1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar hukuku dogmatiğinde tam iki tarafa borç yükleyen ve sürekli borç
ilişkisi (Dauerschuldverhältnis) niteliği taşıyan kira sözleşmelerinde, kiraya
verenin asli edim yükümlülüğü; kiralananı kararlaştırılan tarihte, sözleşmede
amaçlanan kullanıma elverişli bir durumda teslim etmek ve sözleşme süresince bu
durumda bulundurmaktır (TBK m. 301). Kiraya verenin bu asli yükümlülüğünü ihlal
ederek malı hukuki, maddi veya ekonomik eksikliklerle (ayıpla) teslim etmesi
veya malın sonradan ayıplı hâle gelmesi durumunda "Ayıba Karşı Tekeffül"
hükümleri (TBK m. 304 vd. / Mehaz OR Art. 258) devreye girer. Ayıbın varlığı
hâlinde kiracı; ayıbın giderilmesini, kira bedelinden indirim yapılmasını,
zararının tazminini (TBK m. 112 atfıyla) veya koşulları oluşmuşsa sözleşmenin
feshini talep etme hakkına sahip olan bir "alacaklı" konumundadır.
Diğer taraftan, modern ticaret ve gayrimenkul hukukunun karmaşık yapısı
içerisinde, kiraya verenin ayıptan doğan bu onarım veya tazminat borçları,
sıklıkla üçüncü kişiler tarafından (örneğin inşaatı yapan asıl müteahhit, yeni
kurulan bir tesis yönetim şirketi veya kiraya verenin ana şirketi tarafından)
üstlenilmek istenmektedir. Bir borcun pasif süjesinin (borçlunun) değişmesi,
genel hükümlerde TBK m. 196 ve devamında "Borcun Dış Üstlenilmesi" olarak
düzenlenmiştir. Dış üstlenme sözleşmesi, eski borçluyu (kiraya vereni) borçtan
tamamen kurtaran ve üçüncü kişiyi (üstleneni) onun yerine geçiren bir hukuki
işlemdir.
Ancak bir alacaklı için, borçlusunun kim olduğu son derece önemlidir. Alacaklı,
ödeme gücü (bonitas) yüksek olan asıl borçlusunu bırakıp, meçhul bir üçüncü
kişiyi borçlu olarak kabul etmeye yasa zoruyla mecbur bırakılamaz. İşte TBK m.
197 hükmü, bu anayasal sözleşme özgürlüğü prensibini güvence altına alan
"Kabul" (Akzeptanz) mekanizmasını sevk etmiştir. İlgili madde uyarınca; borcun
üstlenilmesine ilişkin dış sözleşme, alacaklının (kiracının) kabulüyle kurulur.
TBK m. 197'nin en kritik dogmatik boyutu ise ikinci fıkrasında yer alan "Zımni
Kabul" (örtülü kabul) müessesesidir. Kanun koyucu, alacaklının üstlenenin
ifasını çekincesiz (ihtirazi kayıtsız) olarak kabul etmesini veya onun borçlu
sıfatıyla yaptığı diğer işlemlere rıza göstermesini, dış üstlenme sözleşmesinin
kurulduğu şeklinde yorumlamıştır. Kiraya verenin ayıptan doğan borçlarının
tasfiyesinde TBK m. 197'nin zımni kabul mekanizması, kiracılar açısından hem
ifanın hızlanmasını sağlayan bir araç hem de asıl güvencelerini yitirmelerine
yol açan tehlikeli bir mayın tarlasıdır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Kiraya verenin ayıptan sorumluluğu ile dış üstlenmede kabul rejiminin teorik
sınırlarını belirleyebilmek için, ilgili kavramların doktrindeki (Eren,
Oğuzman/Öz, Nomer) yaklaşımlar çerçevesinde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi
zorunludur:
A. Ayıp (Defect) ve Tekeffül Borcu:
Kira hukukunda ayıp, kiralananın sözleşmede öngörülen veya dürüstlük kuralı
(TMK m. 2) gereği ondan beklenen nitelikleri taşımamasıdır. Çatısı akan bir
fabrika, ruhsatı alınmamış (iskansız) bir dükkân veya havalandırma sistemi
çalışmayan bir plaza katı ayıplı ifa (peius) niteliğindedir. Kiraya verenin
ayıbı giderme borcu, yapma edimi (onarım) niteliğinde olabileceği gibi; ayıbın
yarattığı üretim durması, mal zayi olması gibi yansıma zararların tazmini
bağlamında bir verme (nakit) edimi niteliğinde de olabilir. Nakit
borçlarının üçüncü kişilerce üstlenilmesi dogmatik açıdan sorunsuzken, "onarım
(yapma)" borçlarının üstlenilmesi, ancak edimin şahsa sıkı sıkıya bağlı
olmaması şartıyla mümkündür.
B. Üstlenme İcabı (Önerisi):
TBK m. 197 uyarınca, dış üstlenme sözleşmesinin kurulabilmesi için borçlunun
veya iç üstlenenin alacaklıya (kiracıya) bir icapta (öneride) bulunması
gerekir. Bu öneri, "Ayıptan doğan 500.000 TL'lik hasar tazminatı borcunu (veya
çatının onarım borcunu) kiraya veren (X) yerine ben (Y) şirketi olarak
ödemeyi/yapmayı taahhüt ediyorum, (X)'i ibra etmenizi öneriyorum" şeklinde açık
bir irade beyanıdır. İcap, karşı tarafa ulaştığı anda onu bağlayıcı bir hukuki
etki yaratır.
C. Zımni (Örtülü) Kabul (TBK m. 197/2):
Maddenin kalbini oluşturan bu kavram, hukuk sistemimizde irade beyanlarının
yorumlanması bağlamında derin tartışmalara yol açmıştır. Kural olarak susma
(sükut) bir kabul beyanı değildir. Ancak TBK m. 197/2, "Kabul, açık veya
örtülü olabilir" diyerek bir karine getirmiştir. Alacaklı (kiracı) üstlenenin
(üçüncü kişinin) borçlu sıfatıyla yaptığı ifayı, örneğin tazminat taksitlerini
ödemesini veya ayıbı onarmaya başlamasını hiçbir itirazi kayıt (çekince) ileri
sürmeden kabul ederse, bu durum "zımni kabul" sayılır. Fikret Eren ve
Turgut Öz'ün eserlerinde titizlikle vurgulandığı üzere; bu zımni kabulün
doğabilmesi için, ifanın "borçlu sıfatıyla (suo nomine)" yapıldığının alacaklı
tarafından biliniyor olması şarttır. Eğer üçüncü kişi sadece asıl borçlu adına
(ifa yardımcısı olarak) hareket ediyorsa, zımni kabulden söz edilemez.
