1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 206. maddesi, kanunun "Borç İlişkilerinde Özel Durumlar" başlıklı Dördüncü Bölümü'nün "Sözleşmenin Devri ve Sözleşmeye Katılma" isimli Üçüncü Ayırımı'nda, 205. maddenin hemen ardından düzenlenmiştir [1]. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nda (eBK) açık bir yasal dayanağı bulunmayan "sözleşmeye katılma" kurumu, İsviçre ve Türk doktrinindeki gelişimler ile Yargıtay içtihatlarının kanunlaştırılması suretiyle 6098 sayılı TBK ile pozitif hukukumuza dâhil edilmiştir.
Sözleşmeye katılma, bir borç ilişkisinin (sözleşmenin) tarafı konumunda bulunmayan üçüncü bir kişinin, mevcut sözleşmedeki taraflardan birinin yanında yer alarak, sözleşmenin tarafı hâline gelmesini ifade eder. Kanun koyucu, TBK m. 206/1'de sözleşmeye katılmayı; "katılan ile bu sözleşmenin tarafları arasında yapılan ve katılanın, yanında yer aldığı tarafla birlikte, onun hak ve borçlarına sahip olması sonucunu doğuran bir anlaşma" olarak tanımlamıştır [2]. Bu kurum, sözleşme ilişkisinin sübjektif (kişi yönünden) sınırlarını genişleten, sözleşmeyi devralanın aksine eski tarafın sözleşmeden çıkmadığı, bilakis yeni tarafın mevcut tarafa eklemlendiği bir yapı sunar.
İsviçre Borçlar Kanunu'nda (OR) da sözleşmeye katılma (Vertragsbeitritt) açık bir madde ile düzenlenmemiş olup, kurum İsviçre Federal Mahkemesi (BGer) kararları ve İsviçre doktrini (Gauch, Schluep, Bucher vb.) tarafından "sözleşme özgürlüğü" (Vertragsfreiheit) ilkesi çerçevesinde geliştirilmiştir. Türk kanun koyucusu, 6098 sayılı Kanun'u hazırlarken İsviçre hukukundaki bu doktriner birikimi kodifiye ederek hukuki güvenliği sağlamayı hedeflemiştir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Sözleşmeye Katılma Anlaşmasının Hukuki Niteliği
TBK m. 206/1 uyarınca sözleşmeye katılma, mevcut sözleşmenin tarafları ile katılan üçüncü kişi arasında yapılan bir anlaşmadır [2]. Bu anlaşma, hukuki niteliği itibarıyla kendine özgü (sui generis), tasarruf işlemi niteliği ağır basan üç taraflı bir hukuki işlemdir. Doktrinde Fikret Eren ve Kemal Oğuzman gibi otoritelerin de işaret ettiği üzere, sözleşmeye katılma ile birlikte yalnızca bir alacağın devri (temliki) veya borcun üstlenilmesi (nakli) söz konusu olmaz; bizzat "taraf sıfatı" ve sözleşmeden doğan yenilik doğuran haklar dâhil tüm sözleşmesel statü paylaşıma açılır. Anlaşmanın kurulabilmesi için asıl sözleşmenin iki tarafının da katılanın katılımına onay vermesi veya bu üçlü anlaşmada taraf olması şarttır.
2.2. Katılanın Statüsü (Taraf Sıfatının Kazanılması)
Sözleşmeye katılan kişi, sözleşmenin asıl tarafının "yanında yer aldığı" andan itibaren o tarafın sahip olduğu hak ve borçlara iştirak eder [2]. Burada bir taraf değişikliği değil, taraf çoğalması söz konusudur. Katılan, sözleşmenin tarafı hâline geldiği için def'i ve itiraz haklarını kullanabilir, sözleşmenin feshi veya dönme gibi bozucu yenilik doğuran hakların kullanılmasında kural olarak asıl tarafla birlikte (birlikte hak sahipliği ilkesi gereği) hareket eder.
2.3. Müteselsil Alacaklılık ve Borçluluk Karinesi
TBK m. 206/2, sözleşmeye katılmanın en önemli yasal karinesini düzenlemektedir: "Anlaşmada aksi kararlaştırılmamışsa, sözleşmeye katılan ile yanında yer aldığı taraf, sözleşmenin diğer tarafına karşı müteselsilen alacaklı ve borçlu olurlar" [3].
