek" olan ürünlerin, yapı yıkıntılarının veya taş ocağından çıkarılacak taşların satışını doğrudan "taşınır satışı" olarak nitelendirmiştir [2]. Bu düzenleme, ticari hayatın gereksinimlerine yanıt veren ve hukuki işlemlerde pratiklik sağlayan farazi bir taşınır vasfı atfıdır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. "Taşınmaz Sayılanlar Dışında Kalanlar" ve Taşınır Kavramı
Maddenin kalbinde yer alan "taşınmaz sayılanlar dışında kalan şeyler" ifadesinin analizi için TMK m. 704'e bakmak zorunludur. TMK m. 704 uyarınca taşınmaz mülkiyetinin konusu şunlardır: Arazi, tapu kütüğünde ayrı sayfaya kaydedilen bağımsız ve sürekli haklar ile kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümler [7, 8]. İşte bu üç kategori dışında kalan ve fiziki bir varlığa sahip olup bir yerden başka bir yere niteliği bozulmaksızın nakledilebilen eşyalar, taşınır mülkiyetinin (TMK m. 762) ve dolayısıyla taşınır satışının (TBK m. 209) konusunu oluşturur [3, 9].
Öğretide (Örneğin; Eren, Oğuzman/Seliçi/Oktay-Özdemir) isabetle vurgulandığı üzere, TMK m. 762 bağlamında "nitelikleri itibarıyla taşınabilen maddi şeyler ile edinmeye elverişli olan ve taşınmaz mülkiyetinin kapsamına girmeyen doğal güçler" (örneğin elektrik, su, doğal gaz) taşınır satımının objesi kabul edilmektedir [3, 9, 10].
2.2. Bütünleyici Parçaların (Mütemmim Cüz) Satışı (TBK m. 209/2)
Hükmün ikinci fıkrası uyarınca; ürünler, bir yapının yıkıntıları ve taş ocağından çıkarılacak taşlar gibi, asıl şeyden ayrıldıktan sonra mülkiyeti devredilecek olan bütünleyici parçaların satışı da taşınır satışıdır [2]. TMK m. 684 kapsamında bir eşyanın asli unsuru olan ve o eşya tahrip edilmeksizin, zarara uğratılmaksızın ya da yapısı değiştirilmeksizin ayrılması mümkün olmayan unsurlar bütünleyici parçadır [6]. Kural olarak, bütünleyici parça üzerinde asıl şeyden bağımsız bir ayni hak kurulamaz. Ancak TBK m. 209/2, ayni hak tesisi aşamasını değil, bir "borçlandırıcı işlemi" düzenlediği için, tarafların gelecekte ayrılacak olan bu parçaları şimdiden bir "taşınır satışı" sözleşmesine konu yapmalarına olanak tanımıştır [2, 10].
2.3. Tapusuz Taşınmazların Durumu
Doktrinde hararetle tartışılan ve Türk hukuk uygulamasına yön veren bir diğer mühim kavram "tapusuz taşınmazlar"dır. Fiziksel ve coğrafi anlamda (TMK m. 704) bir "arazi" parçası olmasına rağmen, tapu siciline henüz kaydedilmemiş (tescili yapılmamış) tapusuz taşınmazların devri, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları ve yerleşik öğreti (Tandoğan, Yavuz vd.) uyarınca taşınmaz satışı hükümlerine değil, taşınır satışı hükümlerine tabidir [11, 12]. Zira tapu siciline kayıtlı olmayan bir arazinin mülkiyeti tescille değil, zilyetliğin devri (TMK m. 763) ile geçmektedir. Bu nedenle resmi şekil şartı da aranmaksızın taşınır satışı rejimine tabi tutulurlar.