D. Süreye Bağlı Ret Karinesi (TBK m. 197/3):
Borçlar hukukunda hukuki belirlilik (Rechtssicherheit) ilkesini korumak adına,
üstlenme önerisinde bulunan kişiye, alacaklıya bir süre verme hakkı
tanınmıştır. Öneren, "Bu üstlenme teklifimi kabul edip etmediğinizi 15 gün
içinde bildiriniz" diyebilir. TBK m. 197/3 emredici kuralı uyarınca, alacaklı
(kiracı) bu süre sonuna kadar susarsa, öneri "reddedilmiş" sayılır. Bu durum,
sükutun zımni kabul doğurmayacağının kanuni teyididir.
3. Sistematik İlişkiler
Kiraya verenin ayıptan sorumluluğu (TBK m. 304) ve dış üstlenmede kabul (TBK m.
197) kuralları; ifa yardımcısı (TBK m. 116) borca katılma (TBK m. 201) ve
sözleşmenin devri (TBK m. 205) rejimleriyle çok derin dogmatik etkileşimler
içindedir.
A. İfa Yardımcısı (TBK m. 116) ile Üstlenen (TBK m. 197) Arasındaki İnce
Dogmatik Çizgi:
Kira hukukunda en sık yaşanan çatışma, kiraya verenin maldaki ayıbı onarması
için bir usta veya taşeron firmayı göndermesi hâlinde, bu firmanın statüsünün
ne olduğudur. Eğer taşeron firma onarımı yaparken malı daha çok bozarsa kim
sorumlu olacaktır? Haluk Nami Nomer ve M. Kemal Oğuzman'ın öğretilerinde net
bir şekilde ayrıldığı üzere; eğer kiraya veren, firmayı kendi borcunu ifa etmek
üzere görevlendirmişse, bu firma bir "İfa Yardımcısıdır (Erfüllungsgehilfe -
TBK m. 116)". Bu durumda kiraya verenin sorumluluğu aynen devam eder. Ancak
firma, alacaklı kiracıya gelip "Bu onarım borcunu asıl malik değil, ben
üstleniyorum, aramızda bir sözleşme imzalayalım" der ve kiracı da onarıma
çekincesiz izin verirse; burada TBK m. 197 uyarınca bir "dış üstlenme"
gerçekleşir. Bu ihtimalde asıl kiraya veren borçtan (ve onarımın yaratacağı
risklerden) tamamen kurtulur. Zımni kabul sınırının yanlış yorumlanması,
kiracıyı asıl muhatabından mahrum bırakan ölümcül bir hatadır.
B. Borca Katılma (TBK m. 201) ve İn Dubio (Şüpheden Sanık Yararlanır)
Yorumu:
Alacaklının (kiracının) ayıptan doğan tazminat borcunu ödemeye gelen üçüncü
kişinin teklifini kabul etmesi, her zaman TBK m. 197 anlamında "eski borçluyu
kurtaran" bir dış üstlenme midir? Türk-İsviçre doktrinindeki hâkim görüşe
(Eren, Serozan) ve güven teorisine (Vertrauensprinzip) göre; alacaklının mevcut
bir borçlusundan (güvencesinden) vazgeçtiğini gösteren açık bir ibra iradesi
yoksa, eylem "Dış Üstlenme" değil, "Borca Katılma (Kumulative Schuldübernahme -
TBK m. 201)" olarak yorumlanmalıdır. Borca katılmada, asıl kiraya verenin
ayıptan sorumluluğu devam ederken, üçüncü kişi onun yanına müteselsil borçlu
olarak eklenir. TBK m. 197/2'deki zımni kabulün varlığı, ancak üçüncü kişinin
"eski borçlunun yerine geçtiğini (privative)" açıkça ihsas ettirmesi ve
alacaklının buna bilerek sessiz kalmasıyla mümkündür.
C. Sözleşmenin Devri (TBK m. 205) ve Kiralananın El Değiştirmesi (TBK m. 310)
ile Kesişim:
Kiraya veren taşınmazı satarsa, TBK m. 310 uyarınca kira sözleşmesi yasa gereği
yeni malike geçer (kanuni sözleşme devri). Ancak taşınmaz devredilmeden önce
doğmuş olan ve geçmişe ait ayıplardan kaynaklanan tazminat borçları yeni malike
otomatik olarak geçmez; bunlar şahsi borçlardır. Yeni malikin bu geçmiş
tazminat borçlarından sorumlu olabilmesi için, kiracı ile yeni malik arasında
TBK m. 196 ve 197 uyarınca özel bir "dış üstlenme sözleşmesi" kurulması ve
kiracının bunu açık veya zımni olarak kabul etmesi şarttır. Sözleşmenin tümüyle
devri ile spesifik bir borcun üstlenilmesi dogmatik olarak birbirinden tamamen
bağımsız mekanizmalardır.
4. Pratik Olay Analizleri
Kiraya verenin ayıba karşı tekeffül borcunun ve dış üstlenmede zımni kabulün
(TBK m. 197) katılığını somutlaştırmak adına şu iki laboratuvar vakayı
inceleyelim:
Olay 1 (Ayıptan Doğan Tazminatın Zımni Dış Üstlenilmesi ve Eski Borçlunun
İbrası):
Sanayici Kiracı (A) Mülk Sahibi (B)'den kiraladığı fabrikada üretimine devam
ederken, fabrikanın tavanının sözleşmeye aykırı ve ayıplı yapılması nedeniyle
çökmesi sonucu 2 Milyon TL'lik makine zararına uğrar. (A) (B)'den TBK m. 308
(Ayıptan doğan zarar) kapsamında 2 Milyon TL talep eder. (B)'nin ekonomik
durumu bozuktur; (B)'nin kardeşi (C) (A)'ya bir e-posta göndererek "Abimin
ayıplı mal tesliminden doğan 2 Milyon TL'lik tazminat borcunu şahsen ben kendi
şirketim üzerinden üstleniyorum, ödemeleri 4 taksitte yapacağım" der (İcap).
(A) bu e-postaya yanıt vermez ancak ertesi hafta (C)'nin gönderdiği ilk 500.000
TL'lik taksidi banka hesabında kabul eder ve hiçbir itirazda bulunmaz (İhtirazi
kayıtsız kabul). İkinci taksitte (C) iflas eder. (A) kalan 1.5 Milyon TL için
Mülk Sahibi (B)'ye icra takibi başlatır.
Dogmatik Analiz: Bu uyuşmazlık, TBK m. 197/2'nin kusursuz bir uygulamasıdır.
Üçüncü kişi (C)'nin icabı (önerisi) açıktır ve borcu üstlenme iradesi
taşımaktadır. Alacaklı (A)'nın, (C)'nin borçlu sıfatıyla yaptığı ilk taksit
ödemesini çekincesiz (ihtirazi kayıtsız) olarak hesabında kabul etmesi, yasa
gereği "zımni (örtülü) kabul" hükmündedir. Zımni kabulle birlikte geçerli
bir dış üstlenme sözleşmesi (TBK m. 196) kurulmuştur. Dış üstlenmenin en temel
sonucu, eski borçlu olan Mülk Sahibi (B)'nin borçtan tamamen ve geçmişe etkili
olarak kurtulmasıdır (ibra). Dolayısıyla, (A)'nın (C)'nin iflası üzerine asıl
kiraya veren (B)'ye geri dönme (rücu etme) hakkı hukuken yoktur. (B)'ye karşı
başlatılan icra takibi, husumet (pasif dava ehliyeti) yokluğundan iptal
edilecektir.