Bu düzenleme emredici değildir; taraflar katılmanın paylı (kısmi) olacağını kararlaştırabilirler. Ancak aksi kararlaştırılmamışsa, katılan kişi ile yanında yer aldığı asıl taraf, sözleşmenin diğer tarafına karşı TBK m. 162 ve devamı maddelerinde düzenlenen müteselsil borçlu [4] ve TBK m. 169 uyarınca müteselsil alacaklı konumuna gelirler [5]. Bu durum, sözleşmenin diğer tarafı açısından ciddi bir güvence oluşturur.
2.4. Şekil Şartı (Sözleşmeye Katılmanın Geçerliliği)
TBK m. 206/3, "Sözleşmeye katılmanın geçerliliği, katılma konusu sözleşmenin şekline bağlıdır" kuralını getirmiştir [3]. Bu hüküm, TBK m. 12/2'deki kanuni şeklin geçerlilik şekli olduğu kuralının [6] özel bir yansımasıdır. Örneğin, gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine katılma anlaşmasının da noter huzurunda düzenleme şeklinde yapılması zorunludur. Doktrinde Turgut Öz ve Halûk Nomer'in de belirttiği üzere, şekil şartının genişletici yorumlanması, asıl sözleşmenin taraflarını koruma amacına hizmet eder.
3. Sistematik İlişkiler
- TBK m. 205 (Sözleşmenin Devri): Sözleşmenin devrinde, devreden kişi sözleşme ilişkisinden tamamen çıkmakta ve yerini devralana bırakmaktadır [1]. Sözleşmeye katılmada ise mevcut taraf sözleşmede kalmaya devam eder, üçüncü kişi onun yanına eklenir.
- TBK m. 201 (Borca Katılma): Borca katılma, üçüncü kişinin mevcut bir borca, borçlunun yanında müteselsil borçlu olarak girmesini ifade eder [7, 8]. Borca katılan kişi, sözleşmenin tarafı olmaz; sadece o "borcun" pasif süjesi hâline gelir ve alacak haklarına sahip olamaz. Oysa TBK m. 206'daki sözleşmeye katılmada kişi, sözleşmenin hem borçlusu hem de alacaklısı olarak tam bir "taraf" sıfatı kazanır [2, 3].
- TBK m. 162 vd. (Müteselsil Borçluluk): TBK m. 206/2'deki yasal karine gereği doğan müteselsil borçluluk [3], TBK m. 163 uyarınca alacaklıya borcun tamamını veya bir kısmını dilediği borçludan (asıl taraftan veya katılandan) isteme hakkı verir [4, 9]. İç ilişkideki rücu (TBK m. 167) [10] ise taraflar arasındaki asıl anlaşmaya göre belirlenir.
- TBK m. 13 (Yazılı Şekil): Asıl sözleşme kanunen yazılı şekle tabi ise, bu sözleşmeye katılma anlaşması da TBK m. 13 [6] ve TBK m. 206/3 [3] uyarınca aynı şekil şartına tabidir.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
(Kaynak dışı akademik ve içtihat bilgisi ile hazırlanmıştır)
Yargıtay kararlarında "borca katılma" ile "sözleşmeye katılma" arasındaki ince çizgi sıklıkla uyuşmazlık konusu olmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Daireleri (özellikle 11. ve 15. Hukuk Daireleri), bir sözleşmeye üçüncü kişinin attığı imzanın niteliğini yorumlarken TBK m. 19 [11, 12] uyarınca gerçek iradeyi araştırmaktadır.
Eğer üçüncü kişi, sadece mevcut borcun ifasını teminat altına alma amacıyla hareket etmişse ve sözleşmeden doğan asli hakları (örneğin eserin teslimi veya malın mülkiyeti) talep etme amacı yoksa, bu işlem TBK m. 201 (Borca Katılma) veya kefalet olarak nitelendirilmektedir. Ancak, üçüncü kişi kârdan pay alacak, eserin veya malın teslimini bizzat talep edebilecek ve sözleşmenin ifasına aktif olarak iştirak edecekse, Yargıtay bu durumu TBK m. 206 bağlamında "Sözleşmeye Katılma" olarak nitelendirmekte ve sözleşmenin tasfiyesinde bu kişiyi zorunlu dava arkadaşı olarak değerlendirmektedir. Yargıtay, özellikle arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerine sonradan dâhil olan yatırımcıların hukuki statüsünü TBK m. 206 kapsamında çözmektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1:
(A) Şirketi ile (B) Şirketi arasında dev ölçekli bir altyapı inşaatı için eser sözleşmesi imzalanmıştır. İnşaatın ilerleyen aşamalarında (B) Şirketinin mali ve teknik yetersizliği ortaya çıkmış, bunun üzerine (C) Şirketi, (A) ile (B) arasındaki sözleşmeye (B)'nin yanında dâhil olmak istemiştir. (A), (B) ve (C) arasında imzalanan protokol ile (C), (B)'nin yanında yer alarak sözleşmeye katılmıştır.
