1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar hukuku dogmatiğinde para borçları, niteliği gereği "cins borcu (genus)"
olarak kabul edilir ve kural olarak borçlunun kusursuz imkânsızlık (TBK m. 136)
savunmasına konu olamazlar ("cins tükenmez" kuralı). Para borçlarının ifasında
asli kural, ödemenin ülke parasıyla (Türk Lirası) yapılmasıdır. Ancak irade
özerkliği ve sözleşme serbestisi (TBK m. 26) ilkesi gereğince taraflar, borcun
konusunu yabancı bir para birimi (döviz) olarak da belirleyebilirler. Türk
Borçlar Kanunu m. 99 (Mehaz OR Art. 84) yabancı para borçlarının ifa rejimini
düzenleyen temel maddedir. Hükme göre, ülke parası dışında başka bir para
birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede "aynen ödeme" veya bu
anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke
parasıyla da ödenebilir. Bu kural, borçluya yabancı para bulma zorluğunu
aşması için tanınmış bir "ikame yetkisi (facultas alternativa)" niteliğindedir.
Bununla birlikte, yabancı para üzerinden kurulan bir satım sözleşmesinde
borçlunun temerrüde düşmesi halinde, kur dalgalanmalarından doğan risklerin
alacaklı üzerinde kalmasını engellemek amacıyla kanun koyucu TBK m. 99/3
hükmünü sevk etmiştir. Buna göre borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine
alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç
üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebilir.
Öte yandan, ticari hayatta satıcılar, kur riskinden korunmak veya nakit akışını
hızlandırmak için döviz cinsinden alacaklarını iskonto ederek üçüncü kişilere
(finans kuruluşlarına) devretmektedirler (TBK m. 183). İvazlı bir devir
işleminde devreden, alacağın varlığını ve borçlunun ödeme gücünü kanun gereği
garanti eder (TBK m. 191). Döviz borçlusunun iflas etmesi veya haklı bir def'i
ileri sürerek borcu ödememesi halinde, devralan, TBK m. 193 uyarınca devredene
başvuracaktır. TBK m. 193, garanti sorumluluğunun kapsamını; (1) ifa edilen
karşı edimin faiziyle iadesi, (2) devir masrafları, (3) borçluya karşı yapılan
sonuçsuz girişimlerin (icra/dava) giderleri ve (4) devreden kusursuzluğunu
ispat etmedikçe diğer zararların tazmini olarak belirlemiştir. Dolayısıyla,
satımda döviz borcunun ifa edilmemesi, salt asıl sözleşmenin temerrüt
mekanizmalarını değil, alacağın devredildiği senaryolarda TBK m. 193'teki ağır
garanti yaptırımlarını da tetikleyen merkezi bir olgudur.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Yabancı para borçlarında ifa usulünün ve garanti kapsamının dogmatik
sınırlarını belirleyebilmek için, ilgili kavramların doktrindeki (Eren,
Oğuzman/Öz, Nomer) yaklaşımlar çerçevesinde analiz edilmesi zorunludur:
A. Yabancı Para (Döviz) Borcu ve Aynen İfa (Efektif Kaydı):
Sözleşmede para borcunun "aynen ifa" edileceği, "aynen ödeneceği", "yabancı
para cinsinden nakit olarak" veya "efektif ödeneceği" gibi hükümler varsa,
borcun yabancı parayla aynen ifası kararlaştırılmış demektir. Efektif
kaydının varlığı halinde, alacaklı ödeme gününde yabancı parayla yapılan ifayı
kabul etmek zorundadır; borç ülke parasıyla ödenmek istendiğinde alacaklı bunu
kabul etmek zorunda değildir ve borçlu temerrüdüne düşer.
B. İkame Yetkisi (Facultas Alternativa):
Sözleşmede yabancı para kararlaştırılmış ancak "efektif (aynen)" kaydı
konulmamışsa, borçlu borcunu ödeme günündeki TCMB (Türkiye Cumhuriyet Merkez
Bankası) rayici üzerinden ülke parasıyla (TL) ödemek gibi bir seçimlik, ikame
hakka sahiptir. Oğuzman/Öz ve Eren'in eserlerinde titizlikle vurgulandığı
üzere, buradaki hak bir "seçimlik borç (TBK m. 87)" değildir; borcun asıl
konusu tektir (döviz) ancak borçluya ifa kolaylığı sağlamak adına kanunla
verilmiş bir "ikame (yerine getirme) yetkisi" söz konusudur.
C. Alacaklının Seçimlik Hakkı (TBK m. 99/3):
Eğer sözleşmede "aynen ödeme" kaydı yoksa ve borçlu da vadesinde borcunu
ödemeyerek temerrüde düşmüşse, TBK m. 99/3 uyarınca alacaklıya yenilik doğuran
bir seçimlik hak bahşedilmiştir. Alacaklı, alacağını:
- Aynen (döviz olarak) talep edebilir,
- Vade günündeki rayiç üzerinden TL olarak talep edebilir,
- Fiili ödeme günündeki (icra veya tahsil tarihindeki) rayiç üzerinden TL
olarak talep edebilir.
Bu seçimlik hak, enflasyonist ekonomilerde alacaklıyı devalüasyonlara ve kur
sıçramalarına karşı koruyan en önemli dogmatik kalkandır.