Olay 2 (Ayıbın Onarılmasında İfa Yardımcısı Karinesi ve TBK 197'nin
Dışlanması):
Kiracı (X) kiraladığı lüks villanın ısıtma sistemindeki ayıp (çalışmama)
nedeniyle Kiralayan (Y)'ye ihtar çeker. (Y) "Tüm bakım ve onarım işlerimi (Z)
Tesisat Yönetim Şirketi'ne devrettim, artık muhatabınız onlardır, onlar gelip
yapacak ve tüm masraf onlara aittir" diye yanıt verir (Üstlenme İcabı). (Z)
Şirketi gelip onarıma başlar. Kiracı (X) onarıma izin verir ancak iş formuna
"Kiralayan (Y)'nin ayıptan doğan tüm sözleşmesel sorumlulukları ve gecikme
tazminatı haklarım saklı kalmak kaydıyla onarıma izin verilmiştir" şerhini
düşer (İhtirazi Kayıt). (Z) Şirketi onarımı yarım bırakıp kaçar. (X) Kiralayan
(Y)'ye karşı onarımın aynen ifası ve gecikme tazminatı davası açar. (Y) ise
"Sen (Z)'nin onarım yapmasını kabul ettin, zımni dış üstlenme (TBK 197)
kuruldu, benim borcum düştü" der.
Dogmatik Analiz: Bu vaka, zımni kabulün sınırlarını ve "ihtirazi kayıt
(çekince)" müessesesinin gücünü gösterir. TBK m. 197/2'de zımni kabulün
oluşması için alacaklının ifayı "çekincesiz" kabul etmiş olması gerekir.
Kiracı (X) onarıma izin verirken attığı imzada Kiralayan (Y)'nin sorumluluğunu
saklı tuttuğunu açıkça belirtmiştir. Bu şerh, dış üstlenme önerisinin
"reddedildiği", ancak fiili durumun (onarmanın) sadece bir "İfa Yardımcısı (TBK
m. 116)" ilişkisi çerçevesinde kabul edildiği anlamına gelir. Dış üstlenme
kurulmadığı için eski borçlu (Y) borçtan kurtulmamıştır. (Y)'nin sorumluluğu
devam ettiğinden, (X)'in açtığı eda ve tazminat davası haklıdır ve kabul
edilecektir.
5. Pratik Uygulama Notları
Kiraya verenin ayıba karşı tekeffül sorumluluğunun dış üstlenilmesi (TBK m.
197) kurallarının usul hukukunda (HMK) sözleşme mimarisinde (Legal Drafting)
ve uyuşmazlık tasfiyesinde uygulayıcıların dikkat etmesi gereken stratejik
boyutları şunlardır:
1. HMK Kapsamında Zımni Kabulün İspatı ve Senetle İspat Sınırı:
Yargılamalarda eski borçlu (kiraya veren) kiracının üçüncü kişiden gelen bir
ödemeyi (tazminat veya onarım bedelini) kabul ettiğini belirterek borçtan
kurtulduğunu iddia ettiğinde, ispat yükü bu iddiayı ileri sürene düşer (TMK m.
6). Zımni kabulün varlığı, fiili bir eylem (ödemeyi almak) olduğundan, HMK m.
200'deki miktar sınırına bakılmaksızın banka dekontlarıyla veya yazışmalarla
(e-posta vb.) ispat edilebilir. Ancak asıl zor olan, bu ödemenin "borçlu
sıfatıyla" yapıldığının ispatıdır. Avukatlar, üçüncü kişinin yaptığı ödeme
dekontunun açıklamasına "Kiraya veren X'in ayıptan doğan borcunun üstlenilmesi
(TBK m. 196) kapsamında ödenmiştir" şeklinde bir ibare yazılmasını
sağlamalıdır. Aksi hâlde mahkeme bunu sıradan bir "üçüncü kişinin ifası (TBK m.
83)" sayar ve dış üstlenmeyi reddeder.
2. Legal Drafting: Kira Sözleşmelerinde Üstlenme Yasakları:
Büyük çaplı ticari kiralarda (AVM, Fabrika vb.) kiracı vekilleri sözleşmeye
mutlak surette şu klozu eklemelidir: "Kiraya verenin, kiralananın ayıbından
(TBK m. 304 vd.) doğan sorumlulukları, maddi ve manevi tazminat borçları
şahsına sıkı sıkıya bağlıdır. Kiraya verenin bu borçları üçüncü bir kişiye veya
yönetim şirketine devretmesi (Dış Üstlenme) kiracının noter kanalıyla vereceği
açık ve yazılı izne tabidir. Kiracının salt fiili onarımlara izin vermesi veya
üçüncü kişiden kısmi tahsilatlar yapması, hiçbir şekilde TBK m. 197/2 anlamında
zımni kabul veya borca katılma olarak yorumlanamaz." Bu kloz, kanunun
yarattığı zımni kabul riskini (legistik boşluğu) sözleşme özgürlüğü (TBK m. 26)
kapsamında tamamen bertaraf eder.
3. Üstlenenin Savunmaları (TBK m. 199) ve Ayıp İhbar Külfetinin Kullanımı:
Dış üstlenme geçerli olarak kurulduktan sonra, yeni borçlu (üçüncü kişi) asıl
kiraya verenin kiracıya karşı sahip olduğu savunmaları (def'ileri) ileri sürme
hakkına sahiptir (TBK m. 199). Eğer kiracı, maldaki gizli ayıbı süresinde (TBK
m. 223 kıyasen) ihbar etmemiş ve malı o hâliyle kabul etmişse; borcu üstlenen
yeni şirket de "Siz ayıbı zamanında ihbar etmediniz, tazminat hakkınız düştü"
diyerek ödeme yapmaktan kaçınabilir. Borcu üstlenmek, ayıbın varlığını şartsız
kabul etmek anlamına gelmez.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ihtilaflara bakan ilgili daireleri, ayıptan
sorumluluğa ilişkin tazminat taleplerinin ve borcun üstlenilmesindeki zımni
kabul (TBK m. 197) kurumunun değerlendirilmesinde, alacaklının mevcut
güvencesinden vazgeçtiğini gösteren eylemleri son derece dar (in dubio contra
proferentem) yorumlamaktadır.