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerinin yerleşik içtihatlarında TBK m. 209'un (mülga 818 sayılı BK m. 182 vd.) sınırları titizlikle çizilmiştir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Tapusuz Arazinin Satışı): Bir dağ köyünde bulunan ve kadastro çalışması geçmediği için tapu kütüğüne kayıtlı olmayan bir arazi parçası, A tarafından B'ye adi yazılı bir satış sözleşmesi ve elden teslim (zilyetliğin devri) ile satılmış, satış bedeli nakden ödenmiştir. İki yıl sonra bölgede tapulama çalışması yapılacağı duyulunca, A, "Taşınmaz satışları tapuda resmi şekilde yapılmalıdır, bizim adi yazılı sözleşmemiz kesin hükümsüzdür" diyerek arazinin iadesini talep etmiştir. Hukuki analiz: TBK m. 209 ve TMK m. 704 ile 762 hükümleri uyarınca, tapusuz taşınmazların mülkiyetinin devrini konu alan işlemler taşınmaz satışı (TBK m. 237) hükümlerine değil, "taşınır satışı" hükümlerine tabidir [11]. Zilyetliğin devri (TMK m. 763) ile mülkiyet hukuken geçerli bir biçimde alıcı B'ye geçmiştir. A'nın resmi şekil eksikliği iddiası mesnetsizdir ve reddedilmelidir.
Olay 2 (Henüz Toplanmamış Mahsulün ve Yıkıntının Satışı): Bir kereste fabrikası sahibi olan X, kendisine ait orman arazisinde henüz kesilmemiş halde dikili duran ağaçları (kereste yapılmak üzere) ve arazinin köşesinde bulunan eski bir deponun yıkıntısından çıkacak tuğlaları Y şirketine, sadece kendi aralarında imzaladıkları bir adi yazılı belge ile satmıştır. X daha sonra, ağaçların ve deponun halen arazinin bütünleyici parçası (TMK m. 684) olduğunu ve araziden ayrılmadıkça resmi şekil olmaksızın satılamayacağını iddia etmiştir. Hukuki analiz: TBK m. 209/f. 2 hükmü son derece açıktır. "Ürünler, bir yapının yıkıntıları... gibi, taşınmazdan ayrıldıktan sonra mülkiyeti devredilecek bütünleyici parçaların satılması da taşınır satışıdır." [2]. Tarafların asıl iradesi arazinin devri değil, ondan sonradan ayrılacak olan ağaçların ve yıkıntıların ekonomik değerinin devridir. Bu işlem taşınır satışı olduğundan, herhangi bir resmi geçerlilik şekline tabi tutulmaksızın hukuken bağlayıcıdır.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu m. 209, İsviçre Borçlar Kanunu'ndaki (OR) eşdeğer düzenlemelerin izinden gitmekle birlikte, modern eşya hukuku sistematiği ile senkronize bir biçimde kaleme alınmıştır. Ne var ki, öğretide bazı müelliflerce (örneğin Öz, Ozanoğlu) maddenin tamamen Medeni Kanun atfı üzerinden olumsuz (negatif) bir tanımlama ile yetinmesi dogmatik açıdan eleştirilmektedir [3, 10]. Taşınır tanımının doğrudan ve pozitif bir biçimde, ekonomik değeri haiz ve fiziki egemenlik altına alınabilen objeler olarak Borçlar Kanunu'nun kendisi tarafından tanımlanması gerektiği ileri sürülen bir reform önerisidir.
Ayrıca "tapusuz taşınmazların" durumu maddedeki kavramsal zafiyetlerin en belirgin örneğidir. TMK m. 704'e göre tapusu olmasa da niteliği itibariyle "arazi" olan şey açıkça taşınmazdır. Ancak mülkiyetinin nakli ve tescil prosedürleri gereği tapu sicili olmadığı için zorunlu olarak taşınır mülkiyeti hükümlerine (zilyetliğin devri) tabi tutulmaktadır [11]. Kanunun lafzı ile içtihatların ve doktrinin zorunlu olarak yarattığı bu praksis uyumsuzluğu, mevzuat tekniği açısından aşılması gereken, ilerideki kanunlaşma çalışmalarında tapusuz arazilerin mülkiyet devri prosedürlerini de kapsayan daha rasyonel bir düzenlemeyi mecbur kılmaktadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.