D. Garanti Sorumluluğunun Kapsamı (TBK m. 193):
Yabancı para alacağı devredildiğinde ve tahsil edilemediğinde, devralanın
devredenden talep edeceği tutar TBK m. 193 ile sınırlanmıştır. Devralan,
devredenden "asıl döviz alacağının nominal değerini" değil, devir işlemi
sırasında "ifa ettiği karşı edimi (ödediği satın alma bedelini)" faiziyle
birlikte geri isteyebilir. Bu durum, garanti sorumluluğunun ifa menfaatini
(müspet zararı) değil, işlem temelinin çökmesinden kaynaklanan güven menfaatini
(menfi zararı) ve ödenen ivazın iadesini hedeflediğini gösterir.
3. Sistematik İlişkiler
Satımda döviz borcunun ifası (TBK m. 99) ve garanti kapsamı (TBK m. 193);
temerrüt faizi rejimleri, aşırı ifa güçlüğü (TBK m. 138) ve sebepsiz
zenginleşme kurallarıyla derin bir sistematik etkileşim içindedir.
A. Yabancı Para Borçlarında Temerrüt Faizi (3095 s.K. m. 4/a):
Yabancı para borcunun temerrüdü halinde uygulanacak faiz oranı TBK'da değil,
3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'da düzenlenmiştir.
Anılan Kanunun 4/a maddesinde, sözleşmede daha yüksek akdi veya gecikme faizi
kararlaştırılmadığı hallerde, yabancı para borcunun faizinde Devlet
Bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği
en yüksek faiz oranının uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Yabancı
para borçlarına kanuni temerrüt faizi uygulanabilmesi için borcun aynen
(efektif) yabancı para olarak ifası veya ödeme günündeki rayiçten ülke
parasıyla ifası arasında fark yoktur. Ancak alacaklı, TBK m. 99/3 uyarınca
fiili ödeme günündeki kurdan TL talep ediyorsa, bu alacak aslen döviz
karakterini koruduğundan, tahsil tarihine kadar yine 3095 m. 4/a kapsamındaki
yabancı para mevduat faizini talep etme hakkına sahiptir.
B. Aşırı İfa Güçlüğü (TBK m. 138 / Clausula Rebus Sic Stantibus) ile
Çatışma:
Döviz borçlarında borçlu açısından en büyük tehlike, kurun ani ve olağanüstü
şekilde yükselmesi (devalüasyon) neticesinde sözleşmedeki edim dengesinin
çökmesidir. Bu durumda borçlu, TBK m. 138 uyarınca hâkimden "sözleşmenin
değişen koşullara uyarlanmasını" talep edebilir. Ancak Yargıtay'ın istikrar
kazanmış ve doktrinde (Oğuzman/Öz, Eren, Antalya) eleştirilen içtihatlarına
göre; Türkiye'de ekonomik krizler, enflasyon ve devalüasyonlar "öngörülemez"
nitelikte değildir. Özellikle tacirlerin (TTK m. 18/2 gereği basiretli
davranma yükümlülüğü altındayken) kur artışını öngörememesi kabul edilmemekte
ve yabancı para üzerinden borçlanan tacirlerin uyarlama talepleri TBK m.
138'deki "öngörülmezlik" unsurunun oluşmadığı gerekçesiyle kural olarak
reddedilmektedir.
C. Geçersizlik Halinde Döviz Borcunun İadesi:
Geçersiz veya iptal edilmiş bir sözleşme kapsamında yabancı para ödenmişse,
iade talebi sebepsiz zenginleşme (TBK m. 77) hükümlerine tabidir. Sebepsiz
zenginleşmede iade anında, ödenen yabancı paranın değer kaybı veya kur
farkları, zenginleşmenin iadesi kuralları gereğince denkleştirici adalet
ilkesine göre çözümlenmelidir.
4. Pratik Olay Analizleri
Satımda döviz borcunun (TBK m. 99) ifa dinamiklerini ve alacağın ivazlı
devrinde garanti sorumluluğunun kapsamını (TBK m. 193) somutlaştırmak adına şu
iki laboratuvar vakayı inceleyelim:
Olay 1 (Döviz Borcunda Seçimlik Hak ve Temerrüt Faizi):
İthalatçı (A) Toptancı (B)'ye 100.000 Euro bedelle sanayi makinesi satmış ve
teslim etmiştir. Sözleşmede ödemenin "100.000 Euro karşılığı TL" olarak
yapılacağı belirtilmiş, ancak efektif (aynen ödeme) şartı konulmamıştır. Vade
tarihi olan 01.01.2023'te kur 1 Euro = 20 TL iken, (B) ödeme yapmayarak
temerrüde düşmüştür. 01.06.2023'te (A) icra takibi başlatmış ve bu tarihte kur
25 TL olmuştur. (A) alacağını fiili ödeme günündeki rayiçten TL olarak ve 3095
s.K. m. 4/a uyarınca Euro mevduat faiziyle birlikte talep etmektedir. (B) "TL
isteniyorsa yasal Türk Lirası temerrüt faizi istenebilir" diyerek itiraz eder.
Dogmatik Analiz: Bu uyuşmazlık TBK m. 99/3 ve 3095 s.K. m. 4/a hükümlerinin
kusursuz bir uygulamasıdır. Alacaklı (A) TBK m. 99/3 uyarınca fiili ödeme
günündeki kurdan ödeme yapılmasını isteme hakkına (seçimlik hakka) sahiptir. Bu seçimin yapılması, alacağın "yabancı para alacağı" olma karakterini
değiştirmez. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında da (E. 2012/12-1072, K.