Zımni Kabulün Sınırları ve Üçüncü Kişinin İfası (TBK m. 197 / m. 83)
hususunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun klasikleşmiş yaklaşımında şu dogmatik
kural şablonlaşmıştır: "6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 197. maddesinin
ikinci fıkrası (mülga BK m. 174) uyarınca alacaklının, üçüncü kişinin ifasını
çekincesiz kabul etmesi zımni bir dış üstlenme olarak değerlendirilebilirse de;
bu karinenin işlemesi için üçüncü kişinin 'borçlu sıfatıyla' hareket ettiğinin
alacaklı tarafından biliniyor olması şarttır. Somut olayda, davalı kiraya
verenin teslim ettiği makinedeki ayıplar nedeniyle doğan hasar bedeli, davalıya
ait başka bir grup şirketi tarafından kısmen ödenmiştir. Davacı alacaklı
kiracının bu kısmi ödemeyi hesabında kabul etmesi, tek başına eski borçluyu
(davalıyı) ibra ettiği ve yeni şirketi borçlu olarak kabul ettiği anlamına
gelmez. Türk hukukunda kural olarak alacaklı, borçlunun şahsında menfaati
bulunmadıkça üçüncü kişinin ifasını reddedemez (TBK m. 83). Alacaklının yasa
gereği kabul etmek zorunda olduğu bir ifayı almış olması, onun TBK m. 197
kapsamında zımni bir dış üstlenme sözleşmesi kurduğu şeklinde yorumlanamaz.
Ortada dış üstlenme olmadığına göre, asıl kiraya verenin ayıptan sorumluluğu
devam etmektedir. Mahkemece verilen husumet yokluğu kararı isabetsizdir."
Kiraya Verenin Ayıptan Sorumluluğu ve İfa Yardımcısı (TBK m. 304 / m. 116)
bağlamında Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin içtihat yönelimi: "Kira sözleşmesinde
kiraya veren, malı kullanıma elverişli bulundurmak zorundadır (TBK m. 301).
Kiralananın çatısındaki akıntının (ayıbın) giderilmesi için kiraya veren
tarafından görevlendirilen dava dışı taşeron firmanın onarım sırasında binaya
verdiği zararlardan, kiraya veren 'ifa yardımcısının eylemlerinden sorumluluk
(TBK m. 116)' kuralı gereğince bizzat sorumludur. Kiracının, taşeron firmanın
onarım yapmasına müsaade etmiş olması, asıl kiraya vereni borçtan kurtaran bir
dış üstlenme (TBK m. 197) niteliğinde değildir. Sorumluluk, asli ifa yükümlüsü
olan kiraya verene aittir.".
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nda yer alan Dış Üstlenmede Kabul (TBK m. 197 / OR Art.
176) rejimi ile özel hükümlerdeki Kiraya Verenin Ayıba Karşı Tekeffülü (TBK
m. 304 vd. / OR Art. 258) kurumlarının kesişimi, borçlar hukuku dogmatiğinde
Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri
ekseninde; "Zımni Kabul Karinesinin Sözleşme Adaletine Tahribatı" ve "Sürekli
Borç İlişkilerinde Borç Geçişinin Yetersizliği" bağlamında çok derin kuramsal
eleştirilere maruz kalmaktadır.
Birinci ve en sert dogmatik eleştiri, Sisteminizdeki "Sözleşmelerin Kurulması
ve İrade Beyanları" tartışmalarında merkezî bir yer tuttuğu üzere; TBK m.
197/2'de Düzenlenen 'Zımni Kabul' Sisteminin, Özellikle Ayıptan Doğan Yüksek
Miktarlı Tazminat Alacaklarında Alacaklıyı (Kiracıyı) Aşırı Derecede Korumasız
Bırakmasıdır. Oğuzman/Öz ve Eren'in öğretilerinde haklı olarak sorgulandığı
üzere; dış üstlenme (Privative Schuldübernahme) alacaklının mevcut ve tanıdığı
bir borçluyu malvarlığından silip, yerine genellikle ödeme gücü şüpheli
(paravan) bir şirketi koyan ağır bir tasarruf işlemidir. Hukuk düzeni,
alacak hakkından feragat veya ibra gibi işlemleri çok sıkı şekil şartlarına
(dar yoruma) bağlarken; kiracının, üretimini bir an evvel başlatabilmek
saikiyle, ayıplı makineyi onarmaya gelen üçüncü bir firmanın fiilini
(çaresizlikten) çekincesiz kabul etmesini, yasa zoruyla "eski borçluyu ibra
ettin" şeklinde zımni kabul (TBK m. 197/2) olarak nitelendirmek, Justitia
commutativa (denkleştirici adalet) ilkesiyle bağdaşmaz. Yasa koyucunun,
kanunlaştırma tekniği (Legistik) açısından dış üstlenme sözleşmesini, en
azından kefalette (TBK m. 583) olduğu gibi "yazılı şekil" veya "açık irade
beyanı" şartına bağlamaması, ticari hayatta kiraya verenlerin ayıptan
sorumluluktan kaçmak için kullandıkları "taşeron şirketlere borcu devretme"
hilelerine (fraus legis) zemin hazırlayan devasa bir kavramsal zafiyettir.
Yargıtay'ın, bu ağır adaletsizliği önleyebilmek için zımni kabul ihtimallerini
yapay bir biçimde "TBK m. 83 (üçüncü kişinin ifası)" veya "TBK m. 201 (borca
katılma)" olarak nitelendirme çabası, bizzat yasa metninin yetersizliğinin
yargısal bir itirafıdır.
İkinci felsefi eleştiri, Kira Sözleşmesi Gibi Sürekli Borç İlişkilerinde
(Dauerschuldverhältnis) Ayıptan Sorumluluk Borcunun (TBK m. 304) Salt
Matematiksel Bir 'Nakit veya Yapma Borcu' Gibi Soyutlanarak Parçalı Olarak
Üstlenilmesinin (TBK m. 197) Pratik Uyumsuzluğudur. Nomer ve Öz'ün
eserlerinde dolaylı olarak işaret edildiği üzere; kiraya verenin malı ayıpsız
bulundurma borcu, sözleşme süresince anbean yenilenen dinamik bir borçtur.
Sadece geçmişteki bir çatı akmasının onarım bedelinin bir yönetim şirketine
üstlendirilmesi, gelecekte doğacak yeni ayıplar bakımından sorumluluğun kimde
olduğu karmaşasını yaratmaktadır. Hukukun, borcun üstlenilmesini (TBK m.