Hukuki Analiz: TBK m. 206 uyarınca (C) Şirketi, sözleşmeye katılan konumundadır [2]. Anlaşmada aksi kararlaştırılmadığından, (C) Şirketi inşaatın tamamlanmasından (A)'ya karşı (B) ile birlikte müteselsilen borçlu hâle gelir [3]. Eş zamanlı olarak, hak edişlerin (ücretin) ödenmesini talep etme konusunda da (B) ile birlikte müteselsil alacaklı sıfatını kazanır. (A) Şirketi, sözleşmeye aykırılık hâlinde tazminatın tamamını dilerse (B)'den, dilerse (C)'den talep edebilir (TBK m. 163) [4, 9].
Olay 2:
(X), (Y)'den bir dükkân kiralamış ve taraflar yazılı bir kira sözleşmesi yapmıştır. Bir yıl sonra (X)'in iş ortağı (Z), kira sözleşmesine (X)'in yanında kiracı olarak dâhil olmak istemiştir. Kiraya veren (Y), (X) ve (Z), sözlü olarak anlaşarak (Z)'nin dükkânı ortak kullanmasına ve kiraya ortak olmasına karar vermişlerdir. İlerleyen aylarda kira ödenmeyince (Y), hem (X)'e hem (Z)'ye tahliye ve alacak davası açmıştır.
Hukuki Analiz: TBK m. 206/3 uyarınca sözleşmeye katılmanın geçerliliği, asıl sözleşmenin şekline tabidir [3]. Kira sözleşmeleri kural olarak şekle tabi olmasa da, ispat hukuku ve taraflar arasında önceden yazılı yapılmış bir anlaşmanın değiştirilmesi boyutunda şekil kuralı (TBK m. 13) [6] gündeme gelebilir. Eğer asıl kira sözleşmesinde değişikliklerin yazılı yapılacağı kararlaştırılmışsa (iradi şekil, TBK m. 17) [11], sözlü katılma anlaşması geçersiz olur. Geçerli bir katılma varsayımında, (Z) biriken kiralardan (X) ile birlikte müteselsilen sorumlu olur [3].
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Sözleşmeye katılma iddiasında bulunan taraf (bunun bir sözleşmenin devri veya borca katılma olmadığını iddia eden taraf), asıl sözleşmenin tarafı ile birlikte hak ve borçlara ortak olma (taraf olma) iradesini ispatla yükümlüdür (TMK m. 6).
- Zamanaşımı / Süreler: Sözleşmeye katılan kişi, asıl sözleşmenin tabi olduğu zamanaşımı sürelerine tabi olur. Katılma anlaşması ile zamanaşımı yeniden kesilip başlamaz; ancak katılma esnasında borç ikrarı niteliğinde bir beyan varsa TBK m. 156 [4] gündeme gelebilir.
- Görevli/yetkili mahkeme: Uyuşmazlığın niteliği asıl sözleşmeye göre belirlenir. Asıl sözleşme ticari bir işe (TTK m. 4) dayanıyorsa, katılan bakımından da ticari dava kuralları işletilir ve Asliye Ticaret Mahkemesi görevli olur.
- Yaygın uygulama hataları:
- Hukuki işlemin TBK m. 201'deki "borca katılma" [7, 8] ile karıştırılması. Borca katılmada üçüncü kişiye alacaklı sıfatı (aktif husumet ehliyeti) geçmez.
- Şekil şartının (TBK m. 206/3) [3] ihmal edilmesi; özellikle resmi şekle (örneğin tapu sicil müdürlüğünde resmi senede) tabi işlemlerde harici protokolle sözleşmeye katılma yapılmaya çalışılması geçersizlikle sonuçlanır.