2013/496) açıkça belirtildiği üzere; alacaklı fiili ödeme tarihindeki kur
üzerinden ödeme yapılmasını istemişse, alacak tahsil tarihine kadar yabancı
para alacağı olarak değerlendirileceğinden, 3095 Sayılı Kanun m. 4/a gereğince
devlet bankalarının o yabancı paraya uyguladığı en yüksek mevduat faizini
isteyebilir. (B)'nin faiz türüne yönelik itirazı reddedilecektir.
Olay 2 (Döviz Alacağının Devri, İflas ve TBK m. 193 Garantisi):
Satıcı (X) Alıcı (Y)'den olan 50.000 USD tutarındaki "efektif" ödemeli satış
bedeli alacağını, Faktoring Şirketi (Z)'ye 40.000 USD karşılığında (iskontolu
olarak) devreder. Vadesi geldiğinde Alıcı (Y) iflas ettiği için borcunu
ödeyemez. Faktoring Şirketi (Z) devraldığı alacağın tahsil edilememesi üzerine
devreden (X)'e başvurarak TBK m. 193 uyarınca zararını talep eder.
Dogmatik Analiz: İvazlı temliklerde devreden, borçlunun ödeme gücünü
(bonitas) garanti eder (TBK m. 191). Borçlu (Y)'nin iflası, bu garantinin
ihlalidir. Ancak (Z) devreden (X)'ten asıl alacağın nominal tutarı olan 50.000
USD'yi isteyemez. TBK m. 193 emredici hükmü uyarınca devralan (Z) ancak (X)'e
ifa ettiği karşı edimi (ödediği 40.000 USD'yi) faiziyle birlikte geri
isteyebilir. Ayrıca (Z) (Y)'nin iflas masasına kaydolmak için yaptığı
masrafları ve devir işleminden doğan diğer sözleşme giderlerini de (X)'ten
talep etme hakkına sahiptir.
5. Pratik Uygulama Notları
Satımda döviz borcu hükümlerinin (TBK m. 99) ve garanti kapsamının (TBK m. 193)
usul hukukunda (HMK, İİK) sözleşme mimarisinde (Legal Drafting) ve finansal
işlemlerde avukatların dikkat etmesi gereken stratejik boyutları şunlardır:
1. HMK ve İİK Kapsamında Taleplerin Kurgulanması:
Yabancı para alacaklarının icra takibine konu edilmesinde İcra ve İflas Kanunu
(İİK m. 58/3) uyarınca, alacağın takip tarihindeki Türk Lirası karşılığının
gösterilmesi zorunludur. Alacaklı vekilleri, TBK m. 99/3 uyarınca "fiili ödeme
günündeki kur" üzerinden tahsilat yapmak istediklerini takip talebinde mutlak
surette açıkça belirtmelidirler. Aksi halde, sadece takip tarihindeki kur
üzerinden Türk Lirasına çevrilmiş miktar kesinleşir ve ilerleyen süreçteki kur
artışlarından (devalüasyondan) faydalanma imkânı kaybedilir. Ayrıca faiz
talebi, 3095 sayılı Kanun m. 4/a atfıyla "kamu bankalarının USD/Euro mevduatına
uyguladığı en yüksek faiz" şeklinde yazılmalıdır.
2. Legal Drafting: Sözleşmelere Efektif Kaydının Doğru Derç Edilmesi:
Avukatların yabancı para cinsinden hazırladıkları sözleşmelerde, borçlunun TBK
m. 99/2'deki ikame yetkisini (TL ile ödeme hakkını) kullanmasını engellemek
için, bedel maddesine "Ödemeler mutlaka [Para Birimi] cinsinden efektif olarak,
aynen ifa yoluyla yapılacaktır. Borçlunun ödeme günündeki TCMB veya serbest
piyasa kuru üzerinden Türk Lirası ile ödeme yapma (ikame) yetkisi kesin olarak
ortadan kaldırılmıştır" şeklinde sarih bir kloz konulmalıdır.
3. Temlik Sözleşmelerinde TBK m. 193 Sınırının Sözleşmeyle Genişletilmesi:
Faktoring ve temlik işlemlerinde devralan taraf, TBK m. 193'ün sadece ödenen
ivazı (iskontolu bedeli) iade etmesini yetersiz buluyorsa, temlik sözleşmesine
bir garanti veya cezai şart klozu ekleyebilir: "Borçlunun iflası veya temerrüdü
halinde devreden, sadece devralanın ödediği temlik bedelini değil, devredilen
alacağın tam nominal değerini (müspet zararı) ilk talepte nakden ve defaten
ödemeyi gayrikabili rücu kabul eder." Bu tür ek sözleşmesel garantiler irade
özgürlüğü kapsamındadır.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtilaflara bakan daireleri, döviz
borçlarında alacaklının seçimlik hakkını (TBK m. 99/3) uygulanacak faiz türünü
ve aşırı ifa güçlüğü (TBK m. 138) bağlamında öngörülmezlik unsurunu son derece
katı ve istikrarlı kurallara bağlamıştır.
Döviz Borcunda Seçimlik Hak ve Temerrüt Faizi (3095 s.K. m. 4/a) hususunda
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (HGK) yerleşik içtihadında şu dogmatik kural
şablonlaşmıştır: "6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 99. maddesi (mülga BK m.