196-197) salt bir statik malvarlığı işlemi olarak kurgulayıp, sözleşmenin (veya
kiraya veren sıfatının) topyekûn devrinden (Sözleşmenin Devri - TBK m. 205)
kesin hatlarla ayırması, AVM veya rezidans gibi karmaşık tesis kiralamalarında
uygulanabilirliğini yitirmesine sebep olmaktadır. Zararı onarmayı üstlenen
kişinin, aynı zamanda ayıba karşı tekeffülün getirdiği diğer sözleşmesel
yükümlülüklerden (örneğin ayıp giderilemezse sözleşmeden dönme hakkından)
bağımsız kılınması, borçlar hukuku dogmatiğinin gerçek hayatın ihtiyaçlarına
cevap veremediği gri bir hukuki alan oluşturmaktadır. Sözleşme mimarisi bu
açıkları detaylı "tesis yönetim ve garanti klozlarıyla" kapatsa da, kanunun
salt "borç geçişi" vizyonu, sürekli sözleşmelerin organik ruhuyla tam olarak
uyuşmamaktadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 197'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 258.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 197. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar hukuku dogmatiğinde tam iki tarafa borç yükleyen ve sürekli borç ilişkisi (Dauerschuldverhältnis) niteliği taşıyan kira sözleşmelerinde, kiraya verenin asli edim yükümlülüğü; kiralananı kararlaştırılan tarihte, sözleşmede amaçlanan kullanıma elverişli bir durumda teslim etmek ve sözleşme süresince bu durumda bulundurmaktır (TBK m. 301). Kiraya verenin bu asli yükümlülüğünü ihlal ederek malı hukuki, maddi veya ekonomik eksikliklerle (ayıpla) teslim etmesi veya malın sonradan ayıplı hâle gelmesi durumunda "Ayıba Karşı Tekeffül" hükümleri (TBK m. 304 vd. / Mehaz OR Art. 258) devreye girer. Ayıbın varlığı hâlinde kiracı; ayıbın giderilmesini, kira bedelinden indirim yapılmasını, zararının tazminini (TBK m. 112 atfıyla) veya koşulları oluşmuşsa sözleşmenin feshini talep etme hakkına sahip olan bir "alacaklı" konumundadır.
Diğer taraftan, modern ticaret ve gayrimenkul hukukunun karmaşık yapısı içerisinde, kiraya verenin ayıptan doğan bu onarım veya tazminat borçları, sıklıkla üçüncü kişiler tarafından (örneğin inşaatı yapan asıl müteahhit, yeni kurulan bir tesis yönetim şirketi veya kiraya verenin ana şirketi tarafından) üstlenilmek istenmektedir. Bir borcun pasif süjesinin (borçlunun) değişmesi, genel hükümlerde TBK m. 196 ve devamında "Borcun Dış Üstlenilmesi" olarak düzenlenmiştir. Dış üstlenme sözleşmesi, eski borçluyu (kiraya vereni) borçtan tamamen kurtaran ve üçüncü kişiyi (üstleneni) onun yerine geçiren bir hukuki işlemdir.
Ancak bir alacaklı için, borçlusunun kim olduğu son derece önemlidir. Alacaklı, ödeme gücü (bonitas) yüksek olan asıl borçlusunu bırakıp, meçhul bir üçüncü kişiyi borçlu olarak kabul etmeye yasa zoruyla mecbur bırakılamaz. İşte TBK m. 197 hükmü, bu anayasal sözleşme özgürlüğü prensibini güvence altına alan "Kabul" (Akzeptanz) mekanizmasını sevk etmiştir. İlgili madde uyarınca; borcun üstlenilmesine ilişkin dış sözleşme, alacaklının (kiracının) kabulüyle kurulur. TBK m. 197'nin en kritik dogmatik boyutu ise ikinci fıkrasında yer alan "Zımni Kabul" (örtülü kabul) müessesesidir. Kanun koyucu, alacaklının üstlenenin ifasını çekincesiz (ihtirazi kayıtsız) olarak kabul etmesini veya onun borçlu sıfatıyla yaptığı diğer işlemlere rıza göstermesini, dış üstlenme sözleşmesinin kurulduğu şeklinde yorumlamıştır. Kiraya verenin ayıptan doğan borçlarının tasfiyesinde TBK m. 197'nin zımni kabul mekanizması, kiracılar açısından hem ifanın hızlanmasını sağlayan bir araç hem de asıl güvencelerini yitirmelerine yol açan tehlikeli bir mayın tarlasıdır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Kiraya verenin ayıptan sorumluluğu ile dış üstlenmede kabul rejiminin teorik sınırlarını belirleyebilmek için, ilgili kavramların doktrindeki (Eren, Oğuzman/Öz, Nomer) yaklaşımlar çerçevesinde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi zorunludur:
A. Ayıp (Defect) ve Tekeffül Borcu: Kira hukukunda ayıp, kiralananın sözleşmede öngörülen veya dürüstlük kuralı (TMK m. 2) gereği ondan beklenen nitelikleri taşımamasıdır. Çatısı akan bir fabrika, ruhsatı alınmamış (iskansız) bir dükkân veya havalandırma sistemi çalışmayan bir plaza katı ayıplı ifa (peius) niteliğindedir. Kiraya verenin ayıbı giderme borcu, yapma edimi (onarım) niteliğinde olabileceği gibi; ayıbın yarattığı üretim durması, mal zayi olması gibi yansıma zararların tazmini bağlamında bir verme (nakit) edimi niteliğinde de olabilir. Nakit borçlarının üçüncü kişilerce üstlenilmesi dogmatik açıdan sorunsuzken, "onarım (yapma)" borçlarının üstlenilmesi, ancak edimin şahsa sıkı sıkıya bağlı olmaması şartıyla mümkündür.
B. Üstlenme İcabı (Önerisi): TBK m. 197 uyarınca, dış üstlenme sözleşmesinin kurulabilmesi için borçlunun veya iç üstlenenin alacaklıya (kiracıya) bir icapta (öneride) bulunması gerekir. Bu öneri, "Ayıptan doğan 500.000 TL'lik hasar tazminatı borcunu (veya çatının onarım borcunu) kiraya veren (X) yerine ben (Y) şirketi olarak ödemeyi/yapmayı taahhüt ediyorum, (X)'i ibra etmenizi öneriyorum" şeklinde açık bir irade beyanıdır. İcap, karşı tarafa ulaştığı anda onu bağlayıcı bir hukuki etki yaratır.
C. Zımni (Örtülü) Kabul (TBK m. 197/2): Maddenin kalbini oluşturan bu kavram, hukuk sistemimizde irade beyanlarının yorumlanması bağlamında derin tartışmalara yol açmıştır. Kural olarak susma (sükut) bir kabul beyanı değildir. Ancak TBK m. 197/2, "Kabul, açık veya örtülü olabilir" diyerek bir karine getirmiştir. Alacaklı (kiracı) üstlenenin (üçüncü kişinin) borçlu sıfatıyla yaptığı ifayı, örneğin tazminat taksitlerini ödemesini veya ayıbı onarmaya başlamasını hiçbir itirazi kayıt (çekince) ileri sürmeden kabul ederse, bu durum "zımni kabul" sayılır. Fikret Eren ve Turgut Öz'ün eserlerinde titizlikle vurgulandığı üzere; bu zımni kabulün doğabilmesi için, ifanın "borçlu sıfatıyla (suo nomine)" yapıldığının alacaklı tarafından biliniyor olması şarttır. Eğer üçüncü kişi sadece asıl borçlu adına (ifa yardımcısı olarak) hareket ediyorsa, zımni kabulden söz edilemez.