7. Eleştirel Değerlendirme
(Kaynak dışı akademik değerlendirme ile hazırlanmıştır)
Türk Borçlar Kanunu'nun 206. maddesi, daha önce 818 sayılı BK döneminde İsviçre ve Türk doktrinindeki yoğun tartışmalarla şekillenen ve Yargıtay içtihatlarıyla uygulama alanı bulan "sözleşmeye katılma" müessesesini kanuni bir zemine kavuşturmuştur. Bu durum, hukuki öngörülebilirlik ve belirlilik açısından son derece olumlu bir reformdur.
Bununla birlikte doktrinde (özellikle Fikret Eren ve Halûk Nomer tarafından) hükmün lafzında yer alan müteselsillik karinesinin, bazı karmaşık sözleşme tiplerinde (örneğin adi ortaklık niteliği taşıyan konsorsiyum sözleşmelerine katılmalarda) katılanın iradesini aşan ağır sonuçlar doğurabileceği eleştirilmektedir. Kanun koyucunun "anlaşmada aksi kararlaştırılmamışsa" ibaresiyle [3] irade özgürlüğüne alan açmış olması bu tehlikeyi hafifletmektedir. Ancak avukatların ve hukuk müşavirlerinin, sözleşmeye katılma protokollerini hazırlarken katılanın sorumluluk tavanını ve alacak üzerindeki pay oranını sarih bir biçimde düzenlemeleri, ileride doğabilecek TBK m. 162 vd. kapsamındaki müteselsil sorumluluk [4] ve iç ilişkideki rücu (TBK m. 167) [10] davalarını önlemek adına büyük önem taşımaktadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 206. maddesi, kanunun "Borç İlişkilerinde Özel Durumlar" başlıklı Dördüncü Bölümü'nün "Sözleşmenin Devri ve Sözleşmeye Katılma" isimli Üçüncü Ayırımı'nda, 205. maddenin hemen ardından düzenlenmiştir [1]. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nda (eBK) açık bir yasal dayanağı bulunmayan "sözleşmeye katılma" kurumu, İsviçre ve Türk doktrinindeki gelişimler ile Yargıtay içtihatlarının kanunlaştırılması suretiyle 6098 sayılı TBK ile pozitif hukukumuza dâhil edilmiştir.
Sözleşmeye katılma, bir borç ilişkisinin (sözleşmenin) tarafı konumunda bulunmayan üçüncü bir kişinin, mevcut sözleşmedeki taraflardan birinin yanında yer alarak, sözleşmenin tarafı hâline gelmesini ifade eder. Kanun koyucu, TBK m. 206/1'de sözleşmeye katılmayı; "katılan ile bu sözleşmenin tarafları arasında yapılan ve katılanın, yanında yer aldığı tarafla birlikte, onun hak ve borçlarına sahip olması sonucunu doğuran bir anlaşma" olarak tanımlamıştır [2]. Bu kurum, sözleşme ilişkisinin sübjektif (kişi yönünden) sınırlarını genişleten, sözleşmeyi devralanın aksine eski tarafın sözleşmeden çıkmadığı, bilakis yeni tarafın mevcut tarafa eklemlendiği bir yapı sunar.
İsviçre Borçlar Kanunu'nda (OR) da sözleşmeye katılma (Vertragsbeitritt) açık bir madde ile düzenlenmemiş olup, kurum İsviçre Federal Mahkemesi (BGer) kararları ve İsviçre doktrini (Gauch, Schluep, Bucher vb.) tarafından "sözleşme özgürlüğü" (Vertragsfreiheit) ilkesi çerçevesinde geliştirilmiştir. Türk kanun koyucusu, 6098 sayılı Kanun'u hazırlarken İsviçre hukukundaki bu doktriner birikimi kodifiye ederek hukuki güvenliği sağlamayı hedeflemiştir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Sözleşmeye Katılma Anlaşmasının Hukuki Niteliği
TBK m. 206/1 uyarınca sözleşmeye katılma, mevcut sözleşmenin tarafları ile katılan üçüncü kişi arasında yapılan bir anlaşmadır [2]. Bu anlaşma, hukuki niteliği itibarıyla kendine özgü (sui generis), tasarruf işlemi niteliği ağır basan üç taraflı bir hukuki işlemdir. Doktrinde Fikret Eren ve Kemal Oğuzman gibi otoritelerin de işaret ettiği üzere, sözleşmeye katılma ile birlikte yalnızca bir alacağın devri (temliki) veya borcun üstlenilmesi (nakli) söz konusu olmaz; bizzat "taraf sıfatı" ve sözleşmeden doğan yenilik doğuran haklar dâhil tüm sözleşmesel statü paylaşıma açılır. Anlaşmanın kurulabilmesi için asıl sözleşmenin iki tarafının da katılanın katılımına onay vermesi veya bu üçlü anlaşmada taraf olması şarttır.