83) uyarınca alacaklı, yabancı para borcunun vadesinde ödenmemesi üzerine,
alacağının vade veya fiili ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile
ödenmesini isteyebilir. Alacaklının seçimlik hakkını, fiili ödeme tarihindeki
kur üzerinden ödeme yapılması yönünde kullanması halinde, dava veya takip
konusu alacak tahsil tarihine kadar yabancı para alacağı olarak
değerlendirilmeye devam eder. Bu nedenle alacaklı, bu alacağa 3095 Sayılı
Kanunun 4/a maddesi gereğince vade tarihinden fiili ödeme tarihine kadar devlet
bankalarının o para birimi ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği
en yüksek faiz oranına göre temerrüt faizi isteyebilir. Yerel mahkemenin,
alacaklının fiili ödeme günündeki kurdan TL talep etmesini alacağın TL'ye
dönüştüğü şeklinde yorumlayarak yasal (TL) temerrüt faizine hükmetmesi bozmayı
gerektirmiştir.".
Döviz Borcunda Uyarlama (TBK m. 138) ve Öngörülmezlik Unsuru bağlamında
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (E. 2014/13-1614, K. 2014/900) Japon Yeni
kararı son derece keskindir: "Dövize endeksli kredi sözleşmesinde, Japon
Yeni'nin TL karşısında aşırı değer kazanması üzerine kredi borçlusu uyarlama
(TBK m. 138) talep etmiştir. Ancak TTK m. 18/2 gereğince her tacir ticaretine
ait faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmekle yükümlüdür.
Ülkemizde 1958 yılından beri devalüasyonlar ilan edilmekte, Türk parasının
değeri dolar ve diğer yabancı paralar karşısında düşürülmektedir. Dolayısıyla
ülkemizdeki istikrarsız ekonomik durum, devalüasyonlar ve kur artışları tacir
olan taraflarca tahmin edilebilecek bir keyfiyettir. Somut olayda uyarlamanın
en temel koşullarından olan 'öngörülmezlik (beklenmeyen hal)' unsuru
oluşmadığından, işlem temelinin çökmesinden (clausula rebus sic stantibus)
bahsedilemez. İstemin reddi gerekirken kabulü isabetsizdir.".
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nda yer alan Yabancı Para Borcu ve İfası (TBK m. 99 / OR
Art. 84) rejimi ile Alacağın Devrinde Garantinin Kapsamı (TBK m. 193 / OR
Art. 173) kurumları, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal
Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Kur Risklerinin
Tek Taraflı Değerlendirilmesi" ve "Garanti Kapsamının Menfi Zarara
Sıkıştırılması" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay
hatlarına maruz kalmaktadır.
Birinci ve en sert felsefi eleştiri, Sisteminizdeki "Sözleşmenin Değişen
Koşullara Göre Uyarlanması" tartışmalarında merkezî bir yer tuttuğu üzere;
Yargıtay'ın Yabancı Para Borçlarında (Özellikle Ticari Kredilerde) 'Kur
Artışlarının Türkiye'de Daima Öngörülebilir Olduğu' Yönündeki Katı Karinesinin,
TBK m. 138'in Uygulama Alanını Yok Etmesidir. Oğuzman/Öz ve Eren'in
öğretilerinde haklı olarak sorgulandığı üzere; devalüasyonun varlığının genel
bir ekonomik risk olarak bilinmesi ile, kurun birkaç ay içinde %100-%200
oranında fırlamasının (marjinal sapmanın) somut sözleşme özelinde öngörülebilir
olması birbirinden tamamen farklı dogmatik olgulardır. Kanun koyucu,
TBK m. 138'i tam da bu tür olağanüstü, sözleşmenin temelini ve ifa dengesini
yıkan makroekonomik felaketler için ihdas etmiştir. Yargıtay Hukuk Genel
Kurulu'nun (Japon Yeni kararlarında olduğu gibi) "tacirsen kur artışını
öngörmeliydin" diyerek mutlak bir soyutlama yapması ve sözleşme adaletini
(Justitia commutativa) katı bir "pacta sunt servanda (ahde vefa)" ilkesine
kurban etmesi, denkleştirici adaleti ağır biçimde zedelemektedir.
Nitekim Yargıtay 13. HD'nin bazı muhalefet şerhlerinde belirtildiği üzere, her
somut olayda kur artışının dönemsel etkisinin maliyet tablolarıyla (bilirkişi
vasıtasıyla) ölçülmesi ve ekonomik mahva yol açan durumlarda uyarlamanın
devreye sokulması şarttır.