D. Süreye Bağlı Ret Karinesi (TBK m. 197/3): Borçlar hukukunda hukuki belirlilik (Rechtssicherheit) ilkesini korumak adına, üstlenme önerisinde bulunan kişiye, alacaklıya bir süre verme hakkı tanınmıştır. Öneren, "Bu üstlenme teklifimi kabul edip etmediğinizi 15 gün içinde bildiriniz" diyebilir. TBK m. 197/3 emredici kuralı uyarınca, alacaklı (kiracı) bu süre sonuna kadar susarsa, öneri "reddedilmiş" sayılır. Bu durum, sükutun zımni kabul doğurmayacağının kanuni teyididir.
3. Sistematik İlişkiler
Kiraya verenin ayıptan sorumluluğu (TBK m. 304) ve dış üstlenmede kabul (TBK m. 197) kuralları; ifa yardımcısı (TBK m. 116) borca katılma (TBK m. 201) ve sözleşmenin devri (TBK m. 205) rejimleriyle çok derin dogmatik etkileşimler içindedir.
A. İfa Yardımcısı (TBK m. 116) ile Üstlenen (TBK m. 197) Arasındaki İnce Dogmatik Çizgi: Kira hukukunda en sık yaşanan çatışma, kiraya verenin maldaki ayıbı onarması için bir usta veya taşeron firmayı göndermesi hâlinde, bu firmanın statüsünün ne olduğudur. Eğer taşeron firma onarımı yaparken malı daha çok bozarsa kim sorumlu olacaktır? Haluk Nami Nomer ve M. Kemal Oğuzman'ın öğretilerinde net bir şekilde ayrıldığı üzere; eğer kiraya veren, firmayı kendi borcunu ifa etmek üzere görevlendirmişse, bu firma bir "İfa Yardımcısıdır (Erfüllungsgehilfe - TBK m. 116)". Bu durumda kiraya verenin sorumluluğu aynen devam eder. Ancak firma, alacaklı kiracıya gelip "Bu onarım borcunu asıl malik değil, ben üstleniyorum, aramızda bir sözleşme imzalayalım" der ve kiracı da onarıma çekincesiz izin verirse; burada TBK m. 197 uyarınca bir "dış üstlenme" gerçekleşir. Bu ihtimalde asıl kiraya veren borçtan (ve onarımın yaratacağı risklerden) tamamen kurtulur. Zımni kabul sınırının yanlış yorumlanması, kiracıyı asıl muhatabından mahrum bırakan ölümcül bir hatadır.
B. Borca Katılma (TBK m. 201) ve İn Dubio (Şüpheden Sanık Yararlanır) Yorumu: Alacaklının (kiracının) ayıptan doğan tazminat borcunu ödemeye gelen üçüncü kişinin teklifini kabul etmesi, her zaman TBK m. 197 anlamında "eski borçluyu kurtaran" bir dış üstlenme midir? Türk-İsviçre doktrinindeki hâkim görüşe (Eren, Serozan) ve güven teorisine (Vertrauensprinzip) göre; alacaklının mevcut bir borçlusundan (güvencesinden) vazgeçtiğini gösteren açık bir ibra iradesi yoksa, eylem "Dış Üstlenme" değil, "Borca Katılma (Kumulative Schuldübernahme - TBK m. 201)" olarak yorumlanmalıdır. Borca katılmada, asıl kiraya verenin ayıptan sorumluluğu devam ederken, üçüncü kişi onun yanına müteselsil borçlu olarak eklenir. TBK m. 197/2'deki zımni kabulün varlığı, ancak üçüncü kişinin "eski borçlunun yerine geçtiğini (privative)" açıkça ihsas ettirmesi ve alacaklının buna bilerek sessiz kalmasıyla mümkündür.
C. Sözleşmenin Devri (TBK m. 205) ve Kiralananın El Değiştirmesi (TBK m. 310) ile Kesişim: Kiraya veren taşınmazı satarsa, TBK m. 310 uyarınca kira sözleşmesi yasa gereği yeni malike geçer (kanuni sözleşme devri). Ancak taşınmaz devredilmeden önce doğmuş olan ve geçmişe ait ayıplardan kaynaklanan tazminat borçları yeni malike otomatik olarak geçmez; bunlar şahsi borçlardır. Yeni malikin bu geçmiş tazminat borçlarından sorumlu olabilmesi için, kiracı ile yeni malik arasında TBK m. 196 ve 197 uyarınca özel bir "dış üstlenme sözleşmesi" kurulması ve kiracının bunu açık veya zımni olarak kabul etmesi şarttır. Sözleşmenin tümüyle devri ile spesifik bir borcun üstlenilmesi dogmatik olarak birbirinden tamamen bağımsız mekanizmalardır.
4. Pratik Olay Analizleri
Kiraya verenin ayıba karşı tekeffül borcunun ve dış üstlenmede zımni kabulün (TBK m. 197) katılığını somutlaştırmak adına şu iki laboratuvar vakayı inceleyelim:
Olay 1 (Ayıptan Doğan Tazminatın Zımni Dış Üstlenilmesi ve Eski Borçlunun İbrası): Sanayici Kiracı (A) Mülk Sahibi (B)'den kiraladığı fabrikada üretimine devam ederken, fabrikanın tavanının sözleşmeye aykırı ve ayıplı yapılması nedeniyle çökmesi sonucu 2 Milyon TL'lik makine zararına uğrar. (A) (B)'den TBK m. 308 (Ayıptan doğan zarar) kapsamında 2 Milyon TL talep eder. (B)'nin ekonomik durumu bozuktur; (B)'nin kardeşi (C) (A)'ya bir e-posta göndererek "Abimin ayıplı mal tesliminden doğan 2 Milyon TL'lik tazminat borcunu şahsen ben kendi şirketim üzerinden üstleniyorum, ödemeleri 4 taksitte yapacağım" der (İcap). (A) bu e-postaya yanıt vermez ancak ertesi hafta (C)'nin gönderdiği ilk 500.000 TL'lik taksidi banka hesabında kabul eder ve hiçbir itirazda bulunmaz (İhtirazi kayıtsız kabul). İkinci taksitte (C) iflas eder. (A) kalan 1.5 Milyon TL için Mülk Sahibi (B)'ye icra takibi başlatır. Dogmatik Analiz: Bu uyuşmazlık, TBK m. 197/2'nin kusursuz bir uygulamasıdır. Üçüncü kişi (C)'nin icabı (önerisi) açıktır ve borcu üstlenme iradesi taşımaktadır. Alacaklı (A)'nın, (C)'nin borçlu sıfatıyla yaptığı ilk taksit ödemesini çekincesiz (ihtirazi kayıtsız) olarak hesabında kabul etmesi, yasa gereği "zımni (örtülü) kabul" hükmündedir. Zımni kabulle birlikte geçerli bir dış üstlenme sözleşmesi (TBK m. 196) kurulmuştur. Dış üstlenmenin en temel sonucu, eski borçlu olan Mülk Sahibi (B)'nin borçtan tamamen ve geçmişe etkili olarak kurtulmasıdır (ibra). Dolayısıyla, (A)'nın (C)'nin iflası üzerine asıl kiraya veren (B)'ye geri dönme (rücu etme) hakkı hukuken yoktur. (B)'ye karşı başlatılan icra takibi, husumet (pasif dava ehliyeti) yokluğundan iptal edilecektir.