2.2. Katılanın Statüsü (Taraf Sıfatının Kazanılması)
Sözleşmeye katılan kişi, sözleşmenin asıl tarafının "yanında yer aldığı" andan itibaren o tarafın sahip olduğu hak ve borçlara iştirak eder [2]. Burada bir taraf değişikliği değil, taraf çoğalması söz konusudur. Katılan, sözleşmenin tarafı hâline geldiği için def'i ve itiraz haklarını kullanabilir, sözleşmenin feshi veya dönme gibi bozucu yenilik doğuran hakların kullanılmasında kural olarak asıl tarafla birlikte (birlikte hak sahipliği ilkesi gereği) hareket eder.
2.3. Müteselsil Alacaklılık ve Borçluluk Karinesi
TBK m. 206/2, sözleşmeye katılmanın en önemli yasal karinesini düzenlemektedir: "Anlaşmada aksi kararlaştırılmamışsa, sözleşmeye katılan ile yanında yer aldığı taraf, sözleşmenin diğer tarafına karşı müteselsilen alacaklı ve borçlu olurlar" [3]. Bu düzenleme emredici değildir; taraflar katılmanın paylı (kısmi) olacağını kararlaştırabilirler. Ancak aksi kararlaştırılmamışsa, katılan kişi ile yanında yer aldığı asıl taraf, sözleşmenin diğer tarafına karşı TBK m. 162 ve devamı maddelerinde düzenlenen müteselsil borçlu [4] ve TBK m. 169 uyarınca müteselsil alacaklı konumuna gelirler [5]. Bu durum, sözleşmenin diğer tarafı açısından ciddi bir güvence oluşturur.
2.4. Şekil Şartı (Sözleşmeye Katılmanın Geçerliliği)
TBK m. 206/3, "Sözleşmeye katılmanın geçerliliği, katılma konusu sözleşmenin şekline bağlıdır" kuralını getirmiştir [3]. Bu hüküm, TBK m. 12/2'deki kanuni şeklin geçerlilik şekli olduğu kuralının [6] özel bir yansımasıdır. Örneğin, gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine katılma anlaşmasının da noter huzurunda düzenleme şeklinde yapılması zorunludur. Doktrinde Turgut Öz ve Halûk Nomer'in de belirttiği üzere, şekil şartının genişletici yorumlanması, asıl sözleşmenin taraflarını koruma amacına hizmet eder.
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
(Kaynak dışı akademik ve içtihat bilgisi ile hazırlanmıştır) Yargıtay kararlarında "borca katılma" ile "sözleşmeye katılma" arasındaki ince çizgi sıklıkla uyuşmazlık konusu olmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Daireleri (özellikle 11. ve 15. Hukuk Daireleri), bir sözleşmeye üçüncü kişinin attığı imzanın niteliğini yorumlarken TBK m. 19 [11, 12] uyarınca gerçek iradeyi araştırmaktadır. Eğer üçüncü kişi, sadece mevcut borcun ifasını teminat altına alma amacıyla hareket etmişse ve sözleşmeden doğan asli hakları (örneğin eserin teslimi veya malın mülkiyeti) talep etme amacı yoksa, bu işlem TBK m. 201 (Borca Katılma) veya kefalet olarak nitelendirilmektedir. Ancak, üçüncü kişi kârdan pay alacak, eserin veya malın teslimini bizzat talep edebilecek ve sözleşmenin ifasına aktif olarak iştirak edecekse, Yargıtay bu durumu TBK m. 206 bağlamında "Sözleşmeye Katılma" olarak nitelendirmekte ve sözleşmenin tasfiyesinde bu kişiyi zorunlu dava arkadaşı olarak değerlendirmektedir. Yargıtay, özellikle arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerine sonradan dâhil olan yatırımcıların hukuki statüsünü TBK m. 206 kapsamında çözmektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: (A) Şirketi ile (B) Şirketi arasında dev ölçekli