İkinci dogmatik eleştiri, TBK m. 193'te Düzenlenen Devredenin Garanti
Sorumluluğunun (Ödenen İvazın İadesi ile Sınırlanmasının) Özellikle Finansal
Faktoring Piyasalarında Devralanın İfa Menfaatini Korumamasıdır. Nomer ve
Öz'ün eserlerinde işaret edildiği üzere; bir alacağı satın alan finans kuruluşu
(devralan) borçlunun iflası (bonitas ihlali) veya alacağın geçersizliği
(veritas ihlali) durumunda, devredenden TBK m. 193 kapsamında yalnızca "ödediği
bedeli (menfi zarar kapsamında)" geri alabilmektedir. Oysa devralan, bu alacağı
nominal değerinden iskonto ile satın almış ve bir "kâr beklentisi (müspet
zarar)" içine girmiştir. Hukukun, devredenin kusursuz sorumluluğunu
(garantisini) salt sözleşme öncesi duruma dönme (restitutio in integrum)
seviyesine sıkıştırması, alacağın ticari bir meta (emtia) olarak dolaşıma
girdiği modern ekonomilerde devralanı tatmin etmekten uzaktır. Sözleşme
mimarisi bu açığı cezai şartlarla (özel klozlarla) kapatsa da, kanunlaştırma
tekniği (Legistik) açısından m. 193'ün, "satım sözleşmesindeki zapta karşı
tekeffül (TBK m. 214)" mantığına hapsolup, finansal enstrümanların
dinamiklerini yakalayamaması doktriner bir zafiyettir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 193'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 84.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 193. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar hukuku dogmatiğinde para borçları, niteliği gereği "cins borcu (genus)" olarak kabul edilir ve kural olarak borçlunun kusursuz imkânsızlık (TBK m. 136) savunmasına konu olamazlar ("cins tükenmez" kuralı). Para borçlarının ifasında asli kural, ödemenin ülke parasıyla (Türk Lirası) yapılmasıdır. Ancak irade özerkliği ve sözleşme serbestisi (TBK m. 26) ilkesi gereğince taraflar, borcun konusunu yabancı bir para birimi (döviz) olarak da belirleyebilirler. Türk Borçlar Kanunu m. 99 (Mehaz OR Art. 84) yabancı para borçlarının ifa rejimini düzenleyen temel maddedir. Hükme göre, ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede "aynen ödeme" veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parasıyla da ödenebilir. Bu kural, borçluya yabancı para bulma zorluğunu aşması için tanınmış bir "ikame yetkisi (facultas alternativa)" niteliğindedir.
Bununla birlikte, yabancı para üzerinden kurulan bir satım sözleşmesinde borçlunun temerrüde düşmesi halinde, kur dalgalanmalarından doğan risklerin alacaklı üzerinde kalmasını engellemek amacıyla kanun koyucu TBK m. 99/3 hükmünü sevk etmiştir. Buna göre borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebilir.
Öte yandan, ticari hayatta satıcılar, kur riskinden korunmak veya nakit akışını hızlandırmak için döviz cinsinden alacaklarını iskonto ederek üçüncü kişilere (finans kuruluşlarına) devretmektedirler (TBK m. 183). İvazlı bir devir işleminde devreden, alacağın varlığını ve borçlunun ödeme gücünü kanun gereği garanti eder (TBK m. 191). Döviz borçlusunun iflas etmesi veya haklı bir def'i ileri sürerek borcu ödememesi halinde, devralan, TBK m. 193 uyarınca devredene başvuracaktır. TBK m. 193, garanti sorumluluğunun kapsamını; (1) ifa edilen karşı edimin faiziyle iadesi, (2) devir masrafları, (3) borçluya karşı yapılan sonuçsuz girişimlerin (icra/dava) giderleri ve (4) devreden kusursuzluğunu ispat etmedikçe diğer zararların tazmini olarak belirlemiştir. Dolayısıyla, satımda döviz borcunun ifa edilmemesi, salt asıl sözleşmenin temerrüt mekanizmalarını değil, alacağın devredildiği senaryolarda TBK m. 193'teki ağır garanti yaptırımlarını da tetikleyen merkezi bir olgudur.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Yabancı para borçlarında ifa usulünün ve garanti kapsamının dogmatik sınırlarını belirleyebilmek için, ilgili kavramların doktrindeki (Eren, Oğuzman/Öz, Nomer) yaklaşımlar çerçevesinde analiz edilmesi zorunludur:
A. Yabancı Para (Döviz) Borcu ve Aynen İfa (Efektif Kaydı): Sözleşmede para borcunun "aynen ifa" edileceği, "aynen ödeneceği", "yabancı para cinsinden nakit olarak" veya "efektif ödeneceği" gibi hükümler varsa, borcun yabancı parayla aynen ifası kararlaştırılmış demektir. Efektif kaydının varlığı halinde, alacaklı ödeme gününde yabancı parayla yapılan ifayı kabul etmek zorundadır; borç ülke parasıyla ödenmek istendiğinde alacaklı bunu kabul etmek zorunda değildir ve borçlu temerrüdüne düşer.
B. İkame Yetkisi (Facultas Alternativa): Sözleşmede yabancı para kararlaştırılmış ancak "efektif (aynen)" kaydı konulmamışsa, borçlu borcunu ödeme günündeki TCMB (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası) rayici üzerinden ülke parasıyla (TL) ödemek gibi bir seçimlik, ikame hakka sahiptir. Oğuzman/Öz ve Eren'in eserlerinde titizlikle vurgulandığı üzere, buradaki hak bir "seçimlik borç (TBK m. 87)" değildir; borcun asıl konusu tektir (döviz) ancak borçluya ifa kolaylığı sağlamak adına kanunla verilmiş bir "ikame (yerine getirme) yetkisi" söz konusudur.