Olay 2 (Ayıbın Onarılmasında İfa Yardımcısı Karinesi ve TBK 197'nin Dışlanması): Kiracı (X) kiraladığı lüks villanın ısıtma sistemindeki ayıp (çalışmama) nedeniyle Kiralayan (Y)'ye ihtar çeker. (Y) "Tüm bakım ve onarım işlerimi (Z) Tesisat Yönetim Şirketi'ne devrettim, artık muhatabınız onlardır, onlar gelip yapacak ve tüm masraf onlara aittir" diye yanıt verir (Üstlenme İcabı). (Z) Şirketi gelip onarıma başlar. Kiracı (X) onarıma izin verir ancak iş formuna "Kiralayan (Y)'nin ayıptan doğan tüm sözleşmesel sorumlulukları ve gecikme tazminatı haklarım saklı kalmak kaydıyla onarıma izin verilmiştir" şerhini düşer (İhtirazi Kayıt). (Z) Şirketi onarımı yarım bırakıp kaçar. (X) Kiralayan (Y)'ye karşı onarımın aynen ifası ve gecikme tazminatı davası açar. (Y) ise "Sen (Z)'nin onarım yapmasını kabul ettin, zımni dış üstlenme (TBK 197) kuruldu, benim borcum düştü" der. Dogmatik Analiz: Bu vaka, zımni kabulün sınırlarını ve "ihtirazi kayıt (çekince)" müessesesinin gücünü gösterir. TBK m. 197/2'de zımni kabulün oluşması için alacaklının ifayı "çekincesiz" kabul etmiş olması gerekir. Kiracı (X) onarıma izin verirken attığı imzada Kiralayan (Y)'nin sorumluluğunu saklı tuttuğunu açıkça belirtmiştir. Bu şerh, dış üstlenme önerisinin "reddedildiği", ancak fiili durumun (onarmanın) sadece bir "İfa Yardımcısı (TBK m. 116)" ilişkisi çerçevesinde kabul edildiği anlamına gelir. Dış üstlenme kurulmadığı için eski borçlu (Y) borçtan kurtulmamıştır. (Y)'nin sorumluluğu devam ettiğinden, (X)'in açtığı eda ve tazminat davası haklıdır ve kabul edilecektir.
5. Pratik Uygulama Notları
Kiraya verenin ayıba karşı tekeffül sorumluluğunun dış üstlenilmesi (TBK m. 197) kurallarının usul hukukunda (HMK) sözleşme mimarisinde (Legal Drafting) ve uyuşmazlık tasfiyesinde uygulayıcıların dikkat etmesi gereken stratejik boyutları şunlardır:
1. HMK Kapsamında Zımni Kabulün İspatı ve Senetle İspat Sınırı: Yargılamalarda eski borçlu (kiraya veren) kiracının üçüncü kişiden gelen bir ödemeyi (tazminat veya onarım bedelini) kabul ettiğini belirterek borçtan kurtulduğunu iddia ettiğinde, ispat yükü bu iddiayı ileri sürene düşer (TMK m. 6). Zımni kabulün varlığı, fiili bir eylem (ödemeyi almak) olduğundan, HMK m. 200'deki miktar sınırına bakılmaksızın banka dekontlarıyla veya yazışmalarla (e-posta vb.) ispat edilebilir. Ancak asıl zor olan, bu ödemenin "borçlu sıfatıyla" yapıldığının ispatıdır. Avukatlar, üçüncü kişinin yaptığı ödeme dekontunun açıklamasına "Kiraya veren X'in ayıptan doğan borcunun üstlenilmesi (TBK m. 196) kapsamında ödenmiştir" şeklinde bir ibare yazılmasını sağlamalıdır. Aksi hâlde mahkeme bunu sıradan bir "üçüncü kişinin ifası (TBK m. 83)" sayar ve dış üstlenmeyi reddeder.
2. Legal Drafting: Kira Sözleşmelerinde Üstlenme Yasakları: Büyük çaplı ticari kiralarda (AVM, Fabrika vb.) kiracı vekilleri sözleşmeye mutlak surette şu klozu eklemelidir: "Kiraya verenin, kiralananın ayıbından (TBK m. 304 vd.) doğan sorumlulukları, maddi ve manevi tazminat borçları şahsına sıkı sıkıya bağlıdır. Kiraya verenin bu borçları üçüncü bir kişiye veya yönetim şirketine devretmesi (Dış Üstlenme) kiracının noter kanalıyla vereceği açık ve yazılı izne tabidir. Kiracının salt fiili onarımlara izin vermesi veya üçüncü kişiden kısmi tahsilatlar yapması, hiçbir şekilde TBK m. 197/2 anlamında zımni kabul veya borca katılma olarak yorumlanamaz." Bu kloz, kanunun yarattığı zımni kabul riskini (legistik boşluğu) sözleşme özgürlüğü (TBK m. 26) kapsamında tamamen bertaraf eder.
3. Üstlenenin Savunmaları (TBK m. 199) ve Ayıp İhbar Külfetinin Kullanımı: Dış üstlenme geçerli olarak kurulduktan sonra, yeni borçlu (üçüncü kişi) asıl kiraya verenin kiracıya karşı sahip olduğu savunmaları (def'ileri) ileri sürme hakkına sahiptir (TBK m. 199). Eğer kiracı, maldaki gizli ayıbı süresinde (TBK m. 223 kıyasen) ihbar etmemiş ve malı o hâliyle kabul etmişse; borcu üstlenen yeni şirket de "Siz ayıbı zamanında ihbar etmediniz, tazminat hakkınız düştü" diyerek ödeme yapmaktan kaçınabilir. Borcu üstlenmek, ayıbın varlığını şartsız kabul etmek anlamına gelmez.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ihtilaflara bakan ilgili daireleri, ayıptan sorumluluğa ilişkin tazminat taleplerinin ve borcun üstlenilmesindeki zımni kabul (TBK m. 197) kurumunun değerlendirilmesinde, alacaklının mevcut güvencesinden vazgeçtiğini gösteren eylemleri son derece dar (in dubio contra proferentem) yorumlamaktadır.