bir altyapı inşaatı için eser sözleşmesi imzalanmıştır. İnşaatın ilerleyen aşamalarında (B) Şirketinin mali ve teknik yetersizliği ortaya çıkmış, bunun üzerine (C) Şirketi, (A) ile (B) arasındaki sözleşmeye (B)'nin yanında dâhil olmak istemiştir. (A), (B) ve (C) arasında imzalanan protokol ile (C), (B)'nin yanında yer alarak sözleşmeye katılmıştır. Hukuki Analiz: TBK m. 206 uyarınca (C) Şirketi, sözleşmeye katılan konumundadır [2]. Anlaşmada aksi kararlaştırılmadığından, (C) Şirketi inşaatın tamamlanmasından (A)'ya karşı (B) ile birlikte müteselsilen borçlu hâle gelir [3]. Eş zamanlı olarak, hak edişlerin (ücretin) ödenmesini talep etme konusunda da (B) ile birlikte müteselsil alacaklı sıfatını kazanır. (A) Şirketi, sözleşmeye aykırılık hâlinde tazminatın tamamını dilerse (B)'den, dilerse (C)'den talep edebilir (TBK m. 163) [4, 9].
Olay 2: (X), (Y)'den bir dükkân kiralamış ve taraflar yazılı bir kira sözleşmesi yapmıştır. Bir yıl sonra (X)'in iş ortağı (Z), kira sözleşmesine (X)'in yanında kiracı olarak dâhil olmak istemiştir. Kiraya veren (Y), (X) ve (Z), sözlü olarak anlaşarak (Z)'nin dükkânı ortak kullanmasına ve kiraya ortak olmasına karar vermişlerdir. İlerleyen aylarda kira ödenmeyince (Y), hem (X)'e hem (Z)'ye tahliye ve alacak davası açmıştır. Hukuki Analiz: TBK m. 206/3 uyarınca sözleşmeye katılmanın geçerliliği, asıl sözleşmenin şekline tabidir [3]. Kira sözleşmeleri kural olarak şekle tabi olmasa da, ispat hukuku ve taraflar arasında önceden yazılı yapılmış bir anlaşmanın değiştirilmesi boyutunda şekil kuralı (TBK m. 13) [6] gündeme gelebilir. Eğer asıl kira sözleşmesinde değişikliklerin yazılı yapılacağı kararlaştırılmışsa (iradi şekil, TBK m. 17) [11], sözlü katılma anlaşması geçersiz olur. Geçerli bir katılma varsayımında, (Z) biriken kiralardan (X) ile birlikte müteselsilen sorumlu olur [3].
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
(Kaynak dışı akademik değerlendirme ile hazırlanmıştır) Türk Borçlar Kanunu'nun 206. maddesi, daha önce 818 sayılı BK döneminde İsviçre ve Türk doktrinindeki yoğun tartışmalarla şekillenen ve Yargıtay içtihatlarıyla uygulama alanı bulan "sözleşmeye katılma" müessesesini kanuni bir zemine kavuşturmuştur. Bu durum, hukuki öngörülebilirlik ve belirlilik açısından son derece olumlu bir reformdur. Bununla birlikte doktrinde (özellikle Fikret Eren ve Halûk Nomer tarafından) hükmün lafzında yer alan müteselsillik karinesinin, bazı karmaşık sözleşme tiplerinde (örneğin adi ortaklık niteliği taşıyan konsorsiyum sözleşmelerine katılmalarda) katılanın iradesini aşan ağır sonuçlar doğurabileceği eleştirilmektedir. Kanun koyucunun "anlaşmada aksi kararlaştırılmamışsa" ibaresiyle [3] irade özgürlüğüne alan açmış olması bu tehlikeyi hafifletmektedir. Ancak avukatların ve hukuk müşavirlerinin, sözleşmeye katılma protokollerini hazırlarken katılanın sorumluluk tavanını ve alacak üzerindeki pay oranını sarih bir biçimde düzenlemeleri, ileride doğabilecek TBK m. 162 vd. kapsamındaki müteselsil sorumluluk [4] ve iç ilişkideki rücu (TBK m. 167) [10] davalarını önlemek adına büyük önem taşımaktadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.