C. Alacaklının Seçimlik Hakkı (TBK m. 99/3): Eğer sözleşmede "aynen ödeme" kaydı yoksa ve borçlu da vadesinde borcunu ödemeyerek temerrüde düşmüşse, TBK m. 99/3 uyarınca alacaklıya yenilik doğuran bir seçimlik hak bahşedilmiştir. Alacaklı, alacağını:
D. Garanti Sorumluluğunun Kapsamı (TBK m. 193): Yabancı para alacağı devredildiğinde ve tahsil edilemediğinde, devralanın devredenden talep edeceği tutar TBK m. 193 ile sınırlanmıştır. Devralan, devredenden "asıl döviz alacağının nominal değerini" değil, devir işlemi sırasında "ifa ettiği karşı edimi (ödediği satın alma bedelini)" faiziyle birlikte geri isteyebilir. Bu durum, garanti sorumluluğunun ifa menfaatini (müspet zararı) değil, işlem temelinin çökmesinden kaynaklanan güven menfaatini (menfi zararı) ve ödenen ivazın iadesini hedeflediğini gösterir.
3. Sistematik İlişkiler
Satımda döviz borcunun ifası (TBK m. 99) ve garanti kapsamı (TBK m. 193); temerrüt faizi rejimleri, aşırı ifa güçlüğü (TBK m. 138) ve sebepsiz zenginleşme kurallarıyla derin bir sistematik etkileşim içindedir.
A. Yabancı Para Borçlarında Temerrüt Faizi (3095 s.K. m. 4/a): Yabancı para borcunun temerrüdü halinde uygulanacak faiz oranı TBK'da değil, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'da düzenlenmiştir. Anılan Kanunun 4/a maddesinde, sözleşmede daha yüksek akdi veya gecikme faizi kararlaştırılmadığı hallerde, yabancı para borcunun faizinde Devlet Bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranının uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Yabancı para borçlarına kanuni temerrüt faizi uygulanabilmesi için borcun aynen (efektif) yabancı para olarak ifası veya ödeme günündeki rayiçten ülke parasıyla ifası arasında fark yoktur. Ancak alacaklı, TBK m. 99/3 uyarınca fiili ödeme günündeki kurdan TL talep ediyorsa, bu alacak aslen döviz karakterini koruduğundan, tahsil tarihine kadar yine 3095 m. 4/a kapsamındaki yabancı para mevduat faizini talep etme hakkına sahiptir.
B. Aşırı İfa Güçlüğü (TBK m. 138 / Clausula Rebus Sic Stantibus) ile Çatışma: Döviz borçlarında borçlu açısından en büyük tehlike, kurun ani ve olağanüstü şekilde yükselmesi (devalüasyon) neticesinde sözleşmedeki edim dengesinin çökmesidir. Bu durumda borçlu, TBK m. 138 uyarınca hâkimden "sözleşmenin değişen koşullara uyarlanmasını" talep edebilir. Ancak Yargıtay'ın istikrar kazanmış ve doktrinde (Oğuzman/Öz, Eren, Antalya) eleştirilen içtihatlarına göre; Türkiye'de ekonomik krizler, enflasyon ve devalüasyonlar "öngörülemez" nitelikte değildir. Özellikle tacirlerin (TTK m. 18/2 gereği basiretli davranma yükümlülüğü altındayken) kur artışını öngörememesi kabul edilmemekte ve yabancı para üzerinden borçlanan tacirlerin uyarlama talepleri TBK m. 138'deki "öngörülmezlik" unsurunun oluşmadığı gerekçesiyle kural olarak reddedilmektedir.
C. Geçersizlik Halinde Döviz Borcunun İadesi: Geçersiz veya iptal edilmiş bir sözleşme kapsamında yabancı para ödenmişse, iade talebi sebepsiz zenginleşme (TBK m. 77) hükümlerine tabidir. Sebepsiz zenginleşmede iade anında, ödenen yabancı paranın değer kaybı veya kur farkları, zenginleşmenin iadesi kuralları gereğince denkleştirici adalet ilkesine göre çözümlenmelidir.
4. Pratik Olay Analizleri
Satımda döviz borcunun (TBK m. 99) ifa dinamiklerini ve alacağın ivazlı devrinde garanti sorumluluğunun kapsamını (TBK m. 193) somutlaştırmak adına şu iki laboratuvar vakayı inceleyelim:
Olay 1 (Döviz Borcunda Seçimlik Hak ve Temerrüt Faizi): İthalatçı (A) Toptancı (B)'ye 100.000 Euro bedelle sanayi makinesi satmış ve teslim etmiştir. Sözleşmede ödemenin "100.000 Euro karşılığı TL" olarak yapılacağı belirtilmiş, ancak efektif (aynen ödeme) şartı konulmamıştır. Vade tarihi olan 01.01.2023'te kur 1 Euro = 20 TL iken, (B) ödeme yapmayarak temerrüde düşmüştür. 01.06.2023'te (A) icra takibi başlatmış ve bu tarihte kur 25 TL olmuştur. (A) alacağını fiili ödeme günündeki rayiçten TL olarak ve 3095 s.K. m. 4/a uyarınca Euro mevduat faiziyle birlikte talep etmektedir. (B) "TL isteniyorsa yasal Türk Lirası temerrüt faizi istenebilir" diyerek itiraz eder. Dogmatik Analiz: Bu uyuşmazlık TBK m. 99/3 ve 3095 s.K. m. 4/a hükümlerinin kusursuz bir uygulamasıdır. Alacaklı (A) TBK m. 99/3 uyarınca fiili ödeme günündeki kurdan ödeme yapılmasını isteme hakkına (seçimlik hakka) sahiptir. Bu seçimin yapılması, alacağın "yabancı para alacağı" olma karakterini değiştirmez. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında da (E. 2012/12-1072, K. 2013/496) açıkça belirtildiği üzere; alacaklı fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden ödeme yapılmasını istemişse, alacak tahsil tarihine kadar yabancı para alacağı olarak değerlendirileceğinden, 3095 Sayılı Kanun m. 4/a gereğince devlet bankalarının o yabancı paraya uyguladığı en yüksek mevduat faizini isteyebilir. (B)'nin faiz türüne yönelik itirazı reddedilecektir.