Zımni Kabulün Sınırları ve Üçüncü Kişinin İfası (TBK m. 197 / m. 83) hususunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun klasikleşmiş yaklaşımında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 197. maddesinin ikinci fıkrası (mülga BK m. 174) uyarınca alacaklının, üçüncü kişinin ifasını çekincesiz kabul etmesi zımni bir dış üstlenme olarak değerlendirilebilirse de; bu karinenin işlemesi için üçüncü kişinin 'borçlu sıfatıyla' hareket ettiğinin alacaklı tarafından biliniyor olması şarttır. Somut olayda, davalı kiraya verenin teslim ettiği makinedeki ayıplar nedeniyle doğan hasar bedeli, davalıya ait başka bir grup şirketi tarafından kısmen ödenmiştir. Davacı alacaklı kiracının bu kısmi ödemeyi hesabında kabul etmesi, tek başına eski borçluyu (davalıyı) ibra ettiği ve yeni şirketi borçlu olarak kabul ettiği anlamına gelmez. Türk hukukunda kural olarak alacaklı, borçlunun şahsında menfaati bulunmadıkça üçüncü kişinin ifasını reddedemez (TBK m. 83). Alacaklının yasa gereği kabul etmek zorunda olduğu bir ifayı almış olması, onun TBK m. 197 kapsamında zımni bir dış üstlenme sözleşmesi kurduğu şeklinde yorumlanamaz. Ortada dış üstlenme olmadığına göre, asıl kiraya verenin ayıptan sorumluluğu devam etmektedir. Mahkemece verilen husumet yokluğu kararı isabetsizdir."
Kiraya Verenin Ayıptan Sorumluluğu ve İfa Yardımcısı (TBK m. 304 / m. 116) bağlamında Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin içtihat yönelimi: "Kira sözleşmesinde kiraya veren, malı kullanıma elverişli bulundurmak zorundadır (TBK m. 301). Kiralananın çatısındaki akıntının (ayıbın) giderilmesi için kiraya veren tarafından görevlendirilen dava dışı taşeron firmanın onarım sırasında binaya verdiği zararlardan, kiraya veren 'ifa yardımcısının eylemlerinden sorumluluk (TBK m. 116)' kuralı gereğince bizzat sorumludur. Kiracının, taşeron firmanın onarım yapmasına müsaade etmiş olması, asıl kiraya vereni borçtan kurtaran bir dış üstlenme (TBK m. 197) niteliğinde değildir. Sorumluluk, asli ifa yükümlüsü olan kiraya verene aittir.".
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nda yer alan Dış Üstlenmede Kabul (TBK m. 197 / OR Art. 176) rejimi ile özel hükümlerdeki Kiraya Verenin Ayıba Karşı Tekeffülü (TBK m. 304 vd. / OR Art. 258) kurumlarının kesişimi, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Zımni Kabul Karinesinin Sözleşme Adaletine Tahribatı" ve "Sürekli Borç İlişkilerinde Borç Geçişinin Yetersizliği" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere maruz kalmaktadır.
Birinci ve en sert dogmatik eleştiri, Sisteminizdeki "Sözleşmelerin Kurulması ve İrade Beyanları" tartışmalarında merkezî bir yer tuttuğu üzere; TBK m. 197/2'de Düzenlenen 'Zımni Kabul' Sisteminin, Özellikle Ayıptan Doğan Yüksek Miktarlı Tazminat Alacaklarında Alacaklıyı (Kiracıyı) Aşırı Derecede Korumasız Bırakmasıdır. Oğuzman/Öz ve Eren'in öğretilerinde haklı olarak sorgulandığı üzere; dış üstlenme (Privative Schuldübernahme) alacaklının mevcut ve tanıdığı bir borçluyu malvarlığından silip, yerine genellikle ödeme gücü şüpheli (paravan) bir şirketi koyan ağır bir tasarruf işlemidir. Hukuk düzeni, alacak hakkından feragat veya ibra gibi işlemleri çok sıkı şekil şartlarına (dar yoruma) bağlarken; kiracının, üretimini bir an evvel başlatabilmek saikiyle, ayıplı makineyi onarmaya gelen üçüncü bir firmanın fiilini (çaresizlikten) çekincesiz kabul etmesini, yasa zoruyla "eski borçluyu ibra ettin" şeklinde zımni kabul (TBK m. 197/2) olarak nitelendirmek, Justitia commutativa (denkleştirici adalet) ilkesiyle bağdaşmaz. Yasa koyucunun, kanunlaştırma tekniği (Legistik) açısından dış üstlenme sözleşmesini, en azından kefalette (TBK m. 583) olduğu gibi "yazılı şekil" veya "açık irade beyanı" şartına bağlamaması, ticari hayatta kiraya verenlerin ayıptan sorumluluktan kaçmak için kullandıkları "taşeron şirketlere borcu devretme" hilelerine (fraus legis) zemin hazırlayan devasa bir kavramsal zafiyettir. Yargıtay'ın, bu ağır adaletsizliği önleyebilmek için zımni kabul ihtimallerini yapay bir biçimde "TBK m. 83 (üçüncü kişinin ifası)" veya "TBK m. 201 (borca katılma)" olarak nitelendirme çabası, bizzat yasa metninin yetersizliğinin yargısal bir itirafıdır.
İkinci felsefi eleştiri, Kira Sözleşmesi Gibi Sürekli Borç İlişkilerinde (Dauerschuldverhältnis) Ayıptan Sorumluluk Borcunun (TBK m. 304) Salt Matematiksel Bir 'Nakit veya Yapma Borcu' Gibi Soyutlanarak Parçalı Olarak Üstlenilmesinin (TBK m. 197) Pratik Uyumsuzluğudur. Nomer ve Öz'ün eserlerinde dolaylı olarak işaret edildiği üzere; kiraya verenin malı ayıpsız bulundurma borcu, sözleşme süresince anbean yenilenen dinamik bir borçtur. Sadece geçmişteki bir çatı akmasının onarım bedelinin bir yönetim şirketine üstlendirilmesi, gelecekte doğacak yeni ayıplar bakımından sorumluluğun kimde olduğu karmaşasını yaratmaktadır. Hukukun, borcun üstlenilmesini (TBK m. 196-197) salt bir statik malvarlığı işlemi olarak kurgulayıp, sözleşmenin (veya kiraya veren sıfatının) topyekûn devrinden (Sözleşmenin Devri - TBK m. 205) kesin hatlarla ayırması, AVM veya rezidans gibi karmaşık tesis kiralamalarında uygulanabilirliğini yitirmesine sebep olmaktadır. Zararı onarmayı üstlenen kişinin, aynı zamanda ayıba karşı tekeffülün getirdiği diğer sözleşmesel yükümlülüklerden (örneğin ayıp giderilemezse sözleşmeden dönme hakkından) bağımsız kılınması, borçlar hukuku dogmatiğinin gerçek hayatın ihtiyaçlarına cevap veremediği gri bir hukuki alan oluşturmaktadır. Sözleşme mimarisi bu açıkları detaylı "tesis yönetim ve garanti klozlarıyla" kapatsa da, kanunun salt "borç geçişi" vizyonu, sürekli sözleşmelerin organik ruhuyla tam olarak uyuşmamaktadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 197. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.