Olay 2 (Döviz Alacağının Devri, İflas ve TBK m. 193 Garantisi): Satıcı (X) Alıcı (Y)'den olan 50.000 USD tutarındaki "efektif" ödemeli satış bedeli alacağını, Faktoring Şirketi (Z)'ye 40.000 USD karşılığında (iskontolu olarak) devreder. Vadesi geldiğinde Alıcı (Y) iflas ettiği için borcunu ödeyemez. Faktoring Şirketi (Z) devraldığı alacağın tahsil edilememesi üzerine devreden (X)'e başvurarak TBK m. 193 uyarınca zararını talep eder. Dogmatik Analiz: İvazlı temliklerde devreden, borçlunun ödeme gücünü (bonitas) garanti eder (TBK m. 191). Borçlu (Y)'nin iflası, bu garantinin ihlalidir. Ancak (Z) devreden (X)'ten asıl alacağın nominal tutarı olan 50.000 USD'yi isteyemez. TBK m. 193 emredici hükmü uyarınca devralan (Z) ancak (X)'e ifa ettiği karşı edimi (ödediği 40.000 USD'yi) faiziyle birlikte geri isteyebilir. Ayrıca (Z) (Y)'nin iflas masasına kaydolmak için yaptığı masrafları ve devir işleminden doğan diğer sözleşme giderlerini de (X)'ten talep etme hakkına sahiptir.
5. Pratik Uygulama Notları
Satımda döviz borcu hükümlerinin (TBK m. 99) ve garanti kapsamının (TBK m. 193) usul hukukunda (HMK, İİK) sözleşme mimarisinde (Legal Drafting) ve finansal işlemlerde avukatların dikkat etmesi gereken stratejik boyutları şunlardır:
1. HMK ve İİK Kapsamında Taleplerin Kurgulanması: Yabancı para alacaklarının icra takibine konu edilmesinde İcra ve İflas Kanunu (İİK m. 58/3) uyarınca, alacağın takip tarihindeki Türk Lirası karşılığının gösterilmesi zorunludur. Alacaklı vekilleri, TBK m. 99/3 uyarınca "fiili ödeme günündeki kur" üzerinden tahsilat yapmak istediklerini takip talebinde mutlak surette açıkça belirtmelidirler. Aksi halde, sadece takip tarihindeki kur üzerinden Türk Lirasına çevrilmiş miktar kesinleşir ve ilerleyen süreçteki kur artışlarından (devalüasyondan) faydalanma imkânı kaybedilir. Ayrıca faiz talebi, 3095 sayılı Kanun m. 4/a atfıyla "kamu bankalarının USD/Euro mevduatına uyguladığı en yüksek faiz" şeklinde yazılmalıdır.
2. Legal Drafting: Sözleşmelere Efektif Kaydının Doğru Derç Edilmesi: Avukatların yabancı para cinsinden hazırladıkları sözleşmelerde, borçlunun TBK m. 99/2'deki ikame yetkisini (TL ile ödeme hakkını) kullanmasını engellemek için, bedel maddesine "Ödemeler mutlaka [Para Birimi] cinsinden efektif olarak, aynen ifa yoluyla yapılacaktır. Borçlunun ödeme günündeki TCMB veya serbest piyasa kuru üzerinden Türk Lirası ile ödeme yapma (ikame) yetkisi kesin olarak ortadan kaldırılmıştır" şeklinde sarih bir kloz konulmalıdır.
3. Temlik Sözleşmelerinde TBK m. 193 Sınırının Sözleşmeyle Genişletilmesi: Faktoring ve temlik işlemlerinde devralan taraf, TBK m. 193'ün sadece ödenen ivazı (iskontolu bedeli) iade etmesini yetersiz buluyorsa, temlik sözleşmesine bir garanti veya cezai şart klozu ekleyebilir: "Borçlunun iflası veya temerrüdü halinde devreden, sadece devralanın ödediği temlik bedelini değil, devredilen alacağın tam nominal değerini (müspet zararı) ilk talepte nakden ve defaten ödemeyi gayrikabili rücu kabul eder." Bu tür ek sözleşmesel garantiler irade özgürlüğü kapsamındadır.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtilaflara bakan daireleri, döviz borçlarında alacaklının seçimlik hakkını (TBK m. 99/3) uygulanacak faiz türünü ve aşırı ifa güçlüğü (TBK m. 138) bağlamında öngörülmezlik unsurunu son derece katı ve istikrarlı kurallara bağlamıştır.
Döviz Borcunda Seçimlik Hak ve Temerrüt Faizi (3095 s.K. m. 4/a) hususunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (HGK) yerleşik içtihadında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 99. maddesi (mülga BK m. 83) uyarınca alacaklı, yabancı para borcunun vadesinde ödenmemesi üzerine, alacağının vade veya fiili ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebilir. Alacaklının seçimlik hakkını, fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden ödeme yapılması yönünde kullanması halinde, dava veya takip konusu alacak tahsil tarihine kadar yabancı para alacağı olarak değerlendirilmeye devam eder. Bu nedenle alacaklı, bu alacağa 3095 Sayılı Kanunun 4/a maddesi gereğince vade tarihinden fiili ödeme tarihine kadar devlet bankalarının o para birimi ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranına göre temerrüt faizi isteyebilir. Yerel mahkemenin, alacaklının fiili ödeme günündeki kurdan TL talep etmesini alacağın TL'ye dönüştüğü şeklinde yorumlayarak yasal (TL) temerrüt faizine hükmetmesi bozmayı gerektirmiştir.".
Döviz Borcunda Uyarlama (TBK m. 138) ve Öngörülmezlik Unsuru bağlamında Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (E. 2014/13-1614, K. 2014/900) Japon Yeni kararı son derece keskindir: "Dövize endeksli kredi sözleşmesinde, Japon Yeni'nin TL karşısında aşırı değer kazanması üzerine kredi borçlusu uyarlama (TBK m. 138) talep etmiştir. Ancak TTK m. 18/2 gereğince her tacir ticaretine ait faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmekle yükümlüdür. Ülkemizde 1958 yılından beri devalüasyonlar ilan edilmekte, Türk parasının değeri dolar ve diğer yabancı paralar karşısında düşürülmektedir. Dolayısıyla ülkemizdeki istikrarsız ekonomik durum, devalüasyonlar ve kur artışları tacir olan taraflarca tahmin edilebilecek bir keyfiyettir. Somut olayda uyarlamanın en temel koşullarından olan 'öngörülmezlik (beklenmeyen hal)' unsuru oluşmadığından, işlem temelinin çökmesinden (clausula rebus sic stantibus) bahsedilemez. İstemin reddi gerekirken kabulü isabetsizdir.".
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nda yer alan Yabancı Para Borcu ve İfası (TBK m. 99 / OR Art. 84) rejimi ile Alacağın Devrinde Garantinin Kapsamı (TBK m. 193 / OR Art. 173) kurumları, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Kur Risklerinin Tek Taraflı Değerlendirilmesi" ve "Garanti Kapsamının Menfi Zarara Sıkıştırılması" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.
Birinci ve en sert felsefi eleştiri, Sisteminizdeki "Sözleşmenin Değişen Koşullara Göre Uyarlanması" tartışmalarında merkezî bir yer tuttuğu üzere; Yargıtay'ın Yabancı Para Borçlarında (Özellikle Ticari Kredilerde) 'Kur Artışlarının Türkiye'de Daima Öngörülebilir Olduğu' Yönündeki Katı Karinesinin, TBK m. 138'in Uygulama Alanını Yok Etmesidir. Oğuzman/Öz ve Eren'in öğretilerinde haklı olarak sorgulandığı üzere; devalüasyonun varlığının genel bir ekonomik risk olarak bilinmesi ile, kurun birkaç ay içinde %100-%200 oranında fırlamasının (marjinal sapmanın) somut sözleşme özelinde öngörülebilir olması birbirinden tamamen farklı dogmatik olgulardır. Kanun koyucu, TBK m. 138'i tam da bu tür olağanüstü, sözleşmenin temelini ve ifa dengesini yıkan makroekonomik felaketler için ihdas etmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (Japon Yeni kararlarında olduğu gibi) "tacirsen kur artışını öngörmeliydin" diyerek mutlak bir soyutlama yapması ve sözleşme adaletini (Justitia commutativa) katı bir "pacta sunt servanda (ahde vefa)" ilkesine kurban etmesi, denkleştirici adaleti ağır biçimde zedelemektedir. Nitekim Yargıtay 13. HD'nin bazı muhalefet şerhlerinde belirtildiği üzere, her somut olayda kur artışının dönemsel etkisinin maliyet tablolarıyla (bilirkişi vasıtasıyla) ölçülmesi ve ekonomik mahva yol açan durumlarda uyarlamanın devreye sokulması şarttır.
İkinci dogmatik eleştiri, TBK m. 193'te Düzenlenen Devredenin Garanti Sorumluluğunun (Ödenen İvazın İadesi ile Sınırlanmasının) Özellikle Finansal Faktoring Piyasalarında Devralanın İfa Menfaatini Korumamasıdır. Nomer ve Öz'ün eserlerinde işaret edildiği üzere; bir alacağı satın alan finans kuruluşu (devralan) borçlunun iflası (bonitas ihlali) veya alacağın geçersizliği (veritas ihlali) durumunda, devredenden TBK m. 193 kapsamında yalnızca "ödediği bedeli (menfi zarar kapsamında)" geri alabilmektedir. Oysa devralan, bu alacağı nominal değerinden iskonto ile satın almış ve bir "kâr beklentisi (müspet zarar)" içine girmiştir. Hukukun, devredenin kusursuz sorumluluğunu (garantisini) salt sözleşme öncesi duruma dönme (restitutio in integrum) seviyesine sıkıştırması, alacağın ticari bir meta (emtia) olarak dolaşıma girdiği modern ekonomilerde devralanı tatmin etmekten uzaktır. Sözleşme mimarisi bu açığı cezai şartlarla (özel klozlarla) kapatsa da, kanunlaştırma tekniği (Legistik) açısından m. 193'ün, "satım sözleşmesindeki zapta karşı tekeffül (TBK m. 214)" mantığına hapsolup, finansal enstrümanların dinamiklerini yakalayamaması doktriner bir zafiyettir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 193. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.